Güneş yavaş yavaş Mardin’in taş duvarlı sokaklarına veda ederken Altaylı Konağı’nın avlusuna bir araba yanaştı. Arabanın kapısı hışımla açıldı, Boran içeri adımını attı. Yüzü gergindi, bakışları sert, yüreği darmadağındı. Konağın salonunda Hamit Bey, Zülal Hanım ve oturuyorlardı. Hepsi Boran’ı görünce ayağa kalktı. Hamit Bey (kaşlarını çatar): “Oğlum bu hâlin ne? Toplantıdan erken çıktın dediler. Ne oldu?” Boran, bir an durdu. Elleri titriyordu. Gözlerini yere dikti, sonra babasına döndü. Boran: “Baba, ben Muğla’ya gideceğim. Efnan’ı almaya.” Zülal Hanım olduğu yere çöktü. Zülal: “Efnan mı? Bebeğini kaybettikten sonra iki gün ses etmedin, şimdi mi aklına geldi? Kız gözümün önünde can çekişti! Şimdi mi aklına geldi evladım?” Boran (içini çeke çeke): “Anne… ben bilmiyordum. Yemin

