14.BÖLÜM

2009 Words
Annemin elinin değdiği her şey o kadar lezzetli oluyor du ki. Dünyaca ünlü şeflerin elin den beslensem yine de yemek yerken bu kadar zevk alamazdım. Hani küçükken hep anlatılırdı ya, evvel den bir mesele. Bir annenin yaptığı yemeğe sevgisini katmasın danmış yemeklerinin bu kadar lezzetli olması. Küçükken sevgi diye bir baharat olduğunu zannederdim. Sütü sevmeyip içmediğim den ise annem süte bir kaşık bal koyup içine sevgimi kattım diyerek içirirdi bana. Şimdi düşününce çocukken her şeyin ne kadar masum ve saf olduğu geliyor aklıma. Ben sevginin bal olduğunu zanneder, annem de sütüme katınca afiyetle içerdim. Çocuk olmak güzeldi vesellam. Oysa ki büyüyünce hele ki bir de karşılıksız sevgiyi insan tadınca bal zannederek büyüdüğün sevginin, zehirden bir farkı olmadığını görmüştüm. Kahvaltı sofrasın da pogacayla bakışırken düşündüğüm şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim. Anneme bakarak gülümsedim. Şahsen ben geceden hamur mayalayıp sabahta herkes kalkmadan poğaça yapmazdım. Anne olmakta zor zanaatti. "Kızım ben diyorum ki bugün anneannene gidelim, çoktandır seni sorup duruyor. Babanlar da akşam oraya gelir bugünü ora da geçirmiş oluruz." Anneannemi çok sever sayardım kendisi benim şişko patatesim di. Özellikle rahmetli olan teyzeme benzettiğin den beni içeri her girdiğim de sanki kızı gelmiş gibi sevinir mutlu olurdu. Lise bitene kadar her yaz tatillerin de anneannemle dedemin yanın da kalırdım. Çaktırmazlardı, ama evlat hasretlerini, bir nebze dahi olsa benim teyzeme olan benzerliğimle bahsediyorlardı. Dedem beni severken güneşim derdi hep, teyzeme olan benzerliğim anlayacağınız içlerine dert olmuştu. Dedeme göre teyzemin ölümünden sonra hayatlarına güneş olarak ben hediye gönderilmiştim. Dayımın ve büyük teyzemden toplam 10 torunları vardı. Ama ben her zaman bilirdim ki ben hepsinden üstündüm. Ayağım taşa takılsa annemle babamdan önce dedemle anneannemin koşacağına da emindim. Annem haklıydı. Beni bu kadar çok sevip özleyen ailemi resmen ihmal ediyordum. Bu da bana hiç yakışmıyordu. Geleli üç hafta olmuştu üniversite den ve ben hala yanlarına gitmemiştim. Her gün anneannemin ha geldi ha gelecek diye beklediğine de emindim. Anneme gülümseyerek çayımdan bir yudum aldım. "Ben de zaten sana diyecektim anne. Olur gidelim ben de çok özledim." Annemle kahvaltı yaptıktan sonra, mutfağı toplayıp yukarı üstümü değiştirmeye çıktım. Dolabım dan hızlıca siyah kumaş pantolonumu çıkartıp üstüne de askılı bir atlet giydim. Onun üstüne ise kırmızı siyah çizgileri olan gömleğimi giydim. Askılı şeylerle rahat edemeyen bir tek ben olamazdım herhal de. Makyaj masamın karşısına geçip rimelimi sürdüğüm de ise çoktan hazırdım. Takılarıma baktığım da ise dedemin geçen yıl yaş günüm de aldığı ismimin yazılı olduğu altın kolyemi aldım. Konu ben olunca hiç bir masraftan kaçınılmıyordu. Aynaya heyecanla baktığım da hazırdım. Annemle haber vermeyip sürpriz yapacaktık. Hoş annem haftanın üç günü zaten oradaydı. Neyin supriziydi anlamıyordum. Annem de hazırlandığın da ayakkabılarımizi giyip dışarı çıktık. Mahalle bugün çok sessizdi. Dışarı da top oynayan çocuklar yoktu. Camdan cama konuşan teyzeler de yoktu. Sanki mahallenin fişi çekilmiş gibiydi. İstemsizce gözüm karşı kaldırıma Huzeyfelerin kapısına takıldı. Ora da da kimse yoktu. Kafamı yukarı kaldırıp Huzeyfe'nin balkonuna baktım. Gece kuşu ortalıkta yoktu. Onu görüp gerilmemenin verdiği huzurla çıktım mahalleden annem çoktan babama haber vermişti akşam evde olmayacağımızı. Annemle kol kola yürürken, önünden geçtiğimiz pastanenin önünde durarak "Elimiz boş gitmeyelim anne çayın yanına bir şeyler alalım." Diyerek girdim pastaneye. Dedemin sevdiği tuzlu kurabiyelerden , anneannemin ise sevdiği şekerli kurabiyelerden aldım. Gözüm ortada ki çikolatalı pasta da kalınca onu da aldım. Söz konusu çikolata ve pasta olduğun da asla dayanamıyordum. Tek başıma çatalla 12 kişilik pastayı yiyebilirdim. Paketleri elime alıp dışarı da beni bekleyen annemin yanına gittim. Anneannemlerle bizim aramız da ki mesafe on dakika bile yoktu. Kapının önüne geldiğimiz de annem yedek anahtarıyla binanın kapısını açtı. Kadın da sahiplenme huyu vardı bir kere. Hayatımızın anahtarları elindeydi. Dış kapının anahtarın da ne vardı ki. Gülümseyerek peşinden çıktığım da. Annem kapıyı çaldı. Ben ise merdiven de kalıp anneannem den saklandım. Kapıyı açar açmaz hoşgeldin demek yerine " yine mi gelmedi o hayırsız kızın?" Diye sormasıyla vicdanım sızladı. Bundan sonra asla ihmal etmeyecektim Elim de poşetlerle saklandığım yerden çıkıp, " Aşk olsun be patatesim. Ben hiç senin yanına gelmez olurmuyum.?" Diyerek cevap vermesine fırsat vermeden sarıldım boynuna. Aynı annem gibi mis kokuyordu. İçeriden dedemin "Sevda'm mı geldi onun sesi mi o ?" Diyip koşa koşa dış kapıya gelmesiyle gözlerim yaşla doldu. Anneannemden ayrılıp koşarak dedeme gittim. Önce ellerinden sonra ise yanaklarına sayısız öpücük kondurdum. "Dur deli kızım dur. Düşüreceksin, beni." Kahkalarımızla birlikte bir yanım da dedem bir yanım da anneannem içeri girdik. Kapı da kalan annem "Ohh valla ne ala memleket, sanki ben burada yokmuşum gibi davranın hayırsız torununuzu görünce siz. Yarın sevda kocaya gidince, anlarsınız kıymetimi." Söylene söylene içeri girdi. Annemin kıskançlık tripleriyle kahkaha attım. Gerçekten kendi öz kızını kıskanıyordu. Hoş annemin bu huyunu eleştirecek değildim çünkü aynı lanet huy bende de vardı. Anneannemin elimi tutmus avuç iclerime öpücük kondururken ben de dedemin omzuna başımı yaslamıştım. Bazen evden ayrılıp buraya taşınmayı düşünmüyor değilim. "Sen nere de kaldın be annem. Hiç düşünmedin mi? Bu ihtiyarların gözü yol da kalır beni beklerler diye." Üçlü koltuğa oturup beni ortalarına almışlardı. Şimdi çapraz sorgu vaktiydi. "Tontişim özür dilerim. Üniversitenin yorgunluğu atamadım bir türlü üzerimden sanki hala sınav stresi üstümdeymiş gibi hissediyorum. Kendime gelip düzenimi oturtamadım bir türlü. Hem inanmıyorsan anneme bile sorabilirsin. O kadar hastaydım ki daha yeni toparlayabildim kendimi." Avuç içlerinden öpüp, yanaklarını ellerimle okşadım. Dedem hastalık lafını duyar duymaz beni kendine doğru çevirmiş kendince muayene ediyordu. Önce eliyle ateşimi ölçtü. Sonra gözlerimin içine derin derin baktı. "Merak etme dedem. İyiyim şimdi toparladım da geldim zaten yoksa hiç bulaşma riskini göze alıp ta sizi de hasta eder miyim ben kıyabilirmiyim size?" Anneannem saçlarımı okşayıp, mutfakta çay koyan anneme sitem etti . "Ah o anan var ya o anan. İyi bakmıyor ki size kurban olduğum. Geçen gün kerem'i de gördüm ne olmuş yavrum ne olmuş. Bir deri bir kemik kalmış. Seni hiç söylemiyorum zaten baksana şu haline kuş kadar kalmışsın." Anneannemin anneme attığı lafla kahkaha attım. Annem ise mutfaktan"Anne seni duyabiliyorum. ayrıca ne yapabilirim ki. Eşşek kadar oldular artık. Yemek kaşığıyla peşlerin de gezecek halim yok ya." Anneannem geriye kayan tülbentini düzeltip anneme karşı saldırı moduna geçti. "Kızım ne demek peşlerin de koşacak halim yok. Annesin sen anne gerekirse peşlerinden de koşacaksın. " Anne olmak böyle bir şeydi işte. Çocuğunun boy boy çocukları da olsa elin sürekli üstün de olsun istiyordun. Sürekli bir şeyleri kontrol etmek aman başlarına kötü bir olay gelmesin derdine düşmekti. Anlayacağınız gece uykusuz kalıp gündüzleri heba olmaktı. Annemle anneannemin birbirleriyle didişmesine gülerek dedeme döndüm. Sonuçta hep annem benim ömrümden yiyemezdi ya. Biraz da anneannem onu sömürmeliydi. Dedeme dönerek aşkla baktım. Gerçekten mükemmel bir adamdı. Yıllar sanki yakışıklılığından karizmasından hiç bir şey alıp götürmemişti. Şahsen benim böyle kocam olsaydı ben dışarı bile salmazdım. Ailemizin genlerinin maşallahı vardı. Bir gün şayet bir oğlum olursa yakışıklılığını dedemden almasını o kadar çok isterdim ki. Başımı tekrardan dedemin omzuna gömerek yavru kedi misali sevdirmeye çalışıyordum kendimi. Özellikle abim bizi her böyle gördüğün de torun ayrımcılığı var ben Sevda kadar sevilip ilgi görmüyorum diye sitem ediyordu. Abimi kudurtmak ise o kadar çok hoşuma gidiyor ki tabi ki. Dedem saçlarımı okşayıp "benim güzel kızım sanki her geçen gün daha da çok güzelleşiyorsun ödüm kopuyor keretanın biri karşına çıkıp ta seni kandıracak diye." Bu dedemin diline göre, dört yıl oralardaydın şayet biri varsa adamın seceresine kadar çıkarır iflahını kuruturum demek oluyordu. Eee boru değildi ben emekli albay torunuydum. Dedeme kalsa kefeni giyene kadar emekli olmazdı ama, anneannem teyzemin ölümünden sonra gençliğim zaten sana hasret bitti. Şimdi ise kızımın ölümün den sonra beni yanlız bırakırsan kendimi öldürürüm demesiyle görevi son bulmuş dedem emekliye ayrılmıştı. Tam bir Türk erkeğiydi dedem. Dediğim dedik çaldığım düdüktü her zaman ne bir eksik ne Bir fazlası vardı. Özellikle çalışmayı bırakınca da iyice anneannemle birbirlerine sarıp kavgaya tutuşuyorlardı. Onların bu hali bazen o kadar çok hoşuma gidiyor du ki. kavgaların da bile bir asalet vardı. "Hayır dedecim karşıma padişahın oğlu da gelse benim tek ve yegâne sevgilim sensin." Yaptığım yağcılıklar hoşuna gidiyor, bana bıyığının altından gülüp duruyordu. "Senin yokluğun da görüp hoşuma giden üstün de sana yakışacağını düşündüğüm ne varsa aldım attım içeri." Neredeyse dedem emekli maaşının tümünü bana harcardı. Beni çok seviyorlardı, ve teyzeme yapamadığı tüm şeyleri bana yapmak istiyorlardı. Hoş bu durum beni ne kadar mutlu etse de aynı zaman da da çok üzüyordu. Ben her ne kadar teyzemi görmemiş tanımamış olsam da ikisinin de çektiği evlat acısını hissedebiliyordum. Zamanın da dedemin teyzeme giydirmediği etekleri dekolteleli elbiselerin hepsini, sanki teyzemden özür dilermiş gibi bana Alıp telafi ediyorlardı. Rahmetli teyzemin çok değerli yadigar saç tokası da bendeydi. Oysa ki anneannem ben büyüyüne kadar gözü gibi bakmıştı. Annem çayları doldurup servis edince konu dağılmış oldu böylelikle anneannemin her zaman dolabın da kesin üç çeşit yemeği olurdu. Burası emekli albay eviydi, her an herkes misafir olarak gelebilirdi çünkü. Aslın da kimsenin geldiği de yoktu. Anneannem her gün canı çeken yemekleri yapıp kendinde bahaneler buluyordu. Bu aile de ki kadınların asla yemek yapma konusun da usendiklerini görmemiştim. Çayın yanına gelen kuru dolmayla dudaklarımı yaladım her ne kadar sabah kahvaltısını tıka basa yapmış olsam da anneannemin yemeklerine asla hayır diyemezdim. Öve öve anlattığım annem bile eline su dökemezdi. Sohbet muhabbet eşliğinde çayımızı icerken kapı çaldı. Anneanneme bakıp beklediğiniz biri varmiydi diye sorduğun da annemin "Sevim'e haber verdim o gelmiştir büyük ihtimalle." Sevim teyzenin burada ne işi var diye sorgulasam da anlam veremedim. Sevim teyze ve anneannem içeri girince önce annemi sonra anneanmemi öptü. Saygısızlık olmasın diye ayağa kalkıp bende öptüm. Dedemle ise birbirlerini sorup şimdi de karşılıklı kanepelere oturduk . "Benim de ev de nasıl canım sıkılıyordu. Baktım ahiretligim çağırdı ben de dayanamadım geldim." Annemle ikisi yan yana oturmuş dedikodu yapmak için fırsat kolluyolardı. Anneannem yine kayan yazmasını düzeltip, "İyi yaptın iyi çıkın çıkın gelin vallahi benim de canım sıkılıyor." Nasılsın iyimisin Faslı bittigin de Sevim teyze bana dönerek"Sevda kızım, maşallahın var sanki her geçen gün daha da güzelleşiyorsun." Dedem bu kadının bekar oğlu var neden kızımızı övüyor bakışları atarak ortalığı kolaçan ediyordu. Benim cevap vermeme fırsat kalmadan, "dimi Sevim teyzesi, maşallah aynı rahmetli teyzesinin gençliği güzelliği." Diyen dedem sanki gergin bir şekil de bizim size verecek kızımız yok mesajını vermişti. Sevim teyze ise avuç içlerine bakıp iç çekti. "Başınız sağolsun kusuruma bakmayın ben bilmiyordum. " Dedi. Anneannemin ise yıllardır hiç gözün de yaş durmuyordu zaten. En ufak bir konusu bile geçince gözleri kızgın bulutlar gibi döküyordu harelerini. "Estağfurullah efendim. Nereden bileceksiniz. Ne kusuru. " Sevim teyzenin de gözlerinin dolduğunu görünce evlat acısını zor bir şey olduğunu tahmin ettiğinden ağladı diye düşündüm. "Bilirim efendim, bilirim. Ciğeri yanmış bir insanı nereden görürsem göreyim tanırım ben. Allah bana evlat acısını da eş acısını da eş zamanlı yaşattı. En iyi ben bilirim." Annem de bende şaşkınlıkla birbirimize bakıp sen biliyormuydun bakışı attık. Ortam da ki her kes sus pus olmuş Sevim teyze'nin ağzından çıkacak olanları bekliyorduk. Kadın iç içe toplanmış karşımız da acı çekiyordu. Vicdanım o kadar çok sızladı ki. Büyük acılar çekmiş olmalıydı. Eliyle göz yaşını silip anlatmaya başladı. "Rahmetli eşimle tanıştığım da 18 yaşındaydım. Birbirimize ilk görüşte aşık olduk zaten. İnanır mısınız sağır sultan bile duymuştu. Ama rahmetli babam beni vermemişti. Üstüne üstlük büyük yeminler etmişti vermeyeceğine dair. Neyse efendim gel zaman git zaman babamın sözünü çiğnemek istemiyorum ama. Eşimi her üniformalı gördüğüm de içim titriyordu. Bir gün bana mektup göndermiş. İki cahil kaçtık o zaman, ha iyi ki de kaçmışız, inanın şimdi ki aklım olsa onunla geçirebileceğim tek bir dakika için geri kalan tüm ömrümü feda edebilirim." Sehpanın üstün de ki sudan bir yudum alıp devam etti konuşmaya o kadar içli anlatıyordu ki. "Babam beni evlatlıktan red etti. İnadı da inat bir adamdır. Son nefesine kadar konuşmadı benimle. Eşim de o zamanlar uzman çavuş, tahinini istedi . Kader bizi Bursa'ya gönderdi. Mutluyuz huzurluyuz, Huzefe'm dünyaya gelmiş. Ben ikinci oğluma hamileyim doğuma üç hafta kalmış. Eşim ise görev de. Sabah uyandım Huzeyfe'yle kahvaltı yaptık. Kapı çaldı . Ama Allah sizi inandırsın içim de ki titremeyi size anlatamam. İki asker birinin elin de bayrak öbürünün de elin de kuranı Kerim. Arkada bekleyen ambulans. Anlayacağınız eşimin haberi o gün geldi. Oğlum ise dünyaya ölü geldi." Farkın da bile değildim ağladığımın. Gözümden akan yaşı kimseye çaktırmadan silmeye çalışırken sevim teyze fark etti. "Kızım üzülme yavrum. Benim kaderim böyleymiş. Seni üzmek istemezdim yavrum." Demesiyle oturduğum yerden kalkıp yanına gittim. İçimden o kadar çok sarılmak gelmişti ki kendimi tutamayıp boynuna sarıldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD