Aptalca davranıp kendime hakim olamadan, yapışmıştım Sevda'nın dudaklarına, Allah biliyordu ya gram pişmanlığım yoktu. Onu gördüğüm ilk günden beri yapmak istediğim tek şey buydu, kendimi kaybetmiş aptal ergenler gibi kızı köşe de sıkıştırıp öpmüştüm. O anlar aklıma geldikçe geriliyor Sevda'nın ailesinin yüzüne nasıl bakarım diye, düşünüyordum.
Burak'la her gün yüz yüze geliyor, sohbet ediyorduk. Adam en yakın arkadaşlarımdan biri olmuştu. Evlerine girip çıkabiliyordum. Sofralarına oturup yemeklerini yiyordum. Yaptığım adamlığa sığmazdı. Şayet biri benim kız kardeşim hakkın da böyle bir şey düşünüyor olsaydı, tek kelimeyle öldürürdüm.
Biraz daha ileri gitsek bulunduğum şartlar bile aklıma gelmez duramazdım. Teni kokusu dudakları, lise öğrencileri gibi resmen libidoma hakim olamıyordum. O yüzden Sevda'ya bakmadan çıktım odadan. Kendimi lavaboya zor atabilmiştim zaten.
Assağı indiğim de ise Burak'ın "Naptın kardeşim bulabildin mi lavaboyu?" Demesiyle vicdanım sızlamıştı resmen. Evet buldum, yetme di kardeşini tuttum yukarı da öptüm elledim diyememistim.
Çok iyi bir aileydi, cana yakın sevecen, şurada beş aydır tanışıyorduk ama bir aile gibi olmuştuk. Duvarlar üstüme üstüme gelince de kendimi balkona attım. Pişman değildim asla, aksine yaşadığımız ufacık şeylerden bile inanılmaz zevk alıp mutlu olmuştum.
Ama yaşananlar yanlıştı. Bir heves uğruna bunlar yasanmamalıydı. Sonuçta ben Behlül ziyagil hayatım da aşkı memnu değildi.
Sigaram bittigin de derin bir nefes alarak içeri girdim. Sevda'nın merdivenlerden indiğini fark etsem de o tarafa bakmamış oralı olmamıştım. Keşke zamanı geri alabilseydim de bunlar hiç yaşanmamış olsaydı. Ya da keşke öpmüşken biraz daha öpseydim. Kafam da birbirine zıt olan iki düşünceyle delirmek üzereydim. Bu kadın ruh sağlığıma hiç iyi gelmiyordu.
Ama almıştım ya o dudaklardan bal tadını, bundan sonra sevdayı nasıl görmezden gelecektim bilmiyordum.
Hoş o da yakışmazdı kız beni yanlış anlardı ama bilmiyordum işte bir şeyler yapmam lazımdı. Bu belirsizlik beni bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırabilirdi.
sofranın hazır olmasıyla annemler bizi çağırdı. Gergin ve gerginliğimi kimseye çaktırmamaya çalışmak beni daha da fazla geriyordu. Üstelik Sevda'nın dedesinin gözü hep üstümdeyken.
Masaya oturduğumuz da Sevda'nın karşıma oturmasıyla derin bir nefes aldım. Önünde ki tabak dışın da hiç bir şeyle ilgilenmemesi onun da pişman olduğunun göstergesiydi.
Yüzü kızarık sanki çiçek hastalığına yakalanmış gibi solgundu. Yemek yiyormuş gibi yapıp dikkatleri üstüne çekmemeye çalışıyordu, ama bir lokma dışın da hiç bir şey yememişti zaten kuş kadar kalmış olması ap ayrı bir dertti. O na sorulan sorulara zora ki cevaplar verip geçiştiriyordu. Burak yanım da paldır küldür yemek yerken iştahım kapanmış benim de boğazımdan lokma geçmiyordu. Sevda'nın bu hale gelmesinin sebebi bendim. Daha dün gece sapık gibi kızın odasını dikizleyip yetmezmiş gibi, ben senin abinim diye saçma sapan konuşmuştum.
Bugün de karşım da kuğu gibi yarı çıplak halini görünce dayanamamıştım. Çok güzeldi Şeyma, şeytani bile baştan çıkarabilecek bir güzelliğe sahipti, sandalye de oturması bile olsa kendine has bir şekildeydi. Güzelliği insanın başına öyle belalar açardı ki.
Sofradan kalkıp tekrardan salona geçtiğimiz de bir an önce şu gecenin bitmesini bekliyordum. Evime gidip enine boyuna düşünmem gereken şeyler vardı. Hoş ne kadar düşünürsem düşüneyim, her şey olacağını varıyordu. Gerçi aklı başın da bir Huzeyfe bugün yaptığı şeyleri asla yapmazdı ya neyse.
Şeyma çayları getirdiğin de yüzüme bile bakmadan tepsiyi önüme doğru uzattı. Kokusu öyle bir gelmişti ki küçüklüğüm de sabahları okula giderken, pastanelerin önünden geçerken aldığım kokulara benziyordu. İnsanı acıktırıp, iştahını kabartıyordu. Sevda benim karım olsa diye düşündüm bir an, sanırım asla yataktan çıkarmazdım.
Pantolonumun önünün kabarmasıyla, düşüncelerimi anın da değiştirip, kendime gelmeye çalıştım. Uzaktan kokusunun gelmesi bile beni delirtmeye yetiyordu.
O hararetle sıcacık çayı iki yudum da içmiştim. İçimin yangının yanın da, bu çayın sıcaklığı tırs gelirdi.
Sevda'nın annesinin "Kızım huzeyfe abinin çayı bitmiş tazele," demesiyle dumura uğramış elim de ki çay bardağını zorla Sevda'ya uzatabilmiştim.
Kadın hissetmiş gibi adam olun sizin geldiğiniz yolları ben kaç kez tur attım gibisinden imasını yapıştırmıştı.
Sevdaya baktığım da keyfinin yerine geldiğini görünce dayanamayıp halime dizlerimin üstüne çöküp kahkaha atmak istemiştim. Ama bulunduğum ortam pekte buna müsait değildi.
Sevda mutfaktan çıktığın da üstüne bastıra bastıra,"afiyet olsun huzeyfe abi." Diyince şeytan dedi ki at sırtına, çıkar yukarıya o güzel kıçını sabaha kadar tokatla.
Tekrardan bir Abi krizi yaşanmasın diye, çayımı yavaş yavaş içtim bu sefer. Boyumun ölçüsünü almıştım bir güzel. Sevda karşım da Kerem'le fısır fısır ne konuşuyor diye düşününce kerem'i bile kıskandığı mı fark edip, kızdım kendine. Kimi kimden sakınmaya çalışıyordum ki.
Karşım da abla kardeş muhabbet edip didişiyorlardı. Yine de kimse ona benden daha çok yakın olsun dokunsun kokusunu içine doya doya çeksin istemiyordum. Bir de Sevda hanımın bitmeyen hayranları vardı tabi. Gizli gelen telefonlar, liseli aşıklar, hangi biriyle uğraşıp hangisini kafama yazıp sıkıştırıp, döveceğimi şaşırmıştım.
Ya sabır diyip oturdum yerime. Sonuçta Sevda benim hiç bir şeyim değildi üstün de bu hak iddia etmeye de hakkım yoktu. Çay Faslı bitti ha şimdi kalkarız dediğim de ise, dedesinin sevda dan kahve istemesiyle sesimi çıkarmadan oturdum yine. Her ne olursa olsun burada misafirdik, ve hoyratlık yapmak yakışıkalmazdı.
Sevda sallana sallana mutfağa gittiğin de ise derin bir iç çekerek arkasından baktım. Dedesi ve anneannesi çok seviyor üstüne ölesiye titriyorlardı. Resmen Sevda'nın ağzının içine bakıyorlardı. Sevda Bir şey istese de yapsak diye. Bunu kız olmasına yorarak fazla kafa patlatmadım üstüne. Anneannesi de annesi de çok güzeldi Sevda'nın sanki yıllar bu ailenin kadınlar da işe yaramıyor aksine şarap gibi yıllandıkça güzelleşiyolardı.
Anneannesi hafif toplu bir kadındı. Çok sevecen cana yakındı. Geldiğim den beri benimle ilgileniyor, eksik gedigim var mı diye ha bire kontrol ediyordu. Dedesinin ise otoriter dediğim dedik bir havası vardı. Yaşına göre fazlasıyla karizmatik yakışıklı bir adamdı. Emekli albay olması ise beni epey şaşırtmıştı. Belliydi ama adamın kaya gibi duruşundan. Ben Sevda'nın ailesini incelerken kendisi mutfaktan bir kuğu gibi süzülerek çıktı. Allah biliyordu ya bu kadına resmen içim gidiyordu. Ama olamayacak bir duaya amin demeye gerek yoktu.
Aptal değildim Sevda'yla biz ikimiz çok farklı zıt karakterlerdik. Ayrıca ailelerimiz akraba gibi olmuş iç içe karışmıştı. Herşeyden önce delikanlılığa sığmazdı. Benim kitabım da evine girdiğin sofrasına oturduğun adamın kardeşine yan gözle bakmak olmazdı. Kahvemi uzattığın da yine hiç oralı bile olmamıştı. Karşım da ki kadın verdiği tepki de de sonuna kadar haklıydı işin doğrusu. En büyük yanlışı ben yapmıştım. Ama eve gidince arayıp özürümü dileyecektim. Mümkünmüydü bilmiyordum ama hiç yaşanmamış gibi davranmak en iyisiydi. Daha sonra dan başımızın ağrıyacağına en iyisi şimdi den kestirip atmaktı. Herkes kendine yakışanı yapmalıydı.
Kahveler yine sohbet eşliğin de içildiğin de, neyse ki gecenin sonu gelmiş evden çıkabilmiştik. Sevda elin de ki poşetleri, arabamın bagajına atıp arkamızdan Kerem'le gelmek istese de içim hiç rahat etmemişti. Hoş annesi babası, abisi bir şey söylemeyince bana da söyleyecek bir şey kalmamıştı. Dış kapının dış mandalı susmalıydı
Arkada annemle Sevda'nın annesi muhabbet ederken, biz erkekler de bir suskunluk hakimdi. Hoş canıma minnetti. Şu an da kimseyle yalandan muhabbet edecek halim yoktu.
Mahalleye geldiğimiz de arabayı park edip indim arabadan poşetlerin birazını Sevda'nın babası birazını annesi aldığın da birlikte yukarı çıkardılar.
Burak'la kapının önün de muhabbet edip güya o Sevda'yla keremi beklerken onu yalnız bırakmadım. Yaklaşık on dakika bekledikten sonra içime düşen kurtla gözüm yol da kalmıştı. Yürüme mesafesi beş dakika süren yerle nasıl bu kadar geç kalabilmişlerdi anlamamıştım.
Bu durum canımı sıksa da Burak oralı olmayınca sustum. Burak ne derse evet aynen öyle gibi yalandan dinliyormuş gibi yapıp tepkiler veriyordum. Oysa ki kulağım bile ne dediğini anlamıyor işitemiyordum.
Gözlerim sokağın başın da ilk önce kerem'i daha sonra sevdayı görünce şükürler olsun dedim Allah'a. Gecenin bir vaktiydi ve insanın aklına her türlü kötü olasılık gelebiliyordu.
Yanımıza geldiklerinde dikkatimi çeken tek şey Sevda'nın dudağının kenarın da kalan, limonlu dondurmaydı. Şeytan diyordu, ya yasla duvara bir güzel dudaklarınla dilinle temizle. Gözlerinin içine baktığım da, burak'la tartışır gibi konuşup hızlıca yukarı çıktı. Resmen yüzünü dahi görmek istemiyorum imajı veriyordu. Onlar yukarı çıktıktan sonra ben de burak'a iyi geceler dileyip binaya girdim. Elim başım da hızlı hızlı merdivenleri çıktığım da, ne yapmam nasıl özür dilemem gerektiğini düşünüyordum.
Arasamıydım, acaba yoksa yine balkon da hava aydınlanana kadar oturup beklesemiydim, karar veremiyordum.
Eve girdiğim de annemin çoktan yatağına girdiğini görünce derin bir nefes verip odama çıktım. Acilen duş alıp kendime gelmem gerekiyordu.
Gömleğimin düğmelerini açarken annem kapıyı çalıp"oğlum müsait misin gelebilir miyim?"
Çok yanlış zamanlamaydı ama annemi içeri almayacak değildim tabi ki.
"Gel anne."
Üstüme tişörtümü geçirip annemin içeri girmesini izledim. Gözleri Munzur Munzur bakıyordu. Ya yeni öğrendiği dedikoduları benimle paylaşacaktı. Ya da başka bir ima vardı çözememiştim.
"Oğlum, bugün doğru düzgün göremedim seni, bir uğruyayım dedim sen uyumadan."
Yüzüne gülümseyerek bakıp,"iyi yapmışsın annem. Gel içeri"
Karşım da pembe pijama takımıyla durmuş, durum değerlendirmesi yapıyordu kendince bu haline içten içe gülüp sesimi çıkarmadım.
"Çok iyi insanlardı değil mi? Çok cana yakın çok misafir Perver. Bizi de çok sevdiler. "
Bozuntuya vermeden kafa salladım. Annemdi bu her haraketim den farklı bir anlam çıkarabilirdi.
"Evet anne sağolsunlar, iyi insanlardı."
Üst katta oğlunun kırdığı cevizleri duysaydı kalpten de gidebilirdi. "Sevda kızım da maşallah nasıl güzel nasıl hanım hanımcık bir kot bir tişört anca bu kadar bir insana yakışır. "
Annem sevdayı çoktan gözüne kestirmiş, şimdi de benim onu beğenip begenmediğimi sorguluyordu. Yakın da hangizimin turşusu daha güzel olmuş diye kavgaya bile tutuşabilirdik.
Hıhı diye kafa salladım. Kız çirkin güzel değil desem ayrı bela güzel desem ap ayrı bir bela alabilirdim başıma. Annemdi bu her şey beklenirdi netice de.
"Annem yorgunum ben müsadenle uyuyayım, sabahta erken kalkıcam arabayı sanayiye bırakıcam müsadenle uyuyayım. "
Annem iyi geceler dileklerini sunarak ha bir de tepeden tırnağa beni süzerek çıktı odamdan.
Ona göre oğluşun da bir şey vardı. Çözmeden de rahat edemezdi.
Tabi ki de olanı biteni kafama takacak değildim. Benim tek derdim orta da ki yanlışı düzeltebilmekti. Ben de Sevda da anlık duygularımıza hakim olamamıştık. Hızlıca bir duş alıp duştan çıktım. Üstüme tişörtümü ve şortumu geçirip odama gectigim de havaların sıcak olmasın dan dolayı saçlarımı kurutma gereği bile duymadım. Telefonumu elime alıp balkona çıktığım da Sevda'nın balkon da trabzanlara yaşlanmış bir şekil de sigara içtiğini gördüm. Üstün de ise askılı bir atlet vardı. Bu kadın hiç düşünmüyormuydu. Biri beni bu halimle görür diye. Askılı atletinin üstün den göğüsleri taşmış karşı balkon da ki bana bile ben buradayım diye bağırıyordu. Herkesle olabilir di ama bu kadınla asla olmazdı. Sigarasını içerken benim farkıma varmamıştı bile. İki dakika sonra elin de iki kupayla balkona Şeyma geldi. Sevda'yla o kadar yüksek sesle Kahkaha atmışlardı ki. Arka mahalleden bile duyulduğuna yemin edebilirdim. Evet bu kadın bazen hatta çoğu zaman çok sinir bozucu olabiliyordu.
Beni ilk Şeyma fark edince saçma bir şekil de mutlu olup el salladı. İyi kızdı seviyordum ama çoğu şeye abartılı tepkiler veriyordu. Ya da Belki de aramız da ki çekimi hissediyor beni kendine yakın görüyordu bilmiyordum ama sevda'yı arama planım iptal olmuştu, Şeyma'yı görünce. Dirseğiyle Sevda'yı dürtüp bizim balkonu işaret etti. Sevda kafasını kaldırıp bana baktığın da gözlerin de daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı. Mutlu değildi kesinlikle bunu tüm akşam boyunca, yemekte, çay içerken muhabbet ederken fark etmiştim. Sanki karşım da ki kadının hayat enerjisini dengesizliklerimle sömürmuş gibi hissediyordum. Şeyma'yı da balkon da tek bırakıp içeri girdi.
Trip mi yiyordum ben şimdi ?
Yüreğime oturan öküzle telefonumu elime alıp onlarla ilgilenmiyormuş gibi yaptım. Bir daha kafamı kaldırdığım da Şeyma'nın da bana dik dik baktığını görünce, kendimi yaramazlık yapmış küçük çocuklar gibi hissetmiştim. Sanki annemin en sevdiği vazosunu evin için de top oynayarak yaramazlık yaparak kırmış gibi.
Hem mahçup hem munzurdum. Şeyma'ya kafamla selam verip içeri odama girdim.
İyi halt etmiştim de kendimi tutamayıp kıza yapışmıştım. Asla bundan dolayı pişmanlık duymuyordum. Odadan çıkmamın tek sebebi ise, biraz daha ileri gidersek kendimi tutamayacak olmanın verdiği korkuydu. Sanki daha önce elim hiç ir kadının eline değmemiş ilk defa bugün sevda ya dokunmuş gibiydim. Oysa ki gözüme kestirdiğim hiç bir kadını yatağıma almadan duramazdım ben. Tabi ki onların da rızası ile.
Hoş bugüne kadar tanıştığım hiç bir kadının da hayır dediği olmamıştı. Belki bugün onu öptüğüm de beni ittirip istemediğini söyleseydi, bu kadar pişmanlık yaşamazdım. Ama bir kuş gibi kendini bana teslim etmiş kollarıma bırakmıştı. Galiba ben o küçük kuşun kalbini fena hal de kırmıştım. Nasıl telafi ederim diye düşünürken, bir türlü çıkar yol bulamıyordum. Arasam kusura bakma ben seni öptüm pişman değilim bir daha olsa bir daha öperim ama bu yanlış diyemezdim. Sevda öyle kolay kolay gönül eğlendirebileceğim bir kadın da değildi.
Ben ciddi ilişki insanı da hiç değildim. Hoş Sevda da bu essek inadı varken ben ciddi ilişki insanı olsam da olmazdı. Biz birbirimize göre olmayan araların da sadece farklı bir çekim olan iki aile dostu, komşuyduk hoş bunun daha da ötesi olamazdı.