-7- Ormandaki Yuva

1402 Words
Atların sırtında ve rehberliğinde ormandan çıkan iki kız kardeş konağa dönmekle ormandaki eve gitmek arasında fikir ayrılığı yaşasalar da Astasya, Anuşka’yı görmeden konağa dönmemekte ısrarcı olmuştu. Sadece bir geceliğine bile olsa annesini görmeye ihtiyacı vardı. Üstelik tüm çete üyeleri kaçmış ve ortadan kaybolmuşlardı. Oysa Liyatta araba konağa dönmezse annelerinin endişeleneceğini düşünüyor, hatta arabacıya ne olduğunu da bilmediklerinden konağa dönüp başlarına gelenleri annelerine anlatmalarının elzem olduğunu savunuyordu. ‘’Akşam olmadan ormandaki eve gideceğiz, Anuşka’yı göreceğim ve ertesi gün Vitoli bizi konağa götürebilir. Kasabaya tek başımıza girmek güvenli olmayabilir, çevreye dağılan o adamlar yine karşımıza çıkarsa?’’ Yol ayrımında münakaşa ediyorlardı ve Astasya konuşurken sürekli sağa sola bakıyordu gelen giden var mı diye. Liyatta kasaba tarafına bakıp, ‘’Karşımıza çıkarlarsa güçlerimizi kullanırız. Tıpkı dem-‘’ ‘’Hayır! Onları ulu orta her yerde kullanamayız, bunu düşünme bile!’’ Astasya bir orman yolunda yalnız olmalarına rağmen sesini alçalttı ve, ‘’Cadı diye yakalanıp, öldürülmek mi istiyorsun sen?’’ Liyatta kararsız bir ifadeyle süslediği birkaç saniyeden sonra teslim olur gibi nefes savurdu. ‘’Peki! Hadi o halde gidelim ormana ama çabuk olalım. Burada kalmak istemiyorum daha fazla. Her an birileri bizi bulabilir.’’ ‘’Kimsenin sana zarar vermesine izin vermem. Cadı diye yakalanacak bile olsam.’’ Liyatta’nın ifadesi ablasının sözleriyle yumuşarken Astasya ekledi, ‘’Tabii böyle sevimli ve uslu bir kız olmaya devam ettiğin sürece sevgili kardeşim.’’ Kızıl saçlı kız kıkırdarken Liyatta sahte bir huysuzlukla suratını astı. ‘’Seninle uğraşmaktan daha eğlenceli bir şey yoktu, ne yapabilirdim başka?’’ Astasya atının yönünü Orman evine giden yola çevirirken kız kardeşine yan yan bakıp, Ağaçlara tırmanmayı deneyebilirsin. İnan bana çok daha eğlenceli.’’ deyip göz kırptı. ‘’Aman aman kalsın, ayaklarımın toprağa değmesini tercih ederim.’’ Astasya atını sürerken Liyatta da onu takip etti. Ablası hızlanmadan önce son kez döndü ve, ‘’Hep güvende kalmaya çalışırsan asla gerçekten yaşamış sayılmazsın. Dünya korunaklı ve süslü hapishanelerden çok daha geniş ve güzel bana kalırsa.’’ ‘’Nerden biliyorsun ki, bu bölgenin dışına bile çıkmadın?’’ Liyatta eski bilmiş tavrına bürünmüştü. Astasya alınganlık yapmadı. ‘’Evet ve bunun bir kayıp olduğunu hissediyorum. O yüzden görebileceğim her yeri görüp, deneyebileceğim her şeyi denemek istiyorum. Ama önce hızlanıp orman evine varmalıyız. Hadi! Deh!’’ Genç kız atını harekete geçirdi ve hızlanması için telkinde bulundu. İki at peş peşe orman evine doğru ilerlerken genç kızların saçları özgürce dalgalanıyordu. Astasya beraberinde Liyatta’yla köprüden geçtiğinde hayatının en güzel günlerini geçirdiği ev de açıklığın ortasında belirdi. ‘’Bu nasıl oluyor anlamıyorum. Aniden nasıl ortaya çıkıyor?’’ Liyatta, evin derenin diğer tarafından görünmeyip, derenin bu tarafına geçince aniden vücut bulmasına şaşkınlık ve hayranlıkla baktı tekrar. Astasya ona bilmiş şekilde sırıttı. ‘’Ormanın korumasıyla oluyor. Sadece davet edilenler için görünür.’’ ‘’İlk gördüğümde de çok şaşırmıştım.’’ Liyatta evi ilk kez Yuşhakov’un öldürüldüğü gün görmüştü. O gün daha çok şaşırmıştı tabii ama şimdi de aynı olayın tekrarlanması yine biraz şaşkınlık yaratmıştı genç kızda. ‘’Burada yaşamayanlar anlayamaz. Şaşırman normal.’’ Astasya’nın sesinde manidar bir ton vardı. O ormanın kızıydı ve bu ormana dair her şeyi bir şekilde hızlıca kavrayabiliyor ve kabulleniyordu. Oysa burada hiç yaşamamış biri için gördükleri göremediklerinin yanında hiç kaldığı gibi anlaşılmaz olması da gayet doğaldı. İkili atların sırtında eve doğru yaklaşırken ormandan bir kurt koşarak onlara doğru gelmeye başladı. Astasya hemen tanımıştı Gümüş’ü. Attan indi ve o da hayvana doğru koşmaya başladı. ‘’Gümüş!’’ diye heyecan ve sevgiyle bağırıyordu ve geçtiği yerlerde topraktan çiçekler fışkırıyordu. Mutluluğu nasılda çoğalıyordu bastığı her yerde. Liyatta da kurdu tanımıştı ama ona yaklaşmaya niyeti yoktu. Atını hızlandırıp eve varmaya çalıştı. Vitoli de tam o sırada bir dağ gibi yükseldi kapının önünde. Liyatta bir an iri adama bakıp ne diyeceğini düşünürken artık saçlarına ve sakalına kırlar düşmeye başlamış iri adam kıza babacan bir şekilde tebessüm etti. ‘’Anuşka çok sevinecek sizi gördüğü için. Hoş geldiniz.’’ Kız adamın kaba görüntüsüne tezat nezaketine bir kez daha şaşırıp, ‘’Asta… Yani ablam, Anuşka’nın hasta olduğunu duyar duymaz gelmek istedi.’’ Vitoli, Gümüş’le yanlarına gelmekte olan Tasya’ya bakarken gülümsemesi yüzünde genişledi. ‘’Baba!’’ diye koşarak geldi genç kız ve iri adamın geniş gövdesine sarıldı güçlü bir ağacın çevresini ölçmek istercesine. Vitoli de büyük ellerini kızın gür saçlarına daldırdı. ‘’Tasyam! Seni çok özledik!’’ ‘’Ben de sizi çok özledim. Hemen annemi görmek istiyorum. Nerede o?’’ Kollarını babasından çözerken yüzüne baktı Vitoli’nin. ‘’Üst katta, yatağında dinleniyor.’’ ‘’Kim demiş yattığımı?’’ Anuşka kapıdan onlara bakarken gözleri çakmak çakmaktı. Astasya, ‘’Anne!’’ diye bağırarak koşup Anuşka’ya sarılırken kadın da aynı Vitoli gibi ellerini kızın saçlarına daldırdı ve eğilip kokladı buklelerini. ‘’Hala ilk gün ki gibi kokuyorsun ateş çiçeğim.’’ dedi sevgiyle. ‘’Neden ayaktasın sen?’’ Genç kız telaşla baktı annesinin yüzüne. Sanki neyi olduğunu anlamak istiyordu. Anuşka’nın solgun yüzünde yorgun bir tebessüm hasıl oldu. ‘’Sen geldin ya, kim tutabilir beni yatakta?’’ ‘’Atlarla gelmişsiniz? Yalnız yolculuk etmediniz ya?’’ Vitoli’nin sesinde kayı vardı. İki genç kızın buralara kadar atlarla tek başına yolculuk etmesi hiç tekin değildi. ‘’İçeri girip oturalım da anlatayım baba. Annem hala yorgun görünüyor.’’ Astasya annesinin kolundan tutup onu evin kapısına doğru yönlendirirken Liyatta ve Vitoli sessizce takip ettiler ikiliyi. Astasya eve girdiğinde refleks olarak babasının ona oda olarak yaptığı bölmeye kaydı gözü. Çocukluğu bir şerit gibi gözünün önünde canlanırken evin sessizliği de yüreğine oturdu. Önce Alesko ayrılmıştı onlardan ve sonra Danil gitmişti çok uzaklara. Astasya da kaderinin bu ormandan ibaret olmadığını kabul etmek zorunda kalmış o da ağabeyleri gibi yuvadan uçmuştu. Şimdi bu evde geriye sessizlik ve terk edilmişliğin hüznü kalmıştı. Genç kız tüm duvarlarda ve nefes aldığı havada bunu hissedebiliyordu. Önceden içini huzurla dolduran bu yuva şimdi huzursuz eden bir melankoliyle doluydu sanki. ‘’Bir grup adam bizi kaçırdı ve bir kampa götürdüler.’’ Astasya, annesini bir tabureye oturtunca babasının beklediği cevabı verdi. ‘’Ne!’’ diye haykırdı Anuşka. ‘’Ne zaman? Nasıl?’’ diye ekledi Vitoli de soruları. Liyatta sessizce beklerken Astasya devam etti. ‘’Bu sabah, arabayla buraya geliyorduk ve kasabada şoförümüzü değiştirip arabayı kaçırdılar. Bizi kuytu bir orman köşesine götürdüler.’’ Anuşka hayret ve öfke sesleri çıkarırken Vitoli dikkatle dinliyordu kızını. ‘’İyi de nasıl kurtuldunuz?’’ dedi Anuşka dayanamayıp. Astasya Liyatta’ya bakıp sırıttı. ‘’Liyatta ve ben onlara unutamayacakları bir ders verdik.’’ Liyatta da karşılık olarak sırıtınca Anuşka ve Vitoli birbirlerine baktılar merakla. ‘’Biz iyiyiz merak etmeyin ama onlar çil yavrusu gibi dağıldılar.’’ ‘’Oh, Tanrı’ya şükür. Peki sizi neden kaçırdılar, ne istediler benim yavrumdan?’’ Anuşka’nın demin solgun görünen yüzü şimdi öfkeden kızarmıştı. ‘’Yuşhakov’un adamlarıymışlar. Karga ölünce alacaklarını da alamamışlar haliyle. Bizim karşılığımızda annemden para talep edeceklerdi. Bize öyle söyledi liderleri.’’ ‘’Ya size zarar verseydiler? Ya yine çıkarlarsa ortaya?’’ ‘’Dedim ya anne, biz iyiyiz. Ama hepsi kaçıştılar ve nereye gittiler bilmiyoruz. O yüzden anneme haber vermek zorundayız? Gözlerini karartıp konağa da saldırabilirler.’’ Vitoli düşünceli bir şekilde sakalını sıvazladı. ‘’Evet haklısın. Desa’nın uyarılması gerekiyor. Yarın sabah sizinle konağa kadar gelirim ve güven içinde varmanızı sağlarım.’’ ‘’İyi ama ya annem?’’ Astasya, Anuşka’ya sarıldı. ’’O hasta ve ben onu çok özledim. Yarın sabah tekrar dönmek de istemiyorum ki.’’ Genç kızın dudakları büzüldü. Anuşka kızının elini sevgiyle okşadı. ‘’Ben iyiyim, seni görmek bile yetti bana. Desa tehlikede olabilir Tasya’m, onu uyarmalısınız.’’ Genç kız annesinin önündeki diğer tabureye oturdu ve kadının yüzüne dikkatle baktı. ‘’Seninle kalmak istiyorum Anuşka. En azından birkaç gün daha. Çünkü kısa süre sonra başkente gideceğim ve bir daha ne zaman görüşürüz bilmiyorum.’’ İri kadın metin görünmeye çalışmakta zorlanıyordu ama kız gibi o da Tasya’sını daha çok görmek istiyordu. Onun prensle evlenme olasılığından haberdardı ve buna ne kadar seviniyor olsa da aynı zamanda belki yıllarca kızını görmemek demekti bu evlilik. ‘’İyi ama ya Desa?’’ diyebildi fersiz şekilde. ‘’Benim bir fikrim var izin verirseniz?’’ Hepsi birden o ana dek hiç konuşmamış olan Liyatta’ya döndüler. ‘’Ne?’’ dedi Tasya aceleyle. ‘’Bizim hemen yarın dönmemize gerek yok bence, sonuçta adamlar bizim burada olacağımızı bilemez. Gelseler bile bizi burada göremezler değil mi?’’ ‘’Evet.’’ dedi Vitoli ilgiyle. ‘’O halde burada güvendeyiz. Ve hemen konağa dönmek yerine birkaç gün daha ortalık sakinleşene dek burada kalmamız daha mantıklı.’’ ‘’İyi de anneme kim haber verecek?’’ ‘’Bay Vitoli tabii ki.’’ Liyatta iri adama gülümsedi. ‘’Siz yarın sabah konağa yolculuk edip durumu anlattıktan sonra dönseniz? Birkaç gün sonra da bizi götürebilirsiniz tekrar.’’ Astasya ve Vitoli birkaç saniye bakıştılar. Ardından Vitoli, ‘’Olabilir.’’ Dedi sakin bir kabullenişle. Astasya da öneriden memnun gibi kafasını salladı. ‘’Evet, bence de bu iyi bir fikir. Zaten daha Lumnira’yı da görmedik. Yarın onu da ziyaret etmeliyiz.’’ ‘’O halde anlaştık. Ben yarın sabah erkenden yola çıkar ve konağa giderim. Ben dönene dek siz de ormanın korumasından çıkmazsınız. Ne olursa olsun.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD