"Nereye gidecektim şimdi? Ofladım, hava soğuktu ve ben sinirden üzerime hiçbir şey almadan çıkmıştım.
Çantamı karıştırıp arabanın anahtarını buldum. Sonra da arabaya binip nereye sürdüğümü bilmeden sürmeye başladım. Canım öyle sıkkındı ki, hiçbir yere sığamayacağımı hissediyordum, hastaneye gitmekte içimden gelmiyordu artık.
Orada da babam ve aptal ailesiyle karşılaşma korkusu çok yoruyordu. Artık gerçekten yorulmuştum, bu kelimeyi kullanmaktan bile.
O sırada telefonum çaldı, Mert arıyordu.
"Efendim? " dedim güçsüz sesimle.
"Seni, yokluğunda sığındığım bir yere götürmek istiyorum, benimle gelir misin?"
Gözlerimi devirdim.
"Sen de biliyor muydun?"
Sessiz kaldı.
"Tabi ki biliyordun," direksiyona vurdum.
"Sen de mi Mert!"
Öyle derin bir nefes almıştı ki telefonun diğer ucundaki ben duymuştum.
"Yeni öğrendim, aptallar. Çok kızdım ve bitmesi gerektiğini söyledim. Çok geçmedi, öğrendin zaten."
Kollarım tutmuyordu.
"Sen o aptal çocukla yapamazsın Mısra. O çocuk senin zıttın."
güldüm.
"Kiminle yapabilirim mert? Mesela seninle yapabilir miyim?"
Yine sessizlik. Kırmızı ışıkta durdum.
"Neredesin?" dedim yeniden . Bir de ona patlamanın sırası değildi.
"Konumu atıyorum,"
Sonra telefonu kapattı.
Ne zaman rutin hayatıma dönecektim Allah aşkına?
Mert'i almaya gittim, attığı konum eve çok uzak değildi. Yanıma bindiğinde yüzüme ne hissettiğimi anlamak ister gibi baktı. Ona istediğiini vermedim.
"Hadi gidelim,"
***
Bizi getirdiği yer tüm İstanbul'u ayaklarımızın altında hissedebileceğimiz adar yüksek ve güzel manzaralı bir yerdi.
Gelmeden önce bir büfenin önünde durmuştuk, Mert bir poşet dlusu yiyecek ve içecek almıştı.
Şimdi o poşetin içinden iki tane kahve çıkartıp birini bana verdi.
Köprünün ışıkları öyle güzel duruyordu ki bana uzattığı kahveyi birkaç saniye sonra fark etmiştim, gözümü manzaradan alamıyordum.
"Buraya senin yokluğunda çok geldim, " dedi.
"Her geldiğimde senin ne kadar seveceğini hayal ettim, bir gün seni buraya getirmek gerçekten nasip olur mu diye düşündüm."
Başımı direksiyona yaslamış önümdeki manzarayı izliyordum , sonra kafamı yavaşça ona çevirdim. Köprünün ışıkları yüzüne yansıyordu, benim gibi kahve gözleri gözlerimdeydi.
"Hep o gün o masadan kalkmasaydık ne olurdu diye düşündüm. Buraya ellerimiz kenetli gelseydik, birlikte keşfetseydi, senin okumayı çk sevdiğin ama benim nefret ettiğim o kitapları alıp gelseydik mesela.." gülümsedi.
"O kitapları sevdiğini söylemiştin," dedim şaşırarak.
Yine gülümsedi.
"Senin o kadar sevdiğini bile bile nasıl aksini söyleyebilirdim? Hem seninle olan her şey bana güzel geliyordu zaten. "
Ben de gülümsedim, sonra bakışlarımı yeniden manzaraya çevirdim.
"bana çok kızdın mı?" dedi sonra.
"Kızmadım," dedim.
"Seni bekledim, seni anladım ben Mert." iç çektim.
"Ayrılmak isteyen sendin." dedim sonra.
"Böyle bir yükün altına seni sokamazdım." dedi. Başımı salladım.
"Geçti artık, bak şimdi buradayz."
Elimdeki kahveyi açıp tkuşturmak için ona uzattım.
O da hemen kahvseini uzattı.
"Geçmişe," dedi
"Geçmişe," dedim.
Kahvelerimizi yudumladık.
"Mısra ben seni hala çok seviyorum," dedi biraz sessiz kaldıktan sonra.
"Biliyrum," dedim.
"Yeniden deneyelim istiyorum," dedi.
Yine "Biliyorum," dedim.
Cevap bekler gibi yüzüme bakıyordu.
"Olmaz, " dedim.
"Olmaz Mert, seninle olamayız. " ben de ona baktım.
"Kalbim artık senin için atmıyor, uzun zamandır."
Bir süre öylece bakıştık.
"Biz arkadaşken güzeliz Mert, eğer bunu yapamam diyorsan.. Seni anlarım, görüşmeyiz."
Başını iki yana salladı. "Hayr," dedi aceleyle.
"Ben.. Buna alışırım. Sensiz olmaktansa arkadaşın olmayı tercih ederim."
Gülümsedim, "Güzel."
Sonra biraz arabadan indik. Bagajda sürekli duran kamp sandalyelerini çıkarttım, birlikte manzaaya karşı oturup bir şeyler yedik.
Bagajda sürekli duruyorlardı çünkü Dağhan ve Nisan'la sürekli bir yerlere gidiyorduk , fırsat buldukça ya da günübirlik.
"O çocuk.." dedi yine manzaraya dalmışken.
Alp'ten bahsettiğini hemen anlamıştım.
"Ne zamandan beri hayatında?" omuz silktim.
"Bir yılı geçmiştir. "
"Neden şimdi hoşlanıyorsunuz?" yüzümü buruşturup sorunun saçmalğını anlamasını bekledim.
"Yani.. " dedi.
"Nasıl oluyor da bunca zaman sonra anladınız?"
"Bilmem," dedim. Gerçekten ne olmuştu da ondan böylesine hoşlanmay başlamıştım?
"Hiç düşünmedim."
"Nisan a kızma." dedi sonra .
Sinirlerim yeniden gerilmişti.
"Hadi Nisan çocuk.. Alp nasıl ona uydu?"
başımı iki yana salladım. Mert bunun cevabını bilemezdi ki.
"Dağhan da o da senin iyiliğin istedi. " dedi Mert.
"Onlara kızma, " iç çektim.
"Yoruldum artık," dedim elimdeki çayı köşeye bırakıp.
"Çok yoruldum Mert, sürekli bir şeylerle uğraşmak.. Çok zor. "
Sonra arabaya geçtik.
"Biraz uyuyacağım, dedim arkaya otururken. Bana yavru köpek bakışlarından attı.
"Dizimde uyuyabilirsin," dediğinde güldüm.
"Saçımla oynarsan olur," çocuk gibi ellerini biribirne vurdu.
"Evet, evet!"
Gülümsedim.
Başımı dizine koydum, arabanın klimalarını açtığımız için içerisi sıcak olmuşt ama yine de üşüdüm, o da üzerindeki hırkayı çıkartıp üstüme örttü.
Saçlarımla oyamaya ve başıma masaj yapmaya başladığında mırıldandım.
İşte şimdi Mert ile olan tüm anılarım zihnimdeydi.
Sık sık böyle uyurdum çünkü kabuslarımdan dolayı uykular haram oluyordu. Mert yanımdayken kabus görmüyordum, o yüzden sık sık dizinde uyuyakalırdım.
Öyle yorgundum ki birkaç dakikada gözlerim kapanmıştı, "Seni çok seviyorum Mısra," dedi fısıldayarak.
Hiçbir şey söylemedim, kendimi uykunu kollarına bırakmıştım bile.
Bilincim kapanmadan önce söylediğini duymuştum ama.
"Senden vazgeçmeyeceğim,"
***
Gözlerimi araladığımda çoktan sabah olmuştu, Başımı kaldırıp benim gibi uyuyan Mert'e baktım. Dziinden başımı kaldırır kaldırmaz gözlerini aralamıştı.
"Uyandın mı? " dedi mayışık sesiyle.
"Günaydın," dedim ben de.
Esnedi, ben de esnedim.
"Günaydın, saat kaç?" Kolumdaki saate bakım.
"12 olmuş," dedim şaşırarak.
Başını salladı.
"Bugünü birlikte geçirelim," dedim.
Gülümsedi.
"Olur, ne yapalım istersin?" sırıttım.
"Lunaparka gidelim, " Gözlerini devirip "Hayır ya.." dedi güldüm.
"Bak öyle hareketli şeylere binemediğimi biliyorsun..."
"Mert!" dedim kızarak.
"Kırk yılın başı bir şey istdim.."
"Tamam tamam," dedi hemen.
"Önc güzel bir yerde kahvaltımızı yapalım, sonra gidelim. "
"oley" sonra kendi tepkime yüzümü buruşturdum ama o gülümsüyordu.
"Yani, tamam."
Bütün gün birlikt geçti, önce kahvaltımızı yaptık, sonra bu güzel manzaranın tadını çıkarttık, bol bol yürüdük. Akşama doğru da pamuk şekerlerimizi alıp lunaparka geçtik. Birlikte bir sinemaya gidip güzel bir film izledik önce. Sonra atlı karıncaya bindik.
Sıra korku tüneline geldiğinde Mert gerilmişti, bu beni keyiflendirdi. Böyle şeylerden hoşlanmadığını bildiğim halde yapmak çok hoşuma gidiyordu.
Korku tünelinden ççıktığımızda hiç beklemeden hız trenine binmek istedim, beni durdurdu.
"Nolur. Biraz hava." güldüm, yüz ifadesine öyle bir güldüm ki uzun zamandır kendi gülüşümü duymadığımı fark ettim. O hiç gülmemişti daha çok midesi bulaan bir ördğe benziyordu.
Ona toparlanması için iki dakika müsade ettim, o buna homurdandı.
Sonra sırayla önce hız trenine sonra gondola en son da kamıkazeye bindik. Mert ineri nmez yediğimiz her şeyi bir köşeye kusmuştu.
Kolamı yudumlarken kusmasının bitmesii bekleim.
Yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde bana baktı.
"Sen cin misin?"
ağzımdaki kolayı puskurtmamak için kendimi çok zor tuttum.
Aynı cümleyi yıllar önce biz lisedeyken de kurmuştu.
Arkadaşlığımızın temelleri daha yeni salamlaşıyordu o dönem. O zaman topluca lunaparka gelmiştik ve o yine böyle kusraken ben hiç etkilenmemiştim. O zaman da bana böyle demişti. Gülümsedim.
sonra lunaparktan çıktık, bir parkkta çimenlere uzanıp gökyüzünü izledik, Mert de rahatlamıştı.
"Nisan ve Dağhan'a küsmeyeceğim, dedim gökyüzünü izlerken."
"Doğru karar."
"Alp'e de bir şey söylemeyeceğim, zamana bırakıyorum."
"Güzel karar," dedi yeniden.
Biria daha öylece uzandık, sonra eve gitmek için arabaya bindik.
"Teşekkr ederim ," dedim yoldayken.
"Gülümsedi.
"Asıl ben teşekkür ederim,"
ben de gülümsedim.
"Buna ihtiyacım varmış.."
"Benim de sana." dedi.
"Bak Mert dedim o sırada ana yola sapmıştım.
"Lütfen beni zor durumda bırakma."
"Tamam tamam," dedi ellerini teslim olurmuş gibi kaldrıp.
"Arkadaşız, tamam. Bunu söylemeyeceğim tamam. "
Hiçbir şey söylemedim.
Evin önünde durduğumda kapıda başka bir araba da vardı. Kaşlarımı çatıp arabadan indim.
"Misafir mi gelmiş?"
Başımı iki yana sallayıp eve doğru yürüdüm.
"Ne misafiri ya bu saatte?"
"Dur dur, bekle de bende geleyim. "
Arabayı diğerinin arkasına park edip yanıma geldi. Beraber merdivenlerden çıkıp zile bastığımızda kapının önündeki ayakkabılara baktım.
Nisan kapıyı açtığında gözleri parıldıyordu, mutluluk gibi değilde telaşlı gibi.
Gözlerimi kısıp gözlerini inceledim.
Korkmuş gibi.
"Kim var içeride? "
"Şey.. " dedi Nisan ellerini birbirine kenetleyip.
"Gir de kendin gör."
Ayakkabıları çıkarıp panduflarımı ayağıma geçirdim.
"Söylesene çatlatma insanı-"
Odaya girdiğim gibi çıkasım gelse de durdum.
"Ne işin var senin burada? "
Ayağa kalkıp mahçupça gözlerime baktı.
"Kızım, seni görmeye -"
"Bana kızım demeyi kes."
"Tamam," dedi teslim olurmuş gibi yapıp.
"Seni görmeye geldim. "
"Neden?"
"Çünkü konuşmamız lazım?"
Gülüp elimi kapıya doğru salladım.
"Benim seninle konuşacak hiçbir şeyim yok."
"Ama benim var."
Kollarımı birleştirip dik dik baktım.
"Bu kadar kin sana fazla Mısra, bu kadar öfke sana..."
"Bana bak," dedim parmağımı ona doğru sallarken.
"Seneler önce beni bırakıp gittiğinde kendime bir söz verdim. Beni üzmene asla izin vermeyeceğim, sana asla inanmayacağım. Senden nefret ediyorum çünkü!"
Gözleri arkamda bir yere takıldığında suratı kıpkırmızı kesildi.
Arkamı dönüp baktığı yere baktığında Mert'i gördüm.
"SENİN ANNENİN KATİLİYLE NE İŞİN VAR!"
Kaşlarımı çatıp bir Mert'e bir de bize bakan babama döndüm. Bağrışına Nisan'da odaya gelmişti.
Hızlıca gelip Mert'in boğazına yapıştığında kendimi toparlayıp araya girmem birkaç saniyemi aldı.
Mert ifadesiz kaldığında aralarına girip bütün gücümle babamı ittim.
"Ne katili ya!"
Derin derin nefesler verip geri çekildiğinde kızaran suratıyla yüzüme baktı.
"Arkanda duran puşt o gün bize çarpan arabanın sürücüsü!"
Söyledikleriyle midem bulanmış başım dönmeye başlamıştı.
Abim olacak piç daha önceden arabasıyla bir kaza yapmış, birkaç kişiyi öldürmüş.
Bakışlarımı bana mahçupça bakan Mert'e çevirdim.
"Saçmalama, öyle bir şey olamaz,"
Ölmeden önce de mirası bana bıraktı. Mektupla o gün kaza yapanın ben olduğumu yazmış pezevenk.
"Başından vurdum kızım ben o adamı! Gebermemiş pezevenk, ama ben onu gebertmesini bilirim."
Nasıl şikayetçi olmadın Mert! O adam seni kafandan vurmuş.
"Olmadım,olmayacağım da Mısra. Adam acıdan senelerce kahır çekmiş. Daha fazla acı çekmesine izin veremem.
Tekrar üstüne saldırdığında aralarına girmeye çalıştım ama babam beni ittiğinde yere düşüp kafamı fayansın köşesine vurdum.
"Mısra!"
Mert o ana kadar babama hiç karşı çıkmamıştı ama beni düşürdüğü an onu tüm gücüyle itip geriletti. Babam da beni gördüğünde hızlıca yanıma gelip beni kaldırmaya çalışmıştı.
"Başın kanıyor," Mert'in elini itip yerden kalkmaya çalıştım.
Nisan'dan destek alıp kalktığımda babam bana dokunmak istiyor ama dokunamıyor gibiydi.
Mert sürekli bir şeyler söylüyordu ama ben onu duymaktan çok uzaktaydım, düşünemiyor, duyamıyor, gördüklerimi algılayamıyordum.
Duvara yaslanıp elimi şakağıma bastırdım. Ellerim kana bulaşmıştı.
Mert yaranın derinliğini incelemeye çalışıyor, hastaneye gitmek için yalvarıyordu, babamınsa elleri her an bana uzanacakmış gibi havadaydı ama asla uzanamayacakmış gibi bakıyordu.
Mert'ten uzaklaşmak için ellerimi kendime çektim, bana bir şeyler söylemeye devam ediyordu.
Kulaklarım çınladı, başım dönmeye devam ediyordu.
Abisi senin hayatını elinden aldı.
Ve o bunu sana söylemedi.
O gün kaza yapan az kalsın evleneceğin adamın abisi.
Yıllarca koruduğu, senden sakladığı abisi.
O gün ameliyatına girdiğin adamı baban vurdu.
Baban Mert'i vurdu.
Çünkü onu katil zannediyor.
Çünkü onu katil zannediyor.
Mert senden sakladı.
Onca gürültünün içinde yere damlayan bir damla kanın sesini duydum, ya da gözyaşı mıydı?
O an baba diyip sarılmak istedim o adama.
Demek ki annemi hiçbir zaman unutmadı.
Onun için katil olmayı göze alacak kadar.
Ama sadece gözlerine baktım.
Ona doğru bir adım attığımda o da bana doğru bir adım attı.
Ona ulaşmak istedim ama attığım adımlar birbirine karıştı, dengemi kaybederken dünyam altüst oldu.
Onun kollarının beni sardığını hissettim ama ben bilincimi bulmakla uğraşıyordum.
Gözlerim kapanırken onun kokusu iliklerime işledi.
"Kızım!"