Boran yorgun ama bir an önce Efnan’a kavuşma telaşıyla konağın avlusuna girdi. Elindeki çantayı bırakmadan “Efnan nerede?” diye sordu. İçerideki gergin hava, cevap kadar ağırdı. Salonun kapısı bir hışımla açıldı. Zülal Hanım gözleri dolu, ama öfkesi taşmış bir hâlde Boran’ın karşısına dikildi. Zülal Hanım: “Şimdi mi geldin Boran? Şimdi mi aklına geldi eşin, çocuğun? O telefonlar neden açılmadı?!” Boran neye uğradığını şaşırmıştı. “Ne oldu, Zülal anne? Neler diyorsun sen? Efnan’ı aradım ama—” Zülal Hanım: “Aradın ama ne zaman?! Kızım saatlerce yerde kanlar içinde yattı! Merdivenden düşmüş. Telefonun çaldı, açmadın. Ne bir mesaj, ne bir dönüş. O çocuk… senin evladın… o bebek…” Zülal’in sesi titredi, yutkundu ama devam etti: “…o bebek artık yok, Boran. Gitti.” Boran’ın yüzü bembeyaz

