Başımın dönmesiyle sandalyeye çöktüm ve gözlerimi kapattım.
"Mihrişah! Neyin var?" Onur yanıma geldi ve kolumu tuttu. Gözlerimi açıp ona baktım.
"Sadece tansiyonum düşmüş olmalı. Yemek yemedim." yine yemeyi unutmuştum. Ne zaman kendimi işe kaptırsam unutuyordum.
"O halde yemek yemeğe gidelim. Hem zaferimizi kutlarız hem de aç karnımızı doyururuz." diyen kişi Gurur'du.
Elimi istemeden karnıma koyup derin nefes aldığımda ayağa kalktım.
"Tamam. Ben çantamı alayım o zaman."
Çantamı aldıktan sonra karnım daha fazla acıkmıştı. Bundan sonra bebeğim için bu konulara dikkat etmem gerekiyordu.
Asansörün önünde bekleyen Gurur ve Onur beni gördüğünde bize sonradan katılan Bahar da beni görüp gülümsedi.
Beraber şirkete yakın bir kafeye gitmiştik. Bahar ve ben yan yana otururken Onur ve Gurur da tam karşımızdaydı.
"Yaman da birazdan bize katılacak."
Yemek siparişimiz için Yaman'ı beklemeye başladık. Bu sırada Bahar bana döndü.
"Karnın mı ağırıyor?" sessizce fısıldamıştı. Elimin karnımda olmasını o deyince fark etmiştim.
"Sadece çok acıktım." anladım dercesine başını salladı.
"Yaman Bey, şimdi geliyordur..." dediği sırada Yaman içeri girdi ve yanımıza gelip boş sandalyeye kuruldu.
"Neredesin oğlum ya?" Yaman yüzünü buruşturdu.
"Bana hem iş yükle hem de geç kaldım diye hayıflan..." bana baktı ve göz kırptı. "Naber güzellik?" kimse görmeden karnıma bakışlarını indirip çıkardı. "Nasılsın?"
Hamile olduğumu bir tek o biliyordu burada. Yine de dikkatli olmasını ben istemiştim. Ben söylemeden kimsenin bilmesini istemiyordum.
"İyiyim. Sen nasılsın?" şirketin içinde bile az görüşüyorduk. Eve de nadir geliyordu.
"İyi, iyi..." Bahar'a baktı. "Sen nasılsın Bahar?"
"İyiyim Yaman Bey, siz nasılsınız?"
"İyi, iyi..." Onur ve Gurur'a döndü ve tam konuşacakken Onur boğazını temizledi. "Sus. Bir an önce yemek yiyelim yoksa açlıktan gözüm kararacak."
Yemeklerimizi sipariş verdikten sonra herkes benim yemeklerime şaşkınlıkla karşılık vermişti ama Gurur ve Onur toplantı salonunda ki halimi gördükleri için anlayışla karşıladılar.
Önce çorba içtim. Sonra da mantı ve tatlı yedim. İçecek olarak sadece su içmiştim.
Yavaş yavaş yediğim için karnımda herhangi bir sorun olmadı neyse ki. Hızlı yersem hem çabuk doyardım hem de karnım ağırabilirdi.
"Vallaha, beni yiyeceksin diye korktum bir an." sırtımı geriye yaslayıp Yaman'a baktım.
"Korkma yemem seni." dudaklarını tuhaf bir şekle sokup bana alayla baktı. Güldüm ve iç çektim.
"Çok yedin. Kilo almazsan kendimi boğarım." Bahar'a baktığımda omuz silktim.
"Kilo benim için sorun olmaz..." derin nefes aldım. "Hem çok acıkmıştım ne yapayım?"
"Yine de dikkat et sağlığına." başımı salladım sadece.
Bebeğim için dikkat etmek zorunda olduğumu biliyordum.
"Mihrişah sen zaferimizin sebebisin. Bu yüzden sana benden izin. Evine git ve iki gün dinlen." Onur'a baktım.
"Estağfurullah. Ben halimden memnunum. Dinlenmek istemiyorum... Sadece bugün şirketten erken çıksam yeter." Onur uzatmadan başını salladı.
"Tamam o zaman..." Gurur'a baktı. "Abi sen ne yapacaksın?"
"Ben de dedemin yanına gideceğim. Benimle görüşmek istiyor." Onur yüzünü buruşturup sessizce homurdandı ama Gurur ona öyle bir baktı ki sesini kesip omuz silkti.
"Onur Bey, bana izin vermeyecek misiniz?" Bahar, beklentiyle Onur'a baktı.
Onur ise gözlerini ona çevirdiğinde içten içe şaşkınlıkla yüzüne baktım. Yüz ifadesi Bahar'a karşı değişmişti. Kesinlikle emindim.
"Sen benim yanımda olacaksın Bahar..." dudağını kıvırdı. "Sana ihtiyacım var."
Yaman şiddetle öksürdüğünde elini ağzına koyup konuştu.
"Yavaş koş!"
Onur boğazını temizleyip tekrar konuştu.
"Yani yarım bıraktığın işleri tamamlamadan gidemezsin... Yarım yamalak işleri sevmediğimi biliyorsun." Bahar'a baktım. Yanakları kızarmış ve masanın altından elleriyle oynuyordu.
"Biliyorum Onur Bey."
"O halde kalkalım..."
Kasaya yöneldiğimizde hesapları birlikte ödemeyi teklif etmiştik ama Gurur hepimizin hesabını ödemişti. Bilseydim az yerdim.
Şirketten çıktığımda otoparka indim. Arabamın yanına ilerlediğimde Gurur'un da arbasına doğru ilerlediğini gördüm. Beni nasıl olduysa fark etti ve duraksadı.
"Yarın görüşürüz Mihrişah," diyerek konuştuğunda gülümsedim.
"Görüşürüz..." arabalarımıza bindiğimizde ilk ben çıkmıştım.
Bugün bebeğim için yogaya gidecektim. Egzersizlerin iyi geleceğini okumuştum aldığım dergide. Sonra da doktor kontrolüm vardı ve tam zamanında gitmeliydim.
Arabamı park edip, kıyafet kabladığım poşeti aldım ve arabadan inip kilitledim. Çantamı bir omzuma asarken binaya girdim.
"Merhaba," diyerek masa başındaki kadının yanına gittiğimde gülümseyerek bana baktı.
"Merhaba, buyurun?"
"Ben, Sinem Hanım'dan randevu almıştım. Bebeğim için egzersiz yapacaktık."
"Ah, tabi... Şuradan sağa döndün asansör var. İkinci kat." başımı sallayıp oradan ayrıldım ve dediğini yaptım.
İkinci katta indiğimde koridorda hamile kadınların bazıları bana baktı ama ardından gözlerini üzerimden çekmişlerdi.
Yalnız oturan kadının yanına gittiğimde bakışları bana döndü.
"Merhaba, Sinem Hanım nerede biliyor musunuz?" eliyle şişmiş karnını okşadığında içimde varlığını hissettiğim bebeğim bana ayrı bir heyecan kattı.
"Şuradan içeri girin..." başımı salladım sadece ve yanından ayrıldım.
Sonunda Sinem Hanım'ı bulduğumda bana egzersiz yapacağımız yeri gösterdi. Benimle beraber üç kişi daha vardı. Herkes yerine yerleşirken ben de üzerimi değiştirdim ve sonunda yerime oturdum.
"Evet hanımlar, egzersizimiz sizi zorlamamak için başlangıç olarak sadece bir saat sürecek. Bunu zaten konuşmuştuk..." gülümsedi.
"O zaman başlayalım."
Bir saat boyunca gösterdiği hareketlerin aynısını yaptık.
Bedenimde ki ve kasıklarımda ki o rahatlamayı hissediyordum. Biraz acısı vardı ama tatlı bir acıydı.
Saati doldurduğumuzda oradan ayrıldım. Yine şirket için giydiğim kıyafetlerimi giymiştim.
Boş beyaz bir gömlek ve altına da diz üstü, yeşil ve beyaz renkleri olan bir etek giymiştim. Ayağıma da rahat spor ayakkabı.
Şimdi de hastaneye gelmiştim.
Saatimi kaçırmamak için hızlı adımlarla yürüdüğümde sekreterden doktorun yerini öğrenmiştim.
İlk defa hamile olduğumu öğrendikten sonra kontrole gidiyordum.
Sırada bekledim. İsmim küçük ekranda gözüktüğünde benden önce iki kişi daha vardı.
"Kaç aylık?" başımı çevirip yanımdaki kadına baktığımda soruyu bana sorduğunu anladım çünkü meraklı bakışları benim üzerimdeydi.
"Bir..." elim istemeden karnıma gitti. Kadın iç çekip elini karnına koydu. Sanırım onun ki de yeniydi çünkü karnı hiç belli değildi.
"Benim de iki haftalık... Ama aldıracağım." kaşlarım çatıldı.
"Neden?" istemeden sesim sert çıktığında tepkimi anlıyormuş gibi baktı bana.
"Çünkü anne olmak için hazır değilim..." kaşlarım yukarı kalktı.
"O zaman neden hamilesin?" şaşırıp baktı bana.
"Sanki suçlusu benmişim gibi. Korunduk ama yine de hamile kaldım. İstemeden oldu."
"Peki, karnındakinin suçu ne? Onun canına kıymak senin için ne kadar da kolay." kadın kaşlarını çattı ama haklı olduğumu biliyordu.
"Bir suçu yok ama istemediğim için aldırmak hakkım." önüme döndüm.
"Birgün umarım bebeğimi aldıracak bir duruma düşmem." ekranda adım çıktığında ayağa kalktım ve bir daha kadına bakmadan kapıyı tıklatıp içeri girdim.
"Merhaba," diyerek Beril Hanım'ın masasının önünde durdum.
"Merhaba, buyurun oturun lütfen."
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim..." önündeki bilgisayara baktı. "Mihrişah Hanım..."
"Ben bebeğimin kontrollerini için ne gerekiyorsa yapmanız için geldim..." dedim içimdeki heyecanla.
Beril Hanım gülümsedi.
"İlk mi?" başımı salladım.
"İlk... Ben ne yapmam gerektiğini az biliyorum ama daha fazlasını bilmiyorum. Bu yüzden doktor kontrolleri yapmanın faydalı olduğunu okumuştum ve şimdi buradayım."
"Evet, doktor kontrolleri bebeğinizin sağlığı açısından iyi... Size ne yapmanız gerektiğini anlatacağım ve haftada iki kez belirli günlerde kontrole gelmeye başlayacaksınız..." ayağa kalktı ve arkamdaki sedyeyi gösterdi.
"Öncelikle bebeğimizi kontrol edelim... Siz uzanın ve karnınızı açın lütfen." dediğini yaptım.
Sandalyeye oturup karnıma jel sürdüğünde, ultrasondan bebeğimi kontrol etmeye başladı.
Ben de ekrana bakıyordum.
"Bebeğim nerede?" ilk başta sesini çıkarmadığı için içim huzursuz oldu ama sonra gülerek bana baktı.
İşaret parmağını ekrana götürüp bir noktayı gösterdiğinde "İşte burada," diyerek tekrar ekrana baktı.
Gözlerim doldu.
Kalbim heyecanla tekledi.
Daha minicik olduğu belliydi. Yanaklarımdan bir iki damla yaş dökülürken Beril Hanım işini bitirip ayağa kalktı ve bana peçete uzattı.
Jeli silip gömleğimi düzelttikten sonra yavaşça ayağa kalktım.
Beril Hanım bilgisayarın başında bir şey yaptı ve masasının altına eğildikten sonra tekrar doğruldu.
Ben de yerime oturmuştum.
Bana en başından ne yapmam gerektiğini anlattı. Bebeğim için neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve egzersizlerin sağlığımız için daha iyi olacağını söyledi.
"Peki, bebeğin babası nerede?" boğazıma bir yumru otururken zorlukla gülümsedim.
"Ayrıldık."
"Ah, anlıyorum..." konuyu uzatmadan hızlı bir şekilde değiştirdi.
"İşte bu da geleceğiniz günler için çizelge. Bir nevi randevu kağıdı gibi düşün. Aksatmadan gel lütfen."
Sonra bana bir zarf uzattı.
"Bu da bebeğinin ultrason görüntüleri... Haftaya geldiğinde de kalp atışlarını dinletirim. Şu an cihazımızın ses arzası var."
Zarfı elinden aldım ve ayağa kalktım.
"Çok teşekkür ederim..." Beril Hanımla vedalaştıktan sonra kısa süre de hastaneden ayrıldım.
Araba binip derin nefes aldıktan sonra zarfın içindeki ultrason kağıdını çıkarıp baltım.
Gözümden bir damla yaş akarken işaret parmağımı hafiften belli olan yere dokundurdum.
"Çok güzelsin..." belki görüntüsü nasıl olacak bilmiyordum ama her ne olursa olsun o benim bebeğimdi ve çok güzel olacağından emindim.
Tabi, umarım sağlıklı olurdu. Onun dışında hiçbir şey istemiyordum.
Zarfın içine tekrar koyduktan sonra çantamın iç cebine koyup fermuarını kapattım.
Arabamı çalıştırmadan önce telefonumu çıkarıp rehberime girdiğimde düşünmeden özel numaradan Selen'i aradım.
İlk başta reddetti ama tekrar aramamla açtı.
"Kimsin?" dedi sertçe. İstemeden güldüm. Sesini özlemiştim.
"Eğer yanında birisi varsa başka bir yere geç ve adımla seslenme," diyerek hızla konuştuğumda bir süre ses gelmedi.
"Sen..." boğazını temizlediğini işittim.
"Mihrişah! Aman Allah'ım... Gerçekten sen misin?"
"Hayır dememi mi bekliyorsun tam olarak Selen?"
"Hayır, hayır..."
"Nasılsın?"
"Nasıl mıyım? Şimdi mi geldim aklına?" üzüntüyle iç çektim.
"Özür dilerim Selen..." bana yardımcı olan birisine arkamı dönmem çok yanlıştı. Hem Selen benim en yakın arkadaşım ve sırdaşımdı.
"Neyse... Nasılsın? Neredesin hem sen? Kurt onu terk ettiğini söyledi ama neden olduğunu söylemedi... Neden onu terk ettin? Neden kimseye haber vermeden gittin?"
Kaşlarımı çattım.
"Kurt hangi yüzle söyleyecekti ki?" uzun zaman sonra onun hakkında birisiyle tartışıyordum.
"Ne oldu Mihrişah? Anlat bana."
Elim karnıma gitti ve o anları hatırlamamla acıyla yüzüm buruştu.
"Kurt'a benimle konuştuğunu söyleme ve az sonra söyleyeceklerimi de ben kapattıktan sonra hiç duymamış gibi yap."
"Çatlatma insanı da söyle hadi canım benim," diyerek iyice meraklandığında gözlerimi yumdum.
"Hamileydim ve ona söylediğimde aldırmamı istedi... Tartıştık... Beni çok kırdı Selen. Aldırmamı söyledi..."
"Ne?!" diyerek dehşetle fısıldadığında gözümden akan yaşları dudağımın ıslanmasıyla fark ettim.
"Selen ben ondan gitmek zorundaydım! Bana hak etmediğim şeyler söyledi... Benden gitmemi istedi." ufak bir hıçkırık kaçtı ağzımdan.
"Mihrişah... Sen..." ağladığını hissettim. Sesi boğuk geliyordu.
"Bebeği aldırdın mı?"
"Aldırdım," diyerek yalan söyledim. Bu yaptığım yanlış olsa bile eğer Kurt söylemeden hamile olduğum konusunda onunla tartışırsa diyeydi bu yaptığım. En azından Kurt aldırdığıma tamamen inanabilirdi.
"Canım benim... Keşke yanında olabilsem... Ben keşke..."
"Selen, orada ne yapıyorsun?"
Uzun zaman sonra Kurt'un sesi kulaklarıma doldu. Aynıydı.
Dinç ve sert.
"Ona benimle konuştuğunu söyleme lütfen. Her zaman ki yalanını söyle. Seni yine arayacağım, görüşürüz Selen."
Telefonu kapattım.
Kalbim çok hızlı atıyordu. Uzun zaman sonra sesini duymak beni hem iyi hem de kötü hissettirmişti.
Göz yaşlarımı silip arabayı çalıştırdığımda eve sürüyordum.
Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı.
Sokağa girdiğimde arabayı boş bir yere park ettim ve poşetimle çantamı alarak indim.
Arbamı kilitledikten sonra apartmana girdim ve hiç beklemeden asansöre binip beşinci kata bastım.
İndiğimde ise anahtarı çıkarıp kapıyı açtım. Neyseki bana yedek anahtar çıkarmışlardı.
"Hatice abla ben geldim," diyerek ayakkabımı çıkarıp yerine koyduktan sonra ona gözükmek için oturma odasına girdim ve şaşkınlıkla kala kaldım.
Gurur gelmişti ve beni görür görmez bakışları değişik bir hal aldı.
"Ah, hoşgeldin kızım..." Hatice abla bana baktı. "Gurur da bu akşam için bize kalmaya geldi."
Bölüm Sonu.
Düzeltildi.