"Bir trafik kazasına benzemiyor," dedi Alp
başını iki yana sallayıp.
"Daha çok silahlı saldırı gibi," dedi Sinem başını iki yana sallarken.
Dağhan gözünü bile kırpmadan mrı odasındaki neredeyse paramparça adama bakıyordu. Onu öyle çok seviyordu ki, böyle olmasına üzülmekten çok bulduğu için sevinmişti aslında. Ve iyileşeceğine inanıyordu, onun kardeşi, çocukluk arkadaşı, böylece ölmezdi çünkü. Onun kardeşi ölmezdi. Uyanacak, toparlanacak ve Dağhan onun gözüyle burnunu yer değiştirecekti. Öyle sinirliydi ki ona, öyle kalbi kırılmıştı ki... Onu yıllardır arıyordu ve birden bire karşısına böyle mi çıkacaktı yani? Böyle paramparça mı?
O da iç çekti, o da aynı Mısra gibi düşünüyordu aslında. Keşke onu hiç bulmamış olsaydı ama o sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor olsaydı.
Düşüncelerini meslektaş arkadaşlarının sesleri böldü.
"Sol pariteal bölgeden silahlı yaralanma sonucu pnömosefali mermi çekirdeği ile parankim dokusu içine sürüklenmiş küçük kemik parçaları var."
Sinem başıyla onayladı ancak konuşmasına firsat kalmadan arkadan ince ama kendinden emin bir ses duyuldu. "Subaraknoid kanama ve mermi çekirdeğinin parankim dokusundan çıkarken sağ parietal
kemikte dışa doğru deplesyon alanları var."
Dağhan gözlerini devirdi. Sesin sahibini bildiği
için başını kaldırma gereği duymamıştı.
O Misra'ydı. Onu asla vazgeçiremezdiniz, öyle ya da böyle istediğini alırdı. Dağhan'ın deyimiyle inatçı keçiydi o .
"Senin orada ne işin var?" dedi Alp kaşları hafif çatık bir şekilde. Mısra Mert'in yanında, cam
odanın içinde elindeki filmleri inceliyordu.
Alp içeriye doğru mikrofondan seslendi. "Aşırı radyasyona maruz kalıyorsun şu an Mısra, çıkar mısın oradan?"
Mısra pek tabii onu duymazdan geldi, belki de gerçekten duymamıştı çünkü elindeki filmleri dikkatlice inceliyordu. Elleri titriyor gibiydi.
"Ameliyata almamız lazım. Ayşe ameliyathaneye haber verdi. Alp, Sinem'le senin de ameliyata girmenizi istiyorum." Az önce elinizi süremezsiniz diyen kız mıydı bu? diye düşündü hepsi birden. Mısra ise düşmanlığın sırası olmadığını anlamış gibiydi. Önemli olan onların hırsları ve egoları değil, orada yatan her kim olursa olsun onun iyiliğiydi. Hep böyle düşünmeliydi, bunu kendine hatırlattı.
"Dağhan, ekg ve röntgen sonuçları birazdan
elinde olacak. Şarapnel parçaları göğüs
kafesine zarar vermiş olabilir. Beyin
ameliyatıyla kalbi bir arada yapmamız
gerekebilir. Destek ekiplerine haber verdi-"
"Dur artık!" Dağhan yumruğunu masaya vurup camın arkasından Misra'ya baktı. Sabrının son sınırlarını yaşıyordu. Mert kardeşi gibiydi evet ama Mısra ondan da öteydi. Ve Mısra'yı herkesten çok daha iyi tanıyordu. Aynı evde yaşadığı Nisan'dan bile. Şimdi bu tavırları, ondan sağlık problemi olarak çıkacaktı. Ya birden bire kusmaya başlayacak ya da elleri karıncalanıp uyuşacaktı. Mısra böylesine kafasına taktığında durumları hemen travmatize eden bir yapıya sahipti çünkü. Dağhan buna defalarca kez şahit olmuştu. Günlerdir yemek yemiyordu Mısra, kahvesini bile çok sevmesine rağmen ağzına sürmemişti, bu yersiz öfke patlamaları bu yüzdendi. Her şeyi kafasına takıyor, çok içerliyordu. Dağhan bunları farkında olan tek kişiydi. Ona belli etmemeye çalışsa da -çok başarılı olamasa da- farkındaydı işte. Engelleyemiyordu ama şu an bu durumu engelleyecekti.
"Ameliyata girmiyorsun, "
Misra ona meydan okuyan bir bakış attı. Yanlarında hiç kimse yokmuş gibi davranıyorlardı ama Sinem ve Alp oradaydı.
Sinem ilk kez Dağhan'ın bu halini gördüğü
için şaşırmış olsa da hemen yanındaki Alp,
Misra'nın kararlılığı ve hızlı düşünüşüne
hayran kalmıştı.
Bunu ona belli etmedi tabii ki, hiçbir zaman
onu yetenekleriyle övmeyi de düşünmüyordu. Misra bir iki adım gerilediğinde bunu çok hafif
yaptığı için Alp hariç kimse fark etmemişti.
Asistanlar gerekleri şeyleri ayarlamak için
çıktıklarında Sinem'de hazırlanmak için
çıkmıştı.
Mısra hâlâ camın arkasından Dağhan'a bakıyordu.
"Bunu asla engelleyemezsin." dediğinde Dağhan da ona meydan okudu.
"Hasta yakınısın, asla giremezsin!"
"Sen de öylesin!" Mısra, Dağhan'ın aksine bağırmamıştı ama öyle güçlü çıkmıştı ki bağırmaktan çok daha etkili olmuştu.
Normalde böyle inatlaştıklarında Dağhan da asla geri adım atmaz ve Nisan araya girip yumuşatana kadar ikisi de öylece dururdu ama bu kez öyle uzun bir vakit yoktu.
"yukarıdan izleyebilirsin."
Onlar öylece atışırken Alp Mısra'nın gözlerindeki hareketlenmelere bakıp hızlıca cam odanın içine girdi. Dağhan ve Mısra ise birbirleriyle zıtlaşmaya öyle kaptırmışlardı ki kendilerini, Alp'in Mısra'nın yanına geldiğini hiçbiri fark etmedi.
Mısra onun neden yanına geldiğini anlamaya çalışmakla uğraşmadı, çünkü yer bu defa gerçekten ayağının altından kaydığında kendini Alp'in kollarına bırakmak zorunda kalmıştı.
Bilinci kapanırken Dağhan ağzı açık kalmış bir
şekilde onları izliyordu, o da hemen ayaklanıp arkadaşının yanına gitmek istemişti ama o an Alp'in gördüğü şeyi göremeyip bayılacağını anlamadığı için kendisine kızmakla meşguldü.
Mert odadan çıkartılırken Dağhan sedye istemeyi akıl edebilmişti. Koridora sedye gerektiğiyle ilgili bir şeyler bağrınıp bakışlarını tekrar Mısra'ya ve ona gerektiğinden fazla dikkatle bakan Alp'e çevirdi.
Alp Mısra'nın saçlarını hafifçe geriye atıp
yüzünü inceliyordu. . O an zaman durmalıydı ve
Alp bu anı kutulayıp ihtiyacı olduğu zaman
kullanmalıydı.
"Mısra," diye fısıldadı kendi sesini bile zar zor duyacak şekilde.
"Mısra," diye fısıldadı yeniden kendi sesini bile zar zor
duyarken.
Sonra onu kucağına alıp koridora çıktı.
Hemşireler ve koridordaki doktorlardan şaşırma ve geçmiş olsun dilekleri yükselirken
Alp hiçbir şey söylemedi. Hiçbirini duymuyordu da zaten. Bugün gördükleri ona da fazla gelmişti. O hep Dağhan'ı şakacı ve sakin biri olarak tanımıştı. Bugünkü tavırları Alp'e de diğer herkese olduğu gibi yabancıydı. Sonra Mısra... Alp onun sevdiklerini nasıl korumak için çırpındığını daha önce görmüştü tabii, zor geçen ameliyatlarından sonra odasında uyuyan Dağhan'ın üzerini örterken ki merhametini görmüştü, günün tüm yorgunluğuna rağmen Nisan'ı kırmayıp tüm geceyi kafede geçirdiğini de görmüştü, onu mutsuzluktan korumak için kendi duygularından vazgeçtiğini de. Ama bugün Alp'e yabancı o adama bakarken gözlerinden geçen duyguyu hiç görmemişti. Ne kendisine ne de bir başkasına, o küçük hasta bebeğe bakarken bile görmemişti bunu. Derin bir iç çekti.
Asistanlardan Emir ve Ali sedyeyi onlara doğru yaklaştırdıklarında Mısra'nın küçük bedenini sedyeye yatırdı. Şimdi bu Mısra için çok değerli kişiyi ona yeniden kazandırmalıydı. Bunun için elinden gelenin çok daha fazlasını yapmaya hazırdı. Yapacaktı da. Hep yapmıştı. Onun gidişini izlemeyi bırakıp ameliyathaneye doğru yürümeye başladı. Vakit yoktu, düşünmek için bile.
Yarım saat kadar sonra Mısra uyanmış, kalkmasına izin verilmediğinde kıyameti koparmış, en sonunda yelkenleri suya indirip ameliyatı izlemek için yukarıya çıkmıştı.
Alp kafatasını açıyordu, yukarıdaki hareketlenmeyi fark edip bir an durdu.
Kafasını kaldırıp ona endişeli gözlerle bakan Mısra'nın gözlerine baktı.
Daha önce onu hiç böyle görmemişti, bu adam her kimse onun için büyük bir anlam ifade ediyordu.
Belki de sevgilisidir.
Elindeki neşteri biraz daha sıkı tutup işlemine devam etti.
"Alp, damarlara dikkat et,"
Mısra yukarıdan seslendiğinde sesi
ameliyathanenin içinde yankılanmıştı. Dağhan kalp ritimlerini kontrol ederken bile
gözlerini devirmişti.
Mert onun en yakın arkadaşıydı, eskiden.
Ama o gün, elinde kelepçelerle götürüldüğü
gün aralarındaki bütün bağ kopmuştu.
O günleri hatırladığında yumruklarını sıktı.
Görüşe hiçbir zaman çıkmamıştı, bir sene
sonra da tahliye olduğunu öğrenmişti, bunu
Mısra'ya söylememişti. Mısra'da sormamıştı
zaten.
Kızlardan gizli hep onu bulmaya çalıştı
Dağhan. Hep onun için çabaladı, çabaları
hiçbir zaman sonuç vermese de.
Ameliyat tam 11 saat sürmüştü. Mısra bir an
bile oradan ayrılmamış, herkes gibi Alp'e o da
eklemlerini rahatlatmasını hatırlatmıştı.
Dağhan arada bir ameliyattan çıkıyor, yerine başka bir kalp cerrahi geliyordu.
Sonunda ameliyat bittiğinde Nisan'da
Mısra'nın yanındaydı. Hatta birkaç doktorda
ameliyatı izlemeye gelmişti.
Alp gözlüğünün alınmasını istedi ve hastanın kapatılmasını isteyip yukarıya kısa bir bakış
attı.
Nisan Mısra'ya sarılmıştı ve Mısra boş gözlerle Alp'e bakıyordu.
"Bu ne demek?" dedi Nisan kaşlarını çatıp.
"Alp neden çıkıyor? Mısra kötü bir şey mi oldu?" Mısra başını iki yana salladı.
"Başardı." dedi Alp'in arkasından bakarken. Etkilenmişti, ondan. Bu defa inkar etmenin alemi yoktu. 11 saatte yalnızca bir kez mola vermişti ve belki bir gün sürecek bir ameliyatı 11 saatte tamamlamıştı. Başarmıştı.
"Başardı."
Sonra Nisan Alp'i görmek için oradan ayrıldı. Mısra ise kafatası kapatılan Mert'in amelşyatını izlemeye ve aşağıdaki asistan doktorlara emirler yağdırmaya devam etti. Mert' i hiçbir şeyinde yalnız bırakamazdı, bunda bile.
Gün tüm zorluklarına rağmen bitti, Mısra yoğun bakımdaki Mert'in yanındaki koltuğa kıvrılmış, tüm yorgunluğuna rağmen sadece bir iki saat uyuyabilmişti. Dağhan da aynı şekilde.
Ertesi gün Alp Nisan'la kahvaltı ediyordu. Nisan Mert'in durumunu sorduğunda Alp kaşlarını çatıp Mert'in kim olduğunu düşündü.
"Dün ameliyat ettiğin," dedi Nisan kahvesinden bir yudum alırken. Alp şimdi tanımıştı işte, tüylerinin diken diken olmasını görmezden gelerek o çok korktuğu soruyu sordu.
"Bu adam kim," dedi Alp Nisan'a bakarken. Nisan çatalındaki domatesi ağzına atıp çiğnemeden önce "Mısra'nın eski nişanlısı," dedi.
İçtiği çay boğazını yakıp nefes borusunda kaldığında öksürmeye başladı Alp.
Öksürüklerinin arkası kesilmeyince Nisan masadan kalkıp onun sırtına vurdu.
"İyi misin?"
Alp sudan birkaç yudum alıp soluklandıktan sonra onu başıyla onayladı. Eski nişanlı mı? Eski nişanlı...
Göğüs kafesini ezip geçen bu sancı da neydi böyle?
"Nişanlısı mı dedin?"
Nisan onaylayan mırıltılar çıkardı.
"Çok eskidendi. Mertle liseden beri tanışıyorlardı, ailesinin ölümünde falan hep yanındaydı."
"Ailesinin ölümü mü?" Alp bir kez daha
şaşırdığında Nisan'ın yüzü düştü. O günleri
hatırlamak çok zor geliyordu.
"Evet, lise sona geçtiğimiz yılın yazıydı. Tatile giderken trafik kazası geçirdiler. Annesiyle kardeşi o kazada öldü."
Alp ilgiyle Nisan'ı dinliyordu.
"Peki babası?" Nisan gözlerini devirdi.
"O kazada direksiyonda babası vardı, kendini suçladığı için Mısra'nın yüzünü görmeye dayanamadı, bıraktı gitti kızı. Bir daha da dönmedi. Şimdi nerede ne yapıyor bilmiyoruz. O da babasından nefret ediyor zaten. "
Alp başını sallayıp dinlediğini belli etti.
"Ne diyordum? Heh, Mert. İşte o sıralar hep destekçisiydi, sonrada sevgili oldular, aradan birkaç sene geçtikten sonra da nişanlandılar. Mert Mısra'yı canından çok seviyordu hepimiz bunu biliyorduk ama düğün sabahı polisler onu götürdüler. Sonra da hapse girdi."
Alp şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Neden?"
"Bilmiyoruz, Mısra abisini korumak için girdiğini söylemişti ama sonra ondan haber alamadık. Mısra ondan ayrıldı,"
"Onun için zor olmuş olmalı."
"Öyle oldu. Ama Mısra güçlü bir kız, bununda üstesinden geldi. Hatta hiç var olmamış gibi devam ettik. Kim bilir nasıl bir belaya bulaştı da vuruldu. Hiç rahat durmazdı zaten."
"Mısra onu çok mu seviyordu?"
Nisan Alp'in neden böyle bir soru sorduğuna anlam veremese de başını sağa sola salladı.
"Doğruyu söylemek gerekirse daha çok seven taraf hep Mert'ti. Bundan şikayetçi de değillerdi. Mısra aşka inanan bir kız değil, kanka gibi gördüğü biriyle evlenmek yapacağı en mantıklı şey olurdu."
Aşka inanmıyor.
Alp anladığını belli eden mırıltılar çıkardı. Bir süre sessizce yemek yemeye devam ettiler. Sonra bu sessizliği yine Alp bozdu.
"Siz çocukluk arkadaşısınız değil mi? Yani... üçünüz?" Nisan gülümseyerek başını salladı.
"Dördümüz. Mert de bizimleydi. " Alp yeniden kalbindeki o sızıyla karşılaştı, yine görmezden geldi.
"Anlatsana, o zamanlar nasıldı, nasıl buralara geldiniz? Dağhan dün çok sinirli duruyordu. "
Nisan'ın en sevdiği şeydi bu. Anlatmak. Elindeki çatalı bırakıp sandalyede arkasına yaslandı.
"Biz," dedi sonra kahvesi bittiği için kendine de çay doldurdu, bir yudum alıp devam etti. Bu sırada Alp de onun gibi arkasına yaslanmıştı.
"Biz aynı lisedeydik, Dağhan ve Mısra aynı ortaokuldaymışlar. Sonra aynı lisede kesişti yollarımız. O zamanlar Mısra böyle biri değildi, cıvıl cıvıldı, etrafına neşe saçardı. Ama hiçbir zaman benim gibi de değildi. Ben daha narin biriyim yapı olarak, kavgadan gürültüden hoşlanmam. Mısra da kaos sevmez ama kavgadan ya da sorunlardan hiçbir zaman kaçmazdı. Erkeklere bile kafa tuttuğu oluyordu, içinde hep bir ateş vardı yani. Kaba tabirle erkeklik. Mertle de öyle tanıştılar zaten. Mert daha belanın içinde biriydi. Dersleri hiç iyi olmamıştı, çevresi de öyle. Daha lisenin başındayken bak düşün o kadar küçüktük, Mert'in adı hep anons edilirdi müdürün yanına gitmesi için. Sürekli kavgadaydı anlayacağın."
Alp pür dikkat anlattıklarını dinliyordu. Hiçbir şeyi kaçırmak istemiyor gibiydi.
"Sizle ne ilgisi vardı o zaman?"
Nisan o günleri hatırlayınca gülümsedi.
"Mısra çok çalışkandı, sürekli anneme söz verdim, doktor olacağım der dururdu. Kütüphanede yatıp kalkardı resmen. Bir gün gece kütüphaneden çıkarken birkaç salak çocuk buna laf atmış. Bu da tek başına üç kişiyi dövmeye kalkışmış. Başlarda başarmışta, sonra çocuklar bunun peşine takılınca kaçmaya başlamış. Mert oradaymış, korumuş Mısra'yı. Sonra Mısra bize bunu anlatınca Dağhan Mert'e teşekkür etmek istedi. Sonra derslerinde yardım etmeyi teklif etti. Sonra da aramızda inanılmaz bir bağ kuruldu işte."
çaylarını yudumladılar, soğumuştu. Nisan yüzünü buruşturup yeni çay doldurdu.
"Mısra'nın anneleri nasıl vefat etti?"
Nisan'ın yüzü yeniden asıldı.
"Üniversite sınavına yeni girmiştik, benimki pek parlak geçmese de, tabii Mert kadar kötü olmasa da Dağhan ve Mısra kadar iyi değildi, onlarınki çok güzel geçmişti. Ailesi de Mısra'nın çok istediği bir yere rezervasyon yaptırıp kutlamak istemişler. İşte yolda giderken tır ters yönde geliyormuş, babası şaşkınlıktan direksiyonu çevirememiş bile. Çarpışmışlar.""
Nisan'ın gözleri doldı.
"Annesi oracıkta ölmüş. Babası birkaç gün yoğun bakımda kaldı ama sonra iyileşti. Mısra da aynı şekilde. Ama kardeşi... Ah.. Efem benim, çok seviyordum onu. O da hastanedeyken kaybetti hayatını. "
Alp iç çekti, Nisan da gözünden akan birkaç damla yaşı elinin tersiyle sildi.
"Sonrası malum işte, Mısra aylarca tek kelime etmedi biliyor musun? Tam 8 ay boyunca tek bir kelime bile konuşmadı. Teyzeleri, tüm akrabaları onu terapiste götürmek için elinden geleni yaptı, gittiği terapistlerde de tek kelime etmiyordu ve hiçbiri işe yaramadı. En son bir tanesi çok iyi geldi ona. Hala arada görüşüyorlar diye biliyorum. Ama konuşmasının asıl sebebi o terapist değildi. "
Nisan durup silkelendi ve Alp'e baktı.
"Çok mu daldan dala atladım?" Alp hayır anlamında başını salladı.
Tam istediği cevapları veriyordu.