TOM

1992 Words
Sınıfı hafif bir uğultu doldurdu. Çoğu öğrenci not alıyor, bazıları sessizce dersi takip ederken, diğerleri zihinlerinde farklı dünyalara dalmıştı. Ancak hiç kimse öğretmenleri Isabella Moreau’yu tamamen görmezden gelemezdi. Okulun en arzulanan öğretmeni olarak bilinen, yirmili yaşlarının sonlarında, zarif ama çarpıcı bir varlığa sahip bir kadındı. Açık renkli, vücuduna oturan kıyafeti ince belini kusursuzca sarıyor, koyu renk saçları omuzlarına dökülerek ona klasik bir film yıldızının havasını veriyordu. Altın bileziği, elinin her zarif hareketinde ışığı yakalıyor, uzun kirpiklerinin gölgesi bakışlarına derinlik katıyordu. Tom, defterine bakıyor gibi görünüyordu ama zihni altüst olmuştu. Düşünceleri dersten çok uzaktaydı, her yöne dağılıyordu. İçindeki huzursuzluk son zamanlarda giderek büyüyordu—babasının yokluğu, annesinin gözlerindeki yorgunluk, Scharline’ın uzak tavırları… Her şey üstüne üstüne geliyordu. Kendini her geçen gün daha da kaybolmuş hissediyordu. Eskiden derse odaklanmakta hiç zorlanmazdı, ama şimdi her şey buğulu bir camın arkasından bakıyormuş gibi geliyordu. Yanında oturan Derek Lawson telefonuyla meşguldü. Tom’un tam zıttıydı—umursamaz, kurallara ilgisiz, derslere kayıtsız ama kadınlar konusunda tehlikeli derecede deneyimli ve pervasız. Kollarını masaya yaslamış, telefon ekranında gezinirken yüzünde kendinden emin bir gülümseme vardı. Tom, merakla yan gözle ona baktı ve Derek’in ilgisini çeken şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. O an, Derek’in Isabella Moreau’nun fotoğraflarını çektiğini fark etti. Tom’un gözleri kısıldı ve ona doğru dönerek alçak bir sesle sordu: “Ne yapıyorsun?” Derek hafifçe gülümsedi, telefonunu masaya koyarak Tom’a göz kırptı. “Para kazanıyorum, dostum,” dedi. “Bunlar değerli şeyler. Güzel bir kadın için servet ödemeye hazır insanlar var, biliyor musun?” Tom’un kaşları çatıldı. “Bunları satıyor musun?” Derek omuz silkti, ne suçluluk ne de tereddüt gösteriyordu. “Ne sandın? Bedava bir hobi mi? Bu tamamen arz ve talep meselesi. Kimseye zarar vermiyorum. Sadece… insanların görmek istediklerini onlara sağlıyorum.” Tom bir an tereddüt etti. Sınıfın önünde, Isabella Moreau tahtaya bir şeyler yazıyordu ve olup bitenden tamamen habersizdi. Bu, onun gibi biri için ne anlama gelirdi? Ya bunu öğrenseydi? Ya birisi bu fotoğrafları gerçekten kötü bir amaçla kullansaydı? Göğsüne bir rahatsızlık çöktü, ama onu asıl rahatsız eden şey, Derek’in bunu ne kadar kolayca haklı çıkarabilmesiydi. Tom’un aklından geçenleri sezen Derek, ona doğru eğildi. “Ne oldu? Bunun yanlış olduğunu mu düşünüyorsun?” Tom kelimelerini dikkatle seçerek cevap verdi. “Bunun iğrenç olduğunu düşünüyorum. O bizim öğretmenimiz.” Derek güldü. “Evet, bizim öğretmenimiz… Ama aynı zamanda bir kadın. Ve dürüst olalım, kimse bu sınıfa sadece matematik öğrenmek için gelmiyor.” Tom’un içinde garip bir huzursuzluk kıpırdandı. Bir zamanlar okul, onun için sadece derslerden ve notlardan ibaretti. Ama şimdi, Derek gibi insanlar yüzünden, her şey farklı bir anlam kazanmaya başlamıştı. Yoksa o da mı değişiyordu? Sınıfın önünde, Isabella Moreau dersine devam ediyor, yumuşak sesi odada yankılanıyordu. Ancak Tom’un zihni hâlâ karmakarışıktı, kendi içinde bir savaş veriyordu. Derek’in dünyası onu cezbediyor muydu, yoksa bir zamanlar doğru olduğuna inandığı şeylere tutunmalı mıydı? O anda, Tom’un içinde ilk çatlaklar oluşmaya başladı. Sınıfta zaman ağır ağır ilerliyordu. Tom, Derek’in sözlerinin yankısını zihninden atmaya çalıştı, ama düşünceleri çarpışan iki ordu gibi birbirine girmişti. Hayat, içinden çıkamadığı bir girdaba dönüşmüştü ve okul artık bir sığınak gibi hissettirmiyordu. Dalgın bir şekilde kalemini parmaklarının arasında döndürdü, gözleri tahtaya sabitlenmişti ama aklı çok daha farklı yerlerdeydi. Sonra, Isabella Moreau’nun sesi onu aniden gerçekliğe çekti. “Bay Godwoods?” Tom’un omuzları hafifçe kasıldı. Defterine göz attı, olup biteni anlamaya çalıştı, ancak her şey bulanıktı. Isabella’nın sesi otoriter bir tını taşıyordu, ama bunun altında belli belirsiz bir sıcaklık da vardı. “Konu hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak ister misiniz?” Sınıfta kısa bir sessizlik oluştu. Derek hafifçe kıkırdadı, Tom’a eğlenceli bir bakış attı, belli ki bu anın tadını çıkarıyordu. Tom yutkundu, Isabella’ya döndü, ancak zihni hâlâ boştu. Bir şey söylemesi gerekiyordu—herhangi bir şey. Isabella’nın uzun kirpikleri hafifçe titreşti, gözlerini kısmıştı. Dudaklarının kenarında beliren belirsiz gülümseme, alaycı olmaktan çok sabırlı bir merakın ifadesiydi. Zarif ama otoriter varlığı, Tom’un göğsünde hafif bir baskı hissetmesine neden oldu. “Son zamanlarda dikkatinizin dağınık olduğu fazlasıyla belli oluyor, Tom,” dedi Isabella, kalemini yavaşça masasına bırakırken. “Aklınızı kurcalayan bir şey mi var?” Tom, doğru kelimeleri bulmakta zorlandı. Isabella Moreau, zarafet ve cazibeyi zahmetsizce taşıyan bir kadındı. Sınıfın önünde duruşu, giydiği açık renkli kıyafetin teniyle kusursuz uyumu, belini saran zarif kesimi, omuzlarının inceliği, el hareketlerindeki asalet… Onun güzelliği sadece görülen değil, hissedilen bir şeydi. “Hayır, öğretmenim. Sadece biraz dalgınım,” dedi sonunda, boğazındaki düğümü çözmeye çalışarak. Isabella birkaç saniye daha onu dikkatle inceledi, ardından hafifçe başını sallayarak zayıf bir gülümseme sundu. Ancak, o gülümseme Tom’u daha da huzursuz etti. “Peki,” dedi Isabella. “Ancak bu dalgınlık devam ederse, dersten sonra konuşmamız gerekecek.” Tom başını salladı, ama zihni onun kelimelerinde değil, onları nasıl söylediğinde, varlığının sınıfta nasıl bir etki yarattığında takılı kalmıştı. Dersin bitmesiyle öğrenciler eşyalarını toplamaya başladı. Derek, alaycı bir sırıtışla Tom’un omzuna hafifçe vurdu. “Bakalım küçük ‘cezan’ nasıl geçecek, sabırsızlanıyorum,” diye fısıldadı, göz kırparak. Tom, ona sinirli bir bakış attıktan sonra çantasını kaptı ve Isabella’ya doğru yürüdü. Kadın, masasının başında ders notlarını gözden geçiriyordu. Tom yaklaşırken, onun zarif parmaklarının sayfalar üzerinde usulca hareket edişini fark etti. Sonunda Isabella kalemini yerine koyup başını kaldırdığında, Tom bir an nefes almayı unuttu. Onun kokusu—hafif bir parfüm ile teninin sıcaklığının karışımı—havada asılı kalıyordu. Yakından bakınca, cildi neredeyse kusursuzdu. O anlık bakış değişimi, Tom’un derinliğinde kaybolmasına neden oldu. “Tom,” diye başladı Isabella, sesi yumuşak ama sorgulayıcı bir tondaydı. “Derslere odaklanamadığın artık fazlasıyla belli. Ne olup bittiğini bilmek istiyorum.” Tom tereddüt etti. Ne diyebilirdi ki? Babasının yokluğundan, annesinin sessiz acısından, Derek gibi insanların zehirleyici etkisinden mi bahsetmeliydi? Kendini, anlam veremediği bir dünyanın içine çekiliyormuş gibi hissettiğini mi söylemeliydi? Ama en kötüsü, zihni Isabella’nın söylediklerinde değil, onları söyleme biçiminde takılı kalmıştı. Onun nefes alış ritminde. Bu kadar yakınında olmanın sessiz, özel anında. Bakışları istemsizce Isabella’nın boynundaki ince zincire kaydı. Küçük bir kolye, göğsünün hemen üzerinde, nefesiyle hafifçe inip kalkıyordu. Bu mesafeden bile kirpiklerinin hafifçe titrediğini görebiliyordu. Bu… yanlış mıydı? “Düşüncelerim biraz karışık, öğretmenim,” dedi Tom sonunda. Isabella başını hafifçe yana eğerek onu izledi. Gözleri, Tom’un bir şeyler sakladığını biliyor gibiydi, ama yüzünde en ufak bir yargılama izi yoktu. “O halde biraz daha konuşmamız gerekiyor,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Yarın öğle arasında yanıma gel, bunu daha detaylı konuşalım.” Tom boğazını temizleyip başını salladı. Isabella notlarını toplarken, kolu hafifçe Tom’un eline değdi. Ama Tom için, zaman o anda durdu. O saniyelik temasta, teninin sıcaklığını hissetti. Sınıftan çıkarken, kalp atışları hızlanmıştı. Isabella Moreau’nun yanında hissettiği şey, içinde başlayan değişimin çoktan ilerlediğinin kanıtıydı. Tom yürümeye devam etti, Derek’in pervasız kahkahasını görmezden gelmeye çalışarak. İçindeki rahatsızlığın Isabella Moreau hakkında düşündüklerinden mi, yoksa Derek’in oynadığı bu acımasız oyundan mı kaynaklandığını bilmiyordu. Ama zihninde giderek büyüyen bir düğüm hissediyordu. Bir süre sonra derin bir nefes alıp konuyu değiştirmeye çalışarak sordu: “Şu fotoğraf satma meselesi… Gerçekten yapıyor musun?” Derek, gözlerinde eğlenceli bir parıltıyla sırıttı. “Tabii ki yapıyorum, dostum. Para kolay kazanılmıyor, bunu sen de biliyorsun.” Tom’un kaşları çatıldı. “Ama bu doğru değil. Sence o insanlar bunu bilse ne hissederdi?” Derek omuz silkti, sesi umursamazdı. "Onlar bilmiyor. Ve asla bilmeyecekler. Ayrıca, bunu yapan tek kişinin ben olduğunu mu sanıyorsun? İnterneti aç, bir bak. Bu her yerde oluyor. İnsanlar görmek istedikleri şeyler için para ödüyor. Basit bir ticaret." Tom hâlâ bunu anlamlandırmaya çalışıyordu. "Bu… bir tür suç değil mi?" Derek güldü. "Dostum, çok saf düşünüyorsun. Hayatta her şey biraz suç değil mi? Ayrıca, ne kadar kazandığımı bilsen aklını kaçırırdın." Tom içgüdüsel olarak ona döndü. "Ne kadar?" Derek ellerini ceplerine soktu, hafifçe topuklarının üzerinde sallanarak gururla sırıttı. "Aylık beş yüz dolar." Tom’un gözleri büyüdü. "Ne?!?" Derek, onun tepkisinden keyif alarak sırıtmasını genişletti. "Evet, dostum, yanlış duymadın. Beş yüz. Bazen daha da fazla. Daha iyi fotoğraflar daha fazla kazandırıyor. Her şey kaliteyle ilgili. Eğer gerçekten iyi bir şey yakalarsan, fiyat artıyor." Tom cebindeki paraya göz attı. On dolar. Bütün günü derslerde oturarak geçirmişti. Eve gittiğinde muhtemelen yemek yiyecek, biraz ders çalışacak ve uyuyacaktı. Ama Derek… O, kolay para kazanıyordu. Ve beş yüz dolar… Tom’un hayal bile edemeyeceği bir paraydı. Bir anlığına, aklından geçen kirli düşünceden utanç duydu. Bunu asla yapmam, dedi kendine. Ama yine de, Derek’in bu kadar kolay bu kadar çok para kazanıyor olması reddedilemez bir cazibe taşıyordu. "Bak dostum," dedi Derek, Tom’un içindeki çatışmayı fark ederek. "Hayat böyle işler. Parası olanlar kazanır. Olmayanlar mı? Sadece izler. Eğer gerçek dünyanın nasıl döndüğünü görmek istersen, bana haber ver." Sonra, kısa bir kahkaha eşliğinde Tom’un omzuna hafifçe vurdu ve "Kendine iyi bak, Tom," diyerek sokağın köşesinde gözden kayboldu. Tom bir süre orada öylece durdu, avcunun içinde on dolarlık banknotu sıkıca kavrayarak. Derek’in sözleri zihninde yankılanıyordu: "Parası olanlar kazanır. Olmayanlar sadece izler." Tom eve doğru yürürken zihninde rahatsız edici bir görüntü canlandı. Düşünceleri o geceye döndü. Carolina… Yıllarca onunla yaşamış, onu her zaman annesi olarak görmüştü. Ama o gece, ilk kez ona bir kadın olarak baktı. Bunun hakkında düşünmemesi gerektiğini biliyordu, ama yine de düşündü. Her detay zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu. Ne kadar uzaklaştırmaya çalışsa da, görüntü gitgide daha netleşiyordu. O gece Carolina, oturma odasında yalnızdı. Tom mutfağa bir şeyler almak için gitti, fakat bir anda durup onu izlemeye başladı. Carolina’nın üzerinde ince, hafif bir gecelik vardı; kumaş, vücuduna nazikçe yapışıyor, omuzlarını açıkta bırakıyordu. O an, Tom daha önce hiç fark etmediği şeyleri fark etti. Carolina elini boynuna götürüp saçlarını geriye attı. Her zaman yaptığı bir hareketti bu, ama o gece farklı görünüyordu—daha yumuşak ama aynı zamanda tehlikeli. Tom’un gözleri istemsizce kadının bedeninde gezindi ve kendi düşüncelerinden korktu. Neden, sadece bir anlığına bile olsa, onu bir kadın olarak görmüştü? Tom zihnini susturmak istiyordu ama bu düşünce içinden yayılmaya başlamıştı, zehir gibi. En kötüsü de bu hissin geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu bilmekti. Tom yürümeye devam etti, düşüncelerinden kaçmaya çalışıyordu, fakat bunun beyhude olduğunu biliyordu. Onlardan kaçamazdı. Düşünceler yavaş işleyen bir zehir gibi içine sızıyor, her nefeste daha da berraklaşıyordu. Amaçsızca dolandıktan sonra bir bankta oturdu. Nefes almak zorlaşıyordu. Soğuk hava ciğerlerini dolduruyordu ama zihnindeki sisleri dağıtmaya yetmiyordu. Carolina… Onu düşünmeyi bırakması gerekiyordu. Ama yapamıyordu. O gece… Eğer onu öyle görmemiş olsaydı, bu düşünceler yine de var olur muydu? Yoksa bu hisler her zaman derinlere gömülü halde bekliyor muydu? Belki de sadece yanlış zamanda yanlış görüntüye mi yakalanmıştı? Ama en kötü yanı, bunun sadece yanlış bir görüntü olmadığını bilmesiydi. Onu bir kadın olarak fark ettiği o an, içinde bir şey değişmişti. Gözlerini kapattı, Carolina’nın geceliğinin ince kumaşının vücuduna nasıl oturduğunu, saçlarını kulağının arkasına nasıl attığını hatırladı. O sadece bir anne değildi—aynı zamanda güzel bir kadındı. Bu düşünceler onu rahatsız ediyordu ama içten içe başka bir şey de uyandırıyordu. Başını salladı, zihnini susturmaya çalıştı. Düşünmeyi bırak. Ama düşünmemek, nefesini sonsuza dek tutmak kadar imkânsızdı. Ve sanki zihni yeterince huzursuz değilmiş gibi, başka bir düşünce aklına düştü. Derek. "Ayda beş yüz dolar." Tom’un midesi kasıldı. Cebindeki on doları düşündü. Ailesi zor durumdaydı. Carolina, her şeyi ayakta tutmak için elinden geleni yapıyordu ama Tom gerçeği biliyordu. Faturalar, masraflar, sıkışan ekonomi… Carolina’nın yüzündeki yorgunluğu fark etmişti. Tom başını eğdi, yumruklarını sıktı. Paraya ihtiyacı vardı. Ama bunu nasıl elde edebilirdi? Sonunda cevabı bulduğunda onu asıl rahatsız eden şey, düşüncenin kendisi değil, ne kadar çabuk kabullenmeye başladığıydı. Bunu yapamam. Asla yapamam. Ama Derek’in sesi tekrar kulaklarında yankılandı. "Parası olanlar kazanır. Olmayanlar sadece izler." Ve şimdiye kadar, Tom hep izleyen tarafta olmuştu. Derin bir nefes aldı, sanki düşüncelerini silkeleyip atmak ister gibi başını kaldırdı. Eve gitmesi gerekiyordu. Ama bu halde annesiyle yüzleşmek istemiyordu. Sanki bir suç işlemiş gibiydi. Suçlu olmasa bile, suçlu hissediyordu. Onun gözlerine baktığında, Carolina’nın düşüncelerini okuyacağından korkuyordu. Peki ya o geceyi hatırlarsa? Bakışlarındaki değişikliği fark ederse? Bir süre daha oyalanarak eve gitmemek için bahaneler aradı, fakat kaçamayacağını biliyordu. Er ya da geç dönmek zorundaydı. Ve zihninde bir düşünce yankılandı—hepsinden daha tehlikeli bir düşünce. Carolina, yıllardır yalnızdı. Bu düşünce zihninde yankılanırken bacakları titredi. Neden böyle düşündüğünü bilmiyordu. Ya da belki biliyordu ama kendine itiraf etmek istemiyordu. O anda ayağa kalktı. Kafasının içinde dönen sorular, bastırmaya çalıştığı duygular ve zihnini ele geçiren gölgelerle eve doğru yürürken, Tom geri dönüşü olmayan bir şeyin içine adım attığını biliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD