Sabah güneşi, hastanenin avlusuna yumuşak bir sıcaklık yayıyordu. Efnan, üstünde ince bir hırka, elinde taburcu dosyasıyla hastane merdivenlerinden yavaşça inerken yanındaydı Elvan. Boran ise birkaç adım geriden onları izliyordu. Sanki yaklaşmaya çekiniyor ama bir adım bile geri gitmeye gönlü elvermiyordu. Elvan (fısıldayarak): “Geliyor. Gözüm hep arkandaydı gibi bakıyor.” Efnan (soğuk bir tebessümle): “Bırak gelsin. Ona bir şey borçlu değilim artık.” Tam arabaya binecekleri sırada Boran adımlarını hızlandırdı. Boran (yumuşak, neredeyse yalvarır gibi): “Efnan… Bir saniye. Lütfen. Seninle konuşmam lazım.” Efnan gözlerini kaçırdı, elini kapının koluna koydu ama açmadı. Sonra döndü, usulca ama net bir sesle konuştu. Efnan: “Ne diyeceksin Boran? Geç kaldığını mı? Hatalı olduğunu mu?

