Buyurun Cenaze Namazına

612 Words
Ablam karşıma geçip de "Dökül!" diye emir verdiği an anlatmaya hazırdım zaten. Minik İdil'i kucağıma alıp sarıldıktan sonra saçlarını okşayamaya başladım. İdil ve Aslı her şeyimdi benim. Iki küçük yaramaz, iki küçük kalp. Konuşamasalar da sarıldıkları zaman tüm acımı alıp giderlerdi sanki. Aslı da kucağıma kurulurken, anlatmaya başladım. "Bilmiyorum abla. Ben, beni daha iyi tanıyan birini istiyorum. Ne bileyim ya, temizlik yaptığım zaman 'Kolay gelsin.' değil de, 'Neyin var.? diye sorsun istiyorum. Ya o gün annesinin beğendiği gelinliği kucağıma atıp 'Sorun çıkarma.' demek yerine 'Bir de senin beğendigine bakıp öyle karar verelim.' dese olay kapanacaktı mesela. Belki de annesinin beğendiği gelinliği ben de beğenecektim. Ama yok İşte, anlamıyor beni. Bir ömrü böyle mi geçireceğim ben? Nereye kadar susabilirim ki, nereye kadar idare edebilirim?" "Anlıyorum demeyi çok isterdim de." deyip Aslı'ya baktı ablam. "Anlayamıyorum. Ben ilk görüşte aşık oldum Rıdvan'a, konuşmaya başlayınca 'Işte bu.' dedim. Öyle olmasaydı evlenir miydim bilmiyorum, ama evlenirdim büyük bir ihtimalle. Yani arada babam varken.". Sorun da oydu ya. Kendim bulsam, "İstemiyorum." der çıkardım aradan. Ama babama anlatmak zordu işte mükemmel damat adayının kötü yanlarını. "Biz de öyle evlendik, alışırsın." diyerek konuyu kapatıp, üzerine de güzel bir azarlardı. Kötü bir baba değildi, asla. Ama hep kendi dediği olsun isterdi. Kendi kurallarına uyulsun, bir dediği iki olmasın. Sanırım asker bir babanın kızı olmanın en kötü yanı da buydu. Bir zaman sonra bizi de erleri gibi görüp emirler vermeye başlamıştı babam. Yapmayınca şınav çektirecek diye korkmuyor değildim doğrusu. Gerçi, keşke tek derdim bu olsaydı da, istediğim her şeyi söyleseydim. Annemin "Zuhal, Fatma!" diye bağırmasıyla Aslı ve İdil'i aceleyle kucağıma alıp odadan çıktım. Yok canım, deprem falan olmuyordu. Yemek hazırlanacaktı, hepsi bu. "Kız siz nasıl büyümüşsünüz çitlenbikler. Belim koptu." diyerek ikisini de yere bırakıp sofraya yardım etmeye başladım. Ciddi ciddi belim kopmuştu, ne çabuk büyüyordu bunlar böyle. Biraz daha yavaş büyütüp az kilo alanından üreten yok muydu yahu? "Duyan da üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyoruz sanır ha." diyerek gözlerini devirip mutfağa geldi ablam da. Bizde yemek saatine geç kalmak savaş ilanı demekti zaten, bunu kendisi de çok iyi biliyordu. Tabi evinde kendi ne isterse olduğu ve zavallı eniştem de ona uyduğu için unutması gayet doğaldı. Bize asla unutturan olmuyordu malesef ki. Yemek yedikten sonra eve gelen Sinan'a bakarak gözlerimi devirdim. Ablamlara hoş geldine gelmişti kendileri. Gelmeseydi hatrım kalırdı çünkü. Kırılırdım. Sabahlara kadar ağlardım falan. Mutfağa giderek kahve yapmaya başlarken, "Sinan'a bakışların bile uyuz kızım. Az huyuna git çocuğun sen de." diyerek ablam geldi yanıma. "Gelinlik meselesinden o uyuzluk. Özür dilemeden de aynen öyle bakacağım." deyip ablama baktım. "Kusura bakma da ben haklıyım." "Evleneceksen, alttan almayı da öğreneceksin. En azından bazen. Merak etme. Her zaman da senin dediğin olmaz ki." deyip mutfaktan çıktı ablam. Neden ben alttan alıyordum? Neden hep kadınlar? Ne farkı vardı ki erkeklerle kadınların? Ne diye hep ezilen onlar oluyordu? Kaldı ki, söz konusu olan benim giyeceğim bir gelinlikti, tabi ki de benim dediğim olacaktı. Başka konuda, o haklıyken belki, belki de alttan alabilirdim. Ama şimdi değildi. Bu konuda, asla. Onlar kahvelerini içerken, içerideki odaya geçip İdil'le baş başa oturmaya başladım. İki yaş sendromuna girdikleri için misafirleri pek sevmiyordu kendileri. E ben de Sinan'la muhattap olmadığıma göre İdil'le oturup oyuncaklarla oynamak çok daha makul bir seçenekti. "Ben de oynayayım mı?" diyerek kapıdan kafasını uzatan Sinan'a bakarak "Gel gel." dedim. "Oyuncakları yerde parçalamak yerine senin kafanda parçalarız." Şahsen ben çok eğlenirdim. Aşırı mükemmel bir aktivite olabilirdi. Sadece gülerek içeriye girip yanıma oturdu Sinan. İdil'le oynamaya başlarken ben de sessizce onları izledim. Söyleyecek bir şeyim yoktu, ama Sinan'ın bir şeyler söylemek için kıvrandığından da adımını emin olduğum için bekliyordum sadece. "Şu nişan gecesi." derken bana değil de İdil'e bakıyordu Sinan. "Baban benimle olduğunu söyledi. Ama benimle değildin, neredeydin Zuhal?" Buyurun cenaze namazına..!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD