Çetin Koçarslan Öfkem derimin altında bir çığ gibi büyüyordu. Bileğinden tuttuğum gibi onu sürüklemeye başladım ve çok geçmeden odamıza geldiğim gibi yere doğru sertçe ittirdim onu. Kapının gümlemesi, içimde patlayan sessiz çığlığın sesi oldu sadece. Halının üzerinde, bembeyaz entarisi çamur ve yırtıklarla lekelendi. Titriyordu. Her zamanki gibi titriyordu. Ama şu an o titreyiş, yüreğimdeki öfkenin kör uçlarını keskinleştiriyordu. Nefes alıyordum ama ciğerlerime ateş doluyordu. Her nefes göğsümü acı şekilde yakıyordu. “Güzel,” derken kelime ağzımdan paslı bir çivi gibi çıktı. “Çok güzel.” Odanın içinde dönüp durdum. Kitapların, belgelerin arasında sıkışmış bu odada tek gerçek olan onun korkusuydu. Ve benim içimde kaynayan, adını koyamadığım çocukluktan kalan o tufan şey. Durdum. Sırtı

