"Sonra işte, Dağhan da bana hak verdi."
Kafedeydim, olanların üstünden bir gün geçmişti, kız iyiydi.Ben iyiydim, her şey yolundaydı.
Meyve suyumdan bir yudum daha aldım.
"İyi yapmışsın. Şimdi neredelermiş? Kız güvende mi?"
Nisan'a bakıp başımı salladım.
"Evet, abisiyle barışmışlar, abisi o şerefsizi bulup dövmüş. Allah'tan öldürmeden polisler almış elinden. "
Nisan derin bir iç çekip yemeğini yemeye devam etti.
"Uçkuruna düşkün birkaç şerefsiz yüzünden gencecik kızların hayatları soluyor."
Onu yeniden başımla onaylayıp ağzıma bir parça ekmek attım.
"Kadın olmak çok zor,"
Bir süre sessizce kahvaltı ettik. Sessizliği Nisan bozdu.
"Eee Reyhan'ın düğünü var bu akşam. Ne giyeceğiz?"
Gözlerimi devirip gülümsedim.
Nisan hastanedeki bütün doktorlar ve çalışanlarla benden daha yakındı.
"Siyah bir elbise giyerim işte." Gözlerini devirip bana inanmayan bakışlar attı.
"Düğün dedim Mısra, cenaze demedim."
Omuz silkip bardağımda kalan son meyve suyunu da içtim. Bir an önce hastaneye gitmeliydim.
"Ben çıkıyorum, benim kıyafetlerimi de kafeye götürürsün olur mu? Bir daha eve gelmekle uğraşmayayım. "
Ağzı dolu olduğu için eliyle okay işareti yaptı.
Çantamı omzuma alıp kapıdan çıktım.
Arabama doğru yürürken yolun kenarındaki araç dikkatimi çekince ona daha dikkatli baktım.
Alp elleri direksiyonda, kaşları çatık öylece bekliyordu.
Elimi ona doğru 'hayırdır' der gibi salladım.
Beni fark ettiğinde hemen arabadan inip bana doğru yürümeye başladı, ben de ona doğru ilerledim.
"Günaydın, " dedi soğuk hava yüzünden ellerini birbirine sürtüp. Kaşlarım çatık, her zamanki gibi huysuz huysuz bakıyordum.
"Nisan'a mı geldin?"
"Hayır, yani evet. Karışık," Eliyle saçlarını karıştırdı.
Kaşlarımı çatıp 'ne ayaksın' der gibi baktım.
"Yani akşamki düğüne gidecek misin diye soracaktım. "
"Ben mi?" Başını salladı.
"Gideceğim de... Neden? "
Birbirimize saçma sapan baktığımız birkaç saniyeden sonra "Hiç," dedi. Bu neydi şimdi?
Sonra transtan çıkmış gibi gözlerini üzerimden çekip silkelendi.
"Hadi hastaneye, yeterince geç kaldın."
Gözlerimi devirip hiçbir şey demeden arabama doğru yürüdüm. Artık Nisan ve ona alışmış gibiydim, Alp'in bu tutarsız tavırları dikkatimi çekmiyordu, merak etmiyordum. Yani... daha az merak ediyorum diyelim.
Uzun bir gün olacak.
***
"Ben bunu giymem!"
Nisan aynadan bana bakıp rujunu sürmeye devam etti.
Beyaz dizde biten bir elbise giymiş, göz makyajını hafif yapsa da rujunu bordo seçmişti.
Harika görünüyordu.
"İstiyorsan bir elbise daha var. Pullu, fırfırlı-"
"Dalga mı geçiyorsun Nisan ya!" Ayağımı çocuk gibi yere vurup kaşlarımı çattım.
"Mor bu resmen mor!"
"Dağhan 5 dakikaya burada olacak. Seni hâlâ hazırlanmamış hâlde görürse o elbiseyle seni boğar."
Ağlanarak arka odaya gittim. eflatun gibi bir renkti ve gerçekten güzeldi.
Dizde bitiyordu, boğazı çapraz gelen elbiseyi kafamdan geçirirken küfrediyordum.
Göğsü çapraz gelen bir elbiseydi, boyumdan bağlıydı ve aşağı doğru salaş bir hal alıyordu.
Saçlarım için aynanın karşısına oturduğumda Nisan sırıtarak geldi.
Onu görünce kollarımı birbirine kenetledim.
"Çok güzel olacaksın!"
Elindeki maşayı birkaç kez vurup aynadan bana baktı.
Korkuyordum.
Neyse ki, pul dökmeden kurtulabilmiştim.
Saçlarımı dağınık topuz yapmış, gözlerime de koyu tonlarda işlemişti.
Dudaklarıma hafif bir parlatıcı sürmekle yetindim.
Biraz geri çekilip ikimizde aynadaki yansımamıza baktık.
Nisan dayanamayıp güldüğünde gülümsedim.
"Bak işte çok güzel oldun. Siyah giyinmekten çürüyeceksin."
Omuz silkip bakışlarımı tekrar aynada gezdirdim.
Nisan'a göre daha sadeydim ama sanki biraz daha... güzel?
"Vay vay vay, bu ne güzellikler böyle? "
Omzumun üstünden Dağhan'a bakıp gülümsedim.
"Mısra üstündeki farklı renk mi yoksa kör mü oldum?" gözlerimi devirdim.
Nisan elini göğsüne vurup; "BEN YAPTIM BEN," diyince güldüler.
Alp'te kapıdan girdiğinde Nisan ona sarıldı.
"Selam," dedi Nisan'a gülümseyip.
Sonra bakışları bana döndü. İlk önce yüzümde gezindi, daha sonra baştan aşağı süzüp "Selam," dedi.
Hiç cevap vermeden Dağhan'a döndüm.
"Ne zaman gidiyoruz?"
"Şimdi," dedi Dağhan sırıtarak.
"Nisan, hadi bizde çıkalım." Alp içerideki odaya giden Nisan'a seslendiğinde Nisan çantalarla beraber yanımıza geldi.
Siyah kadife portföyü bana uzattığında masanın üstündeki telefonumu içine koydum.
Siyah topuklu ayakkabılarımla uyumlu olması için Nisan hanım bunu seçmişmişmiş.
Dağhan'ın koluna girip kapıya doğru yürüdüm.
"Bu gecede size eşlik etmek benim için büyük onur olacak hanımefendi."
Dağhan hafifçe eğildiğinde omzuna vurup "Utandırmasana," diye çemkirdim.
Gülerek arabaya doğru yürüdü.
Nisan kafenin kapısını kilitleyip bize el salladıktan sonra Alp'in koluna girip onun arabasına doğru yürüdü.
Biz de arabaya bindik.
"Eee, Sinem de geliyor değil mi?" dedim yola koyulduğumuzda. Salon hastaneye çok uzak değildi Allah'tan.
Derin bir nefes verip başını salladı.
"Evet, çok heyecanlıyım." gülerek sırtını sıvazladım.
"Yapabilirsin, inanıyorum."
Alp'in arabasının arkasından giderken Dağhan bana kısa bir bakış attı.
"Sana bir şey söylemem gerekiyor."
Başımı ona çevirip surat ifadesini çözmeye çalıştım. Bir süre sustu, ben de konuşmak için hazır olmasını bekledim.
"Mert'i eve almaya karar verdim. "
Başımı cama doğru çevirip yasladım.
Hiçbir şey konuşmamıza gerek kalmadan bu yolculuğun bitmesini istiyordum.
Yeniden sessizlik...
Mert dün taburcu olmuştu, artık durumu gayet iyiydi, Pansumanları ve aylık rutin kontrollerinden başka bir şey yoktu.
"Bir şey söylemeyecek misin?"
Tekrar sessiz kaldığımda o da bir şey söylemedi.
Bazı acılar yüzünden kimseyi suçlayamazdınız.
Mert benim ilk sevgilimdi, ilk kavgamdı, ilk arkadaşım, o benim eş seçtiğim insandı.
Ama bazı anlar vardı ki o anlarda verilen kararlar hayatınızın seyrini değiştirebiliyordu.
Bunu en başından beri söylüyorum, abisini korumak için ya da abisi yüzünden fark etmez, bir seçim yaptı diye onu suçlayamam.
Ama hapisten çıktığı o üç yıl içerisinde ve hapiste olduğu iki yıl içerisinde görüşlere çıksaydı, onu görmemize izin verseydi daha az kırılabilirdim.
Şimdi Dağhan'a sokakta bırak ya da boşver gitsin diyemezdim, hâlâ dostumdu. Ama içimde yok saymaya çalıştığım o eski Mısra ona çok kırgındı.
"İyi yapmışsın."
Ve yol boyu başka hiçbir şey konuşmadık.
Düğün salonuna girdiğimizde aslında salondan çok kır konseptli bir yer olduğunu gördüm.
Çok tatlı süslenmişti.
Dağhan'ın kolundaydım ama Nisan'la konuşuyordum. Bize ayrılmış masanın başına geçtiğimizde doktorlardan Didemle Sinem de yanımıza geldi.
Kısa bir 'çok güzel olmuşsun ' faslından sonra Dağhan'la Alp bizden bağımsız derin bir sohbete dalmışlardı.
Gözlerim yaşardı görüyor musunuz?
Gözlerim Alp'in ciddi yüzündeki gülümsemeye kaydığında bakışlarımı üzerinden çektim.
Gelinle damatta salona girdiğinde herkesten bir alkış koptu. Reyhan'ın gülüşü duvağın altından bile belli oluyordu.
Kızlar gelinliği hakkında yorum yaparken o gelip hepimize tek tek sarıldı.
"Nasıl olmuşum! " heyecandan elleri titriyor, sürekli etrafına bakınıyordu.
"Çok güzelsin," gülümseyip elini sıktım.
"Sakin ol."
Bize gülümseyip diğer masaları dolaşmak için ayrıldığında Dağhan'ın Sinem'e bakışlarını fark ettim.
Geldiğimizden beri birbirlerine bakıyorlardı.
Dans müziği başladığında herkes birer ikişer sahneye çıkmaya başlamıştı.
Dağhan'ın Sinem'e gideceğini bildiğimden gözlerine bakıp güç vermek istercesine göz kırptım. Tedirgin bir bakış attı ama bu tedirginlik boşunaydı çünkü birbirlerinden hoşlandıkları apaçık ortadaydı.
Nisan Alp'e onu dansa kaldırması için imalı bakışlar atıyordu ama Alp bunu pek takıyor gibi değildi.
Nisan homurdanarak bana doğru döndüğünde gözleri arkamdaki bir noktada takılı kaldı. Sonra bana döndü, dudağını dişleyip o da bana tedirgin bir şekilde baktı.
"Arkana bakmamanı rica ediyorum."
Ben anında arkamı döndüğümde başı sargılı Mert'i görmeyi beklemiyordum.
"Hay anasının nikahı,"
Reyhan'ın eşi Mehmet koşa koşa Mert'in yanına gidip sıkıca sarıldığında onu hiç görmemiş gibi önüme dönüp meyveli kokteylimden büyük bir yudum aldım. O sırada Dağhan'la da göz göze geldik.
Dağhan Mert'i görse de şaşırmayıp Sinem'e onunla dans etmesi için elini uzattı.
Sinem gülümseyerek uzattığı elini tuttuğunda Dağhan'ın rahatladığını görebiliyordum. Ben de en az onun kadar rahatlamıştım, bu tarz şeyler beni de geriyordu.
Mert o sırada yanımıza gelmişti bile, Nisan ve bana munzur bir bakış attı.
Hafifçe burnuma vurdu, Nisan'ın da saçını karıştırdı.
Eski günlerdeki gibi.
Nisan küçük bir çığlık atıp saçlarını düzeltmeye uğraştığında Mert'in gülüşü kulaklarımı doldurdu.
Hiçbir şey olmamış gibi davranarak arayı düzeltmeye çalışıyor.
Alp kaşları çatık bir şekilde Nisan'ı dansa kaldırdığında masada kalan sadece ikimizdik. Alp'te bizim gibi gerilmişti, Mert onun karakterine öylesine zıttı ki, ondan hoşlanmadığı daha ilk günden bariz belliydi. Mert'e kısa bir bakış attım. Bana bakıyordu.
"Hadi kalkta romantikmiş gibi dans edelim."
Gözlerimi devirip ona baygın baygın baktım.
"Def ol başımdan."
"Mısra," dedi kolumdan tutup hafifçe beni kendine çevirerek.
"Ben yaptıklarımın bedelini çok ağır ödedim. Ve seneler sonra hayatım yeniden sizinle kesişti, yeniden nefes aldığımı hissettim. Biliyorum, " dedi bakışlarını yere indirip.
"Kolay olmayacak yaşadıklarımızı unutmak ama ben seninle eski günlerdeki gibi olmak istiyorum. 'Sevgili' dediğimiz günlerdeki gibi değil. Dost olduğumuz günlerdeki gibi."
Bakışlarımı gözlerinden ayırmadım.
"Bir daha sınırı aşmayacağına söz veriyor musun?"
Sınır dediğim şey ondaki 'sevgili ' kavramıydı.
"Söz," dedi gülümseyip, sonra ekledi.
"Hem o mavi gözlü aptaldan hoşlandığını biliyorum."
Kaşlarımı çatıp kimden bahsettiği- Alp.
Yutkundum.
"Sen olayı çok yanlış anlamışsın ya. O Nisan'ın sev-"
"Nisan'ın yanında ama gözleri sende. Ne şerefsizmiş."
Kızaran yüzümü saklamak için kafamı çevirdim, elim yeniden masada duran içeceğime gitmişti.
"Saçmalıyorsun."
"Sana gelip seni çok sevdiğini haykırdığında görürsün. "
Ona gözlerim fal taşı gibi açık, ağzım şaşkınlıkla aralanmış bir şekilde baktım.
"Kes sesini!"
Elimdeki içeceği alıp masaya geri bıraktı, sonra elimden tutup beni ortaya doğru çekti.
"Hadi dans edelim!"
O sırada şarkı değişip başka bir dans müziği başladığında beni sahneye çekti.
Ellerini belime koyduğunda bende onun omzuna yerleştirdim.
Biraz öylece gözlerime baktı. Sanki acısını oradan anlamam gerekiyormuş gibi.
"Neler yaşadın sen?" dedim kahverengi gözlerindeki katran karası acısında boğulurken.
"Seni çok özledim, " dedi. "Seni çok seviyorum Mısra. " gözlerim doldu, bana bu cümleyi kurduğu binlerce an zihnimin tozlu raflarından içeriye düşmüştü.
"Seni çok merak ettim, " dedim. Dolan gözlerimi saklamaya çalışamıştım, o da benden farksızdı. Gözleri dolmuş, yüzü kızarmıştı. Mutlu bir şarkı çalıyordu ama biz hiç mutlu değildik.
Boyu benden uzundu, başım çenesinin altına geliyordu ve o bunu hep çok sevmişti, başını hafifçe kaldırıp burnunu saçlarıma sürttü, tam o an gözünden damlayan yaş saçlarımın arasına düşmüştü.
Tek elini belimden çekip hızlıca gözlerini sildi, sonra da gülümsedi. "Seni mutlu edemedim ama bundan sonra mutlu olman için elimden geleni yapacağım. "
Gülümsedim ben de.
Onu gerçekten çok seviyordum ama bu sevgi Dağhan'a duyduğum sevgiden farksızdı.
O sırada Nisanla Alp görüş açımıza girdi.
Yan yana geldiğimizde Nisan, Mert'e gözlerini kısarak baktı.
Mert sırıttı.
"Ne o? Kıskandın mı?" az önceki o kara bulutlar dağılmış, eski Mert yerine gelmişti.
Mert Nisan'a laf atınca Alp bize kısa bir bakış attı.
"Ne kıskanacağım be, dağ gibi sevgilim var burada."
Söylediğine gülerken Mert "Hadi hadiii," dedi.
"Kıskandın sen, gel kıskanma. Seninle de dans ederim. Hadi eş değişelim. "
Ellerini hızlıca belimden çekip Nisan'ın elinden tuttu ve beni Alp 'e doğru iterken kendisi Nisan'ın ellerini omzuna koydu.
Bir anda Alp'le karşı karşıya kaldık. Çok hızlı olmuştu.
Ben kaskatı kesilirken o da afallasa da ellerini belime yerleştirip aramızdaki mesafeyi kapattı.
Bende mecburen ellerimi onun omuzlarına koydum.
Ellerim terlemişti.
Gözlerinin mavisine vuran ışık bakışlarını gökyüzü gibi parlatıyordu.
"Gözlerinin rengini anlayamıyorum. "
Kaşları hafif çatılmış, dudakları hafif aralıktı.
Kelimeleri tenime çarpıp derinlere işlerken bende onun gözlerine baktım.
"O çocuğa bakarken daha koyuydu," dedi belimdeki ellerini birbirine kenetledikten sonra.
Mert'le dans ederken gözlerimin rengini görecek kadar dikkatli ve çok bakmıştı gözlerime demek ki . Bu beni yine şaşırttı. Bozuntuya vermedim.
"Işıktandır,"
Gözlerimin rengi hep tartışma konusu olmuştu hayatım boyunca.
Bazen siyaha dönük bir kahveye bürünür, bazen de bal rengine benzerdi.
Belimdeki ellerinden birini omzundaki elimin içine alıp birbirine kenetlediğinde onu izliyordum.
Dansın ritmi değişmişti.
Ve biz hâlâ dans ediyorduk.
Birkaç saniye gibi gelen birkaç dakika.
Yutkundum, bakışları hala üzerimdeydi.
"Seninkiler hiç değişmiyor," dedim yine dik dk.
"Hep mavi, hiç sevmem." güldü, kısa ama samimi bir gülüştü. Gülüşünü bu kadar yakından görmek bana hiç iyi hissettirmenişti, bakışlarımı kaçırıp etrafıma bakındım.
Bir süre sessiz kalıp müziğin ritmine ayak uydurmaya çalıştık.
Kokusu çok güzeldi.
Bana baktığını hissettiğimde bakışlarımı bizim gibi dans eden Reyhan ve Mehmet'ten çekip ben de ona baktım. Yine o hiç sevmediğim meydan okuyan bakışları üstündeydi. Kaşlarımı çatıp 'ne var?' der gibi baktım.
"Dakikada 85, bu da yanımdayken kalbinin hızlandığını açıklıyor." Kaşlarımı mümkünü varmış gibi biraz daha çatıp bakışlarımı önce gözlerine daha sonrada aslında elimi değil de daha çok bileğimi tutan eline çevirdim.
Kalp atışlarını saydı.
Sen salak gibi heyecanlanırken kalp atışlarını saydı.
Aptal.
Öyle şaşırmış ve utanmıştım ki ellerimi üzerinden çekip onu hafifçe ittirdim.
Elbisemi düzeltip masaya doğru yürüdüğümde o da peşimden geldi.
"Kızman için söyle-"
"Sen ne yapıyorsun ya!" Bakışları ciddileşti.
Sesimin fazla yüksek çıkmasını umursamadım.
"Uyurken yanıma uzanmalar, saçma sapan yerlerde karşıma çıkmalar kalp atışlarımı saymalar... Sen ne zannediyorsun kendini?"
Sinirden bütün kaslarım gerilmişti.
"Bak," dedim hafifçe ona yaklaşıp.
Bir yandan Nisan'ın nerede olduğunu da kontrol ediyordum.
" O küçük beyninde ne kuruyorsun bilmiyorum ama senden zerre kadar hoşlanmıyorum. Sürekli kendine ve kendinden büyük egona bunu ispatlamaya çalışıyorsun ama boşuna uğraşma."
Bana anlayamadığım bir şekilde baktığında onun savunmasız bakışlarından güç alıp devam ettim.
"Heyecanlandığım falan da yok, kendini kandırıyorsun."
Çantamı alıp başka yöne dönerken Dağhan'a bakındım.
Bileğimden tutup "Dur, " dedi. "Yanlış anladın, konuşalım."
Elimi sertçe çekerek elinden kurtardım. Dağhan'ı da görmüştüm.
Sinem'le el el bir şeyler konuşuyorlardı, başka bir masada gayet mutlu görünüyorlardı.
Onları rahatsız etmek istemediğimden ona gözükmeden yukarı kata, teras yazan tabelanın gösterdiği yöne doğru yürüdüm.
Sinirden ellerim titriyordu, hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyorum.
Dakikada seksen beşmiş! Haspam.