Tam da şuan ölebilirdim. Bu ıssız yerde, ormanın içinde... Kimse duymazdı çığlıklarımı, bu şekilde ölen binlerce kadından bir tanesi olup karıştırdım içlerine...
Çırpınışlarım fayda etmiyordu. Uzun boyuyla bedenimi sertçe kavramış, hareket etmemi tam anlamıyla engellemişti.
Elini, ağzımdan çekip bileklerime götürdüğünde bütün gücümle bağırmaya başladım. Eğer bugün ölecek bile olsam, ona haddini bildirmeden ölmeyecektim.
"Sen nasıl hapisten çıktın, kanı bozuk şerefsiz?"
Nefesimi kontrol etmeye çalışırken arkamdaki döl israfı herif benim aksime gayet rahat bir şekilde cevap verdi.
"Babamın Ahmet Akoçoğlu olduğunu unutmuşsun herhâlde."
Akoçoğlu değil, sadece oç oğlu olmalıydı bu soyad...
"Evet." dedim sıkışan kalbimin aksine emin bir sesle cevap verirken. Onu karşımda görmekle hayatımın en büyük darbelerinden birini yemiştim bugün.
"Senin her işini torpille halleden bir orospu çocuğu olduğunu unutmuşum."
Ağır sözlerim, onu altından kalkamayacağı bir duruma sokmuştu. Ve yine, yeniden elindeki en büyük kozu kullanacaktı, biliyordum. Annemi... Lanet olası annemi...
"Senin aksine kardeşim." dediğinde son kelime ağzından iğrenir gibi çıkmıştı.
"Ben, senin bir fahişenin kızı olduğunu unutmadım."
Beni en büyük yaramla vuruyordu haysiyetsiz piç kurusu!
"O fahişe dediğin kadın senin baban olacak kanına tükürdüğümün şerefsiziyle evliydi, hatırladın mı?"
Sorum üzerine cevap vermeyip sustu. Sinirlendiğini bileklerine kenetlediği ellerinin sertleşmesinden anlamıştım. Verecek cevabı yok tabii, böyle mal gibi kalır ortada işte!
"Peki beni nasıl buldun?"
Onun aksine ben, asla susmaya niyetli değildim. Sorumla birlikte beni kavradığı eli daha fazla sertleşti. "Bırak kolumu, canımı acıtıyorsun şerefsiz seni!"
Başkalarına hoş gelebilecek olan kokusu, burun deliklerimi sızlattığı an zorlukla yutkundum. Ne kadar güzel bir fiziğe ve erkeksi yüze sahip olursa olsun, ondan kelimenin tam anlamıyla iğreniyordum. Ve bu hiç değişmeyecekti.
Ona duyduğum nefret, asla alevini dindirmeyecekti...
"Hapisten çıkar çıkmaz ilk işim seni bulmak oldu ve müdürün yardımıyla gizli bir şekilde okula girdim. Senin için hazırlanmış ödül törenini kaçıramazdım değil mi canım kardeşim?"
Cevabı üzerine ona o kadar çok sinirlenmiştim ki soruyu sorduğuma bin pişman oldum. Ve her bokun altından çıkan şerefsiz müdür, yine ve yeniden tam bir pislik olduğunu göstermişti. Cinayete teşebbüs etmiş bir öğrencinin, öldürmek istediği kişi için hazırlanmış ödül törenine onu gizlice sokmuştu. PİÇ!
"O aptal törende, herkesin içinde bana küfretmen, müdürün yüzüne orta parmak çekmen ve kupayı cama fırlatıp kaçmam takdire şayan bir gösteriydi. İzlerken aşırı zevk aldım." Hay senin zevkini...
"Sen eşsiz bir fahişesin."
Arkamda olmasına rağmen yüzündeki o iğrenç sırıtış gözlerimin önüne gelir gibi olduğunda onu parçalara ayırıp en harlı ateşlere sahip alevlerin içinde yakmak istedim. Ondan geriye tek bir zerre kalmayana kadar yok etmek istedim, ama biliyordum. Hiçbirini yapamazdım.
Lanet olası bu hayatta her zaman tek başıma savaşmak zorundaydım!
"Ben bakireyim, zekadan nasibini almamış haysiyetsiz şerefsizin teki olan piç kurusu seni!"
Sözlerimi zerre umursamadan cevap verdi. "Bakire olman, bir fahişenin kızı olduğun gerçeğini değiştirmiyor."
Kahrolası Batu'nun cümle kurma yetisi yoktu çünkü o tam bir düşünce özürlüsüydü.
Zehir zemberek cevabı üzerine gözlerim öfkeden kararırken, ne pahasına olursa olsun ona olan nefretimi boşaltmaya kararlıydım. Benim çenem sussa, kalbim susmazdı. Ama bugün ikisi de konuşacaktı. Çünkü kırık cenahlarıma rağmen uçabilen bir kuş, hiç kimseden korkmazdı, korkamazdı.
"Bana bak döl israfı..."
Az sonra moraracak olan kolumu ona doğru savurduğumda hoyratça sıktığı bileklerimde duran ellerini gevşetti. "Bırak artık peşimi lan, bıktım senden! İntikam kokan hayatımı beş paralık ettin haysiyetsiz herif!"
"Çok yaratıcı küfrediyorsun, hoşuma gidiyor."
Kahkahası kulaklarımı doldururken bunun, beni öfkeden deliye çevireceğini adı gibi biliyordu. Adı batasıca herif!
"Tam aksine senin hiçbir hareketin benim hoşuma gitmiyor."
Hiç beklemediği bir şekilde ağzımdan histerik bir kahkaha koptuğunda Batu şerefsizi aniden sustu. Sözlerimin onu deliye çevirdiğini daha da sıktığı kolumdan anlamıştım. Ama artık tuhaf bir şekilde kolumun acısını hissetmiyordum.
O kadar çok acı çekmiştim ki, artık acıya duyarsız kalabiliyordum. Ve ben, öfkeden çıldıracak bile olsam kahkahalarla durumun acizliğine gülebilen bir kızdım. Benim duygularım ters yaratılmıştı.
"Ne yapacaksın Batu? Öldürecek misin beni? Öldürsene, hatta yalvarıyorum sana öldür beni. Çünkü beş yaşından beri cayır cayır yandığım bu cehennemde artık seninle birlikte değil, tek başıma yanmak istiyorum. Ben seninle hiçbir şey yapmak istemiyorum!"
Kurduğum son cümle, tükürür gibi çıkmıştı ağzımdan. Onu kışkırtmak tehlikeliydi, bunu çok iyi biliyordum. Ama tam da bugün, yaşam ile ölüm arasında akıl almaz bir kumara tutuşmuştum.
Bu yüzden yaptığım hiçbir şey, benim için tehlikeli değildi artık. Kendi sonumu, kendim hazırlayacaktım.
"Seni asla öldürmem Vera."
Ciddi bir şekilde söylediği sözleri üzerine şaşkınlıktan buz kesmeme rağmen kahkaha atarak güldüm. "Bunu cinayete teşebbüs suçundan hapisten yeni çıkan biri mi söylüyor?"
O da güldü. Güldüğünü duyduğum an, zifiriye boyandı kalbim. Çünkü onu mutlu eden her şey benim için cehennemdi. Ve benim asıl felaketim, şuan arkamda duran kişinin ta kendisiydi.
"Niye öldürmem biliyor musun? Çünkü bana doğduğum o kahrolası evi hatırlatıyorsun. Gözlerine baktığım her an cehennemi görüyorum. Ve en önemlisi... Üvey bile olsa damarlarımızda akan kan, aynı soydan geliyor. Ne kadar kabullenmek istemesen de biz seninle aynı kanı taşıyoruz. Anladın mı küçük kardeşim?"
Alay dolu sesi, bütün sinirlerimi altüst etmişti. Öfkeden titreyen bacaklarımı zorlukla zaptetmeye çalışıp ateş saçan gözlerle karşımda ormana gömülmüş karanlığa baktım.
"Kanına tükürdüğümün evladı..."
Deliye dönmüş gözbebeklerimi tam karşıya çevirip başımı dikleştirdim. "Sen cehennemin ta kendisisin. O yüzden... SİKTİR GİT ARTIK, BIRAK PEŞİMİ!"
Tehlikeli nefesini tekrar boynumda hissettiğimde çıldıracak gibiydim artık. Kaçıp kurtulmak ve onun suratını ömür boyu görmemek üzere defolmak istiyordum bu hayattan.
"Şeytanın inindesin." Güldü. Ve gülüşünü duyduğum an kusmak istedim.
"Yani artık benimlesin küçük fahişe."
☘️☘️☘️