Çetin Koçarslan Dört duvar. Sadece soğuk, gri beton ve genzimi yakan o keskin demir kokusu. Hücrenin köşesindeki o sert yatağa oturmuş, ellerimi başımın arasına almıştım. Saatlerdir buradaydım ama zaman kavramını çoktan yitirmiştim. Ne dışarıda güneşin doğuşu umrumdaydı ne de koridorda yankılanan o ağır postal sesleri. Benim dünyam, Zümra’nın o karanlık yolda, arkasına bile bakmadan çekip gittiği o saniyede durmuştu. Göğüs kafesimin içinde, sönmek bilmeyen harlı bir ateş vardı. Zümra’ya olan aşkım, ona duyduğum o deli hasret, hücrenin bu dondurucu soğuğuna inat içimi cayır cayır yakıyordu. Gözlerimi her kapattığımda, onun konağın kilerindeki çaresizliğini, bana “ben yapmadık” diyerek kendini savunuşu ve ardından annemin onu konağın kapısında asarak öldürmeye çalışmasından sonra gözlerin

