Zıkkımlı Çikolata

657 Words
"Ben artık kalkayım." dediğim sırada "Dur. Daha diğer mevzu var." deyip bana baktı Emre. "Pardon, hangi mevzu?" Başka ne kalmıştı ki? Başka bir şeyden haberi yoktu. Onu, başım dönmeye başlayıp da geçmeyince acildeki bir doktora gidince öğrenmiştim. "Babana çocuğu nasıl açıklamayı düşünüyorsun acaba?" Ha, öyle. "Bilmem. Şehir dışında iş buldum derim, çocuğu doğurunca da size verir dönerim geri." Aslında umurumda da değildi, bu saatten sonra babam öğrense de olurdu. En fazla yedi ay bakmazdı yüzüme. Sonra... Sonra nasıl olsa affederdi. "Bize?" Emre kaşlarını çatıp bana bakınca üzerimdeki elbiseyi tuttum. "Bu annenin değil sanırım. Yanılıyor muyum?" "Yo, yanılmıyorsun." deyip sustu bir süre. "Kardeşimin." "Kardeşinin kıyafetleri neden senin dolabında ki? Kocaman ev burası, özel bir odası yok mu?" Yani koskoca kız neden abisiyle aynı odada kalsındı ki? Kıvırıyordu bence. "Var." diyerek ayağa kalkan Emre, beni de bileğimden tutup kaldırdı. Üst katta başka bir odaya yaklaşırken, bileğimdeki elini sıkmaya başlayınca "Bileğim." deyip çekmeye çalıştım. "Ben... Farkında değilim. Özür dilerim." Neydi onu bu kadar etkileyen? "Çok acımadı zaten." Elimi bilegimin üzerine koyarken, kapıyı açınca odaya baktım. Emre hâlâ kapının önünde dururken, içeri girdim. Her tarafı toz içindeydi odanın, sanki uzun zamandır kimse girmemiş gibi. Beynimde çakan şimşeklerle birlikte, tozdan dolayı öksürmeye de başlamıştım. Öksürük yerini öğürmeye bırakırken, Emre uzaylı görmüş gibi bana bakıyordu. Kusacaktım üzerine o olacaktı ama! "Banyo!" "Burada, gel." Peşinden giderken, kapısını açtığı yere girip midemde ne var ne yoksa çıkarmaya başladım. Bu gidişle açlıktan ölürdüm ki ama ben ya. Banyodan çıkınca "Yüzün kireç gibi olmuş." diyen Emre'nin kolunu tutup "Sağ ol." dedim. "Söylemesen bilmiyordum." "Gel hadi." diyerek aşağı indirmek yerine odasına götürüp yatağa yatırdı beni. "Iyiyim ben ya." "Dinlen biraz. Ne olur ne olmaz." Neredeydi o sabahki ukala çocuk acaba? "Şu konuşmamız gereken mesele." diyerek yattığım yerden ona baktım. "Bir an önce konuşsak iyi olur. Eve gitmem gerek." "Sinan babana hiçbir şey söylemeyecek dedim. Hatırlıyor musun?" "Evet." diyerek onayladım onu. En sevdiğim kısımdı o. Nasıl olur da unuturdum? "Aslında söyleyecek. Ama senden ayrılmak istediğini, suçu sana atmadan bir bahane uyduracak." Kesinlikle bir ara iki göbek atıp bunu kutlamam lazımdı. Kurtuluyordum. Öyle ya da böyle, bitecekti işte. "Tamam, bunu anladım. Peki sonra?" "Sonra ben gelip isteyeceğim seni babandan." "Ha?" deyip şaşkınlıkla bakakaldım Emre'ye. Bildiğimiz istemeydi değil mi bu? Daha neler yahu? "Ama tüm bunları çok acele yapmamız lazım. Düğün falan. Sonuçta çocuğu dört beş aylık doğurduğuna kimse inanmaz." "Ne düğünü be?" diyerek kaşlarımı çattım. Istemiyordum ben kimseyle evlenmek falan. Birinden kurtulunca diğeri geliyordu. Oh, ne ala! "Kır düğünü. Bence güzel olur." Dalga mı geçiyordu be bu benimle? "Inşallah o kır düğününde götüne pireler kaçar emi!" deyip kaşlarımı çatarken, Emre de kahkaha atıyordu. "Olur, gece nasılsa birlikte uyuyacağız. Pirelerden rahatsız olmazsın umarım." "Pirelerinle birlikte sana mutluluklar. Kimseyle evlenmiyorum ben." Ayrıca kimseyle de birlikte falan uyumuyorum. Bak sen bak, özgüvene de bak. "Babana ne demeyi düşünüyorsun tam olarak? Ben bir barda bir çocukla yattım, hamileyim mi?" Ne var ki, derdim! Tabi öncesinde manzaralı bir mezar yeri, bir de afilisinden kefen kumaşı beğenmem gerekirdi. Evet, kumaş önemliydi, ne olmuş? "Evlenmek falan istemiyorum." "Ben ne kadar meraklıyım sana anlatamam." diyerek şöyle bir süzdü Emre beni. "Gerçi yalan da söylemeyeyim, giderin var ama." "Geri zekâ mısın acaba?" deyip arkamdaki yastığı ona atınca, yüzüne gelen yastığı eline alıp yanıma gelerek sırtıma geri yerleştirdi. "Bu maçın rövanşını çocuğu doğurduktan sonra yaparız elbet." Emre'nin eli hâlâ yastıkla beraber sırtımdayken, diğer elini yanağıma uzatıp "Akşam istemeye gelirim artık." diyerek makas aldıktan sonra yastıkta olan elini omzuma koydu. "Çikolataları neli istersin?" Eline vurup "Zıkkımlı." dedim. "Hatta fare zehri, siyanür, her türlü zehirli madde olabilir. Bizzat ellerimle sana yedireceğim çünkü." "Olur." deyip gülen Emre'ye saf saf bakarken, "Sen yeme de önemli değil." deyiverdi. "Bana bir şey olsa da bir önemi yok." Nasıl ya? Bu kadar mı önemliydi bu bebek onun için? Ne diye bu kadar çok istiyordu ki. Evli bile değildi. Neden bu kadar ısrar ediyordu? İstediği herhangi bir kızla evlenip bir bebek yapabilirdi pekala. Belki de denemisti. Olmamıştı bebeği. Benden olunca da, elinden kayıp gitmesin istemişti. Olur. Bana uyardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD