Steteskopu boynuma takarken bir yandan da Mert'in odasına doğru yürüyordum. Dün akşam öylesine giydiğim kıyafetlerden dolayı görüntüm pek iç açısı değildi biliyorum. Görünüşüne çok önem veren benim için bu, hastanedeki ilk günümden beri bir ilkti.
Kapının önüne yaklaştığımda önündeki sağlık çalışanlarına gözüm takıldı.
Dağhan, Alp, Nisan hatta lp ve Dağhan'ın asistanları da oradydı. Kattaki hemşireler merakla olup biteni görmeye çalışıyorlardı.
Ambulans görevlisi önündeki sedyeyi iteleyerek içeri girdiğinde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü resmen. Dağhan dün söylediğini yapmaya gelmişti. Adımlarımı sıklaştırdım, onların bana rkası dönüktü ama Alp beni görebilecek mesafede ve açıdaydı.
Gözleri hemen beni buldu, gözlerinden ateş çıkan beni.
Ellerimi sıktım, öyle sıkıyordum ki tırnaklarımın etimi delip geçtiğini hissediyor gibiydim.
"NE OLUYOR BURADA?" sesim tok ve gürdü.
Dağhan'ın gerildiğini omuzlarını dikleştirmesinden anlamıştım. Nsan elini alnına vurarak dehşet içinde bana baktı.
lp yine duvarlarını üzerine çekmişti, gözlerinde sadece merak vardı.
Kafamı hafifçe kapıdan içeriye uzattım, Alp teknisyenin yardımıyla sedyeye geçmeye çalışıyordu, bir eliyle bsşını bir eliyle de teknisyenin kolunu tutmuştu. Onun bu hali içimi öyle bir yaktı ki, bu ateş aynı zamanda öfkemin de fitilini ateşlemişti. Sırtımdan soğuk terler akıyormuş gibi hissettim. İçim ne kadar alv gibi yanıyorsa, kalbim ve mantığım o kadar buz kesmişti.
Yavaşça Dağhan'a döndüm. Bana sert sanarak ama korktuğunu belli ederek bakıyordu.
"Bu ne demek?" dedim sakince. Sesim normalde olması gerektiğinden de sakin çıkmıştı. Bu çok korkunçtu, benim için bile.
Dağhan cevabını yüzüme öylece bakarak vermişti, Nisan hala dehşetle bizi izliyordu. Asistanlar bakmaya çekiniyorlardı, görüyordum.
Bakışlarm sedyyle kapıdan çıkartılmaya çalışılan Mert'e döndü, bize bakıyordu ama aynı zamanda bakmıyor gibiydi de. İlaçlar hala onun için bile fazla ağırdı.
İçim tekrar acıdı.
"Durun, " dedim sedyeyi taşıyanlara. Meraklı gözlerini onlar da bana çevirmişlerdi.
"Hastayı geri yatırır mısınız? Nakil iptal." Adamlar bir bana bir de arkamda göremdiğim Dağhan'a baktılar. Sonra sedyeyi taşımaya devam ettiler.
"Durun dedim!" sesim hala sakindi, aynı vücudum gibi. Öyle sakindim ki, az önceki öfkemden bile eser yoktu.
Çünkü ipler kopmuştu, Dağhan bu yaptığıyla tüm ipleri koparmıştı.
"Mısra," dedi öfkemi yeniden kabartacak kadar kibirli bir sesle.
Yavaşça ona döndüm.
Cüretkar bakışlarıyla öfke dolu bakışlarım kesişti.
Nisan her hangi bir duruma karşı tetikte gibiydi.
"Burada bir doktor olduğunu unutma. Kararları ben veriri-"
Cümlesini bitirmesine fırsatı olmadan susmuştu, susturmuştum.
Tokadım, onu da kibrini de susturmuştu.
Dağhan' a tokat attım. Hem de bir an bile düşünmeden, var gücümle.
"Nisan eliyle ağzını kapatmış şaşkınlıkla bakıyordu, Alp bile öyleydi, hemşireler şaşırdıklarını belli eden mırıltılar çıkarmışlardı.
Beynimi deleceğini düşündüğüm bir kulak çınlaması tüm vücudumda yankı buluyordu. Bacaklarım sinirden titremeye başlamıştı ve Dağhan, başı yana eğik, gözleri hafif aralık bir şekilde duruyordu.
"Bırakın sedyeyi, DEFOLUN!" diye bağırdım, görevliler saniyeler içinde Alp'i yerine yatırıp gitmişlerdi.
Dağhan sesini çıkarmamış, öfkeli bakışlarını üzerimden çekmeden öylece durmuştu.
"Hak ettin, " dedim var gücümle bağırarak.
"SEN BUNU ÇOKTAN HAK ETTİN!"
Nisan kolumdan tutup çekeleştirmeye çalıştı.
"Seni de, hastaneni de başına yıkarım Dağhan! Sakın ama sakın," dedim baş parmağımı tehditkar bir şekilde ona sallayarak.
"Bir daha böyle bir hadsizlik yapmaya kalkma. Eğer yaparsan, bu tokattan çok daha beterini yaparım. "
Sonra Nisan'ın kolumdaki elini itip çıkışa doğru yürüdüm.
Terbiyesiz.
Öfkesinde ne kadar haklı olursa olsun bu yaptığı ahlaksızlıktı. Yoldan geçen herhangi biri bu durumda olsa, ki daha önce çok daha kötü durumda olanlar bile olmuştu, iyileşene kadar kapısını açık tutan Dağhan, sırf hataları yüzünden senelerce ona dost olmuş insana, her şeye rağmen beni karşısına alarak böyle bir saygızılık yapamazdı.
Eğer böyle bir nefreti biri gösterecekse Mert'e, bu ancak ben olabilirdim.
Ben de bunu seçmemiştim.
Ben onca şeye rağmen her şeyi unutmaya ve kalan yıllarımızı huzur içinde geçirmeye meyletmişken Dağhan resmen çocukça davranıyordu. Mert'e hak vermediğim çok yer vardı. Özellile Dağhan bizden gizli de onunla iletişime geçmeye sayısız kez çalışmıştı.
Gizli sanıyordu ama Nisan da ben de bunu biliyorduk.
Gecelerce uyumayıp Mert'in yerini bulmaya çalıştığı olmuştu. Avukatlarla gece gündüz iletişimde kaldığı aylar... Ama her ne olursa olsun herkes seçimlerinin bedelini ödemişti ve Mert ub bedeli çoktan ödemişti.
Böyle bir şeyi ne ben ne de bir başkası kabul edemezdi .
"Mısra, dur!" Alp'in sesi koridorda yankılandığında durdum, aniden yüksek çıkan sesten dolayı irkilmiştim de. Düşüncelerimi sesi bölmüştü.
"Bekle, biraz konuşmak ister misin?"
Ahh Alp.. Bugün yaşananlardan sonra seninle de konuşmak ,istemiyorum... Hem de hiç.
"Hayır," dedim sadece.
Arkamı dönüp yürümeye devam ettiğimde bu kez bileğimden tutup durdurdu. Elektrik çarpmış gibi kendimi geri çektim.
Temas yok
"Ups, pardon." ded ellerini iki yanda kaldırıp.
"Bir daha dokunma, " dedim bağırarak.
Artık sabrım kalmamıştı.
"Sen bir karar verdin, benim EN YAKIN ARKADAŞIMLA BİRLİKTESİN!" tüm koridor sesimle çınlıyordu, artık hiçbir şey umrumda değildi. Yine de içimdeki kontrol manyağı Mısra yüzünden Alp'in arkasında biri olup lmadığını kontrol ettim. Tüm koridor boştu.
Kaşlarını çattı.
"Ne?"
başını iki yana salladı.
"Bu nasıl olduğunu sormama engel mi?
güldüm.
"Yanımda uyumana, her fırsatta dibimde bitmene engel. "
Omuzları düştü, "Ama ben..." dediğinde laffını kestim.
"Sen bir karar verdin, arkasnda dur. Beni de hareketlerinle zor durumda bırakma. "
Hiçbir şey demedi, ne diyebilirdi ki?
Arkamı döndüm, adım atmak birkaç saniyemi almıştı, ilk kez zorlanmıştım.
Ben.. Onu kırmak istememiştim, neden öyle bakmıştı?
arkama bakmadım, bakarsam.. gidemezdim.
Aşağı inip insan kalabalığını yara yara dışarı çıktım.
Çıkar çıkmaz da derince nefes aldım, aldım almasına ama sanki ciğerlerime hava gitmiyor gibiydi, boğazımda takılıp kalıyordu, öyle bir yumruydu ki, nefes almak bile imkansızlaşmıştı.
Ellerimi dizlerime koyup biraz eğildim, gözlerimi kapatıp nefes alış verişimi düzene sokmaya çalıştım. Her şey birden bire zorlaşmıştı, Dağhan bile.
Alp, kabul etmek istemeyeceğim kadar içindeydi hayatımın. İçimdeydi sanki, kalbim onu her gördüğümde, sesini her duyduğumda hatta daha da ötesi, varlığını aynı ortamda hissettiğimde bile inanamayacağım kadar hızlanıyordu.
Gözleerine onu tanıdığım ilk günden beri doya doya bakmak istemiştim, her fırsatta gözlerinin odağı olmak istemiştim, bunu neden normal insanlar gibi yapmayı denememiştim? Bilmiyorum.
Ama Nisan'la olan ilişkisini öğrendiğimde kalbime saplanan sızıyı unutamıyordum. Kafedeyken Nisan'ın ona bakışını unutamıyordum, belki de ona Alp'ten önce ben bahsetseydim... Her şey farklı olur muydu? Başımı iki yana salladım.
Alp ve ben olamazdık, düşünmek bile aptalcaydı. Bunu her zaman yaptığım gibi gerilere itelemeliydim ama olmadı. Artık itemeyeceğim kadar yakındı, görmezden gelemeyeceğim kadar yakındı. Eskiden ne kolaydı, konuşmazdım olur biterdi. Kalbim hızlanırsa biraz kavga ederdim, dinerdi.
Olmuyordu, kokusunu hissetmiştim bir kere.
"Mısra?" omzuma dokunan elle yeniden irkildim, evet. B kadardı. Ne hissedersem hissedeyim gerçek karşımdaydı, Nisan'ın eli, hala omzumdaydı.
Doğruldum, Nisan bana sarıldı, gözleri her zamanki gibi dolu doluydu.
"Lütfen üzme kendini böyle! Geçecek güzelim, bak sinirleri bozuk. Mert'i affetmekten deli gibi korkuyor. " geri çekilip bu defa ellerimi ellerinin arasına aldı.
"Sen hiçbir şey demeden affettiğin için sana da kızgın. Ondan yaşattıkları için öç almak istiyor. Nefretini diri tutmaya çalışıyor. "
Gözlerimi devirdim.
"Neyin öçü? Ölümden döndü o çocuk Nisan! Parça parça geldi önümüze.. Ya ölüsü gelseydi? OO zaman kimden alacaktı o intikamı? Cesedini morgtan almayarak mı alacaktı o bahsettiğin "öç"ü ?" yeniden gözlerimi devirdim.
"Öldü sandım, " dedim. Sesim titremişti, güçsüzlüğüme yüzümü buruşturdum.
"Birini daha kaybedemem Nisan. Birini daha gömemem. Anlıyor musun? " Yaşaran gözlerimi silerken Nisan "Yapma.." diyerek yeniden sarıldı bana.
Hayır, ağlamayacaktım. Ağlamazdım ben, öyle olmalıydı.
Bir süre hastane bahçesinde öylece sarıldık, iyi gelmişti.
Geri çekilip gülümsemeye çalıştım.
"İyiyim korkma."
Nisan da benim gibi zoraki gülümsedi.
"O tokat onu kendine geri getirecek, eminim."
başımı salladım. "Umarım."
"Odasını dağıttı," dedi sormamış olmama rağmen. Herkesin de dikkatini çektik.. Dedikoduların önü kesilmez şimdi. "
dediğinde omuz silktim. "hiç kimse umrumda değil." başını salladı.
"Mert uyanmış, görmeye gidelim mi?" dediğinde yüzü gülüyordu. Onun beni destekleyen bu tavrı çok hoşuma gitmişti.
"O pisliğe sormam gereken hesaplar var!" dedi yalancı bir kızgınlıkla.
O da her şeyi geride bırakmaya hazırdı.
Gülümsedim.
"Nisan." içeri girmek için arkasını dönmüştü ama ben seslenince yeniden bana döndü.
"Efendim cınım?" bu kez ben ona sarıldım.
"Sana çok sert davrandım, suçun yoktu özür dilerim." o da benim ona sarıldığım gibi sıkı sıkı sarıldı.
"Saçmalama deli,"
geri çekilip minnettar bir şekilde baktım gözlerine.
"Teşekkür ederim, "
her şey için Nisan, teşekkür ederim.
**