Boran, odasında volta atıyor, her saniye geçtikçe boğazına bir yumru oturuyordu. Gözleri sürekli telefonda… Bir umut, bir ışık arıyor gibiydi. Eli titreyerek yeniden tuşlara dokundu. Ekranda: “Efnan - Aranıyor…” Uzun uzun çaldı… ama cevap gelmedi. Boran (kendine kızarak): “Ne olur aç… bir sesini duyayım. Yalnız mısın, iyi misin… bilmem gerek…” Yine cevap yoktu. Çaresizlik içinde derin bir nefes alıp bu sefer kayınpederi Muzaffer Bey’i aradı. Hat çaldı… Ve bir süre sonra o tanıdık tok ses telefona yansıdı. Fakat bu kez tınısında yılların vakarının yanında, derin bir kırgınlık vardı. Muzaffer Bey (sert): “Boran Ağa…” Boran (yutkunarak): “Muzaffer Bey… Efnan nerede, iyi mi? Sadece bunu bilmek istiyorum. Ne olur…” Muzaffer Bey (sözünü keserek): “sana bir evlat verdim. Helal süt emm

