16. BÖLÜM

2021 Words
Kalbim sızlarken, kızdım kendime. Neden izin vermiştim ki bana dokunmasına. Adam resmen benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayıp hiç bir şey söylemeden çıkmıştı odadan. Ben de dünden razıymış gibi karşılık vermiştim. Akmaya hazır olan gözyaşlarımı derin bir nefes alarak geri gönderdim. Sofra kurulduğun da erkekler kalkarak masaya oturdu. Annem yemeklerini servis edip oturdu. Kerem annem ben bir tarafa, dedem ve babam masanın iki ucuna oturdu. Abim sevim teyze huzeyfe ise karşımıza oturdu. Huzeyfe'yle karşılıklı oturmamız zor olan her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Kendimi çok ucuz ve değersiz hissediyordum. Herkes sohbet eşliğin de yemek yiyordu. Suskun olan bir tek ben vardım. Huzeyfe bile sanki yukarı da hiç bir şey yaşamamışız gibi, gülüyor eğleniyordu. Tabağım da ki fasulyeyle bakışırken, suçluyordum kendimi. Resmen benimle oynamasına izin vermiştim. Daha dün telefon da ben senin abinim derken, bugün sıkıştırıp öpüyordu dengesiz bir ruh hastasıydı. "Öyle değil mi Sevda?" Dedemin bana sorduğu soruyla olaya Fransız olan ben melül melül baktım dedeme. "Oooo dede ablama baksana noldu kızım Karadeniz de gemilerin mi battı?" Yanım da oturan Kerem'in kolunu dürterek susması gerektiği mesajını vermiştim. "Kusura bakma dedecim dalmışım ne sormuştun?" Dedem gülümseyerek şefkat dolu bir şekilde baktı bana, acaba az önce üst katta Huzeyfe'yle karıştırdığımız şeyleri duysa yine böyle şefkat dolu bakabilir miydi bilmiyorum? "Diyorum ki sen de önümüz de ki dönem başlarsın öğretmenliğe." O da vardı daha değil mi? Ah dedem bilsen kafamdan geçen tilkileri. Aileme bir şey çaktırmamaya çalışarak, "İnşallah dedem, nasip olursa." Üstüm de ki gözler tekrardan önlerine döndüğün de yanım da oturan annem . "Sen niye kızardın yavrum. Ateşin mi çıktı yoksa yine?" Zaten her şey yeteri kadar zordu. Bu de bizimkilerin üstüme gelmesiyle masadan oflayarak kalkmak istiyordum. Annem elini anlıma dokundurarak, ateşim olmadığını anlayınca rahat bıraktı beni. Karşım da ki sevim teyze ise "Kızım kuş kadar kalmışsın, biraz yemek ye de kendine gel. Sabahtan beri tabağında ki leri didikleyip duruyorsun." Tüm masanın ilgi odağı birden ben olunca kafamı kaldırdığım da Huzeyfe'nin de bana baktığını gördüm. O kadar sinirliydim ki kendisine, yüzünü dahi görmek istemiyordum. Sevim teyzeye gülümseyip, bir kaşık pilav koydum ağzıma. Yiyorum rahat bırakın beni demek istiyordum artık. "Abi biliyor musun dedem bana PlayStation 5 almış eve gidince atalım mı bir el?" Kerem'in heyecanlı heyecanlı anlattığı şeylerle, ilgi odağı üstüm den kalkmış, herkes kendi haline dönmüştü. Rahat bir nefes alarak suyum dan bir yudum içtim. Yemek yiyemiyor ağzıma aldığım lokmalar da ağzım da büyüyordu yutamıyordum. Yine de kimsenin dikkatini çekmemek adına masadan kalkmadım. Yemek yiyormuş gibi davranmaya devam ettim. Ta ki komidinin üstün de ki telefonum çalana kadar, ayağa kalkıp telefenomu almaya gidince üniversite de ki Hakan'ın aradığını görmemle neredeyse sevinç çığlıkları atacaktım. Çocuk kırk yılın başın da bir işe yaramıştı. Abim "Kim o arayan?" Diye sorunca. Eski kırıklarımdan biri diyemedim tabi. "Üniversiteden bir arkadaşım, konuşup geleyim de ayıp olmasın." Dediğim de herkes kafa sallayıp yemeğine geri döndü. Huzeyfe ise benden tarafa bakmıyordu bile. Yarım saat önce öpüstüğüm adam şimdi bana düşman gibi bakıyordu. Merdivenlere yönelirken telefonu açıp bilerekten, "Efendim hakan" dedim. En azından bir erkekle konuştuğumu bilseydi huzursuz olabilirdi. Ya da neden huzursuz olacaktı ki adam anlık bir şey yaşamıştı, ben de fazlasıyla anlam yüklemiştim. Hangi akla hizmet olarak yapmıştım bilmiyordum ama. Telefonun diğer ucundan, "Sevda nerdesin gülüm sen bir gittin unuttun bizi," Seviyordum hakanı çok iyi çocuktu. Her zaman her konu da birbirimize destek olabiliyorduk. "Olur mu öyle şey hakan unutur muyum hiç sizi? Yoğun bu aralar biraz inan kendime bile vaktim olmuyor. " Aslın da odama girip telefonla konusucaktım ama, şimdi tekrardan o odaya girmek istemiyordum. Haddinden fazla anlam yükleyerek kendimi yeteri kadar üzmüştüm zaten. Bir sigara alarak, balkona geçtim. "Neyse İstanbul'a geliyorum önümüz de ki hafta bir iş görüşmesi yapicam bakalım kabul olursa, daha kurtulamazsın benden." Az önce beni o masadan kurtarmıştı ya, her türlü minnettardım zaten adama. "Aşk olsun hakan, o nasıl laf sen bir gel de bakalım. Koca İstanbul'u talan eder dururuz. " Telefonun diğer ucundan kahkaha sesi gelince ben de zoraki bir şekilde gülümsedim. Hakan iyi çocuktu iyi olmaya ama, çok yanlış zamanlara denk geliyordu sürekli. Biraz daha birbirimizin halini hatrını sorduktan sonra, telefonu kapatıp hakan geldiğin de haberleşecegimize dair sözleştik. Sigaramı bitirip içeri gectigim de, annemler sofrayı toplamaya başlamıştı. Bende yardım ettim. El çabukluğuyla masayı topladığımız da annem çay demlemis ben ise bulaşıkları makineye dizmiştim. Bir an önce evime gidip yatağım da hüngür hüngür ağlamak istiyordum. Kendimi çok değersiz hissediyorum. Ama aksine sanki bu gece zaman geçmek bilmiyordu. Annem sabah aldığımız pastayı ve kurabiyeleri, servis ederken ben de çayları doldurmuştum. Sabah iştahla aldığım pasta bile midemi bulandırıyordu. Çayları önce dedeme sonra sevim teyzeye vererek servis etmeye başladım. Annem babam abim derken, sıra huzeyfe'ye gelmişti. Göz göze gelmemeye çalışarak çayını uzattım. Kendisi de bana bakmıyordu. Resmen yüreğime bir öküz oturmuştu. Ben de çayımı alıp, annemin yanına oturdum. Utanmasam milleti için de hüngür hüngür ağlayacaktım. Yada Sevim teyzeye gidip, oğlun saçımı çekti, ama yüreğimi çok acıttı diyebilirdim her an. "Abla yarın bir dışarı çıkalım mı, ne zamandır beraber gezmiyoruz, hem okul çıkışıma gelirsin, biraz havam artar, okul da ki ergenlerin yarısı sana aşık zaten." Dayanamayıp kahkaha atmamla abimin kasları çatılmıştı. "Lan olum nasıl gevşek bir çocuk oldun lan sen! Okulda ki ler ablama aşık diyor. Biri Sevda'ya aşık olacak ben adamın kafasını gözünü patlatarım sen bir de gevşek gevşek söylüyorsun." Annemle anneannem kahkaha atarken, istemsizce Huzeyfe'yle göz göze geldik saniyelik sürse de direk kafamı babama doğru çevirmiştim. "Ya saçmalama abi ya. Görmüyor musun fıstık gibi karı, ablama aşık olanları öldürmek istesem okulun yarısının katili olurum Allah'ıma. Diğer yarısı da kız zaten. Hem ne yapayım havam artıyor biraz." Abim"Te Allah'ım sen sabır ver." Dedi. Kardeşim benimle gezmek isterdi de ben hiç hayır dermiydim? "Tamam ablam gelirim. Okul sonrası bir tur atarız." Aptal falandı ama çok seviyordum kardeşimi, dedemin çayının bittiğini fark edince ayağa kalktım. Annem "Kızım huzeyfe abinin de çayı bitmiş onu da tazele" diyince. Gidip mübarek ellerinden öpmek istedim. Keyfim yerine gelmişti resmen. Karşım da bozuntuya vermeden bardağını bana veren Huzeyfe'nin suratına bile bakmamıştım. Mutfağa gidip, çayları tazeleyerek geldim. Şimdi gol atma sırası bendeydi. "Buyur, Huzeyfe abi." Elim de ki çayı uzatıp, yüzüne bile bakmadan dedemin çayını verdim. "Ellerine sağlık kızım." Dedeme öpücük göndererek yine keremin yanına oturdum. Sahi neden sanki başka yer yokmuş gibi sürekli Kerem'le yan yana oturuyorduk biz. Annemin bilmeyerek Huzeyfe'ye gol atmasıyla sevinsem mi üzülsem mi bilememiştim. Çay Faslı biter evimize gideriz diye düşünürken, dedemin, "Sevda'm uzun zaman oldu senin elinden şöyle acı bir kahve içmeyeli." Dedeme gülümseyerek ayağa kalktım, her ne kadar bir salın bizi evimize gidelim demek istesem de " hemen yapıyorum, dedecim." Diyerek sevim teyzeye döndüm. "Sevim teyze senin kahven nasıl olsun." Gülümseyerek"orta şekerli olsun kızım" dedi. Her ne kadar oğlunu öldürmek istiyorum desem de gülümsedim. Huzeyfe'ye dönüp "Senin kahven nasıl olsun huzeyfe abi?" Dememle gıcık tutmuş gibi öksürmüştü. "Benim ki de orta şekerli olsun" dedi gözlerimin içine bakarak. Kafa sallayarak mutfağa geçtim. Kahveleri yapıp tepsiye dizdim. Tabi köpüğü az olan Huzeyfe'nin kahvesine tükürdüm. Tükürüğüme kurban olmalı içine zehir katmadım diye şükür etmeliydi şerefsiz. Kahveleri sırayla büyükten küçüğe doğru servis edip, Huzeyfe'ye geldiğin de yine göz teması kurmamaya özen göstererek kahvesini verdim. Bundan sonra en iyisi görmezden gelmek diye geçirdim içimden. Bu adama da bu müstehaktı çünkü. Hem başka türlü canını acıtamıyordum madem. Ben de bu yolu denerdim. Sonuçta beni hiç bir şey söylemeye tenezzül etmeden, odada yanlız bırakıp çıkmıştı. Gece boyunca da görmezden gelip, ağzıma çok güzel tükürmüştü, adam açık açık umrum da değilsin anlık erkeklik iç güdülerime karşı koyamadım diyordu. Herkes kahvesini içtikten sonra babam elin de ki saatte bakıp," oo gece yarısı olmuş müsadenizle biz artık kalkalım, sabah malûm hepimizin işi var. " Demesiyle hepimiz oturduğumuz yerden kalkmıştık. Gidip babamın ayaklarını öpesim gelmişti resmen. Bir an hiç bu gece bitmeyecek zannetmiştim. Anneannem ve dedemin ellerini öperek vedalaştım. Anneannem yukarı da bana aldıkları yığınla şeyleri getirirken biz ayakkabılarınızı giyiyorduk. Abimin, "oh valla ne ala memleket sevda hanıma yığınla poşet gelsin. Kerem beye PlayStation 5 alınsın. Zaten Burak sizin torununuz değil." Dedem ve anneannem kahkaha atmıştı. "Biraz daha sabır edin Burak bey sonra dedenize teşekkür etmelere doyamayacaksınız." Abimin peki madem demesiyle şükürler olsun ki evden çıkabilmiştik. Anneanneme ve dedeme onları daha sık ziyarete gidicem diye söz vermiştim. Gerçekten de onları artık ihmal etmeyecektim. Yolumuzu dört gözle bekleyip, bizi mutlu etmek için her yolu deniyorlardı. Elim de ki poşetleri nasıl eve götürücem diye düşünürken, "kızım onları istersen huzeyfe'nin bagajına koyalım sen de taşımamış olursun" diyen sevim teyzeye minnet eden gözlerle baktım. Annem babam Sevim teyze, ve abim arabaya doluşup on dakikalık yolu arabayla gitmeyi tercih etmişlerdi onca yemeğin üstüne. Kerem'le ikimiz de kol kola eve kadar yürümek istemiştik. "Çok hoşlanıyorsunuz dimi birbirinizden?" Kerem'in sorduğu soruya anlam yüklemeye çalışırken melül melül suratına baktım. "Hiç bakma öyle abla. Ben çok isterim yani Huzeyfe abinin eniştem olmasını." Elimin altın da ki kolunu cimcikliyerek sokağın ortasın da çığlık atmasına sebep oldum. "Ne saçmalıyorsun kerem sen. Ne demek isterim eniştem olmasını falan hem birbirimizden hoşlandığımızı da nereden çıkardın?" Yürümeye devam ederken, suçu yakalanmış çocuklar gibi kızarmaya başlamıştım bile. "Yapma abla Allah aşkına ne zaman cama çıksam Huzeyfe abi kukuman kuşu gibi balkon da oturuyor, senin odanı gözlüyor. Yetmezmiş gibi sana sanki kırılacak bir vazoymuşsun gibi bakıyor. Görmüyor musun adamı biri sana yan gözle bakınca nasıl insanlıktan çıkıp sinirleniyor? Ayrıca bugün ona abi diye sitem ede ede söylediğini fark ettim. Ama suratının aldığı şekil çok komikti gerçekten. Tebrik ediyorum seni daha hiç bir şey yapmadan adamı insanlıktan çıkarmayı başarıyorsun." Kerem'in ufacık aklıyla farkın da olduğu şeyler tuhafıma gitse de bunu sorgulamadım. İnkar etmeyecektim. Sonuç ta Kerem de artık küçük bir çocuk değildi. Görüyorduk ki ablasını gayette iyi tanıyor tek hareketin de neler düşündüğünü bile fark edebiliyordu. "Ben bile farkın da değildim. Sen bunları söyleyene kadar kerem. Ama görmüyor musun adamın ne kadar dengesiz olduğunu?" Kerem gülerek bana baktı şefkatli bir gülmeydi bu ama, dalga geçmiyor tam tersine akıl veriyordu. "Hayır abla dengesiz değil. Tanıyorum huzeyfe abiyi kişiliğini az çok çözebildim çok mert dediğim dedik bir insan. Sadece o da senin gibi duygularının farkın da değil. Çelişkili bir durum bu. " Durumum o kadar vahim di ki sokağın ortasın da durmuş keremden akıl alıyordum. Ablasını sıkıştırıp öptüğünü duysa acaba yine de bu kadar övebilir miydi bu adamı? Ailemin değişik bir şekilde huzeyfe aşkı vardı abim de dahil herkes hayrandı bu adama. "Bak kerem ağzının durmadığını birine söylediğini duyarsam vallahi bu sefer seni diri diri toprağa gömerim." Kerem Kahkaha atarak dondurmacının önün de durdu. Bana neli istediğimi bile sormadan, adama "Bir limonlu bir sade verir misiniz?" Dedi. Resmen büyümüştü de ablasına dondurma ısmarlıyordu. Duygu patlamasından mı neydendi bilmiyordum ama gözlerim Kerem'in bana dondurma aldığını görünce dolmuştu. Resmen kardeşim bana dondurma alıyor diye sokağın ortasın da ağlıyordum. Kerem'e çaktırmadan dolan gözlerimi silip, Bana uzattığı dondurmayı aldım. Çevrem de ki herkes kardeşim de dahil beni gazlayıp duruyordu. Umarım bu işin sonun da kendi kendime gelin güvey olup yükseklerden yere cakılmazdım. Keremden dondurmamı alarak hiç konuşmadan eve doğru yürümeye devam ettik. Limonlu dondurma bile mutlu etmiyordu artık beni. Sokağın girişine geldiğimiz de abim ve Huzeyfe'nin kapının önün de sohbet edip bizi beklediğini görünce yanlarına varana kadar, Huzeyfe'yi inceledim. Elin de ki sigarasından son dumanı içine çekip izmariti yere attı. Gri spor ayakkabısıyla üstüne basıp söndürdü. Hem düşünceli hem düşüncesiz bir öküzdü. Kerem koluma dürterek kulağıma eğildi. "Görüyor musun? Senin eve çıktığını görmeden adam evine bile gitmiyor." Asalak kardeşim kendi kendine gelin güvey oluyordu. Kolunu cimcikliyerek"saçmalamayı kes kerem! Görmüyor musun abimle muhabbet ediyor. Ne alakası var benimle acaba?" Kerem gözlerini devirerek önüne baktı. "Çok merak ediyorum abla. Sen bu zekayla nasıl gelebildin bu yaşa." Kendi söylediğine kendi güldüğün de ağzının ortasına bir tane çakmamak için zor tuttum kendimi. İnsanların çevresi akıllı insanlarla doluyken, benim çevrem de normal bir insan bile yoktu. "Kes sesini vallahi bak sokaktayız demicem girişicem şimdi sana. Boş boğazlık yapma hem duyacaklar şimdi bizi." Abimlere iyice yaklaştığımız da kerem çok şükür susabilmişti. "Nereden kaldınız kızım bir saattir sizi bekliyoruz burada." Dedemlerden çıkalı on beş dakika olmuştu. Abimin abartmasına göz devirerek,"hiç kerem yolda dondurma aldı bize. Yavaş yavaş yürüdük işte. Siz çıkmıyor musunuz yukarı. Ben çıkıyorum. " "Huzeyfe'ye göz göze geldiğimiz de bir şey söylemeye çalışıyor gibiydi ama anlamaya bile çalışmadan binadan içeri girdim. İnsan söylemesi gerektiğini şeyi zamanın da söylemeliydi netice de. Hem biz böyle gidicek olursak ta ben onu daha çok kapının önünde bırakıp yüzüne bile bakmadan giderdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD