Merdivenleri tepe tepe yukarı çıkarken amcamların kapısının önünden geçerken Şeyma kapıyı açmış, "Kuşum geldin mi ben de seni bekliyordum. Ay dur üstüme bir şey alayım da size geleyim. "
Tam zamanıydı ya Şeyma'nın bize gelmesinin. Bugün kaçıncı kez yüzüme taktığımı bilmediğim sahte gülümsemi yüzüme takarak, "tamam Şeyma bekliyorum." Dedim. Anlaşılan bu gece vermem gereken sınav hala bitmemişti.
Derin bir nefes alarak kapıya yaslandım. Peşimden gelen abim ve kerem'i görünce. "Siz çıkın biz Şeyma'yla geliyoruz, " dedim. En azından biri bizden önce çıkıp anahtarla kapıyı açacaktı. Kapıyı açmaya bile mecalim kalmamıştı. Şeyma elin de anahtarı üstün de askılı atletinin üstüne giydiği ince hırkasıyla sonun da evden çıkabildiğin de ben ön de Şeyma arka da, bir kat daha yukarı çıktık.
"Naptınız kız saat kaç oldu gelemediniz bir türlü?"
"Sohbet muhabbet derken biz de fark edemedik saatin kaç olduğunu."
Hıhı gibi değişik sesler çıkartarak girdik evden içeri. Abimler girişte ki L koltuğumuza oturmuş çoktan Kerem'in yeni hediyesini kurmaya başlamışlardı bile. Zavallı dedem anca böyle enbesillere hediye alıyor, diye düşünürek çantamı fortmantoya astım.
"Oo kerem bey anlaşılan bu gece den karlı çıkan siz olmuşsunuz. Hayırlı olsun ablam."
Kerem embesil gibi sırıtarak, "Sağol Şeyma abla." Dedi. Neydi bu çocuğun gülmeyle olan derdi. Eve gelirken söyledikleri, zaten yeteri kadar karışık olan kafamı iyice karıştırmıştı.
Şeytan diyor du ki çak bir tane suratının ortasına, dağıt yakışıklı suratını. Hoş şeytanın bana Kerem'le ilgili söylediği şeyler hep aynıydı. Annemle babamın gelir gelmez yataklarına girdiklerini görmem beni mutlu etmişti. Yoksa daha en az bir saat yatağıma odama geçemezdim.
"Uyuyorum ben bak çok bağırmayın gece yarısı."
Şeyma'ya dönerek "gel biz yukarı çıkalım valla hiç çekilmez bunların maç muhabbeti." Şeyma kafa sallayarak kuzu kuzu geldi peşimden abimle birbirlerinin yüzlerine bile bakmamaları her ne kadar dikkatimi çekse de bununla daha sonra ilgilenicem dedim Kendi kendime. Girdiğim pislik çukurundan çıkmam lazımdı önce.
Kendimi yere düşürülmüş beş kuruş gibi hissediyordum. Kimse eğilip almaya tenezzül bile etmiyor gibi geliyordu. Yer de üstüne basıp geçen insanlar vardı. O kadar değersiz o kadar anlamsız.
Resmen çocuğun beni öpüp ellemesine izin vermiştim. Beynimin için de onlarca ses vardı ve ben hangisini susturmam gerektiğini bile bilmiyordum.
Şeyma'yla odama girip yatağımın üstüne oturduk. Ayağa kalkıp ilk önce sabahtan beri beni darlayan kotumdan kurtulmak istedim. Her şey üstüme üstüme gelirken bir de minik göbeğimi sıkan kot pantolonu çekecek halim yoktu. Dolabın altından şortumu çıkartıp, üstüm de ki gömleği de attım kenara. Gecenin bir yarısı depresyona girebilmek için şort ve askılı atletin üzerine kombin tanımıyordum.
"Ee nasıl geçti anneannengil ne yaptınız."
Omuz silkerek baktım Şeyma'ya aslında bana dilinin altında bir bakla var dökül diyordu açık açık. Ama daha kendime bile anlayamadığım şeyleri Şeyma'ya anlatacak değildim.
Hoş anlatmak istesem ne diyecektim ki. Huzeyfe elbisemin fermuarını çekmek isterken beni öptü ben de dayanamadım karşılık verdim. Çok güzel elleşttik, ama daha sonra suratıma bile bakma dan çıktı odadan. Gece boyunca da hiç bir şey yaşanmamış gibi davrandı diyecek halim yoktu ya..
"Annem Sevim teyzeyi de çağırmış oturduk. Yemek falan hazırladılar. Anca bu saate kaldık iste çay dı kahveydi derken."
Kaşlarını kaldırıp yüzümün ifadesini çözmeye çalıştı. "Hee huzeyfe de oradaydı yani. "
Bok yeme olmuş bir şeyler dökül bakışı atsa da kusura bakmasın dı. Önce depresyona girip gözlerim patlak patlak olana kadar ağlamam gerekiyordu.
"He oradaydı Şeyma. Niye buna çok önemli bir detaymış gibi takılıyorsun anlamıyorum. Kalk bize kahve yap hadi. Başım ağrıyor iyi gelir belki."
Oflayarak kalktı yataktan. Tabi pamuk prenses zora gelmişti. "İyi be, bekle geliyorum."
Söylene söylene çıktı odadan. Komidinin üstün de duran sigaramı ve çakmağımı alıp balkona çıktım. Nefesim daralıyor odanın için de ki oksijen yeterli gelmiyordu. Hoş bu ihtiyacımı da nikotinle karşılıyordum. Her şeyim birbirine tersti. Mahallenin sabaha tezat sessizliğine geçen tek tük insanlara baktım.
Gökyüzüne bakmaya bile mecalim yoktu. Yıldızlar da bugün benden yana değildi hissedebiliyordum çünkü.
Kapıyı açıp içeri giren Şeyma, elin de ki kupalardan birini bana uzatınca gülümseyerek aldım elinden.
"Bol şekerli en uyku kaçırıcı olanından sevgimi katarak yaptım." Diyince dayanamayıp ikimiz de çok yüksek sesle Kahkaha attık. Ben neye güldüğümü bile bilmeden gülerken, Şeyma karşım da at gibi kişniyordu.
Resmen sinirlerim bozulmuştu. Neye güldüğümü bile bilmiyordum. Şeyma gülerken karşı balkon da oturan Huzeyfe'yi fark ettiğin de ben şimdiye kadar nasıl fark edemedim o adam je ne zamandan beri orada diye hesaplama yapıyordum kendi kendime.
Şeyma saçma sapan bir şekil de elini çırpıp küçük çocuklar gibi işaret parmağıyla, bana Huzeyfe'yi söyleyince ona sadece kınayarak baktım. Resmen sürekli beni rezil edip duruyordu. Kafamı kaldırıp baktığım da karşım da elin de telefonuyla oturan adamı görünce tüm duygusal boşluklar bir anda vücuduma yüklenmiş gibi hissettim. Elim de ki izmariti kül tablası na bastırıp içeriye girdim. Ne yüzünü görmek ne sesini duymak istiyordum.
Sümüklü peçete muammelesi görmüştüm. Bu da benim kolay kolay unutabileceğim bir durum değildi..
Peşimden Şeyma içeri girdi. Kahve kupamı komidinin üstüne bırakarak balkonun kapısını da perdesini de kapattım.
"Ne oluyor sana. Neden nere de olursak olalım. Huzeyfe'yi her gördüğüm de tadın kaçıyor. Huzurun bozuluyor?"
Etrafım da ki hiç bir insan salak değildi. Ve bu iş artık rengini belli etmeye başlamıştı. Ama ne olursa olsundu. Sonuna kadar inkar Spor diyerek içten içe gazladım kendimi.
"Saçmalama Şeyma huzeyfe kim ki benim huzurumu kaçırsın? Tamam yıldızımız barışmıyor anlaşamıyoruz bir türlü ama, niye o kadar büyütüyorsun gözün de?"
Şüpheci bakışları üstümdeydi ama üstüme de çok gelmek istemiyordu. "Ne bileyim bana öyle gelmiş demek ki."
Omuz silkerek konu kapandı sen de daha fazla üstleme bakışı attım. Kerem den sonra Şeyma ağır gelebilirdi zavallı bünyeme.
"Şeyma Cihangir köpeği nerede iki gündür yok piyasa da?"
"Silikonlarını patlattığımız kadına refakatçi olmaya gitti herhalde."
Dayanamayıp kahkaha attığım da olabilir diye düşündüm içimden. Cihangir di bu ben beklerdim şahsen, adam tüm krizleri fırsata çevirmeyi çok iyi biliyordu.
Yatağın içine beraber girdiğimiz de kapının çalmasıyla ikimiz de doğrulduk. Gecenin bir yarısı odamızın kapısı çalıyordu.
"Sevda benim abicim müsait misiniz?"
Normal de yanım da Şeyma olmasa şimdiye kadar on defa odama paldır küldür girmişti bile.
"Gel abi gel müsaitiz. "
Kapıyı açıp içeri girdiğin de önce Şeyma'yı daha sonra beni süzdü.
"Uyku tutmadı baktım sesiniz geliyor size bir bakayım dedim"
Abim gecenin bu vaktinde benim odama uyku tutmadı diye gelecekti de benim de gözüm bunu görecekti.
Acaba araların da bir gelişme oldu mu diye düşünürken, abim çoktan makyaj sandalyeme oturmuştu bile.
Gördüğünüz gibi şekil a da bizim ev de ağız tadıyla asla depresyona bile girilmiyordu.
"Burak bey gecenin bu vaktinde uykunuz tutmayınca bizim odamıza gelmekte buldun demek çareyi?"
Omuz silkerek baktı bana. "Ne bileyim kızım çok durgundun bugün dün de hastaydın yatma dan bir bakayım dedim. Sana da iyilik bile yaramıyor ha."
Sessizce bir kahkaha atıp abime baktım. "İyiyim iyiyim. Merak etme. Sohbet ediyoruz Şeyma'yla.
Şeyma'nın yanına kayarak yatakta abime de uzanması için yer açtım.
Madem ben depresyona giremiyordum. O zaman çevrem de ki insanları da rahat bırakmazdım.
Abim sanki benim yana kaymamı bekliyormuş gibi yanıma kuzu kuzu uzanmıştı.
Şeyma ağzı açık bir şekil de abimi izleyince abime çaktırmadan dirseğimle dürttüm.
"Eee niye sustunuz kızım ben gelmeden önce ne güzel muhabbet ediyordunuz."
Derin bir nefes alarak gözlerimi tavana diktim.
"Ne kadar güzel değil mi? Biz çocukken de aynı bu şekil de benim yatağıma üçümüz uzanırdık."
Şeyma lafımı bitirmeden heyecanlı bir şekilde kahkaha attı.
"Tabi ikimiz kavga edip dururduk. Burak'ın yanına ben uzanıcam diye. Burak daha sonra çareyi ikimizin ortasına uzanarak bulurdu."
Abimin de Şeyma'nın heyecanla anlattığı şeyle kahkaha attı.
"İlk Sevda uyuya kalırdı. Daha sonra da Şeyma uyurdu. Birinizin saçını okşasam diğeriniz onunla ilgilenmedim diye, triplere girerdi. Annemler de her şeyin aynısından üçer tane alırdı."
Karnımı tutarak güldüm. Doğruydu birimizin çikolatasının markası bile farklı olsa kavga cıkartırdık.
Şeyma derin bir nefesi içine çekerek yüzünü abime çevirdi.
"Neden bu kadar koptuk birbirimizden anlamıyorum. Beraber büyüyüp her anımızın içine birbirimizi sığdırabilirken, şimdi ise iki yabancı gibiyiz, birbirimizi gördüğümüz zaman selam vermeye bile tenezzül etmez olduk."
Derin bir nefes çektim birazdan odam yangın yerine dönebilirdi.
Tam ortaya yine küçüklük anılarımız dan atıp yumuşatmak isterken abim konuşmama fırsat vermeden başladı konuşmaya.
"Küçükken saftık, temizdik. Beklentileri olmayan masum çocuklardık. Şimdi birbirimizin sırtına öyle yükler yükledik ki. Altından kalkamıyoruz. Suçun hepsini bana yükleyemezsin Şeyma, seninle bu konuları defalarca konuştuk beni görmezden gelip unutabilmen için elimden gelen herşeyi de yaptım ama sen anlamamakta o kadar ısrar ediyorsun ki bana diyecek hiç bir şey bırakmıyorsun. Birbirimize yabancı iki çocukluk arkadaşı yapana kadar da devam ettin bu duruma. Şimdi ise neyi nereden toplamaya başlayacağımı bile bilmiyorum."
Haklıydı abim hem de o kadar çok haklıydı ki diyecek bir şey bulamıyordum. İşin kötüsü Şeyma da haklıydı. Bazı şeyler böyle sonuçlanmak zorundaydı.
"Benim seni sevebilmek için sana ihtiyacım yok ki Burak. Benim senden hiç bir zaman bir beklentim olmadı zaten bunu en iyi sen biliyorsun. Merak etme bu saatten sonra seni kalbimden de söküp atmasını gayet iyi bilirim. Beni buna sen mecbur bırakıyorsun. Böylelikle farkın da olmadan omuzlarına yüklediğim yükten de seni kurtarmış olurum."
Abim sessizce yataktan kalkıp. "İyi geceler." Diyerek çıktı odadan. Sanırım bu ikili hakkında çok fazla detay kaçırmıştım. Hepimiz kendi derdimize düşüp birbirlerimizi unutuyorduk resmen. Şeyma sırtını çevirip, "Sevda lütfen şimdi sorma bir şey sabah konuşuruz."
Israr etmedim. Asla da edecek bir insan değildim zaten şu an Şeyma'yı anlayan bir numaralı insan ben oluyordum. Sarılarak yanağından öptüm. Ne olursa olsun önceliğim ailemin mutluluguydu.
Arkamı dönüp bu kadar çıkmazın arasın da hangi birine çözüm üreteceğimi şaşırıp, bildiğim duaları okuyarak gözlerimi kapattım.
Gözlerimi kapatırken gözümün önüne gelen bir çift kuzguni renklez her gözümü kapattığım da tekrardan açma isteğiyle dolup taşıyordum.
Şeyma'nın hafif hafif hıçkırıkları da eklenince üstüne içimden Kibariye zehir oluyor geceler diye isyan etmeye başlamıştı bile.
Huzeyfe'nin dokunması öpmesi kokumu içine çekmesi, her geçen saniye de sanki tekrar tekrar yaşanıyor gibiydi. Bu gidişle on güne kalmaz yerim bakırköy hastanesi olurdu.
Bir sağa bir sola döne döne yarım saat daha oyalandım yatağım da, uyku tutmayınca kalkıp balkona çıktım sigara içmeye, Şeyma'nın hıçkırıkları kesilmiş uyuya kalmıştı. Benim gözlerim ruhum uyku diye feryat etse de, anlamsız bir şekilde uykuya direniyordum.
Her zaman yaptığım gibi mahalleyi süzdüm. Sonra istemsizce kafamı kaldırıp Huzeyfe'nin balkonuna baktım. Orada yoktu. Saat üç bucuga geliyordu. Doğal olarak uyumuştu.
Zaten neden uyumasın dı kı. Adamın dünya yansa umurun da bile değildi. Sigara mı bilerek yavaş içip, içeri geçtim. Şeyma uyuyor, ben ise aksine gözlerimi dahi kapatamıyordum. Ruhum bas bas bağırıyordu. Bedenin bana ihanet etti diye. Resmen kendimi üç çocuğumla kocamı aldatmış gibi hissediyordum.
Yatağıma girerek Pikemi üstüme çektim. Uykusuz geceler başlıyordu.
Gecelerin uykusuz olması sorun değildi tabi ki vize haftaların da az sabah etmemiştim. Benim için sorun uykusuz gecemin sebebinin Huzeyfe olmasıydı. Adam resmen bir ay da tepetaklak etmişti beni.
Düşüncelerimin arasından uykuya daha fazla direnememiştim...
"Sevda, Sevda hadi uyan ya!"
Şeyma'nın kolumdan tutup bir o yana bir bu yana dürtmesiyle çocuk gibi aglayasım gelmişti. Gözlerimi zar zor aralayıp tepem de dikilen Şeyma'ya baktım.
"Ne var kızım ya? Bir bırakmadın doğru düzgün uyuyayım."
Oflayarak ayrıldı tepemden. "Cihangir aradı. Bizi boğaz da kahvaltıya götürecekmiş Sevda'ya şöyle hazırlansın dedi. Ha uyanmazsa da ben onu bacaklarından sürüye sürüye götürürüm bunu da bilsin dedi."
Çevrem de neden bir tane bile doğru düzgün insan yok diye sorgulamadım. Çünkü annemin dediğine göre insanın etrafın da ki herkes anormal olamazmıs. Asıl anormallik insanın kendi için de varmış.
"Salak mı bu çocuk Allah aşkına, ne yapmış böyle kargalar bokunu yemeden rüyasın da mı görmüş bizi?"
Şeyma omuz silkerek makyaj masama oturdu.
"Ne bileyim kızım Cihangir bu valla yapar mı yapar. Biraz daha bekletirsek dediği gibi bacaklarımızdan sürüyerek götürür bizi."
Yastığımla kafamı örtüp ofladım. Normal de Şeyma'yla Cihangir'e yalvarırdik. Beraber farklı etkinlikler yapalım diye. Şerefsiz kopak oralı bile olmazdı. Şimdi ise birden bire iyi arkadaş rolü oynayası tutmuştu.
Ben ağız tadıyla depresyona girip, yediğim haltları nasıl temizlerim diye düşünürken. Çevrem de ki herkes sanki bu kızı daha fazla nasıl delirtiriz adlı bir tez düzenliyordu.
Tabi ki de beni uykumdan uyandırmak bunun için yeterliydi.
Oflayarak kalktım yatağımdan Şeyma'ya Bile pas vermeyerek duşa girdim. Uykumdan uyandırması ona trip atmam içi yeterli bir sebepti bence.
Hızlıca bir duş alıp kendime geldim. Balık gibi gece gündüz su dan çıkmasam asla of demezdim.
Duştan bornozuma sarılarak çıktığım da Şeyma'nın balkonun kapısını da camını da açtığını fark ettim. Odayı havalandırmak istiyordu güya. Tabi duştan çıplak çıkacağımı akıl edememişti. Yatağı toplamış büyük ihtimalle bizimkilerin yanına gitmişti.
Cama doğru yürüyüp tülü çekmek isteyince elin de kahve fincanıyla balkon da sigara içen Huzeyfe'yi gördüm. Her zaman ki gibi kaşları çatık bir şekil de bakıyordu. Sihirli annem de ki Avni gibi bir elin de dürbünü eksikti adamın.
Havlumun omzumu sıyırıp hafif aşşağı kaydığını hissedince bilerek çekmedim yukarım madem ben bu adamı baska yolla delirtemiyordum. Onun anladığı dilden konuşmasını da çok iyi bilirdim.
Gözlerinin içine bakarak ıslak saçlarımı yan omzuma doğru alıp, striptizciler gibi tam havaya girmişken şak diye çektim perdeyi bu köpek adam bundan sonra anca avucunu yalardı.