Sabah, gözlerimi mide bulantımla açtığımda hızlı bir şekilde lavaboya gittim ve kapıyı kilitleyerek klozete eğildim.
Kusmayı sevmiyordum ama kustuktan sonraki rahatlama hissini tarif edemezdim.
Sonunda öğürmem bittiğinde ayağa kalktım ve suyla ağzımı bir kaç defa çalkalayıp geri püskürttüm.
Daha sonra dişlerimi fırçalayarak aynadan kendime baktım.
Hamileliğimin daha birinci ayında olmamıza rağmen kilo almaya başlamıştım bile. Yanaklarım hafiften tombullaşmıştı ama beni yakından tanıyan birisi fark edebilirdi bunu.
Ayrıca gece uykusuzluğum da başlamıştı. Mide bulantım yüzünden uykum kaçıp gidiyordu ve göz altlarımdaki çizgiler ve hafif morarıklık herkesin dikkatini çekerdi sanırım.
Göğüslerimde de ağrı vardı.
Doktor bunun hamilelik sürecimde normal olduğunu söylemişti ve çok acısa bile dayana bildiğim kadar dayanmamı da söylemeyi ihmal etmedi.
İlaç içersem bebeğim için zararlı olabilirdi.
Kızıl saçlarımı tokamdan ayırıp göğüslerime kadar inmesini sağladığımda taradım ve önden bir kısmını ayırıp sağ tarafıma attım. Saçımı ortadan ayırmayı sevmiyordum.
Acaba hamilelik beni ne kadar değiştirirdi?
Beyaz tenim kararır mıydı?
Kontrolü kaybedip şişman olduktan sonra ya bir daha zayıflayamazsam!
Ellerimi yanaklarıma koyup aynadan ela gözlerime bakmaya devam ettim.
Derin nefes alıp bir elimi karnıma indirdiğimde egzersizlerin bu süreçte ne kadar iyi olacağını daha iyi anladım.
Uzun, gür kirpiklerim birkaç defa kıpraştı. Daha fazla kendime bakmak istemeyip işlerimi halletim ve lavabodan çıktım.
Bu sıra da gözlerim Gurur'un yeşil gözleriyle çarpıştı. O da lavaboya gidecekti sanırım.
"Günaydın," diyerek yanına ilerlediğimde yüzümü inceledi.
"Günaydın..." kaşları yüzüme bakarken çatıldığında duraksadım. "Yüzün bembeyaz olmuş. Üşüttün mü sen?"
Elini yanağımda hissettiğimde alık alık suratına baktım. Teması bana Kurt'un varlığını hatırlatırken boğazımı temizleyerek geri çekildim.
Eli, hiç bozulmamış gibi aynı şekilde indiğinde kaşları hala çatıktı.
"Yanakların soğuk..."
"Yüzümü daha yeni yıkadım o yüzdendir." tek kaşı yukarı kalktı.
"O zaman neden rengin sararmış gibi?" ellerim anında yanaklarımı kavrarken derin nefes aldı.
"İstersen işe gitmeden hastaneye git. Sağlığınızı tehlikeye atma."
Ellerim iki yana indiğinde kaşlarımı anlamayarak çattım.
"Sağlığımız?" boğazını temizledi.
"Yani bulaşıcıysa evdekilere de bulaştırma diye dedim... Neyse, dediğimi yaparsan iyi olur Mihrişah." yanımdan geçip gittiğinde sağ elimi kalbime koyup derin nefes verdim.
Hamile olduğumu mu öğrendi acaba diye kendimi yeyip bitirmiştim iki dakika içinde.
Dün eve geldiğimde onunla karşılaşmak en son beklediğim şeydi. Sonra aklıma Hatice ablanın, henüz onlara hamileliğimi söylemediğimi bilmediği geldi ve paniğim ortaya çıktı.
Ve ben panik yapınca bazen, azıcık sakar olabiliyordum.
Her an Hatice abla ağzından kaçırır diye panik yaptığım için elim ayağıma dolaşmıştı.
Neyseki gecenin sonu benim için rahat bitmişti. Hatice abla ağzını açıp da hamileliğimle ilgili bir şey söylememişti.
Belki de içten içe beni düşünmüştü. Yani o da hamile olduğumu acaba söyledi mi diye düşünerek söylememişti.
Ayrıca kadın orta yaşlı olsa bile oldukça akıllı birisiydi. Bunu da tahmin etmiş olmalıydı. Gerçi yaşın akılla bir ilgisi yoktu.
Holde dikildiğimi geç fark ettiğimde Gurur içeriden çıkmadan odama kaçtım.
Saat yedi buçuğa gelmek üzereydi. İç çekip yarım uykuma lanet okuduğumda en yakın zaman da uyku düzenimi düzeltmeyi aklıma not ettim.
Üzerimdekileri çıkarıp katladıktan sonra yatağımın üzerine bıraktım ve dolabımdan kendime ayrıdığım takımımı giydim.
Dün yatmadan önce bunları giyemeye karar vermiştim.
Odamda, kapının hemen yam tarafında duran makyaj aynasının karşısına geçtim ve kendime baktım.
Diz üstü, siyah beyaz kareli eteğimi ve onun üzerine de göbeğimi çok az açıkta bırakan bir büstiyer giymiştim.
Karnım henüz belli olmadığı için giymekte özgürdüm şimdilik. Ayrıca sıcak havada pantolon giyersem çok darlanırdım.
Ayakkabılarımı yine spordan yana tercih edecektim. Zaten yanımda getirdiğim ayakkabı sayım azdı. Bu yüzden bir tek spor ayakkabımla rahat olmayı tercih ediyordum.
Kızıl saçlarımın uçlarını hafiften işaret parmağımla kıvırıp bıraktığımda çok az dalgalı gözükmesini sağlamıştım.
Saçlarım göğüs hizama geliyordu. Bir senedir kestirmemiştim ve uzamaya da devam ediyordu. Bana kısa saç yakışmadığı için kestirmezdim ama belki birgün saçımı boyatırdım.
Selen bana siyah rengin çok yakışacağını söylediği için bir kez merak etmiştim. Hala daha bitmek bilmemişti içimdeki merak.
Küçük burnumun yüzüme tatlı bir ifade kattığını da söylemişti ama ben nedense tatlı bir ifade görüyordum.
Belki de biraz bakış açımı değiştirmem gerekiyordu.
Çantamın içine telefonumu ve gerekenleri koyduktan sonra odamdan çıktım. Kapıyı kilitleyip anahtarı çantama attıktan sonra mutfağa doğru ilerledim.
Hatice abla kahvaltı hazırlıyordu.
"Günaydın," diyerek kapı ağzında durduğuma çayın altını açıp gülümseyerek bana baktı.
"Günaydın kızım," diyerek önüne döndüğünde domates doğramaya başladı. "Ben bugün erken çıkıyorum Hatice abla... Ayrıca başındaki de yakışmış."
Baş örtüsünü farklı bir hale getirip taç gibi başına bağlamıştı. Sarı saçları hala gözüküyordu ama sanırım önüne gelen saç tutamları için bağlamıştı.
"Neden erken çıkıyorsun? Kahvaltı yapmadan çıkmasaydın kızım..."
"İşlerim var. Dışarıda yaparım ben kahvaltı..." uzatmadan başını salladı.
"Bu arada teşekkür ederim. Normalde bağlamazdım ama Gurur bu konu da çok titiz olduğu için dikkatli olmak istedim." kaşlarımı çattım.
"Nasıl yani?"
Omuz silkti.
"Saç felan çıkarsa yani... Normal şeyler." nedense daha fazlasıymış gibi hissettim ama bir şey demedim.
"O halde görüşürüz..." evden ayrılmadan önce oturma odasında oturan Yaman'ı gördüm. Sessizdi ve bir şeylere dalmış gibiydi.
Yanına gittiğimde bile beni son an da fark etmiş ve hafifçe irkilmişti
"Günaydın fıstık," diyerek bana baktığında tebessüm ettim.
"Günaydın. Bir sorun mu var?" nefeslendi.
"Hayır... Ama bilmen gere-" telefonumun melodosini duymamla özür diler bir ifadeyle bakıp çantamdan çıkardım. Bilmediğim bir numaraydı.
"Sonra konuşuruz olur mu?" başını salladığında evden çıktım ve arayan kişi aramasını bititrdiği için ben geri aradım.
"Alo, Mihrişah Zorlu mu?"
"Buyurun benim," diyerek kaşlarımı çattım. "Ben Sinem Hanım'ın sekreteri Hale. Bugün dersinizin olmadığını bildirmek için aradım. Sinem Hanım rahatsız olduğu için iptal etmek zorunda kaldı." rahat bir nefes alıp arabama bindim.
"Anladım, geçmiş olsun dileklerimi iletin lütfen."
Telefonu kapattıktan sonra derin nefes aldım. Numaramı bulduklarını düşünmüştüm.
Önce meydana gidecektim. Orada kahvaltı yaptıktan sonra iş saatimi kaçırmadan şirkete gidecektim.
Bugün dersi sabahtan yapacaktık ama Sinem Hanım hasta olduğu için rahat bir şekilde kahvaltı yapabilirdim sanırım.
Ayrıca düşünmeye de ihtiyacım vardı.
Meydanda küçük bir kafeye girdiğimde hafif rüzgar tenimi gıdıklıyordu. Önğme gelen kızıl saç tutamlarımı kulağımın arkasına iliştirdim ve boş bir yere oturdum.
"Merhaba, hoşgeldiniz..." garson adam menüyü önüme bıraktı. "Teşekkür ederim." menüyü açıp kahvaltılıklara baktım ve karar verdikten sonra ne istediğimi söyledim.
Gurur bana dokunduğunda, Kurt'u özlediğimi bana net bir şekilde hissetmiştim.
Onunla olan bağımı ben değil o koparmak istemişti ve her şeu bir an da olmuştu.
Ondan uzaklaşmıştım.
Araya mesafe girse bile onu özlememem için bir neden değildi. Bebeğimizi istemese bile babası olduğu gerçeği değiştirmiyordu.
Bebeğime anne ve baba olabilirdim. Bana kendi ailemin göstermediği şefkati ona fazlasıyla gösterebilirdim ama ya büyüdüğünde babasını görmek isterse? Ben o zaman ne diyecektim ona?
Büyüdüğünde bir şekilde baba özlemi çekecekti.
İç çektim ve elimi karnıma koydum. Dokundukça hissettiğim varlığı beni üzüldüğüm anlarda bile mutluluk veriyordu.
Kahvaltılıklar geldiğinde iştahım da neyseki açılmıştı.
Kahvaltımı yaptıktan sonra ücreti ödeyip çıkmıştım.
Saat şimdi ikiye gelmek üzereydi.
Arabama bindiğimde şirkete doğru yola çıktım. Neyse ki ikinci maaşımla sahip olduğum arabam vardı. Fazla pahalı bir şey almamıştım ve taksitinin bitmesine bir ay kalmıştı. Sonra borcum olmayacaktı.
Arabamın rengi kırmızıydı. Markası Citroen'di. Başka bir araba istesem de bunu da severek almıştım. İlk aldığım gün, heyecanımı anlatamazdım.
Mazotu bitene kadar her yerde tur atmıştım ve sonum yolda kalmak olmuştu. Neyse ki bir amcanın yardımıyla onu da atlatmıştım.
İstemeden güldüm. O anı asla unutamazdım.
Şirketin otoparkına girdiğimde arabamı park edip çantamı aldım ve indim. İçimde farklı bir heyecan vardı. Kalp atışlarımı daha net duyabiliyordum.
Belki de kendimi mutlu etmenin yolu, mutlu anıları düşünmekti.
Asansöre bindiğimde derin nefes aldım. Aynasından kendime bakıp üzerimi düzelttikten sonra önüme döndüm.
Asansör yavaşça üçüncü katta durduğunda içeri birkaç kişi bindi.
Kadınlar arkama geçtiklerinde ben duruşumu bozmadan bekledim.
"Gurur Bey bu yüzden mi sabah geldiğinde çok sinirliydi?" kaşlarım anında çatıldı.
"Evet canım. Bilmiyorsun sanki rakip şirket olduğumuzu. Onları dibinde bile görmek istemiyor..." iç çekti. "Patronlarımızın hepsi de çok yakışıklı."
Yüzümü buruşturdum.
"Sen gördün mü onları?"
"Evet, Bahar toplantı odasına yönlendirdi." neyden bashettiklerini anlayamasamda sormadım. Öğrenirdim elbet.
Asansör son katta durduğunda Onur'un odasına doğru ilerledim ama ne Bahar vardı ne de Onur. Sanırım onlar da toplantı odasındaydılar.
Merak içinde toplantı odasına doğru ilerlerken kalp atışlarım kulaklarıma kadar çıkıyordu.
Anlam veremediğim bir his vardı içimde. Bu ben de olduğu zaman bir şeyler oluyordu.
Toplantı odasının stor perdeleri indirilmişti. Benimle beraber birkaç kişi daha vardı ve fısıldaşarak konuşuyorlardı.
Kenarda merakla beklediğimde yarım saat sonra toplantı odasının kapısı yavaşça açıldı ve içeriden Bahar çıktı.
Beni görmeden hızlı bir şekilde gittiğinde kısa süre sonra elinde dosyalarla beraber gelip içeri girdi yine.
Bir süre sonra kapı tekrar açıldı. Stor perdeler yavaşça yukarı çekiliyordu.
Gurur kapıdan çıktığında gözleri benimle kesişti.
Yüzü ciddiyetle kasılırken üzerime doğru hızlı adımlarla gelip bileğimden tuttu ve beni sürüklemeye başladı.
Afalladığım için zorlukla kendime geldim.
"Ne yapıyorsun?" beni kızlar lavabosuna soktuğunda yaptığına anlam vermeye çalışıyordum. Neyse ki kimse yoktu içeride.
Nefeslendi ve bileğimi çekmeme gerek kalmadan bıraktı.
Çok sıkı tutmamıştı ama yine de bileğim çekiştirmesinden dolayı acımıştı.
"Kurt Korel burada." duyduklarımı idrak ettiğimde kalbim sanki dışarı çıkıp beni terk edecekmiş gibi atmaya başlamıştı.
Eğer beni buraya getirmeseydi onunla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktı.
Olduğum durumun şokunu üzerimden dahi atamazken tuvaletin kapısı beklenmedik bir an da açıldı.
"Oha, sev-" gözleri beni bulduğunda ikimizde şokla birbirimize baktık.
Gurur ve ben kızlar tuvaletinde dip dibeyken, karşımızda ise şok içinde bana baka kalan Selen vardı.
Bölüm Sonu.