bc

YASAK ELMA

book_age18+
458
FOLLOW
6.3K
READ
mafia
drama
surrender
like
intro-logo
Blurb

Yumruğunu adamın sert göğüsüne indirirken haykırdı.

'Beni kulaklarını aç ve dinle Adem oğlu ben senin Havva'n değilim ben yasak elmayım. Seni cennetinden edecek yasak elma...'

Kızın öfkeyle söylediği sözlerden sonra adam onun hızla inip kalkan göğüsü, ağmaktan dolayı kızarmış göz çevresi ve dolu dolu olmuş artık yeşile çalan ela gözlerini izledi.

'Ben Havva'nın bana sunmadığı o yasak elmayı istiyorum. Benim olamıyorsa kimsenin olamayacak o elmayı o zaman dalında dursun istiyorum!'

Birbirlerine günahtılar onlar!

Asla olmaması gereken bir aşkla kavruldurlar...

Yandık dedikçe sevdiler, sevdikçe yandılar.

YASAK! olan birbirleriydi.

Biri Adem diğeri yasak elmaydı.

Bu masal...

Adem'in yasak elmaya olan aşkıydı. Bu aşkta Havva yasak olan elmaydı...

Çok acıdı canları, çok aktı göz yaşları; ama aşkın en büyüğü en günahkarına sahip oldu yürekleri...

'Yanıyorum' dedi Adem 'yüreğimin içi Alev alev'

