"Eğer rüyaysa, Allahım, nolur hiç uyanmayayım." dediğinde bakışlarımı ona
çevirdim.
Kapının kapanma sesini duyduğumda odada
varlığını unuttuğum Alp'i aradı gözlerim.
Gitmişti. İçim yanlış anlama düşüncesiyle kıvranırken uyandığı için mutlu olmam gereken bedene çevirdim gözlerimi.
Yanlış anlamak mı? Mısra, onun sevgilisi var. O başka birini seviyor. O kişi senin en iyi arkadaşın.
Silkelenip Mert'e döndüm.
"O rüyanı kabusa çevirmeden önce ne boklar
yediğini anlatıyorsun, polisler ifade almak için
bekliyor."
***
Neden gittin, ne zaman çıktın o cehennemden,
abin ne yapmıştı, neden kaçtın, saklandın?
"İntihar etmeye çalıştım." Gözlerim irileşirken başımı iki yana salladım.
"Trafik kazası olarak getirildin Mert,nasıl..."
"Hadi," dedi güvence vermeye çalışan bir sesle.
"Onları çağır."
**
Mert ifade verdikten hemen sonra yeniden uyuyakalmıştı, ilaçların etkisinden bu kadar uyanık kalmış olması bile mucizeydi zaten. Uyanmış olmasının verdiği rahatlıkla ben de odadaki koltuğa kıvrıldım, birkaç saat dinlenebilirdim. Sonra zaten konuşulacak çok şey vardı. Uyandığını Dağhan'a bile söylememiştim. Çünkü gelmeyecekti, biliyorum.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İlk kez rahat nefes alabilmiştim resmen. Ve gerçek yorgunluğumu gözlerimi kapattığımda anlamıştım. Gözlerim resmen içeri doğru batıyordu, uykusuzdum, yorgundum, sürekli korkuyla beklemek ve rahatlayamamak beni her şeyden daha çok yormuştu. On günde toplasam on beş saat uyumamıştım.
Gözlerimi aralayıp Mert'in makinedeki değerlerini kontrol ettim. Her şey yolundaydı. Sonra da biraz uyumak için kendime izin verdim.
Titredim, titremenin etkisiyle uyanmıştım da, kolum boşluğa düşerken gözlerimi araladım. Hava kararmıştı, Mert uyuyordu. Cihazdan değerlerine baktım. Tansiyonu biraz yüksekti, üzerimdeki örtüyü çekip ayağa kalktım. Önce biten serumunu değiştirdim, sonra da tansiyonu düşsün diye ilaç verdim. Esnedim, gözlerimi elimin tersiyle ovalayıp yeniden koltuğa döndüm. Örtü.. Bu örtüyü kim örtmüştü üstüme? Burada örtü olmadığına adım kadar emindim Bakışlarım yeniden Mert'e döndü. Hiç uyanacak gibi durmuyordu. Telefonumu sehpanın üzerinden alıp saate baktım. Daha üç saat mi olmuştu yani? Baya oldu sanıyordum.
Ayaklarımı sürüyerek kapıdan çıktım.
Koridorda kat nöbetçisinden başka kimse yoktu. Yeniden esnedim, aynı anda titremiştimde. Soğuktu. Ellerimi kollarımda gezdirip üşümemi geçirmek istedim, öyle d olmuştu. Asansöre doğru yürüyüp çağırdım. İki üst kattaydı zaten, gelmesi pek uzun sürmemişti. Asansöre bindiğimde aynadan kendime baktım.
"Yook artık" dedim kendime bakarken. Gerçekten üstümden tır geçmiş gibi gözüküyordum. Scrapslarım resmen büzüşmüştü, ütülenmeli hatta yıkanmalıydı. Saçlarım... Tel tel olmuştu, şeklinin bozuk olduğunu söylememe gerek bile yoktu sanırım. "Bu böyle olmayacak" diye mırıldandım. Eve gitmeliydim.
Asansör giriş katta durduğunda indim. Giriş bile bomboştu.
Biraz ileride oturan hemşirelere yaklaştığımda beni görüp ayaklanmışlardı.
"Hocam, iyimisiniz?" gözlerimi devirdim, 'Hocam bok gibi görünüyosunuz' demenin farklı yoluydu sanırım.
""İyiyim," dedim zoraki bir tavırla.
"Ayşe burada mı?" ikisi de başını olumsuz anlamda iki yana salladı.
"Nöbet onda değil Mısra hocam." dedi içlerinden biri. Yaka kartına baktım, adı Aylin'di.
"Aylin.. " dedim karşılarındaki boş sandalyeye tururken.
"32 numaralı dolap benim." scrapsın cebinden anahtarı çıkartıp ona verdim.
"İçerisindeki çantamı getirebilir misin?" başıyla onaylayıp gittiğinde kolumu masaya yaslayıp şakaklarımı ovdum.
"Hocam bu arada," dedi diğer hemşire. Onun yaka kartında da Pelin yazıyordu.
"Çok geçmiş olsun, nişanlınız..." Aman Allahım...
"Nişanlım değil, " dedim daha cümlesini bitirmesine fırsat bırakmadan.
"Arkadaşım. Ve teşekkür ederim ."
"Öyle söylemişlerdi, kusura bakmayın. " dediğinde başımı salladım.
"Sorun yok,"
Sonra başımı ona çevirdim. Gözleri çok güzeldi.
"Ayşe ne zaman geleek?" dedim.
Hemen önündeki kağıtları karıştırdı.
"Yarın sabah hocam." yeniden başımı salladım.
"Yerinde kim var?" yeniden kağıtlara baktı.
"Alp Hoca'nın asistanı var. Serhat."
"Arayıp bana verir misin?" telefonunu çıkartıp aradı, bana verdiğinde telefon açılmıştı.
"Efendim?"
"Ben Mısra Tekin, " dedim karşıdan gelen Aylin'e bakarken. Sonunda gelebilmişti.
"Buyrun hocam," dedi. Sesindeki ani değişiklik yattığı yerden doğrulduğunu gösteriyordu.
"402'de yatan hastayı sana veriyorum. Ben gelene kadar gözün üstünde olacak. Tuvalet molası bile yok. Uyanırsa bana yazacaksın, ilacını değiştirirken yeni serum takarken.. Her şeyini bana yazacaksın. "
"Ama hocam Alp hoca demişti ki..."
"Ne diyorsam o. " dedim. Sesim gayet netti. Yanımdaki kızlar birden birbilerine baktılar, çekinmişlerdi.
"Peki hocam." dedi Srhat.
"402 de olmak için tam dört dakikan var." kolumdaki saate baktım.
00:04
"10 dakikalık mesafedeyim ama? "
"Sana soru sorduğumu hatırlamıyorum. Odaya geldiğinde bana fotoğraf atacaksın. Her saat başı da rapor istiyorum. " Sonra telefonu kapatıp sahibine geri uzattım.
"Deli bu kız." der gini bakıyordu.
Aylin'in uzattığı çantamı alırken gülümsedim.
"Yordum seni de, kusura bakma." yüzündeki endişe bir an da kayboldu, hemen ardından gülümsedi.
"Rica ederim," sonra kalkıp çıkışa doğru ilerledim.
Bir yandan da arabanın anahtarını arıyordum. Neyse, kazasız blasız eve geldim. Işıklar yanıyordu.
Yukarı çıkıp zile bastım. Kapıyı açan olmadı, tekrar bastım.
Nisan kapıyı açtığında yüzü gülüyordu. Bana sarıldı.
"Neden hala uyumadın?" dedim şaşkınlıkla.
"Mert'in uyandığını öğrendim, sevinçten uyuyamadım."
Güldüm.
"Nerden öğrendin?"
"Benden öğrendi." Dağhan kapıya doğru geldiğinde şaşırdım.
"Ne zaman geldin ki sen?" kapıya yaslanıp yüzüme baktı.
"Yarın başka hastaneye gönderiyorum onu. " kaşlarım çatıldı.
"Ne?" Nisan da aniden Dağhan'a döndü.
"Saçmalama Dağhan," dedim çantamı içeri bırakıp koltuğa yığılırken.
"Ciddiyim, tamam iyileşti işte. Uyandı, ölmedi. Geriai bizi ilgilendirmez.
"Dağhan," dedi Nisan. Sesi sertti.
"Böyle bir şey yapmak sana da yakışmaz, bize de. Hem ne kadar kızgın olursan ol.."
"Nisan!" bağırdı,
"O çocuk hayatımıza yeniden girmeyecek.
"Bağırma," dedim sakince. Gözlerim kapalıydı, ona sinirlenmeye bile halim yoktu .
"Uyanıyor, uyandığıı söylemiyorsun bile. Buraya bunu söylemek için geldim. Yarın geldiğinde Mertciğini yerinde bulamayınca ortalığı birbirine katma diye." gözlerimi aralayıp sert bakışarımı Dağhan'a çevirdim.
"Sen hele öyle bir şey yapmaya kalk, o zaman-"
"NAPARSIN?" dedi var gücüyle bağırıp. Artık ben de ayaktaydım.
"O hastaneyi de senin o bükülmez gururunu da alır götüne sokarım Dağhan! Aklını başına al! Ne saçmalıyorsun sen ya?"
Ellerini sıktı, yumruk yaptığı eli boğumlanmış ve bembeyaz olmuştu.
"Sen ne istiyorsun Mısra! O çocuk senin hayatını sikti lan! Hala geçmiş karşıma onu koruyorsun. SENİ NİKAH MASASINDA BOK GİBİ BIRAKMADI MI? Senin yüzüne bakmadı sen hala-" sustu. Bakışım onu susturmuştu. Kırılmıştım. Hem de çok.
"Siktir git" Bir şeyler söylemek için ağzını açmıştı ama sonra sustu.
Arkamı dönüp odama gittim. kapıyı hızla çarpmıştım.
Birkaç dakika sonra da dış kapı büyük bir gümbürtüyle kapanmıştı.
Derin bir nefes alıp ellerimi duvara yasladım . Her şeyi yüzüm vurmaktan bir an bile çekinmemişti.
Dağhan, bir an bile çekinmemişti.
Bu kadar nefret ediyor olamazdı.
Ağlamamak için gözlerimi kapattım. Ağlamayacaktım, ben ağlamazdım.
Hele böyle şeyler için, asla.
Biraz sonra kapım tıklatıldı, gelen Nisan'dı biliyorum ama açmak istemedim. Benden ses gelmeyince bir kez daha tıklattı.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Karşımda bana nasıl olduğumu anlamaya çalışan bakışlarla bakıyordu.
"Duşa gireceğim," dedim yanından geçmeden hemen önce.
"Konuşalım mı önce biraz," dediğinde ben banyonun önündeydim. Yüzümü ona dönmeden durdum.
"İyi geceler, Nisan." Sonra duşa girdim, Nisan yatmamış ben çıkana kadar beklemişti.
Duştan çıkıp giyindim, bu sefer tıklatmadan girdi.
"Dağhan haksız," dedi girer girmez.
"Başından sonuna kadar haksız hem de. Ama hiç konuşamadık Mısra, ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmiyorum. Bana neden anlatmıyorsun?"
Güldüm. Histerik bir gülüştü, samimiyetten uzak, sinire çok daha yakın.
"Senin anlattığın gibi mi? Ha? Birden bire başladığın ilişkinle ilgili neden bana tek bir kelime bile etmediğinden başlamamı ister misin? Bana ne düşündüğümü sordun mu mesela, fikirlerimi önemsedin mi hiç Nisan? "
Şaşırmıştı, "Vakit olmadı ki..." dediğinde yine güldüm.
"Yapma Allah aşkına, ben Dağhan dan duydum Nisan, ona anlatana kadar bana gelebilirdin."
Başımı iki yana sallayıp "Neyse, " dedim. "Gerçekten hiç önemli değil."
Bakışları artık üzgündü, ellerini birleştirip öylece bana baktı.
"Mert'e duyduğun sadece merhamet mi yoksa içinde o eski Mısra da var mı?"
Elimdeki havluyu yatağa fırlatıp ellerimi saçlarımdan geçirdim. "YETER!"
Saçlarımı köklerinden tutup çekmeye başladım, öyle sinirliydim ki kendi kendimi boğabilirdim.
"Yeter bilmiyorum yeter!"
Yere düştüm, bacaklarım bile güçsüzdü.
Ellerimle yerleri yumruklamaya başladım.
"YETER YA YETER!"
AĞLAMAMAK İÇİN DİRENİYORDUM.
Nisan yanıma oturup ellerimi tutmaya çalıştı, onu da ittim. Kontrolümü kaybetmiş gibiydim.
Sonra kalkıp daha yeni bıraktığım çantamı aldım, ıslak saçlarımı kurulamaya fırsatım bile olmamıştı ama hiç önemli değildi.
Nisan arkamdan gitmememle ilgili bir şeyler söyledi ama duymadım, duymak istemedim.
Kapıyı çarpıp çıktım, birkaç kez kolumdan tutmaya da çalışmıştı ama onu savuşturdum.
Biri bile nasılsın dememişti, tek düşündükleri saçma sapan.. .Ah! Cümlemi tamamlayamadım bile.
Arabaya atladığım gibi geri hastaneye geldim, kendi evimde bile huzur yoktu artık.
Dinlenmemiz için yapılan odalardan birine gidip koltuğa uzandım, uzanır uzanmaz gözlerim kapanmıştı zaten. Sinirime rağmen yorgunluğum çok daha ağır basıyordu.
Gözlerimi araladığımda burnuma dolan koku biraz daha gevşememe neden oldu. Bir süre nerede olduğumu anlamaya çalıştım, gözlerimi açmadan yönümü bulmaya çalışıyordum, gözlerim hâlâ açılmayı reddedecek kadar ağırdı. Yavaş yavaş netleşti zihnim, hastaneye gelmiştim, dinlenme odasındaydım.
Nerede olduğum canlanınca gözlerimi açma
gereği duymamış, biraz daha yayılmıştım.
Bu koku, çok güzel.
Karnımın üstündeki ağırlık dikkatimi
dağıtırken tek elimle ne olduğunu anlamak için yokladım.
Rüyada mıydım?
Elim sıcacık parmaklara değdiğinde içim
titredi, bu kokuyu daha önce de duymuştum.
Rüyadaydım.
Çok gerçek bir rüyada.
Gözlerimi açmadım, böyle rüyalarda gözlerimi açarsam biteceğini biliyordum çünkü.
Derin bir nefes alıp kabus görmediğim nadir anlardan birini yaşadığım için tadını çıkartmak istedim.
Mümkünmüş gibi biraz daha yayıldım, artık bedenim başka bir bedene tamamen temas ediyordu. Koku artık daha yakın ve keskindi, bu rüyanın içindeyken bile uyuma isteği uyandırmıştı.
Sonra bedenimi yasladığım bedenin inip kalkan göğsünü hissettim. Kaşlarım çatılmıştı.
Bu kadar net bir rüya olabilir miydi?
Koku yeniden burnuma dolduğunda hatırlamıştım. Kokunun sahibini.
Alp.
Hayır, rüyada değildim.
Başımı hızlıca arkama doğru çevirdiğimde
acıyla inledim.
"Yavaş kızım ya, kafamı kırdın!"
Gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı ama ışık yüzünden kısmak zorunda kalmıştım. Alp
Homurdanarak gözlerini kırpıştırdı.
Soluduğumuz hava birbirine karışacak kadar
yakındık birbirimize. Onun elleri belime sarılmış, bedenlerimizse
birbirine yapışıktı. Birkaç saniye gözlerinin renginden
afallasam da tenime çarpan nefesi dikkatimi
dağıtmaya yetmişti.
Hassiktir
Onun sıcaklığı bütün tenime yayıldığında
belimdeki elleri tenimi yakmıştı.
Gözleri dudaklarıma kaydığında belimdeki
ellerini itip kalkmaya çalıştım, homurdandı.
Nasıl buradaydı, ben neredeydim, bu nasıl bir andı ve biz bunu neden yaşıyorduk?
Koltuğun ön tarafında yatan o olduğundan
geçebilmem için kalkması gerekiyordu.
Yattığı yerden koltukta büzüşmüş bana bakıp biraz daha yayıldı ve sırıttı.
"Ne güzel uyumuşum, iyi ısıtmışsın," Kollarımı göğsümde birleştirip homurdandım.
"Kalkta geçeyim istersen," tek kaşını kaldırıp dilini şıklattı. "Gel de kaldır,"
Gözlerimi devirip üstünden atlamaya
çalıştığımda kolumdan tutup geri çekti,üstüne düştüm.
Burunlarımız birbirine çarptığında aynı yakınlık yüzünden bir daha afallamamak için kollarını ittirdim, bu hareketimle bir anda altta
kalan ben olmuştum.
Ellerini başımın iki yanına koyup ağırlığını
üzerimden çekti ama hâlâ fazla yakındık.
Kalbim... Göğüs kafesimi delecek gibiydi.
"Noldu güçlü kız?" dediğinde tam laf etmek için ağzımı açıyordum ki kapının kilit sesini duymamla Alp'i bütün gücümle itip üstümden düşürmem bir oldu. Gelenin kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdığımda Ayşe'nin şaşkın bakışlarını üstümde hissettim.
"Şey..." dedi cerrahlardan birini yerde münasip bir taraflarını ovuştururken, diğerini koltukta yatarken görünce.
Hiçbir şey olmamış gibi koltuktan zıplayıp indim.
"Naber?" dedim Ayşe'ye doğru yaklaşıp.
O hâlâ şaşkınca ikimize bakıyordu.
Üzerimi çekeleştirip saçlarımı ellerimle düzeltmeye çalıştım.
"Uyuyakalmışım da, Alp'te-" başımı iki yana sallayıp düzelttim.
"Alp hoca da beni uyandırmaya gelirken takılıp düştü-"
"Hocam, 304' teki hastanız sizi görmek istiyor." Lafımı kesmişti, gözleri gülüyordu ama aynı zamanda bu saçmalığı anlamıştı da.
Mert'in oda numarasını duyunca saçlarımı elimle düzeltip başımı salladım.
"Geliyorum,"
Ayşe çıkınca derin bir nefes verip elimi göğsüme koydum. Uzun zamandır hiç bu kadar hızlı atmamıştı. Yeniden derin bir nefes verdim. Sonra hâlâ yerde oturan Alp 'e bakıp güldüm.
Hâlâ yerde oturuyordu, ben ona dönünce homurdanarak kalktı. Yine güldüm.
"Noldu güçlü çocuk?" dedim kahkaha atarken. Olayın şokunu atlatmıştım ve sıra gülme sırasıydı.
Gözlerini kısmakla yetindi.
Bu tavır da neydi böyle? Biz az önce ne yaşamıştık?
Nisan...
Nisan aklıma gelince yüzümdeki gülümseme aniden soldu.
Ona bakmayı bırakıp uyumadan önce diğer koltuğa bıraktığım önlüğümle steteskobumu giyip odadan çıktım.
Ne zamandan beri orada öylece uyuyorduk? Biri gelmiş miydi? Kendi kendime başımı salladım.
Hayır, kapı kilitliydi.
O zaman Ayşe nasıl girmişti, anahtar onda varsa bir başkasında da olabilir.
Koridorda durup ellerimi başımın iki yanına koydum.
Nisan...
Sevgilisiyle bir koltukta uyuduğumı öğrenirse nasıl hissederdi? Ben nasıl bir kız olmuştum böyle?
Ama benim suçum yoktu ki, ben uyumuştum.
Sessizce inledim, Aman Allahım bu nasıl bir ikilemdi böyle?
Nisan...
***
Bahçedeydim, kahvenin sıcaklığı ellerimi yakıyordu.
Hastanenin önünde oturmuş ellerimin arasında duran sıcak kahveden bir yudum almıştım . Etrafda ağlayanlar, tahlil sonucu bekleyenler , hasta ziyaretine gelen bir cok insan vardı . Göz gezdirdiğimde yalnız olan kimse yoktu . Bu gürültü karmaşanın ortasında öylece oturmuş izliyordum . Rüzgar saçlarımın arasından başına buyrukça esti . İçime bir ürperti düştü o an . Tüm bahçeyi tarayan gözlerim giriş kapısında ki uzun boylu adama takıldı . Alp ? Öfkeli gibiydi . Hızlı ve büyük adımlarla hastaneye ilerliyordu . O anda telefonu çaldı ve kulağına götürdü . Birkaç saniye dinledikten sonra yüksek sesle bağırarak konuşmaya başladı . " Kaç kere söyledim ?Neden beni dinlemiyorsun ? " Diyordu telefonun diğer ucunda konuştuğu kişiye . Kime bu kadar kızdığını elimde olmadan merak ettim . "Neden ?" Diye bağırıyordu . Elleriyle siyah ipeksi saçlarını karıştırdı . Rüzgarın yeterince dağıtamadığı inatçı saç tellerini o büyük elleriyle darmadağın etti . Bir sağa bir sola volta atıyor giyindiği gömleği çekiştiriyordu onu ilk defa bu kadar sinirli görmüştüm . Artık sadece benim dikkatimi çekmiyor aynı zamanda tüm bahçedeki insanların da ilgi odağı olmuştu . Meraklı gözlerle insanlar Alp'i süzüyordu . Bu beni oldukça rahatsız etmişti . Alpten ne kadar kopmaya çalışsam da kendimi hep onun eksinde dönerken buluyordum . Sanki her yolun sonu o her yokuşun başında o nereye elimi atsam onunla karşılaşıyorum . Düşünmeyi bırakmaya çalışsam da çoktan büyüsüne kapılmıştım bile . Birden ayağa kalktım . İçimi ısıtan kahvemi duvarın kenarına bıraktım ve ona doğru yürüdüm. Yaklaştıkça sanki başım dönüyordu . Kalp ritmin bozuluyor , kendimi savunmasız hissediyordum. Arkası bana dönüktü . Geniş omuzları , uzun boyu , büyüleyici kokusu ... Tüm heybetiyle önümde duruyordu . Varlığımı belli etmek için omuzuna dokunma k için parmak uçlarına yükselip ona ulaşmak istedim ancak hiç hesap edemediğim bir şey oldu . Ani bir şekilde arkasını döndüğünde irkilip bir anda kendimi yerde buldum . Dizlerimin üstüne düştüğümden çizilen diz kapağımın sızısını yoğun hissediyordum . Kafamı kaldırdığımda Alpin beni umursamadan hastaneyegirdiğini gördüm . "Ne?" İç sesim bile bu tavırla karşı karşıya kalmayı beklemiyordu . Ellerimle yerden destek alıp yerden kalktım . Sızlayan dizlerime aldırmadan peşinden hastaneye peşinden girdim . Koridorun sonunda yere çökmüş bedenini gördüğümde artık endişe ve merak tüm bedenimi esir etmişti . Ona doğru yürürken beni gördü ve ayağa kalktı . Arkasını dönüp bodrum kata inen merdivenlere yöneldi. "Alp ?" Diye seslenmek rağmen beni duymamazlıktan geldi . Birkaç dakika önce düştüğünden ona yetişmek için hızlanamıyordum . Bodruma indiğimde onu kaybetmiştim . Hastane bodrumunda inşaat olduğu için kimse yoktu . Doğru düzgün yanmaya ışıklar ve bu ıssızlık atmosferi fazlaca geriyordu . Koridorda ilerlerken bir anda koluma yapılan bir çift el ile şaşkına döndüm .korkuyla tiz bir çığlık koptu dudaklarımdan .Beni temizlik eşyalarının bulunduğu odaya çekip kapıyı kilitledi . Bu dolaplarla çevrili iki kişinin bile zor sığdı odaya tüm kokusu sinmişti . "Alp" kapkaranlık odada sadece ikimizin olması zihnimde şimşekleri çalmasına sebep oldu . Sırtımı yasladığım dolapla onun arasında kalmıştım . Karanlıktan hiçbir şey göremiyorum sadece varlığını hissediyordum . Yüzünü yaklaştırdığında korkuyla başıma çevirdim . Nefesini hissedebiliyordum . Kulağıma değen dudaklarıyla irkildim . Kısık sesiyle "Neden peşimde dolanıyorsun bakalım "dedi. O an dudaklarım mühürlenmiş ti sanki . Çok fazla yakındık . Burnuma nüfus eden kokusu , kulağımda boynuma doğru ilerleyen nefesi yüzünden etkisiz hale gelmiştim . Alp'in büyüsüne kapılmıştım . Cevap bekledi bir süre benden . Ardından devam etti .
" Heyecandan dilin tutuldu sanırım " diye ekledi . Burnundan kısa bir nefes koptu . Gülümsüyordu . Bu utangaçlığım onun hoşuna gitmişti ve benimle dalga geçiyordu .
Sinirle " Hayır ." Diyerek yüzümü on çevirdim . Karanlığa alışan gözlerim sayesinde artık yüzünü seçebiliyordum . Eliyle çenemi kavradı ve yüzüne yaklaştırdı artık aramızda bir nefes kadar boşluk kalmıştı . Diğer elini kalbimin üzeDiğer elini kalbimin üzerine koydu
. "Kalbinin bu kadar hızlı çarpmasına sebep olabileceğimi bilmiyordum " dedi . Benimle alay ediyordu gerçekten . Birkaç dakika önce öfkeden deli olan adam şimdi benimle uğraşıyordu . Ellerimi onun göğsüne çıkartıp ittirdim . Sırtı dolaba çarpığında büyük bir gürültü yükseldi . Umursamadan anahatarı bulmaya çalıp odadan çıkmak istedim . Bu sırada kendini toparlayan Alp "bu hiç hoş olmadı . " Dedi ."aç kapıyı diye bağırdım . Bir anda karşıma dikilip eliyle ağzımı kapattı artık bedenime hükmeden tek duygu korkuydu .
"Her işe burnunu sokarsan böyle olur" diyip elini yavaşça ağzımdan çekti. "Seni neyin bu kadar sinirlendirdiğini merak ettim tabi hata bende"dedim. "Hata sende "diye beni onayladı . "Aç kapıyı gideceğim sinirleniyorum " dedim. "Hayatıma dahil olmayı seçseydin böyle benimle konuşmak için peşimden koşmak zorunda kalmazdın " dedi. O an gerçekten ikilemde kaldım . Gerçekten bu hızlanan kalbim ona olan sevgimdendi doğru ancak beni üzeceğini bildiğimden ve Nisandan dolayı kendimi geri çektim.
"Ver şu anahtarı Alp!" dudaklarındaki ukala gülümsemeyle birlikte avucundaki anahtarı avucuma bıraktı. Bu dokunuşla bile titremiştim ama belli etmemeye çalıştım. Meydan okuyan bakışlarımı bakışlarından çekmeden anahtarı kapının deliğine sokup kilidi çevirdim.
Sonra da kapıyı açıp o odayı ve Alp'i geride bıraktım.
Bir daha böyle bir şeyin yaşanmayacağına dair kendime ve o bilmese de ona söz verdim. Bu olay burada kapanmıştı.
Bir daha hissetmek yoktu, bakmak yoktu, konuşmak bile yoktu.
Bana yakışmazdı. Hem Nisan, çok üzülürdü.