Herşeyin olan insan birşeyin olamazdı ki..Ya herşeyin olurdu ya hiçbirşeyin.. İnsanlar ne ilginçti ama. Bir gün seni göklere çıkartıyor, diğer gün yüksekte olduğunu umursamadan ordan yere bırakıyordu. Belki o kadar yükseklere çıkarmasa canımız bu kadar acımazdı. Dengesiz insan mı daha kötü etki bırakırdı? Yoksa direk kötü olan insan mı işte bu tartışılırdı.
Güzelliklerle tanıştıranların, sonra acımadan karanlığın derin sularına atmaları daha acımasız geliyordu bana nedense.
Yani dengesiz insanın verdiği zarar daha büyüktü muhakkak..
"Noldu kızım? Bir sorun mu var? " Endişeyle sarardığına emin olduğum yüzüme bakan kadına gülümsedim zorla. Gülümsemelerimin zorla olması yaşadıklarımdan değil bence benim bencilliğimden kaynaklanıyordu.
"Ben akşam gelmek zorunda mıyım? " düşen yüzüyle atıldım hızla. " Karan beyi görmesem daha iyi olucak gibi." Sıradan birşeyi dillendirmeye çalışır gibi yapmaya çalışmıştım. Umrumda olan tek şeyi hiç umursamadığım bir konu gibi göstermek hiç te kolay değildi..Olsun biz zoru severiz diyen Küçük Alin'e gülümsedim..
Zoru sevmezdik belki ama zora alıştık sanırım.
Çünkü bazen alışkanlık sevmekten de güçlü bir duygu haline gelebiliyordu.
******
Mahkemeye haftalar kala hiçte istemediğim ortamda onunla olmak, birde herkesin senin yemek yemeni beklemesi nasıl bir şeydi tam olarak?
İnsanlara göre zaten formalite olan evlilik bitiyordu. Ama duyguların formalitesi olmazdı ki..İçine duygu girmiş hiç bir gerçek, sanal olamazdı.
"Kusura bakmayın geç kaldım ." Normalde tanımamam gereken ses oldukça tanıdık geldiğin de didikleyip durduğum tabağımdan başımı kaldırdım. Bu adam? Zaten oda bende olan gözleriyle sadece başını sallayıp tebessüm etti. " Nasılsın?" Kalabalık ortamda ki ilgi odağı biranda ben olduğumda acaba toprak kokulu adamın da rotası beni buldu mu diye merak ediyordum. "İyiyim siz nasılsınız? " cevap vermesini beklemeden aklıma gelenle atıldım hızla.
"O gece montunuz bende kalmış." Cümlem sanki sessiz ortamda bomba etkisi bırakmıştı. Halbuki bayağı pahalı olduğu belli olan montu kaybedip te borçlu kalmak istemiyordum sadece. Ama sanırım yanlış anlaşılmıştım. Nedendir bilinmez gözlerim onunla kesiştiğinde çenesini sıkmaktan elmacık kemiklerinin belirginleştiğini gördüm. Mavi harelerinde tek bir duygu okunuyordu.
Saf bir öfke..
"Önemli değil sizde kalabilir. Baya üşümüş görünüyordunuz. " kibar bir adamdı muhakkak. Uzun sofrada ona ayrılan sandalyeye oturduğunda kadro tamamlanmış gibiydi. Aymira'nın bana durmadan yaptığı kaş gözlerle kızardığımı hissettim. Zaten yemediğim yemeğe son bir bakış atıp yavaşça ayağa kalktım. "Müsaadenizle , ben bir lavaboya gideyim." Hızlı adımlarla salondan çıkıp zaten çokta uzak olmayan banyoya girdim. Elime soğuk su alıp yüzüme çarptım biraz olsun kendime gelmek umuduyla. Onun varlığı bana çok ağır geliyordu artık. Var oldukları halde yok gibi davrananlar yüzünden geçip giden zamanlara acıyordum. Hesabını kime soracağız tam olarak bilmesem de , zamanımın benden hesap soracağı muhahhaktı.
Son kez soluk benzime baktım. Derin bir nefes aldım ve zihnime o burda değil talimatı verdim. Burda ama değil.. seninle değil..
Hiç bir zaman da olmamış zaten..
Kapının kulpunu çevirip çıkmak üzereydim ki , birisi tarafından tekrar geri sokuldum banyoya. Görmeme gerek yoktu aslında o birisini. Çünkü kendisi gelmeden kokusu doldurmuştu küçücük alanı. Hiç yüzüne bakmadan çıkmak için tekrar hamle yaptım. Fakat bu sefer kolumdan tutup, sırtımı duvara yasladı.
"Senin o adamla aranda ne geçti?"
Eğildi. Ve maziyi hatırlattı yakınlığı. Fakat bu sefer kanmamalıydım. Yaralandığım kadar kanıyordum çünkü.
"Eftalya."
Özlem.. Bu derin hissin şüphesiz karşılığı olan tek bir kelime vardı. İliklerime kadar özledim seni Karan Bolat.. Bana ancak sen iyi gelebilirsin. Senden başka herkes var etrafımda baksana. Ama onların varlığı senin yokluğunu getirdi.
Kaldırmadım başımı. Bakmadım gözlerine.. Beni haftalardır kendinden mahrum edeni , bende gözlerimden mahrum etmek istedim. Onun için hiçbirşey ifade etmeyeceğini bile bile..
İntikamımdan yalnızca benim haberim vardı sanırım..
Eğer gözlerime baksa hayal kırıklığımı görürdü. Ve görürse yeniden kırardı. Zayıflıklarımı gösterdiğim herkes, bir daha ordan güç toplamamam için ellerinden geleni yapmıştı.
"Bana bak Eftalya. Gözlerime bak."
Gözlerine bakarsam zayıflarım diyemedim. Bakmadım ama bakamadım.
Güçlü parmaklarını çenemde hissettim.Gücüne tezat bir naiflikle kaldırdı yavaşça. Ve sanki geçen zaman günler ve haftalar değilmiş de yıllarmış gibi hasretle buluştu gözlerimiz. Ama birşey vardı ikimizde de. Sevginin yakışmadığı en önemli şey hemde..
Vazgeçmişlik...
Yakışmamıştı bize kolay pes etmek. Ama gerçek güçlülerin yapabileceği şeydi sevgisine sahip çıkmak. Demekki biz kendini güçlü zanneden gerçek zayıflardandık.
"Özledim."
Dudağıma değen gözyaşını hissettiğim de , ne ara bu kadar güçten düşmüştüm bende bilmiyordum. Ama bundan utanmıyordum. Gerçek duygularımdan hiç bir zaman utanmamıştım. Gurur duymuştum aksine. Hâlâ daha hissedebildiğim için.. Kararan kalplere rağmen, ben kalbimde güzel duygular yeşertebildiğim için kendimle gurur duyuyordum.
"O zaman neden?" Sadece bu cümle dökülebilmişti dudaklarımdan.. Oda bana ait değil de , çarpıp duran sol tarafımdakine aitti. Hâlâ daha konuşma ve sorgulama hakkını buluyordu kendinde.
Saçlarıma gitti parmakları ama dokunmasına izin vermedim. Havada yakaladım elini.
"Okşama onları. Sonra hep istiyorlar." Baktı sadece. Haklı olduğumu biliyordu. Ama keşke haklı olmak beni mutlu etseydi.."Sonunu getiremeyecek kadar güçsüz olduğun herşeyin yarım kalmışlığını yaşıyorum ben. Acı çekiyorum Karan. " yaklaştım ona. Hissizlik perdesinden sıyrılmış ve bana çok farklı bakan mavilerine bakarak fısıldadım.
" Sensizliğe alışmaya çalışıyorum. Beni yeniden seninle imtihan etme."
********
Kulağımda yine sessiz bir melodi. Bir şarkı süzülüyor, rüzgâr kulağıma getiriyo bu nakaratı. Ve sonra yavaşça süzülüyor uzaklara.. Dalgaların kokusunu çektim içime. Onun beni ait kıldığı yerde, kendimi en güzel hissediyordum. En çok onun güzel baktığı yerlere yakışıyordum.
Ben denizim kızıydım..
Eftalya'ydım.
Denizle alakam onun bakışlarında başlamıştı. İşte şimdi üveydi bana bu deniz. Çünkü onun bakışlarıyla başlayan yine onun bakışlarında bitmişti.
Bağımlılık mıydı bu? Değildi. Saf sevgiydi.
İçine dünyanın karanlığı karışmamış, bir noktasına bile yansıyamamış saf bir ışıktı..
Demekki o saf sevgiyi yakalayamayacak kadar karartmıştı kalbini. Suç onda değil, dünyanın karanlığının karıştığı kalbindeydi. Yoksa kim istemezdi..En güzelini tatmayı. Dünyadayken bile şükür sebebi olacak birini bulmayı?
Herkes isterdi.
"Karıştırma kalbine karanlığı, ışığı bul ve sadece ona tutun. Güneşten süzülen bu güzel duyguyu başka hiçbir duyguya değiştirme. Yada başka hiçbirşeyi onun önüne geçirme. Yoksa hayata mânâ kazandıran sevgi, senin için anlamsız bir kalp kırıklığından başka hiçbirşey olmaz."