"Buyur, kahven!" derken bir yandan da içimden sövüyordum. Ah! Tabi, şu an ne olduğunu anlamadınız siz. Anlatayım; Emre bey'e bol tuzlu ve acılı kahve ikram ediyorum. Malumunuz, istemelerin olmazsa olmazı.
Emre'nin teyzesi bana bakıp gülümserken, zoraki gülümsedim ben de. Anne ve babası, kız kardeşi ile birlikte vefat etmiş bir kazada. Şu an öğrenmiş ve şok olmuştum. Insanin tüm sevdiklerinin birden hayatından çıkması kötü olmalıydı.
"Demek sen zaten kızımı seviyordun?" diye soran babama bakıp yutkundum. Sinan, babama beni sevmediğini ve Emre'nin beni daha çok hak ettiğini söylemişti babama, öğrendiğime göre. Ah! Tabi öğrendiğim bir diğer ayrıntı da Sinan'ın hastanede oluşuydu. Emre'yi köşeye çekip sorduğum zaman, "Yakışıklı çocuk, kurşun döktüm nazar değmesin diye. Iyilik de yaramıyor bu devirde kimseye." cevabını almış ve de şok olmuştum haliyle. Tabi canım... ne kadar da iyiliksever(!)di Emre bey oysa ki.
Emre babama cevap verip de, bana bakarak "Evet efendim." deyince bakışlarımı kaçırdım. Yalanlar bana göre değildi hiçbir zaman.
Tekrar Emre'ye döndüğümde yüzünü şekilden şekle sokarak kahvesini içmeye çalışıyordu. Zıkkım iç derken ciddiydim.
Babam "Önce bir kızıma sorayım." deyip ayağı kalkınca şok olmuş bir biçimde kalakaldım. Babam... Bana... Vay anasını! Bugün şok olmaktan çenem yere düşmezse, bir daha da bir şey olmazdı bana. Yani en azından çeneme, yoksa ben zaten... Neyse!
Annemin uyarısıyla hareket edip, babamın peşinden giderek yanında durunca "Biliyorum." dedi. "Sinan istemeye gelirken de sormam gerekirdi. Ben... senin için en iyisi olsun istedim hep. En iyisi de oymuş gibi geldi. Sadece senin mutluluğunu düşündüm. Ama seni yüz üstü bırakıp da gidecegini düşünemedim hiç. Özür dilerim."
Babama sarılıp, akmak üzere hazır bekleyen gözyaşlarıma izin verdim. Yaptığım şeyi duysa, bir daha yüzüme bakamazdı. Oysa... öyle çok isterdim ki söylemeyi.
"Sen her şeyin en iyisini bilirsin zaten babam." derken ayrıldım ondan. "Yine, nasıl biliyorsan öyle yap. Yanlış da olsa, ben senin yanlışlarınla da mutlu olurum."
Olurdum. Sinan'la bile mutsuz olmaya razıydım ben, sırf babam üzülmesin diye. Prensimdi o benim, ilk aşkım... Nasıl üzerdim ki?
"Mesaj alındı küçük hanım." deyip gözlerimdeki yaşları silerek içeri geçti. Ablam mutfaktan kocaman olmuş gözlerle bana bakarken, yanına doğru yürüdüm.
"Zuhal! O babam mıydı kız?" Cevap vereceğim sırada başka bir soru sordu. "O değil de, burada neler dönüyor onu anlamadım ben. Kim O çocuk?"
Nefesimi sesli bir şekilde dışarı vererek "Gece burda mısınız?" diye sordum. Ablam başını sallayinca "Gece anlatırım o zaman." diyerek şimdilik kapattım konuyu. Birilerine anlatıp rahatlamam gerekiyordu ve en iyi de ablam anlardı beni. Belki de anlamazdı, ama annemle babam gibi bağırıp çağırmazdı en azından.
"Hadi hayırlı olsun." lafını duyunca, ablamla birbirimize bakarak salon kapısına doğru koştuk. Emre'nin ayağa kalkıp babamın elini öptüğünü görünce, içeri geçerek teyzeninin ve eniştesinin elini öptüm ben de. O an, Emre'nin ne kadar eksik hissedebileceği geldi aklıma. Gözlerim dolarken, neden ota boka ağladığımı sorgulamadan edemedim istemsiz olarak. Her şeye ağlayan bir kız değildim ki ben!
Nişanı da haftaya(!) kararlaştırınca babam "Yolcu et bakalım müstakbel nişanlını." diyerek bana baktı. Ben aslında kızar diye düşünmüştüm hep. "Hadi Sinan istemiyor da sen de dünden razıymışsın." falan der sanıyordum, ama sanırım kendini suçlamıştı o konuda ve bu yüzden de tek bir kelime etmemişti.
Diğerleri arabaya binerken, "Kendine dikkat et." diyerek yanağımdan öpüp arabaya bindi Emre. Ah o teyzesi arabanın içinden bize bakıyor olmayacaktı ki, basacaktım bir güzel tokatı.
Evi toplarlayıp da yatmak için hazırlanırken, kocasına "Sen yat, biz de İdil'i uyutalım." diyerek benim odama dalış yaptı ablam. Neden? Çünkü İdil'i sülalecek uyuturuz biz!
"Senin şu zavallı kocana çok acıyorum kız. Adam ağzını açamıyor."
Şaka yapmıştım ama ablam gülmemişti... Enteresan!
"Neler olduğunu bir bir anlat. Hemen."
Ablama anlatınca kızdığı tek şey, o bebeği neden aldırmadığımdı.
"Zuhal delirdin mi sen? Nasıl yaparsın ya?"
"Zaten yapamayacaktım. Üstüne bir de Emre gelince..." derken sözümü kesip "Söyledin mi peki?" diye sordu.
"Hayır. Sen hariç bilen yok."
"Zuhal, bak ablacım. Saçmalama."
"2 aylık oldu abla." diyerek yüzüne baktım. "Kalp atışlarını duydum. Yaşıyor ya. Nasıl öldürürüm ki ben onu?"
"Ben de canı değilim herhalde. Iki çocuğum var. Ama bak sen."
"Boşver beni." deyip ona baktım. "Bu saatten sonra ne dersen de, o bebek olacak."
"Bak sen yine de düşün."
"Abla..." deyip gözlerinin içine baktım. "Aslı için engelli olabilir dediklerinde ne olursa olsun doğurdun onu. Bir yıl ilaç kullandın, hastanelerde yattın. Üzuntüden iskelete dönmüştün. Seni gördüğünde tanıyamıyordu kimse. Söylesene, bu kadar işkence cekeceğine neden aldırmadın?"
Kucağında uyuyan Aslı'ya sıkı sıkı sarılıp, dolmuş gözlerini bana dikti ve"Tamam Allah'ın cezası." dedi ablam. "Bir daha aldır falan demeyeceğim."