13.BÖLÜM

2011 Words
Her şey tamam dı da bu adam benim numaramı kimden almıştı orası ap ayrı bir muammaydı. İki saat uyku çok bile gelmişti vücuduma. Kendimi ne kadar zorlasam da daha fazla uyuyamıyordum. Özellikle Huzeyfe'nin mesajıma görüldü yapması beni ayrı deli etmişti. Kerem'in kapıyı açıp içeri girmesiyle söyleyeceği şey ağzına tıkılı kalmıştı. Tabi kırk derece hava da yün yorganla yatan ablasını görünce çocuğun vicdanı sızlamıştı büyük ihtimalle. "Abla ne bu halin bu sıcakta. Hasta mı oldun sen?" Acaba oradan bakılınca durumum nasıl görünüyordu merak ediyordu. Hasta olmuştum işte. Yine de hasta hasta kendimi kerem için yoracak kadar delirmemiştim çok şükür. Yanıma gelip yatağımın kenarına oturdu. Aynı annem gibi, eliyle alnıma dokunurak ateşimi ölçtü. "Hii! Abla yanıyorsun sen. İnanmıyorum bir de sımsıkı örtmüş üstünü kalk çabuk duşa giriyorsun." Tabi ben bu duşa girme olayını nasıl akıl edememiştim. Salak ama vicdanlı kardeşime, " Oğlum ne duşu kolumu kaldıracak halim yok, hem sakın dokunma yorganıma zaten donuyorum." Ayağa kalkıp ters ters baktı bana. Ergen falandı ama yüreği yufkaydı kardeşimin. "Saçmalama abla küçükken geçirdiğin havala beynine vurup özürlü yaptı seni ikincisine ben izin vermem. Biraz daha böyle durursan hastanelik olacaksın yemin ederim." Beni düşünürken bile it gibi laf sokmadan yapamıyordu. Ayrıca küçükken de kendisi havale geçirmişti at ağızlı kardeşim. "Ya kerem halim yok şimdi. Biraz daha kendime geleyim öyle duş alırım. Merak etme ayrıca valla bak hasta beni dövemez deme bu halimle bile kalkar girişirim sana." Gözlerini belerterek baktı bana. Daha fazla beni umursamayarak. "Seni anneme havale ediyorum. Bakalım o topuklu terlikleriyle odanı işgal ettiğin de savunman bu kadar kolay olacak mı ?" Uzaktan Erol taş gülmesini yaparak çıktı odamdan. Gerçekten ruh hastasıydı. Yani genel olarak ailecek ruh ve sinir hastalıkların da tedavi olmamız gerekiyordu. Çünkü birimizin öbüründen kalır bir hali yoktu. Sanırım genlerimiz bozuktu. Saçma sapan düşüncelerimin arasın da annem gerçekten de topuklu terlikleriyle odamı istilâ etmişti. Kendime geldiğim de keremi güzelce dövecektim. "Annem bu ne halin kızım? Hii yanıyorsun sen. Üstünü de örtmüş sım sıkı. Sanki üstüne kar yağıyor tövbe yarabbim. " Üstüm de mengene gibi sarıldığım yorganı çekip aldı. Biraz daha o halde kalsaydık. Aramız da bir kan bağı oluşabilirdi. "Anne ne yapıyorsun ya hava zaten buz gibi donuyorum." Yatağın için de cenin pozisyonu alarak ısınmaya çalıştım. Resmen kendimi köprü altların da yatıyormuş gibi hissediyordum. Bir elim de şarabım eksikti. Ha bir de siyah berem. Aslın da yatmadan önce kışlıkların arasın dan beremi çıkarsaydım, kulaklarım üşümezdi. "Sevda çabuk kalkıp ılık suyla duşa giriyorsun. Yavrum ateş gibi yanıyorsun. Havale geçireceksin mazaallah! " Sanki kundaktaki bebekten bahsediyorlardı. 24 yaşında bir genç kadın olarak, yorganımın altın da mutlu mesut hasta olmak bile düşmüyordu payıma. İsyankar ruhuma bir of çekerek kalktım sevgili yatağımdan. Annemle uzun vadeli bir tartışmayı hasta vücudum kaldıramaz dı çünkü. Hoş ne kadar tartışırsak tartışalım hep annem galip gelip istediğini yaptırıyordu. Anlayacağınız çenemi hasta halimle boşu boşuna yoramazdım. Annemi es geçerek, banyoya yürüdüm. Bir çırpı da üstüm de ki pijama takımını çıkartıp, ılık suyun altına girdim. Su başlar da buz gibi gelse de zamanla vücudum alışmıştı. Normal de suyun altın da saatlerce kalsam of demezdim. Ama şimdi o kadar halim yoktu ki hızlıca saçlarımı kopükleyip, taradım. Vücudumu annem den kalma bir alışkanlık olarak lifledim. Lifsiz duş asla olmazdı. Doğal peeling ti bir kere. Hoş günümüzün için de bin bir çeşit kimyasal taşıyan duş jelleriyle pek hoş olmasa da ben yine de hangi şartlar altın da olursam olayım liflenmeden asla duştan çıkmadım. Hızlıca durulanıp, çıktım. Kapının arkasın da ki havluya sarılıp odama geçtim. Üstüme abimin düz siyah tişörtünü altıma ise sadece iç çamaşırımı giydim. Yatağın için de rahat olmak istiyordum. Kafamı kaldırdığım da perdenin çekili olmadığını fark ettim ama umursayacak pekte halim yoktu. Zaten lambayı söndürecek olmam kafama bu ufak detayı takmamam gerektiğini söyledi. Lambayı kapatarak yatağıma uzandım. Aradan geçen on dakikanın sonun da annem elin de tepsiyle odama girdi. İçeriye mis gibi çorba kokusu sindi. "Annem çorba yaptım sana içte uyu sabaha bir şeycigin kalmaz Allah'ın izniyle." Kokusu her ne kadar hoş gelse de şuan o çorbayı içecek mide yoktu ben de. Yine de annemi kırmayıp elin den aldım. Kadın sabahtan beri benim çevrem de dolanıyordu. Hem anneler kırılırmıydı? Asla! Kendimi zorlayarak bir kaç kaşık çorba içtim. Gerçekten sıcaklığı boğazıma iyi gelmişti. Ama midem daha fazla almıyordu. Tepsiyi komidinin üstüne koyarak tekrardan girdim. Yatağıma. Duş almanın verdiği rahatlıkla, ve annemin ben duştayken değiştirdiği çarşaflarımla huzurlu bir şekil de uyuya kaldım. Huzurlu bir şekil de uyuya kalmanın tam aksine kabuslar görmeye başladım. Sanırım gerçekten çok fazla ateşim vardı. Ateşim başıma vurmuştu çünkü. Başlar da güzel başlayan rüyam, sonradan korkunç bir şekil de kanlar içinde bitiyordu. Üstüm de bembeyaz uzun bir elbise vardı. Karşım da ise masmavi deniz. Bir güvercin gelip omuzuma konuyordu. Güvercini ellerimi arasına alıp başını okşayıp öpmüştüm. Allah biliyordu ya zaten her zaman hayvanlara karşı olan şefkatim Ap ayrıydı. Güvercini avucumun içine bıraktığım da hızla kanat çırpıp uçmaya başladı. Gözden kaybolana kadar izledim. Daha sonra ise abim bir tarafta Huzeyfe bir taraftaydı. Ben Huzeyfe'ye doğru koşmaya başlayınca abim arkamdan "Sevda! Gitme beni bırakma diye bağırmaya başladı." Ben koşmaya devam ederken bir an da deniz de ki tüm su toprak tarafından çekildi. Bunu da umursamayıp koşmaya devam edince az önce özgürlüğüne bıraktığım güvercin kafası kopmuş bir halde önüme düştü. Güvercini görmemle olduğum yerde kalmam bir olmuştu. Geriye dönüp baktığım da ise abim de yer de kanlar içindeydi. Üstüne ise kargalar toplanmış, cansız bedenini tarumar ediyordu. Nefes nefese uyandığım rüyam da odam da olduğumu fark edince şükür ettim Rabbime. Saat gece 1:15e geliyordu. Nefes nefese komidinin üstün den kendime zorla bir bardak su doldurabilmiştim. Kendimi iğrenç hissediyordum. Resmen rüyam yüzünden kendimi suçlayıp duruyordum. Sanki Huzeyfe'ye değilde abime doğru koşmuş olsaydım. Abim ölmeyecek gibiydi. Allah'ım hayır olsun inşallah diyerek balkona hava almaya çıktım. Vücudum biraz daha kendini toplamıştı. Derin bir nefes alıp, bileğim de ki tokayla saçımı topladım. Terleyen ensem kendine gelsin istiyordum. Az önce deli gibi üşüyen ben şimdi ise sanki ateşlerin için de yanıyordum. Kafamı kaldırıp karşı balkona baktığım da Huzeyfe elin de kupası ve sigarasıyla oturuyordu. Allah aşkına bu adam gece gündüz sürekli balkon da mıydı? Göz göze geldiğimiz de az önce gördüğüm kanlı rüyanın da etkisiyle midem bulandı. Huzeyfe'nin karşısın da balkon da kusmak istemediğim den elimi ağzıma bastırarak koşarak içeri girdim. Kendimi zorla lavaboya atıp annemin içirdiği bir kaç kaşık çorbayı da öğüre öğüre çıkardım. Kendimi mental ve fiziksel olarak bitik hissediyordum. Anneme göre ise fena halde üşütmüştüm. Dişlerimi fırçalayıp yüzümü yıkadım. Kapının kenarına asılı olan havlumla yüzümü kurulayıp yatağa oturdum. Komidinin üstün de duran telefonumu sessize almıştım. Elime aldığım da ise 6 cevapsız çağrı olduğunu gördüm. Üç defa Şeyma iki kere Cihangir aramıştı. Son çağrı bir dakika önce Huzeyfe tarafından dı. Geri arayıp aramama konusun da kararsız kalmıştım. Ama karar vermeme gerek kalmadan tekrardan aradı. Telefonu açıp, balkona çıktım. "Sevda. İyimisin, kustun mu sen?" Karşı balkon da ayağa kalkmış odamın için de ne yapıp yapmadığımı kontrol ediyordu. Ayrıca bu ilgi nereden geliyordu. Hem de gecenin bir yarısın da. Yine de çocuğun insanca sorduğu soru karşısın da hayvanlık yapmak istemediğim den. Karşı balkona karşı zoraki gülümsedim. "Evet dün ki içki dokundu galiba. Sabahtan beri, çok kötüyüm." Dün ki derken karşı balkon dan bile gözlerinden geçen muzip pırıltıyı fark edebiliyordum. "Çokta içmedin ama bünyenmi alışık değil?" Hayır ben zaten Hobi olarak şömine karşısın da gece gündüz viski yudumluyordum. Kırk yılın başın da böyle bir kadeh ya içiyordum ya içmiyordum. Ama yine de etkisinin bu kadar uzun sürmemesi gerekiyordu. "Evet bünyem alışık degil. Sen hayırdır hem gecenin bu vaktin de komşuluk insanlık damarın mı tuttu?" Onunla dalga geçip sataşmaya başladığımı duyunca sandalyesine oturup bir bacağını öbür bacağının üstüne attı. "Hayır sen dün kollarım da kuş gibi titriyordun. Nasıl olduğunu merak ettim." Kahkaha sesi tüm mahalleye yayılmıştı, gecenin sessizliğin de. Küçük suçlu çocuklar gibi odama baktım gelen giden var mı diye. Sonuçta şuan abim içeri girse Huzeyfe'yle karşılıklı balkonlarda hem bakışıp hem telefonla konuşmamızı izah edemezdim. "Geç dalganı geç. Düştük ya diline, siddin sene söyle dur artık." Neyse ki yüzüm de ki kızarıklığı fark edemeyeceği kadar mesafe vardı aramız da. "Sevda. Aslın da ben bugün seni kapı da da soluk görünce nasıl olduğunu merak ettim. " Huzeyfe neden benim nasıl olduğumu merak ediyordu ki. Orası ap ayrı bir muammaydı. Komşuluk vazifesi diye geçirdim içimden. Sonuçta komşu komşunun külüne muhtaçtı. "Ya dün ki içki den, ya da bilmiyorum üşütmekten, hasta oldum işte. İyiyim ama şimdi teşekkür ederim sorduğun için." Öküz abim bile gelip nasıl olduğuma bakmamıştı sonuçta. Tekrardan ayağa kalkıp o da benim gibi trabzanlara yaslandı. "Tabi üstüne varla yok arası şeyler giyersen, olacağı bu. Ne olur dikkat etsen biraz daha ölürsün dimi. Ama yok Sevda hanımın illa mini eteklerini giyip, saçlarını savura savura mahalle de endamını göstermesi gerekiyor." Sinirden histerik bir kahkaha attım. "Ya sen neden takıyorsun benim mini eteklerime sanane anlamıyorum ki. Sen beni mi kıskanıyorsun, Huzeyfe?" Yüzüne karşı ilk defa ismiyle hitap ediyordum bu saçma kavganın için de anlamsız bir şekil de heyecanlanmıştım. "Saçmalama Sevda ne kıskanması! Ben bir abin olarak üşütme diye uyardım seni o kadar. İyilik yaramıyor madem uyarmam bir daha! Şimdi sana iyi geceler." Cevap vermeme fırsat vermeden telefonu suratıma kapattı. Abi mi demişti o! Abiymiş hah! Köpek gibi de kıskanıyordu beni. Saçma sapan türk sinemasın da ki kız triplerine girecek halim yoktu. Mahalle de ki insanları düşünmeden. Karşı balkona "Öküz!" Diye bağırdım. Hayır bağırmasaydım içim de kalacaktı. Hayvan herif söyleyip söyleyip yüzüme kapatamazdı. Arkamı dönüp içeri girdiğim de bir daha suratına bakmadan balkonun kapısını kapattım. Perdeyi de hızlıca çekip yatağıma oturdum. Salak herif resmen benim fabrika ayarlarımla oynuyordu. Yani bilincim yerin de değilken beni taşımasını istemiş olabilirdim ama ben onu babam zannetmiştim. Hem o na neydi benim etek boyumdan. Hah bir de abimmiş aptal yerine koyuyordu resmen beni. Ama yermiydi Anadolu çocuğu asla! Uykumu almıştım, ve Huzeyfe'ye olan sinirim den uykuya dalamazdım asla. Üstelik uykunun sonu saçma sapan kabuslarla bittiği için uyumaya da korkuyordum. Alt kata inip dolaba baktım. Annem yaprak sarması sarmıştı ve benim bundan haberim yoktu öyle mi? Zaten böyle bir geceyi böyle bir yemek kurtarabilirdi anca. Tabağa tepeleme doldurup üstüne bir güzel limon sıktım. Girişte ki L koltuğumuza oturup kısık sesle TV kanallarını karıştırdım. İzleyecek doğru düzgün bir şey bulamayınca. Televizyonu kapattım. Türk dizilerinden bir kaç tane favorim vardı olmasına ama bir kaç bölüm sonra her şey klasikleşiyordu. Bana göre Suskunlar türk televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en baba dizilerin den bir tanesiydi. Her bölümü ayrı güzeldi. Tabi ki hakettiği değeri görmemişti. Güzel olan her şey gibi o da heba olup gitmişti. Ama bizim toplumumuzun sevdiği dizi Türleri klasik aşiret dizisi olmalıydı. Kıza zorbalık yapan esmer zengin bir çocuk, ve ona dünyayı dar eden çocuğa aşık olan aptal bir kadın. En çok ta bu zoruma gidiyordu. Ve genç kızlarımızın hepsi hayatın da böyle vurdulu kırdılı, bir erkek istiyordu. Düşüncelerimin arasından tabağım da ki sarmaları bitirdiğimi fark edince elhamdülillah diyip tabağımı bulaşık makinasına koydum. Gece gece güzel yemiştim. Ama çok ta iyi gelmişti hasta Sevda'ya, yaprak sarması. Yatağıma girip biraz daha debelendikten sonra uykunun tatlı kollarına tekrardan bıraktım kendimi. Resmen saat besten beri on defa uyuyup uyanmıştım. Sabah uyandığım da başucum da babamı görmemle gülümsedim. Ben uykudayken iyi olup olmadığımı kontrol ediyordu. "Günaydın Sevda'm hastalanmışsın kızım. Gece gelip baktım ama uyuyordun. Uyandırmak istemedim. İyisin değil mi babacım? İyi değilsen kalk üstünü değiştir de hastaneye gidelim.?" Yatakta doğrulup ayağa kalktım."Günaydın babacım. Hayır gayet iyiyim. Toparladım hem önemli bir şeyim yoktu zaten üşütmüşüm biraz." Babamın yanağından öpüp kollarının arasına girdim. Hayatımın vücut bulmuş haliydi. Allah'ım sen başımızdan eksik etme diye geçirdim içimden. Saçlarının tepesinden öpüp eliyle ateşimi kontrol etti. Hala üç yaşındaymışım gibi davranıyordu. Ben de bu durumdan asla şikayet etmiyordum aksine o kadar hoşuma gidiyordu ki. Utanmasam babamın kucağına oturup dizlerine yatasım geliyordu. "Sevda'm ben şimdi dükkana gidiyorum rahatsız olursan, arıyorsun beni hemen hastaneye gidiyoruz. Kahvaltı hazır in aşşağı da annen sonra sana bir soğuk algınlığı ilacı versin" Babamı işe öpücükler eşliğin de gönderip banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp kahvaltı sofrasına indim. Sadece ev de annem kalmış o da çay içiyordu. "Günaydın anne!" Annem varlığımı fark edip ayağa kalktı. "Günaydın annem, nasılsın iyi misin?" Anneme gülümseyerek yanağından öptüm. Gayet iyiydim ve kendimi dünün aksine dinç hissediyordum. "İyiyim annem iyiyim. Merak etme." Kendime mutfaktan bardak alıp çay doldurdum. Annemin yaptığı mis gibi kokan poğaçalar dan bir tane de tabağıma aldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD