Saçlarımı kurutup maşa yaptım. Yıkılmadım ayaktayım temalı bir gün olacaktı benim için.
Gözlerime rimel dudaklarıma parlatıcı sürdüğüm de çoktan hazırdım bile. Kapıya doğru yürürken üstüm de hala bornozumla duruyor olmanın şoku geldi bir an. Resmen kafayı yemiş kahvaltıya pembe bornozumla gidiyordum. Bu halime gülsem mi ağlasam mı bilememiştim.
Dolabımın başına geçip, siyah askılı büstiyerimi altına ise siyah pileli eteğimi giydim. Fazla cesur giyinmiştim. Eteğimin boyu kısa üstüne üstlük göbeğim de açıktı. Alt katta, her ne kadar abi radarına yakalanacağımı bilsem de umursamadan saçlarımı savura savura çıktım odamdan. Neyse ki onun hakkından annem çok iyi gelirdi.
Oğluna her ne kadar, sevse de asla kıyafetime karışıp hanzoluk yapmasına izin vermezdi. Bizim evde erkeklerin sözü geçmezdi kolay kolay.
Reisimiz Meryem sultandı. İçimden canım anam diye geçirirken aşşağı indim.
Annemle Şeyma hem sohbet edip hem kahvaltı hazırlıyordu. Şeyma tam anneme göre cici bir kızdı. Ya da annemin gözüne girmek için bir şekil yapmaya çalışıyordu tam anlamıyordum.
Ama şekil a da göründüğü gibi çok iyi anlaşıyorlardı.
Dikkatlerini çekmek için seslenmem gerektiğini fark ederek hafifçe öksürdüm. "Günaydın anacım. Kolay gelsin. "
Annem arkasına dönüp tam saydırmaya başlayacakken yaptığım kombini görünce, hafifçe ıslık çalarak güldü.
"İşte anasının kızı be. Sabah sabah bu ne güzellik Sevda hanım?"
Yalandan utanarak sahne selamı verdim. "Teşekkür ederim efendim. Teveccühünüz."
Şeyma'yla Kahkaha attık. "Cihangir kahvaltıya götürecekmis annecim. Bir değişiklik olsun dedik."
Annem kafa sallayarak "peki madem sevda hanım abin kalkmadan çıkta kızım o tarzanla ugraşmayalım sabah sabah."
Anneme uzaktan öpücük atarak Şeyma'yla çıktık mutfaktan güzel fikirdi gerçekten bundan sonra hep böyle yapabilirdim. Abim kalkmadan istediğimi giyip hop Musmutlu çıkardım evimden.
Zaten sabahları abimin yüzünü görmek resmen tüm işlerimin ters gitmesine sebep oluyordu.
Şeyma'yla kol kola binadan çıktığımız da, bağlamadığım beyaz ayakkabımın iplerini bağlamak için eğildim. Seviyordum beyaz ayakkabı giymeyi sevmesine, ama çok geriyordu benim özellikle kirlendiğin de.
Önüme gelen saçlarımı sağ tarafıma savurarak ayağa kalktım. Kalkar kalkmaz, karşı apartmanın, kapısın da Huzeyfe'yi görmemle bilerek tekrar eğilip öbür ayakkabımı düzeltiyormus gibi yaptım. Amacım önden girmesiydi. Yoksa Şeyma'yla bir saat muhabbet edeceklerdi de çekemezdim.
Abimin yüzünü görmedim diye sevinirken kader bana Huzeyfe'yi göndermişti.
Kafamı tekrar kaldırdığım da açıkta kalan bacaklarıma kaşlarını çatarak bakmasına sırıttım. Ruh hastası açık açık kıskanıyordu beni. Ben de yaz dizilerin de ki aptal kızlardan değildim çok iyi anlayabiliyordum.
Yanım da ki Şeyma'nın elini sallayarak Huzeyfe'ye selam vermesiyle gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi. Resmen bu kadın Allah tarafından sabrımı sınasın diye gönderilmişti. "Günaydın Huzeyfe. "
Huzeyfe ise binasının kapısının önün de durmuş açık açık bizi izliyordu.
Kafa sallayarak o da Şeyma'ya "günaydın." Dedi.
İkisinin de kafasını alıp birbirine tokuşturmak istiyordum.
Cihangir arabasıyla mahalleye girince Huzeyfe'nin olduğu kaldırım da durup bizi görmüş olmasına rağmen korno çaldı. Ruh hastası diye boşuna demiyordum ya bu adama.
Yavaş yavaş yürüyerek Huzeyfe'yle sohbet eden Cihangir'e baktım. "Naber huzeyfe görüşemedik cicik olayından beri."
Cicik olayı derken gece kulübün de silikonlarını patlattığımız kadından bahsediyordu beyinsiz arkadaşım. Sırıtarak baktı bize. Ta ki eteğimin boyunu görene kadar çevrem de ki bütün erkeklerin giydiklerimle ilgili sorunları vardı. Güya hepsi beni korumak istiyordu.
"İyidir Cihangir araba sanayi de ona gidiyorum."
Cihangir ağzının için den bir şeyler gevelerken ben Şeyma'yı beklemeden atladım arka koltuğa bir de onunla şimdi sen ön de otur tartışması yapamazdım. Şeyma da öne binince, Cihangir arkaya doğru bana baktı. "Ne bu suratının hali kız. Çarşamba pazarına dönmüş yine."
Sahte bir şekil de gülümseyerek hıhı diye ses çıkardım. "Sana da günaydın cihanım. Hayırdır kargalar bokunu yemeden rüyan da mı gördün bizi?"
Arabanın önün de neyi beklediğini bilmediğim huzeyfe hala orada durmuş bekliyordu.
Cihangir kahkaha atarak Huzeyfe'ye döndü. "Huzeyfe kahvaltıya gidiyoruz agam. Şimdi bu iki kokoşun muhabbeti hiç çekilmez sabah sabah. Buyur sen de gel. "
Ya sabır dedim içimden ben adamdan kaçmaya çalıştıkça adam emekli olmak istemeyen öğretmen gibi burnumun dibin de bitiyordu.
Huzeyfe önce bileğin de ki saate daha sonra bana baktı. Resmen istemem yan cebime koy yapıyordu.
"Olur ben de kahvaltı yapmadan çıktım. Zaten."
Arka koltuğa oturduğuma içim den lanetler ederken sağ tarafım da ki kapı çoktan açılmış huzeyfe yanıma oturmuştu. Arka üçlünün benim olacağı düşüncesiyle yayılmış bir şekil de oturmuştum. Küçükken babannemin izlediği bir film de adamın biri kendine sürekli nasipsiz nasip diyip duruyordu. Resmen nasipsiz nasipten bir farkım kalmamıştı.
Ah ah nasipsiz nasip!
Yayvan bir şekil de oturmamı düzeltip toplandım hemen. Mazallah bir yakın temas falan olurdu. Elimi tutamaz katil olurdum bu sefer. Hayır ben Şeyma'ya ve Cihangir'e üzülüyorum. Ömür boyu bana temiz don taşımak zorunda kalacaklardı.
Cihangir sebebini anlamadığım bir şekil de fazla enerjik ön de Şeyma'yla muhabbet ediyordu. Yanım da oturan adamın buram buram odunsu erkeksi kokusu gelse de oralı olmamaya çalışıyordum. Çünkü bu koku, insana her türlü günahı işlettirebilecek bir kokuydu.
Ondan tarafa bakmasam da evden çıkmadan önce traş olduğunu fark edebiliyordum. Sigara kokusuyla karışık losyon kokusu vardı. Anlayacağınız K9 köpekleri gibi adamı bir güzel koklamıştım.
"Sevda arıyorum seni o kadar niye açmıyorsun kızım. Kafamız kopsa haberiniz olmayacak."
Gözlerimi devirerek ofladım. "Kafanın hala vücudunun üstün de olduğuna göre o kadar da büyük bir sorun varmış gibi görünmüyor Cihangir. Ayrıca yalan söyleme telefonum da hic cevapsız çağrı yoktu."
Kahkaha atarak radyodan şarkı açtı. Beni yemliyordu keklik. Ona neden beni aramıyorsun sormuyorsun diye trip atacağımı biliyor şimdi de suçu bana yıkmaya çalışıyordu.
Tüm gece boyunca uyumamış, sabahta erken kalkmanın vermiş olduğu uykusuzlukla gözlerimin kapanmasına bir türlü engel olamıyordum. Duş alır kendime gelir zannediyordum ama aksine sıcak su beni daha da mayıştırmıştı. Kafamın sağa doğru düşmesini umursamadan gözlerimi kapattım. En azından gideceğimiz yere kadar kestirebilirdim diye düşündüm.
"Oo naptın kızım gece beşik mi salladın."
Şeyma ve Cihangir arkasını dönüp benimle dalga geçmeye başlamışlardı. Arabayı park etmiş inmek içinse benim uyanmamı bekliyorlardı.
Kafamın Huzeyfe'nin omzunda olduğunu fark etmemle hızlıca çekildim. Resmen adam mıknatısın diğer ucu gibi çekiyordu beni kendine.
"İçim geçmiş Cihangir köpeklik yapma."
Onların arabadan inmesini beklemeden hızlıca ben indim arabadan. Yine ve yeniden rezil olmuştum. Yukarı doğru çıkan eteğimi aşşağı doğru çekiştirip arabanın ön koltuğun da oturan Şeyma'nın yanıma gelmesini bekledim.
"Sen de var bir şeyler de dur bakalım çıkar kokusu yakın da. "
Etrafım da ki herkesin leb demeden leblebiyi anlıyor olması beni olmam gereken den daha da geriyordu. Resmen yeni gelinlerin yaptığı sunumlar gibiydi hayatım. Uzaktan bakınca şaşalı yakından bakınca fos.
"Saçmalama istersen Şeyma ne var ki orta da neyin kokusu çıksın."
Omuz silkerek, "orasını ben bilmem ben sana soyliyeyim de bir şey olur da en son ben duyarsam Allah'ıma yakarım çıranı."
Katil Bebek Şeyma!
"Saçmalama valla elit mekana geldik demem saç baş girişirim şimdi sana.
İyice abime benzemeye başladın. Allahım yarabbim gül gibi kız gözlerimin önünde araya gidiyor resmen."
Şeyma Kahkaha attığın da konunun dağılmış olması rahatlattı beni. Arkamızdan gelen Cihangir'i ve Huzeyfe'yi umursamayarak boğazın kenarın da olan küçük kafeye girmeden sallana sallana yürümeye başladım. Normal de sevmezdim işveyi cilveyi ama adamına ve yerine göre muammele etmeyi de iyi bilirdim.
Varsın arkamdan kıçımı izleyen Huzeyfe Kudursundu.
Karşılama görevlisinin bizi gülümseyerek masamıza oturtmasıyla üstüme aldığım ince hırkamı çıkartarak sandalyeme astım. Hava soğuk olur da üşürsem diye almıştım yanıma. Ama gayet güllük gülistanlıktı.
Yanıma Şeyma karşıma Cihangir oturmuştu.
"Huzeyfe agam görüyorsun dimi şu muşmula suratlıyı, sabah sabah değişiklik yapalım diyoruz. Yine kontes hanımı gülümsetemiyoruz."
Gözlerimi devirerek baktım salak arkadaşıma resmen hiç bir şeyden memnun olmayan çocuk muhammelesi yapıyordu.
"Ya uykumu alamadım gece kendime gelemedim çok sen ne takıldın bana ya. Allah Allah."
Şeyma kıkırdayarak dirseğiyle dürttü beni. ,"Tabi Burak bey bir geldi uyku falan bırakmadı biz de. Adam resmen fabrika ayarlarımızla oynamaya gelmiş bu dünyaya."
Cihangir durumu yeni yeni çözüyor olmanın verdiği rahatlıkla arkasına yaslandı. "Haaa siz gece kız partisi yaptınız. Kızım öyle söylesinize baştan. Şu tiplere bak. Sanki kocanız sizi üç çocuğunuzla bırakıp metresine gitmiş gibi haller değişik değişik. Valla bu aşk hayatınız mahvetti beni. İnişli çıkışlı. Yetişemiyorum hızınıza."
Histerik bir kahkaha atarak Huzeyfe'ye baktım. Ne aşk hayatıydı ama ışık hızın da başlayıp ışık hızın da bitmişti.
Gözlerimin içine seninle sonra konusucaz bakışı atıyordu. Garson geldiğin de siparişlerimizi verip beklemeye başladık. Çantam da ki telefonumun çalmasıyla gülümsedim. Her kim di bu saatte arıyordu bilmiyordum ama mübarek bir insan olduğu kesindi.
Arayanın hakan olduğunu görmemle adamın ikinci kez beni gergin ortamlardan kurtardığını fark ettim. Resmen imdadıma on numara yetişiyordu.
Masadan kalkmadan telefonumu açtım.
"Alo, efendim hakan."
Karşı taraftan bir kikirdeme sesi gelince ben de gülümsedim.
"Günaydın Sevda hanım. Bilin bakalım ben neredeyim?"
Şerefsiz beni dün aramış iş atmıştı. Bir kaç haftaya geliyorum diye. Bugün ise aramış geldiğini söylüyordu.
"Dur tahmin edeyim. Hava çok güzel güneş açtı birden bire. Acaba bunun sizin şehrimize adım atmanızla alakası olabilir mi hakan bey?"
Hattın bu ucun da ben diğer ucunda hakan kahkaha attı. Kafamı kaldırıp masadakilere baktığım da üçü de pür dikkat beni dinliyordu. Huzeyfe'yle göz göze geldiğimiz de he zaman ki gibi kaşları çatık bir şekil de etrafına bakıyordu. Bu sefer ilk kafasını çeviren kendisi olmuştu. Umursamadan telefonla konuşmama devam ettim.
Sanırım Sevda 1 Huzeyfe 0 dı skor tablosun da. Hoş önüne her geleni sıkıştırdığını unutmakta ne mümkündü. Piknik günü gelmişti aklıma bir den bire.
"Sevda'm ben diyorum ki ben bugün bir akraba turu yapayım. Yarın da görüşelim ne dersin?"
Tek amacım odama girip yorganımın altın da saatlerce ağlamak olsa da karşım da Huzeyfe otururken bu planı iptal edemezdim. Hem bir daha da elime böyle bir fırsat geçmezdi.
"Olur o zaman yarın öğlen buluşur bir şeyler yaparız. "
Hakan'ın hattın diğer ucundan sesi şıkır şıkır geliyordu. Vicdanım sızladı bir an çocuğu kullandığıma ama pek üstün de de durmadım. Hem zaten Huzeyfe olmasaydı da arkadaşımla görüşecektim Şimdi sadece elime geçen fırsatı iyi değerlendirmiştim.
"Öpüyorum canım. Yarın görüşürüz."
Telefonumu kapatıp, kafamı kaldırdığım da Cihangir'in suratıma aval aval baktığını fark ettim.
"Hayırdır Sevda hanım öptümler, güneş açtılar falanlar filanlar? Noluyoruz kızım kim o yarın görüşeceğin dingil."
Bilmem bugün kaçıncı kez devirmiştim gözümü. Yanımda Cihangir'le olan muhabbetine kıkırdayan Şeyma'nın ağzının ortasına vurmamak için zor tuttum kendimi. İnsan bir kere de ben bir şey uydurayım da şu kızı kurtarayım diye uğraşırdı. Ama Şeyma hanım asla istifini bozmasın dı.
"Ne dingili Cihangir ya valla iyice saçmalamaya başladın he! Arkadaşım iş görüşmesine geliyor. Gelmişken de görüşücez işte."
Elin de ki çatalı hızlıca masaya bırakan Huzeyfe'yle çevremiz de ki bir kac insanın dikkatini çekmiştik. Hoş bu ekibin şimdiye kadar karakolluk olmaması bile mucizeydi. Bermuda şeytan üçgenimize Huzeyfe'nin de zorla katılmasıyla bermuda katil ekibi gibi bir topluluk haline gelmiştik.
"Bak Sevda valla ben anlamam arkadaş falan. Deli etme kızım beni. Ümüğünü sıkarım adamın."
Elim de ki çatalı karşım da oturan Cihangir'e doğru uzatınca sırıttı.
"Lan kıt beyinli arkadaşım diyorum laftan anlamıyor musun. Kaç yıl beraber okuduk yedik içtik. Şimdi şehrimize geliyor ev sahipliği yapmayalım mı ne değişik adam oldun çıktın sen?"
Can alıcı damarından vurmuş konuyu misafir perverliğine getirmişti. Karşım da yumuşadığını fark edince gülümsedim. Hayatım da ki insanları iyi tanıyıp hassas noktalarını biliyor olmak beni çok mutlu ediyordu.
"Tamam da gözüm üstün de yine dikkat et bak valla yoksa sonra ömrün boyunca don atlet taşırsın bana."
"Ah ah sen bir çıkta hayatım dan valla ben razıyım don atlet taşımaya. Şeyma'yla birbirimize bakıp kahkayı patlattığımız da elini havaya kaldırarak beş kardeşi çaktı. Resmen ergenlik yıllarımıza geri dönmüş birbirimize laf sokup duruyorduk.
İçinden la havle diyerek önün de ki sucukla uğraşmaya devam etti.
"Cihangir, akşam bir halısaha yapalım? Hem ben ponpon kızları da ayarladım. ?"
İçtiğim çay boğazımı aşağı doğru yakıp giderken öksürmemek için zor tuttum kendimi. "Vayyy ponpon diyorsun. Biliyorsun dayanamam ponpon kızlara, her daim hazırım. Sen merak etme mahalleden çocukları ayarlarım ben. "
Kafamı kaldırıp Huzeyfe'nin gözlerinin içine baktığım da bana sen kaşındın bakışı atıyordu. Aynı şey değildi ki bir kere dün akşam beni sıkıştırıp öpmüştü. Bugün ise en yakın arkadaşımla ponpon kızlardan bahsediyorlardı.
"Bana bak Cihangir. Burak'ı oraya davet eder de o ponpon karılarıyla bir münasebete sokarsan. Allah'ıma hadım ederim seni. "
Şeyma'nın için de ki yırtıcı hayvana selam olsun. Konu abim olunca her türlü ortalığı yıka yıka çıkmayı çok iyi biliyordu.
Kalbimin sıkışmasıyla kalktım masadan, " ben bir lavaboya gideyim." Diye mırıldandığım da Huzeyfe dışında kimsenin dikkatini çekememiştim. Şeyma ve Cihangir akşam ki maç için tartışıyorlardı. Köşeyi dönene kadar dik yürüyüşümden ödün vermesem de köşeyi dönünce omuzlarım düşmüştü.
Bu adam sürekli benimle böyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayıp daha sonra da arkasına bile bakmadan pişkin pişkin yanım da ponpon karı muhabbetimi yapacaktı.
Benim hakan'la olan konuşmamdan dolayı ortaya attığını biliyordum ama bu kadarı da fazlaydı. Ben sadece üniversite den bir arkadaşımla buluşup yemek yiyip kahve içecektim.
Lavaboya girdiğim de aynaya baktım. Yüzüm yaptığım makyaja rağmen solgun duruyordu. Hafif dolan gözlerimin akmaması için yukarı doğru bakıp derin nefes aldım. Resmen her şey sürekli tepe taklak olup duruyordu. Ya da ben çok duygusaldım bu aralar bir türlü çözemiyordum.
Tuvaletten çıkıp eteğimi aşşağı doğru cekıştirirken, önce ağzımın sonra da elimin tutulup çekilmesiyle ödüm koptu.