YOLCULUK BAŞLAR

1186 Words
Emre mutfak kapısında belirdiğinde, Pelin mutlulukla "Dayıcığım" diyerek ona doğru koştu. Yeğeninin saf sevgisine aynı şekilde karşılık veren Emre yere diz çöküp yeğeniyle boylarını eşitledi ve gülümseyerek Pelin'e sarıldı. "Prensesim, günaydın. Sen bu saatte nasıl uyandın bakalım? Yoksa bu huysuz şirin kılıklı annen seni de mi uyutmadı güzel kelebeğim?" Dayısının sorusu üzerine Pelin, minik tombul ellerini ağzına kapatarak kıkırdadı. "Ben kendim uyandım dayıcığım. Annem arabada uyu dedi ama ben uyumadım ki." Pelin'in cevabı sonrası beklediği fırsatı yakalayan Esra, kardeşinin az önceki iğnelemesine karşılık verdi. "Duydunuz mu Emre Bey? Küçücük çocuk bile benim alarm sesime uyandı ve hızlıca hazırlanıp evden çıktık. Gerçi siz akıllı telefonların alarm özelliğinden haberdar değilsinizdir. Anneniz kalkar, kahvaltıyı hazırlar sonra sizi öpe koklaya uyandırır ne de olsa. Aman incitmeyin kendinizi bay miskin." Emre ablasının sözleri üzerine kucağındaki yeğenine döndü. Üzgün numarası yaparak dudağını büktü. "Duydun mu Pelin, şimdi de miskin olduk!" sözlerine alaycı bir gülüş takınarak devam etti. "Huysuz şirin işte ne olacak! Senin gibi bir güzel kelebek, böyle bir huysuz şirinden nasıl çıktı acaba? Pelin'im sen Allah'ın bir mucizesisin." Yeğeninin yanağına kocaman bir öpücük kondurup yere indirdi. Pelin salona doğru koşarken, Esra kardeşinin ensesine hafifçe vurdu. "Haklısın, Pelin Allah'ın bir mucizesi. Erkek olup dayıya da çekebilirdi tövbeler olsun." Alaycı bir kahkaha patlatan Emre, boyu omuz hizasının biraz altında kalan ablasının omzuna kolunu attı ve diğer eliyle ablasının özenle taranmış saçlarını karıştırdı. "Nesi varmış dayısının? Gayet yakışıklı, zeki ve genç kızların hayallerini süsleyen bir kardeşin var. Bence sen beni kıskanıyorsun. Hadi itiraf et de rahatla huysuz şirin." Esra, yüzünü buruşturarak omzudaki eli indirdi. "Sululuğun üstünde yine. Oğlum sen beş dakika ciddi olamaz mısın ya? Neyse uzatmayacağım, gerçek dünya ile tanışacaksın nasılsa." Emre'nin yüzünü avuçlarının arasına alan Esra, alaycı bakışlarla kardeşini süzdü bir an. Son sözünü gülümseyerek söyledi. "İş hayatında başarılar dilerim kardeşim." Ablasının kinayeli temennisine teşekkür eden Emre, sofradaki yerini aldı. Annesi ve ablasının da masadaki yerlerini almasının peşi sıra sabah yürüyüşünden dönenen babaları Ziya Bey de aralarına dahil oldu. Mutlu aile tablolarının tek eksiği, tatilde olan ortanca kızları Elif'ti. Çayları kadar sıcak aile kahvaltılarına tatlı sohbetleri de eklenince gerginlik yerini huzura bıraktı. O anlarda, herkesin yüzüne gerçek bir mutluluk ifadesi yerleşmişti. ************* Apartman önündeki vedalaşma faslı sonrası, Esra sürücü koltuğuna yerleşti. Emre arabadaki yerini almaya hazırlanırken babasının seslenişiyle durakladı. "Emre, biraz bakar mısın oğlum?" Emre açtığı kapıyı kapattı ve babasına döndü. "Efendim baba?" Ziya Bey, tüm sevecenliği ve umutlu bakışlarıyla süzdüğü oğlunun omzuna elini koydu. " Oğlum, sen iyi bir çocuksun, beyefendiliğinden şüphem yok. Ancak iş hayatı sorumluluk ve disiplin ister. Bu iş için tüm yolları zorladım, biliyorsun. O yüzden senden ricam benim adımı yere düşürmemen. Anlıyorsun değil mi Emre? Sana güveniyorum oğlum, yüzümü kara çıkartma. " Babasının uyarısına kulak kesilen Emre, verilmek istenen mesajı almıştı. Başı istemsizce öne eğildiğinde, bakışları o an yeri buldu. Başını kaldırıp kendinden emin şekilde bedenini dikleştirdi. babasının gözlerine baktı. "Merak etme babacığım, seni mahcup etmeyeceğim. Güvenini boşa çıkarmamak için elimden gelenin en iyisini yapacağım." Babasının heybetli bedenine sarılıp ardından tekrar elini öperek vedalaştı. Arabadaki yerini alması sonrası ablasının tabiriyle Emre'nin gerçek hayatla tanışma yolculuğu başlamış oldu. Yol, akıp giderken Emre sessizleşip düşüncelere daldı. Babasının beklenti dolu sözleri zihninde yankılanıp duruyordu. Yirmi yedi yıllık hayatını şöyle bir gözden geçirdi. Üniversiteyi ite kaka bitirmiş, iş hayatından olabildiğince kaçmış, kendisinden beklenen performansı bir türlü gösterememişti. İş hayatı sorumluluk ister diyen babası haksız da sayılmazdı hani. Ablasının sözlerini de tekrar düşündü. Esra ablası da haklıydı. Şu ana dek hiç alarm kurmak gibi bir derdi olmamıştı. Tüm eğitim sürecini aile evinde tamamladığından, her zaman annesi tarafından uyandırılıp hazır sofraya oturmuştu. Sadece yirmi sekiz günlük bedelli askerlik görevi bu durumlar içinde bir istisnaydı. Sorumluluk duygusunun ağırlığıyla omuzlarının çöktüğünü, avuçlarının terlediğini hissetti. Hayatı boyunca hiçbir zaman sevemediği bir histi bu. Ancak artık kaçış yoktu, kabullenmeliydi. Babasının referansı sayesinde çevre mühendisi olarak atandığı kurumda kendisine büyük görevler düşüyordu. Emekli hakim Ziya Gündoğdu ismine layık davranmalı ve kendini kanıtlamalıydı. Kalabalık bir şehirde, yeni bir düzende, haftanın beş günü sabah dokuz akşam beş saatleri arasında itaatkar bir köle olup kendine yabancılaşmış bir Emre olmaya gidiyordu... Onca zaman başında bir taç gibi taşıdığı özgürlüğünü, antika bir biblo gibi uzaktan izleme vaktiydi şimdi. Üstelik de bir başınaydı, tüm sevdiklerinden uzakta... Esra, kardeşinin saatler süren derin sessizliği üzerine gözünü bir anlığına yoldan ayırdı. Yan koltuktaki Emre'nin beden diline yansıyan rahatsızlığı fark etti. "Hayırdır Emre Bey? Karadenizde gemileriniz mi battı? Şu halini gören seni cepheye gönderiyoruz sanır." Sorusunu alaycı bir gülüşle tamamlayan Esra, bakışlarını tekrar yola çevirdi. Ablasının imalı soruları ve gülüşüyle kendi iç dünyasından çıkan Emre, sindiği koltuktan hafifçe doğrulup gövdesini dikleştirdi. Ablasıyla didişemeyecek kadar keyifsiz hissediyordu. Sahte bir gülüş takınıp karşılık verdi. "Çok komiksin. Uğraşma benimle abla, kurtuluyorsun işte benden. Bence sessizce bunun keyfini sür" Emre'nin sitemli sözlerine aldırış etmeyen Esra, Kardeşinin duygusallığını dağıtmak için şakalaşmayı sürdürdü. "Çok doğru söyledin. Senden kurtulduğumdan emin olmak için götürüyorum seni, ne sandın küçük aptal!" Tek elini direksiyondan çeken Esra, Emre'nin omzuna hafif bir yumruk darbesi indirdi ve konuşmaya devam etti. "Saçmalama velet, senden kurtulmak isteyen kim? Pek de hassaslaştın, üzülme yahu aramızda hepi topu dört saatlik mesafe var. Annemle sık sık yoklarız seni, bilirsin sensiz duramaz. İşin şakası bir yana, kendi hayatının yönetimini ele almak çok önemlidir Emre. Sen artık anne baba gölgesinden çıkıp kendin birey olarak yaşamaya başlayacaksın. Şu an alıştığın düzeni, aileni geride bırakmak zor geliyor olabilir. Hatta korkutucu bile olabilir. Hiçbir başlangıç kolay değildir ama her şey çok daha güzel olacak Emreciğim. Buna inan." Ablasının sözlerini başıyla onayladı Emre. İçindeki şekle şemale bürünen yalnızlık ve başarısız olma korkusunu fark eden ablası, etkili sözleriyle güç vermişti kendisine. Hiçbir başlangıç kolay değildi, doğruydu. Zamanla alışacaktı her şeye. İnsan neye alışmıyordu ki? "Haklısın abla. Alışırım hatta bakarsın severim yeni mekanı." Konuşması esnasında çalan telefonu sözlerini yarıda bıraktırdı. Ekrana baktığında, arayanın kısa süreli bir ilişki yaşayıp birkaç gün önce ayrıldığı eski sevgilisi olduğunu gördü. Kaşları öfkeyle çatıldı. Kendi kendine "Bir sen eksiktin" diye söylendi. Aramayı reddedip telefonu cebine attı. Emre'nin söylenmesi üzerine meraklanan Esra, kimin aradığını sordu. İsteksizce, oflayarak cevapladı Emre. "Kim olacak Özge arıyor. Bu kızda hiç gurur da yok. Ayrıldık bitti dedik hala arıyor. Gerçekten Hayret bir şey!" Kardeşinin çapkınlıklarına aşina olan Esra, Emre'nin sert tavrını yadırgadı. "Oğlum bir türlü dikiş tutturamadın gitti. Kızları tavlayana kadar akla karayı seçiyorsun, sonra da pat diye ayrılıyorsun. Dikkat et, ah alacaksın bu gidişle." Ablasının eleştirel yaklaşımı, Emre'yi savunma ve açıklama yapmak zorunda hissettirdi. Tek kaşı kalkmış, memnuniyetsiz şekilde cevapladı. "Abartma abla, sanki evlilik vaadiyle kandırmışım gibi beni suçlama. İnsanlar tanışır, görüşür, anlaşabilirlerse ilişki olur. Biz de tanıştık, görüştük ama olmadı." Esra, izlediği bir filmden kareler seyrediyormuş gibiydi. "Bu defa sorun neydi? Niye ayrıldınız küçük prens hazretleri?" "Sigara kokuyordu oldu mu? En nefret ettiğim şey o tütün kokusu sen de biliyorsun. Önceden kullanıyormuş, bırakmış. Görüşmeye başladığımızda kullanmıyordu. Sonra tekrar başladı. Ben hoşlanmadığımı söylememe rağmen devam etti. Sigara denilen lanet şeyi içmek ne erkeğe yakışıyor ne kadına. Kül tablası gibi dolaşmaktan nasıl keyif alıyorlar, anlamıyorum. Bir de üç ay birlikteydik diye ne olmasını bekliyorsun abla? Her görüştüğümüze nikah mı kıyacağız? " Tüm gerginliği yüzüne yansıyıp kaşları çatılan ve son sözünü yüksek bir tonda söyleyen Emre, konuyu tekrar açmamak üzere kapattı. Esra da daha fazla yorum yapmadan yola odaklandı. İki saat sonra varış noktalarına ulaşmış olacaklardı..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD