Gelin Kaçırma

818 Words
İşten çıkınca beni almaya gelen Sinan, "Artık şu gelinlik işini halledelim." diyerek tekrar gelinlikçiye götürdü beni. Hayret! Bu kez sülaleden biri peşimize takılmamıştı. Nasıl olurdu? AA! Nasıl tek başımıza bir şeyleri halledebilirdik ki? Aklımız fikrimiz yoktu sonuçta bizim? Nasıl olabilirdi? "Bu nasıl?" diyerek kapalılıkta mastır yapmış olan gelinliğe bakarak gözlerimi devirdim. Annesine gerek yoktu ki, Sinan tek başına da zevksizin önde gideniydi zaten. Tamam, kapalı da olurdu elbette, ama bu kadar da zevksiz bir şey olmazdı en azından. "O kadar güzel ki anlatamam!" deyip elimdeki omuzları yandan hafif sarkan gelinliği elime alıp incelemeye başladım. Işte bu olurdu. "Bunu deneyeyim." Görevli kadınla birlikte kabine giderken, gelinliği giyindim. Kadın arkadaki ipini sıkarken, "Çok sıkmayın." diye uyarmayı ihmal etmedim. Iki gün sonra hiç acımadan kendi ellerimle öldüreceğim bebeğimi koruyordum şu an. Ne kadar da mükemmel bir annelik! Kabinden çıkınca "Nasıl olmuş?" diye sorunca "Pek güzel değil." diyen Sinan'ın aksine, "Bence mükemmel. Şahsen bizim düğünümüzde giyebilirsin." diyen sesin sahibine döndüm. Yok artık ama ya! Bunun ne işi vardı burda? Nerden çıkmıştı durup dururken böyle? "Sen kimsin be? Senin düğününde neden giyinecekmiş? Benim karım o." diyen Sinan'a doğru yürüyüp "Benim de çocuğumun annesi." diyen çocuğa baktım. Sinan'ın nerden karısı oluyordum ben yahu? O değil de... O manyak ne demişti az önce? "Ne diyorsun sen lan?" diyerek elini kaldıran Sinan'ın elini ters çevirip "Duyduğunu." dedikten sonra onu arkasındaki adama teslim ederek benim kolumu tuttu. "Gidiyoruz." "Manyak mısın sen be? Gelmiyorum ben hiçbir yere." "Bal gibi de geliyorsun." diyen adam, beni kucağına alarak çıkarttı oradan. Arabaya binince bir güzel oturup ağlamaya başladım. Rezil olmuştum. Sinan babama her şeyi anlatacaktı ve babam da beni evlatlıktan red etmek için bir saniye bile düşünmeyecekti, eminim. Babamı çok iyi tanıyordum ben. Kendimden bile çok. Asla affetmeyecekti beni. "Nişanlını çok seviyorsun ama o seni her gece başkasıyla aldatacak kadar sevmiyor." diyen çocuğa döndüm sinirle. "Sana ne be! Sana ne! Kimsin sen ya? Ne hakla pat diye hayatıma giriyorsun?" "Bebeğinin babası olmanın verdiği hakla." diyerek bana göz ucuyla bakıp arabayı sürmeye başladı. "Belki nişanlımdan o bebek?" "Benden. Doktorundan onaylı günü. Ha ayrıca, benimle yattığında kesinlikle bekar olduğunu da biliyorum." "Her boku bileceğine babamın bir daha yüzüme bakmayacağını da bilseydin keşke. Ya da o bebeği istemediğimi." "Senin ne kadar vicdansız olduğunu yüzüne vurmak istememiştim aslında." deyince şaşkınlıkla ona baktım. Nereden bilecekti ki benim o bebeği aslında neden istemediğimi? Nereden bilecekti her aklıma geldiğinde gözlerimin dolduğunu? "Şimdi vurdun. Sağol." diyerek üzerimdeki gelinliğe salak salak bakmaya başladım. "Üzül diye demedim. Yapmak üzere olduğun saçmalığın farkına var diye." "Saçmalık mı?" diyerek sinirle ona dönüp el frenini çektim. Ikimiz de öne doğru savrulurken, deli görmüş gibi bana bakıyordu. "Sen beni nasıl bir duruma soktuğunun farkında mısın şu saçmalık dediğin şeyi engellemek için." diye bağırdım 'Saçmalık' kelimesine baskı yaparak. "Babam bir daha yüzüme bakmayacak benim. Annemle görüşmeme, yigenlerimi sevmeme bile izin vermeyecek. Mahallede çıkacak dedikodulara girmek bile istemiyorum. Senin adını bile bilmezken, o bebeği doğurup rezil mi olsaydım cümle aleme? Neden aldırmak istediğimi bile sormadan çıkışamazsın bana anladın mı beni?" Iyice ağlamaya başlarken, ellerimi yüzüme kapattım. Babam beni asla affetmeyecekti. "O herif babana hiçbir şey söylemeyecek. Ayrıca adım Emre, yani artık biliyorsun." deyip arabayı sürmeye başlarken sinirden saçımı başımı yolasım vardı. Sanki şu an ki tek derdimiz de onun adını bilmememdi zaten. Öğrendiğim iyi olmuştu, şimdi hiçbir derdimiz kalmamıştı!!! Hem bir dakika ya! Sinan nasıl hiçbir şey söylemeyecekti ki? Ağlamam dinerken, "Ayrıca bir daha ağlamak yok. Bebeğe zararlı." diyerek bana baktı. Ağlatmasalardı ben de ağlamazdim. Keyfimden oturup ağlamıyordum ya. "Babam beni eve almasın da sen o zaman gör ağlamayı." diye homurdanırken, gülüşünü sesi geldi kulağıma. Vallahi babam beni bir affetmesin geri kalan yedi buçuk ayın her günü oturur özenle ağlardım. "Hadi in de şu üzerindeki saçma şeyi çıkartıp konuşalım." Yüzüne bakıp gözlerimi devirdikten sonra arabadan inip arkasından eve geçtim. Bu evi hatırlamak çok mide bulandırıcıydı, yaptığım büyük hatayı anımsatıyordu bana. "Yukarıdaki odayı biliyorsun zaten." diyerek koltuğa oturdu Emre. "Dolabın sağ tarafında kıyafetler var." Başımı sallayıp yukarı çıkarak dolabı açtım. Kıyafetler gayet özenle dizilmiş ve orada duruyordu. Kimindi acaba? Elbiselerden uzun etekli olanı elime alıp gelinliğin arkasına uzanarak açmaya başladım. Zorla da olsa düğümü çözüp gelinliği çıkartınca yatağın üzerine atarak elbiseyi geçirdim üzerime. Bir an önce aşağı inip şu saçma konuyu bitirmem gerekiyordu çünkü. Her şey hallolsa bile o bebeği doğuramazdım... Aşağı inince Emre'nin karşısına oturarak "Bak." deyince eliyle susturdu beni. "O bebeğe ihtiyacım var. Nefes almak için bir sebep gerekiyor bana ve şu an elimdeki tek sebep senin karnında. Lütfen. Bile bile beni öldürme." Gözlerine bakınca, sözlerindeki samimiyetin farkına vardım. Hamile olduğumu öğrendiğim günden beri tek istediğim birilerinin bu bebeği istemesiydi zaten, ben olmasam bile ona sahip çıkması. "Tamam." deyip kaçırdım gözlerimi. "Senin istediğin olsun." Neden ihtiyacı olduğunu sormadım. Belki de evliydi, belki de çocukları olmadığı için öyle söylemişti. Umurumda da değildi zaten. Hatta ben olmayınca bebeğime daha iyi bakardı karısı belki de. Benim ihtiyacım olan tek şey birilerinin bana destek vermesiydi bu bebeğin dünyaya gelmesi için. Ve şimdi bu istediğim gerçekleşmişken gerekçeler pek de umurumda değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD