Çok şükür evden çıkabilmiştik. Şeyma hamburger yemek istiyorum diye çocuk gibi tutturunca, önce hamburger yemiş sonra da Cihangir'in yanına gitmiştik. Şimdi ise Cihangir'in, ayakkabıcı dükkanın da Şeyma topuklu ayakkabı bakıyordu, ben ise Cihangir'in demlediği çaydan bir bardak doldurup. Cihangir'in yerine konmuştum. Şerefsizin sandalyesi gayet rahattı. Annemi arayıp haber vermiştim. Yoksa ömrümü yerdi. Nerdesin? Kiminle çıktın? Saat kaçta çıktın? Kaçta döneceksin? Gibi soru yağmurlarına uğramamak için arayıp haber vermiştim. Abim dışarı çıktığında da ise söylediği tek kelime kendine dikkat et oğluşum oluyordu. Yani annem beni deli etmek için dünyaya gönderilmiş olabilirdi.
"Sevda, doğruyu söyle lan dünkü gacılara niye daldınız kızım psikopat gibi."
Şeyma karşıdan Cihangir'e doğruyu söylesek zarar gelmez bakışı atsa da ben asla işimi şansa bırakamazdım.
"Ya olum taktınız ha, anlamıyor musun karı bize iş teklif etti abime gıcık olmuştum zaten ona patladım bende."
İnanmıyorum altın da başka bir halt var bakışı atsa da pek fazla üstlemedi.
İçeri giren üç kadınla gözlerimi Şeyma'ya diktim. Sonuçta burası bir iş yeri ve bu kadar durup gelen müşterileri rahatsız etmeye hakkımız yoktu.
Çayımın son yudumunu içip ayağa kalktım, pineklediğim sandalye den. "Şeyma ise bilmem kaçıncı ayakkabısını poşetletip zar zor ayrılabilmişti dükkandan. Gelen müşterilerin çoğu belliydi zaten. Bizim mahalleden kadınlardı. "Cihanım biz kaçıyoruz aga. Görüşürüz."
Cihangir'le saçma sapan tokalaştıktan sonra "Görüşürüz son silikon bükücüler." Diyerek gider ayak geçmişti yine dalgasını. Daha siddin sene abarta abarta dalga geçerler di.
İçeri de ki kadınlara aldırmadan gitmeden önce nah çekmiştim. Haketmişti puşt. Resmen prenses kişiliğim den zorla çıkartıyorlardı beni.
Cihangir'in kahkası eşliğin de ayrıldık dükkandan.
Bir sonra ki durağımız babamın yanıydı. Çünkü Şeyma hanım aldığı üç çift ayakkabıyla dolanmak istemiyordu. Babamın yanına bırakıp daha sonra alışverişe çıkacaktık.
Şeyma'yla kol kola yürürken, ilk aşkım Mustafa çıktı karşımıza. Hala çok yakışıklıydı kereta. Mahalle de ki tüm kızlar Mustafa'ya aşıktı ben de dahil. Resmen herkes onunla top oynayabilmek için sıraya girerdi. O ise hiç bir kıza yüz vermez benimle top oynardı sadece. O yaşta Mustafa yüzünden bir ton düşmanın vardı.
Ortaokulda mahalleden taşınmışlardı. Mustafa ise 18 yaşın da evlenmiş 22 yaşında boşanmış tekrardan mahalleye taşınmıştı. Üç yaşın da da bir kız çocuğu varmış, geçenler de annemle babam konuşurken duymuştum.
Karşı dan bizi tanımaya çalışarak geliyordu. Birbirimize iyice yaklaştığımız da Şeyma koluma dürtmüş zaten farkın da olduğum adamı bana göstermişti. Saçlarının kenarı hafiften beyazlamıştı. Ama bu görüntü sanki yakışıklılığına karizma katmıştı. Selam verip vermemek arasın da tereddüt te kalsam da. Kenidisi çoktan bizi fark edip "Sevda inanmıyorum. Sen misin bu? "
Farkedilmişliğin verdiği gerginlikle Zoraki gülümsedim. Küçükken az ağlamamıştım Mustafa için ne de olsa.
"Ne kadar değişmişsin, güzelleşmişsin, tanıyamadım kızım seni."
Zoraki gülümsemem yerini utangaçlığa bıraksa da, " Mustafa hoş geldin mahallemize yeniden. Sen de çok değişmişsin nasılsın, ne var ne yok."
Elin de market poşetleri vardı. "Çok şey değişti Sevda. Hiç bir şey çocukluğumuz da ki gibi değil. Ama görüyorum ki en çok ta sen değişmişsin. Bu ne güzellik kızım. Gözlerimi alamıyorum senden."
Hafifçe gülümseyip yeni gelin triplerine girmiştim resmen. Neyse ki bir şey söylememe gerek kalmadan Şeyma attı kendini ortaya.
"Mustafa bey insan bize de bir selam verir. "
Şeyma'nın klâsik tripli halini herkes gibi Mustafa da biliyordu.
"Haklısın Şeyma kusura bakma. Sevda'nın güzelliği öyle büyüledi ki beni, sana selam vermeyi unuttum."
Kendimi açık artırmaya çıkmış gibi hissediyorum. Şeyma ise gülümseyip. "Sen de hiç değısmemissin. Hala sevdayı gördüğün yerde gözlerinin içi parlıyor. Hangi iltifatı edeceğini şaşırıyorsun."
Kolunu cimcikleyerek susması gerektiğini işaret etsem de Şeyma'ya nafileydi. Annem gibi aklına geleni pat diye söyleyecekti. Mustafa ise bozuntuya vermeden kahkaha attı. Arsızlaşmışmıy dı bu çocuk anlamamıştım. Birbirimizin telefon numarasını alıp bir gün buluşacağımıza dair sözleşip, ayrıldık.
"Kızım o nasıl laf adamın yanın da yerin dibine soktun beni."
Şeyma ise cilveli bir şekil de hafif kıkırdayıp" Yalan mı kızım görmedin mi adamın halini hala çocukluğun da ki gibi bakıyor sana. Üzüldüm ama haline Sevda'm bak evlenmişte yapamamış. Bir de çocuğu varmış. Allah yardım etsin."
Annem de böyle anlatmıştı aynı. Sanki adam aç açıkta sokak ta kalmıştı. Evlenmek kadar boşanmakta normal bir şeydi. Ama malasef ki toplumumuz da hala kabul görmüyordu. Bana göre insanların aynı evin için de iki yabancı gibi yaşayıp sürekli birbirlerini huzursuz ve mutsuz edip yetmezmiş gibi bunu da çocuklarına yansıtmalarındansa ayrılmaları en mantıklısıydı.
Hoş bir de dul kavramı var dı ki o konuya hiç girmek bile istemiyordum. Resmen insanlara ikinci el muhammelesi yapılıyorlardı ve bu hiç hoş değildi.
Yine de bu konuyu Şeyma'ya açıp bir saat onunla tartışmak istemiyordum. Herkesin doğrusu kendineydi sonuçta.
Babamın dükkanının önüne geldiğimiz de babamı öpüp selam verdim. "Babacım kolay gelsin Şeyma'yla dışarı çıktıkta sana da uğruyalım dedik."
Elin de ki araba yağını kenarda duran beze sürerek beni ve Şeyma'yı öptü.
Şeyma sabahtan beri elin de taşıdığı poşetten saklama kabında börek çıkartınca şaşkınlıkla onu izliyordum. Resmen kaleyi içten fethediyordu.
"Amca sana börek getirdim. Çayın yanına güzel gider diye."
Babam ise böreklere aşkla bakıp çırağına "Muhsin bize üç çay kap gel olum." Diye seslendi. Bugün resmen çay içmek için dışarı çıkmış gibiydim. Allah'tan çayı çok seviyordum da nerede olursa olsun zevkle içebiliyordum.
Muhsin'in getirdiği caylarla babamın ofisine geçip çay içmeye başladık. Babam bize yoğunluktan bahsederken, Şeyma onu sanki araba jantları çok dikkatini çekiyormuş gibi dikkatle dinliyordu. Onun bu haline sessiz sessiz kenardan güldüm. Abimden giden yol annem den geçiyordu. Daha sonra babama uğruyordu. Anlayacağınız Şeyma şimdilik yanlış ata oynuyordu. Ayrıca babam zaten Şeyma'yı çok sever asla benden ayırt etmezdi.
Saatin akşam beşe geldiğini görünce istemsizce üstüme bir ağırlık çöktü. Yaz günlerin de olmamıza rağmen sanki hava birden kasvetlenmişti. İçeri giren abimle kasvetin sebebi de resmen belli olmuştu. Çocuk neredeyse girdiği her ortamın enerjisini yiyip bitiriyordu.
Anlayacağınız başıma bela olmaktan başka bir halta yaradığı yoktu. Üç kuruşluk keyfimin içine adam beş kuruşluk ediyordu. Ha hiç bir şey söylememiş yapmamış olması sabah tüm enerjimi silip süpürdüğü gerçeğini değiştirmiyor du.
"Selam millet."
Şeyma sanki şimdiye kadar babama abim için yağcılık yapan kadın değilmiş gibi, abimin gelmesiyle anın da onun olduğu tarafa bakmamaya başladı. Selamını bile almamıştı Amca kızım.
Kendi kendine küsüyor, kendi kendine abimi affediyordu. Bu sefer ki küsme sebebini ben bile bilmiyordum. Hoş günde bu döngü birden fazla tekrarlandığı için artık dikkatimi de çekmiyordu.
Selamına bile cevap verilmeyen benmişim gibi abim arsızca sırıtarak"Ooo börek var Allah bir de yeni çay demlenmiş."
Elini masanın üstünde ki böreklere atıp karşım da ağzını şapırda ta sapırda ta yedi.
Midemin hafiften bulanmasıyla abi diye isyan ettim. Hayatta katlanamadığım şeyler arasın da abim ve iğrençlikleri geliyordu. Adam bu hayata resmen benim ömrümden yemek için gelmişti.
Bizden tat alamayınca babamın çıraklarına sataşmaya gitti. Ben mi ben ise evime gidip uyumak istiyordum. Dün gece den sonra hala kendime gelememiştim.
"Babacım ben eve gidiyorum. Akşam görüşürüz."
Babamın bal yanaklarından öpüp Şeyma'yı zorla Kaş göz yapa yapa kaldırdım.
"Ya kızım ne kalkıyorsun atlı kovalıyormuş gibi anlamıyorum ki."
Migrenim tutmuş gibi başımı tuttum. Şeyma'nın dilini bir saat dinlemek istemiyordum. "Ya kızım başım çok ağırdı. Eve gidip sessizlikte dinlenmem lazım. Bilmiyor musun migrenim tutarsa kaç gün kendime gelemiyorum. Hem zaten kendimi iyi hissetsem daha alışverişe çıkacaktık.
İstediği şeker alınmamış gibi oflayıp pofladı.
Söylediğim yalanın gerçekleşmesinden korktuğum hal de başıma sancılar girip duruyordu. İkimiz de sessizce mahalleye geldiğimiz de. Kapının önünde elim de ki poşetleri Şeyma'ya uzattım. Dört kat yukarı taşıyamayacaktım Şeyma hanım ayakkabılarını bu baş ağrısıyla. Şeyma karşı apartmanın kapısın da Huzeyfe'yi görmesiyle. Okul bahçesin de annesini görmüş çocuklar gibi çığlık attı. Böyle abartılı tepkiler verdiğin de suratına okkalı bir yumruk çakasım geliyordu.
Sonra aklıma haşat ettiği kadınlar gelince de canımı sokakta bulmadığım
Elim de ki anahtarla Şeyma'yı beklemeden kapıyı açıp içeri girdim. Bir saat boyunca Huzeyfe'yle ciyak ciyak konuşmasını dinleyemeyecektim.
Arkamdan "kızım nereye beni de beklesene" diye seslense de duymamış gibi davranıp hızlıca merdivenleri çifter çifter tırmandım. Ayrıca adamın yüzüne bakacak yüzüm bile yoktu. Eve girdiğim de annem çoktan gelmiş yemek yapıyordu.
"Anne ben geldim."
Diyerek mutfağa yanına gittim. Aşırı derece de midem bulanıyor başım dönüyordu. Sanki günlerdir uyumamış gibi göz kapaklarımı taşıyamıyordum.
"Hoş geldin annem naptınız güzel gezdiniz mi? Sevda bu suratının hali ne kızım betin benzin atmış."
Sıkıntı yapan saçlarımı ensemden toplayarak rahat nefes almaya çalıştım.
"Bilmiyorum ki anne Şeyma'yla babamın yanında çay içiyorduk. Fenalık bastı çıktım eve geldim. Aşırı midem bulanıyor, başım ağrıyor. Migrenim tuttu herhal de sen merak etme."
Panikle yanıma gelip eliyle ateşimi ölçtü. "Sen çık odana ben geliyorum annem."
Elim de ki çantamı, ve ayakkabılarımı vestiyere bırakıp yukarı çıktım. Annemin bana aldığı pijama takımını giyerek yatağa uzandım. Kendimi gerçekten kötü hissediyorum git gide. Ya da hasta psikolojisine girmiştim.
"Annem ağrı kesici getirdim sana içte uyu bir şeycigin kalmaz Allah'ın izniyle."
Annemin elinden ilacı alıp içtim. Normal de asla ağrı kesici içmezdim. Ama şu an da ihtiyacımın olduğunu bünyem bas bas bağırıyordu.
Annem saçlarımı okşayarak odadan çıktı. "Bir ihtiyacın olursa seslen kızım. Ben zaten seni ara ara kontrol ederim."
Anneme teşekkür edip gönderdiğim de şükür ettim Allah'a. Koca kız olmuştum. Ama hala annem olmadan yapamıyordum. Annesi olmayan tüm çocuklara içimden duamı ederken gözümden bir yaş damladı. Zordu zor olmaya hem de çok zordu. Resmen annesi olmayan çocuklar hayata 10/0 yenik başlıyorlardı.
Düşüncelerimin arasın da gözlerimin kapanmasıyla, uyku arasın da ettiğim son duayı da gayet iyi hatırlıyordum.
Allah'ım sen yardım et. Annesi babası olmayan yetim öksüz çocuklara yardım et rabbim.
Hepimizin yarasıydı. Bence toplumunun kanayan en büyük yaralarından biriydi. Tabi bizim insanımız üstünü örtünce görmezden gelince günaha girmediğini zannediyordu ama o işler öyle olmuyordu. Kelime-i şehadet getirmekle müslüman olunmuyordu sadece, tabi ki kimsenin ibadetini sorgulamak hakkım değildi. Ama her gün sokaklar da bir kadının, çocuğun yada hayvanın canına kıyılırken bir çoğumuz şahit olup susuyorduk.
Zalimin zulmüne sesimizi çıkartmayıp kalp gözümüzün insanlığımızın vicdanımızın üstüne her gün bir avuç daha toprak atıyorduk. İnsanlar insanlıktan gün ve gün çıkıyordu. Ve hepimiz sadece seyredip dalga geçmeyi biliyorduk.
Uykunun arasın dan kan ter için de uyandım. Gerçekten şifayı fena kapmıştım. Ya da hala dün içtiğim zıkkımın yan etkilerini vücudum dan atıyordum. Odama annemin girmesiyle gülümsedim. Resmen ona ihtiyacım olduğunu hissetmiş gibi gelmiş üstümü değiştirmeme yardım etmişti. Bu annemin kuralıydı, hastalık terle atılırdı. Ama asla terli kıyafetlerle durulmazdı.
Tekrardan yatağıma girip bir sağa bir sola dönmeye başladım bu sefer yaklaşık iki saat uyumuştum. Ağrı kesicinin etkisiyle daha da iyiydim ama üstüm de ki kırgınlık geçmemişti.
Makyaj sandalyemin üstün de duran şalımı havanın sıcak olmasına rağmen üstüme alarak, balkona çıktım. Sigara içmek istiyordum. İçim de ki kasveti yok ederdi belki de.
Daha doğrusu zaten hassas olan boğazıma işkence etmeye çıkmıştım balkona. Sigaramı yakıp assağıdan geçen insanları izlemeye başladım. Hepsi bir telaş içindeydi. Kimisi elinde ekmekle evin de ki sofraya yetişmeye çalışıyordu. Kimisi çocuğunu okuldan almış evine dönüyordu. Herkesin farklı bir yaşam stili vardı. Farklı heyecanlar, farklı korkular, farklı kaygılar ve en kötüsü de geçim derdiydi. Anne babaların ebeveynlerin sorumlulukları çok büyüktü. Her şey ateş pahası olmuştu. Özellikle öğrencisi olan ve asgarî ücretle çalışan babaları görünce içim cız ediyordu. Allah herkesin yardımcısı olsundu.
Sigaramdan bir dumanı daha içime çekip izlenmişliğin verdiği hisle kafamı kaldırıp karşı balkona baktım. Huzeyfe balkon da oturmuş açık açık beni izliyordu.
Sanki koca mahalle de tutulacak başka ev yokmuş gibi adam sürekli burnumun dibin de bitiyordu. Odamın için de balkonum da bile rahat nefes alamıyordum artık.
Gözlerinin içine bakmaya dün geceden sonra her ne kadar çekiniyor olsam da inadım inattı. Göz gozeyken sigaram dan bir dumanı daha içime çekip küllüge izmariti bastırdım. Resmen dün gece adama koala gibi sarılıp üstüne üstlük beni bırakmaması için yalvarmıştım. Bebek gibi beni kucaktan kucağa taşımışlardı. Bu durum her ne kadar sinirimi bozmuş olsa da yapacak bir şey yoktu artık yaşanacak olan yaşanmıştı. Ben de zamanı geri alamayacağım sürece bir çare bulamayacaktım. Huzeyfe'yle bakışımamız kesilince, burnumun kaşıntısıyla iki kez peş peşe hapşırdım. Hapşırmaktan nefret ediyordum. Hele ki hapşururken kalbimizin anlık durduğunu öğrendiğim den beri de korkuyordum. Tabi ki her insan gibi ben de ölümden korkuyordum.
Aslın da mesele ölümden korkmak değildi de. Allah'ın huzuruna çıkacak yüzümüzün olamamasıydı. Bir daha huzeyfe den tarafa bakmayarwk içeri girdim. Utanıyordum resmen yeni gelin gibi. Azıcık Huzeyfe'yi tanıdıysam daha da ölene kadar unutmayacaktı dün gece ona mengene gibi yapıştığımı. Hoş ben olsam bende unutmazdım ya neyse.
Yatağıma uzanıp Pikemi üstüme örttüm. Hava sıcaktı sıcak olmasına ama ben üşüyordum. Telefonuma gelen bildirim sesiyle whatsapptan bilinmeyen bir numaradan mesaj geldiğini gördüm.
"Çok yaşa.".
Profiline girdiğim de ise Huzeyfe'nin deniz kenarda klasik siyah gömleğiyle çekilmiş fotoğrafını gördüm
Profilinden çıkıp bende mesaj yazmaya başladım. "Sen de gör, demek isterdim ama inan hiç içimden gelmiyor."
Attığım mesajın anında görüldü olmasıyla bir kez daha Huzeyfe'yi alt etmenin verdiği mutlulukla tekrardan uyuya kaldım.