chap-preview
Free preview
Giriş:
Gözleri dolu dolu izledi onun en mutlu gününü... 'Evleniyor' diye mırıldandı. Sesindeki hüzün kalbinin minik bir parçasının yansımasıydı oysa ki.. Sol yanı sıkışıyordu, acıyla inledi, elini kalbinin üzerine koydu neden bu kadar hızlı atıyordu? Oysa durmuştu. Elmas, hissetmiyordu onu uzun zamandır. Zoraki küçük bir nefes aldı içine. Gelinin suratında ki tebessümü izledi bir süre. Nede güzel gözleri vardı öyle masmavi, esmer teninde ışıl ışıl parlıyordu. Tekrar kendisiyle kıyaslayıp daha çirkin hissetmeye başlayacağını fark edince dikkatini Gelinliğe verdi. Krem gelinliği yarı balık biçiminde kalçalarını yarıya kadar sarıp baldırlarına kadar iniyordu. Baldırlarından sonrasında kat kat genişleyerek upuzun kuyrukla son buluyordu. Aldığı nefesi vermek bu sefer kolay olmuştu. Kendini onun yerinde hayal bile edememişti oysa ki. Damadın yüzünü inceledi. Hoşnutsuz bir hali yoktu. Tam aksine her güne inat daha bir yakışıklıydı sanki. Kirli sakalı gitmiş pürüzsüz yüzü sert hatlarını ön plana çıkarmıştı. Gözler... Adamın donuk gri gözleri o kızın gözlerinde değil de kendi hiçbir güzelliği olmayan gözlerinde olsun istiyordu. Asla gerçek olamayacağını bilmesine rağmen bir kez olsun kendisine aşkla bakmasını... Uzun süre nefessiz kaldığını ciğerlerinin acımasıyla fark etti. Bir kez daha güç bir nefes aldı. 'Anne' dedi yanında mutlulukla gözlerini açmış gelinle damadı izleyen ellilerinde ki kadına. Yaşlı kadın duymamıştı bile yada öyle çok kaptırmış olmalıydı ki bu güzel çifti izlemeye fark etmedi kızının ona seslendiğini. Yutkunmaya çalıştı genç kız. Eli kalbindeyken hala titrek bir iç çekişle koyuverdi birkaç damla gözyaşını. Düşündüğünden de zor olmuştu ama geçiyordu işte. Bu da geçecek alışacaktı kalbi buna. Alışmak zorundaydı. Dünyası yıkılmış geleceği karalar bağlamıştı. Yerinden doğruldu, zaptetmeye çalıştığı hıçkırıklar için son raddedeydi çünkü. Biran önce yalnız başına ağlayabileceği bir yer bulmalıydı kendine. Bir adım atmıştı ki gözlerine ilişen şey metalik tabanca oldu. Doğrultulan yere bakmasına bile gerek yok. Kimin için geldikleri belli. Belki düşünme imkanı olsa bu kararı vermezdi. Bedeni bilinçsizce öne atılmıştı daha olanları anlayamadan. Kurşun sesi duyuldu düğün salonunda 'Tak ... Tak...' Çığlıklar ve eşyaların devrilme sesi. Birden gürültü yok oldu. Soğuk mermer tenine sert bir şekilde çarptı. Acıdı ancak sesini çıkaramadı. Zira nefes almak mümkün değil. Hırıltılı soluklanma bir işe yaramıyor. Ciğerlerinde ki acı ortaya çıktığında belki serap ya da hayal gri gözleri gördü. Ah ne kadar da endişeli. Etrafı kızarmış gözler hafifçe titriyor. Göz bebeği şoktan genişlemiş. Bütün odağı kendisi. Belki sevgiyle bakmıyor hayal ettiği gibi. Ama sonunda o gözler bir kez olsun ona döndü. Ne yazık ki bu sefer kızın bunun tadını çıkaracak zamanı tükendi. Etrafı karardığında acı da son buldu. O yerden gelen üşüme de. Bu sonu o getirmişti kendine. Bir intikam uğruna harcamıştı sevdiği adamı. Ne kadar sevse de ne kendine itiraf edebildi ne de ona. Tıpkı Adem gibi o da sevgisini gösteremedi. Her şey bir anlaşma ile başladı diye bir anlaşma ile bitirmek istedi. Bir şans daha olsaydı belki o zaman bu kadar ileri gitmezdi. Kendi korkaklığını yenip ateşe atlamayı tercih ederdi. İkisinin olduğu bir dünya için savaşmak isterdi. Yok hayır yapamazdı. Ablasını hatırladıkça onun katiline gülümseyemezdi. Ne yazık ki gururu son anda bile bırakamadı. Tekrar sesler duymaya başladığında vurulmanın verdiği ilizyon sandı. Belki kan kaybından dolayı gelen üşüme son anlarda ona bir ilizyon yaşatmıştı. Ve ilizyon devam ediyordu. 'Elmas, Elmas! Elmas diyorum sana neden ağlıyorsun?' Ablasının sesi hala kulaklarında canlıydı. Ölmüş olması gereken kişiyi tekrar duymak... Belki cennette bir araya gelmişlerdi. Elmas cennete girebileceğine ihtimal vermese de gözlerini açıp uzun süredir görmediği ablasının yüzünü bakmak istedi. Zira tüm intikam onun için başlamıştı. 'Aptal kız evleniyorum, ölmeye gitmiyorum ne demeye bu kadar ağlıyorsun?' Elmas ablasının üzerinde ki gelinliğe bakınca bu zamanı hatırladı. Adem Poyrazoğulu ile evlenmeden hemen öncesi. Ablasının o ateş çukuruna atılmasından önce. 'Babam biliyordu.' diye düşündü Elmas. Adem'in bir mafya olduğunun farkında olarak kızını vermişti. Ablası başkasını sevmesine rağmen zor durumda ki babasının istediği gibi o adamla evlenmişti. Daha sonra Adem'in soğuk yapısına dayanamamış kirli işlerini öğrenince de kaçmıştı aşık olduğu adamla. Sonunda Adem ve adamları tarafından öldürüldü. Ablası dayanamazdı ki nasıl dayansın? Karıncayı bile incitmeyen bir kadındı. Birine zarar vermekten ve verenden de nefret ederdi. Adı gibi Sevgiyle doğdu. "Abla?" Akan göz yaşlarına engel olamadan sıkıca sarıldı ablasına. "Seni çok özledim." Hayalin kaybolmasını bekledi ancak bitmeyen serap başına yediği sert tokat ile daha gerçekçi oldu. "Görüşmeyeli yarım saat bile geçmedi. Bu gelinliği giyene kadar beni özledin mi yani? Şimdi ne işler çeviriyorsun?" Bir hayalin gerçek olması ile hayal olması arasında ki fark acıdır. Başına yediği darbenin acısı kucağında ki sıcak ten ve kapıdan giren adamın buz gibi varlığı. Adem Poyrazoğlu buz grisi gözleri ile yabancı bir şekilde ona bakıyordu. Hiç bir duygu olmadan sabırsız bir bekleyiş. Soğuk sular başından aşağı dökülmüş gibi olduğu yerde donup kaldı. Yumruk yaptığı avuç içine batan tırnaklar ona bu anın bir serap olmadığı ilan ediyor gibiydi. Neler oldu? Vurulduktan sonra bu ana nasıl geri döndü? Her şeyi bir yana bırakırsak bu onun felaketin olmadan önce ki zamana döndüğü anlamına mı geliyor? O halde bu düğün engellenebilir mi? Ablasının hayatını kurtarabilir mi? Geçmişte bu zamanda ne oldu? "Elmas bizi yalnız bırakır mısın?" Ablasının sorusu ile hatırlamaya başladı. Hayır! Geç kalmıştı. Nikah bu noktada yapıldı. O adam buraya evlilik cüzdanını vermeye gelmişti. Geç kaldı. Geçmişe dönse bile geç kalmıştı işte. Işıklar gözlerinin önünde söndü. Ağır gelen bedenini daha fazla taşıyamadı. Bacaklarında ki uyuşukluk ve hissizlik onu yerçekiminin eline bırakırken ablasının telaşlı sesi kulaklarına doldu. "Elmas!" Ölmeden önceki zamanla benzer an, o kadar tanıdık geldi ki tüm bu kötü gidişe rağmen gülmek istedi. Acı acı... İçten içe ağlayarak gülmek. İronik kahkahası ne yazık ki dudaklarından çıkmadan önce karanlığa gömüldü. Korku dolu düşünceler zihnini işgal etti. Tekrar uyandığında tüm bu yaşananlar bir rüyadan ibaret olabilir miydi? Ablasının öldüğü ailesinin o adamın önünde yalayan bir köpek olduğu zamana, katili sevdiği zamana dönmektense henüz bu noktadan başlamak daha iyi olabilir. " En azından ablam yaşıyor " diye düşündü. Her ne kadar evli olsalar da bu imkansız değil. Olanları engellemek ölüyü diriltmekten daha kolay değil mi? "Lütfen, lütfen bu zaman diliminde uyanayım" diye yalvardı Elmas. Onu bu zamana getiren hangi güç ise ona. Düşen kızı refleks olarak tuttu Adem. Gelir gelmez ne olduğunu anlamamıştı ancak yeni gelininin telaşlı halini görünce bir kaç kelime söylemekten çekinmedi. "Sakin ol ölmedi." Ne yazık ki sözleri ters etki yarattı. Sevgi öfke dolu gözlerini Adem'e dikti. Endişe etmek için ölmesi mi gerekiyor? Ne biçim bir konuşma şekli? Bu adamı sevmese de sözleri o kadar soğuk ve düşüncesiz ki. İlk kez böyle değil. Düğün zamanı boyunca genelde suskun bir bankamatik gibi. Arada sırada konuştuğunda ne kadar düşüncesiz ve duygusuz olduğunu vurgulamak ister gibi kelimeler kuruyordu. "Ne demek ölmedi! Ne biçim konuşuyorsun"

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
570.8K
bc

AŞKLA BERDEL

read
94.9K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.5K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
93.8K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
68.4K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
60.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook