1. Bölüm
Bugün de evde her zaman olduğu gibi sıkkın bir şekilde oturuyordum. Son zamanlardaki aktivitem olan evlilik programı izlemeyi şuanda da gerçekleştiriyordum ki, bu güzel anı kapının çalan zili bozdu. Kapıyı eninde sonunda birisi açar diye beklemeyi çok isterdim ancak evde kimse olmadığı için yerimden kalkmak durumunda kaldım. Benim bu keyifli andan ayrılmama neden olan kişi kimdi? Gerçekten merak ediyordum. Düşüncelerimin arasında çoktan kapıya gelmiştim ve kimin geldiğine bakmadan kapıyı açmış bulunmuştum. Karşımda abimin arkadaşı olan ve benim de pek haz etmediğim Arslan abi vardı. O konuşmaya başlamadan ben bir an önce merak ettiği bilgiyi ona ilettim.
"Abimi görmeye geldiğini varsayarak, üzülerek de olsa abimin evde olmadığını söylemek durumundayım." dedim sahte üzüntümle. O da benim ondan hoşlanmadığım gibi, benden pek haz etmezdi. Söylediklerimle yüzündeki ifade değişmeden gözleri beni dikkatle incelerken konuşmaya başladı.
"Neden, ben bu eve sadece abini mi görmeye geliyorum?" diye sorgulamasıyla her şeye hemencecik laf bulup söyleyen beni anlık olarak şoka uğrattı. Çünkü Arslan abi, benimle sık konuşmayan ve bir şey söylediğimde en fazla 'tamam' diyen bir insandı. Şuan bir şey demesini geçtim bana soru soruyordu. Ufak şaşkınlığımın ardından söyleyeceklerimi kararlaştırıp dile getirdim.
"Evet sadece onun için geliyorsun da sen neden bu duruma bu kadar şaşırdın, Arslan abi?" diye sorusuna soruyla karşılık verdim. Söylediklerimle kaşları hafifçe çatıldı ve kendini sorgular gibi başını eğdi. Başını iki yana sallayarak ilk önce sokağı kolaçan etti sonra da tekrar gözlerime odaklandı.
"Ne şaşırması Ufaklık," duraksadı ve kolundaki saate gözünün ucuyla bakarak devam etti. "Neyse, abine geldiğimi haber verirsin." dedi ve cevabımı bekledi. Bugün bu adama bir şey mi olmuştu yoksa ben bu adamı yeni mi fark ediyordum.
"Tamam, söylerim." dedikten sonra son kez gözlerime dikkatlice baktı ve arkasını dönerek uzaklaştı. Ben de arkasından uzunca bir süre seyrettim ta ki gözümün önünde bir parmak şıklatılana kadar. Elin sahibi tabiki benim küçük kardeşim Mertti. Mertle birlikte kendimi de eve sokup az önceki anı düşünmemeye çalıştım. Adımlarım salonu bulurken aklımda az önceki an oynuyordu. Kendimi koltuğa bırakırken aklımdaki görüntüleri defettim.
"Napıyorum ben ya! Şuan iyice delirdim." durdum ve başımı iki yana sallayarak kendime yanlış bir şey olduğunu tekrar hatırlattım. "Annemin de dediği gibi Allah bana akıl fikir versin." diyerek evlilik programına kaldığım yerden devam ettim. Tabi ki Arslan abiyle geçirdiğim vakit süresice en sevdiğim çift Bahar ve Mehmet'in süresi bitmişti. Neyse artık, sonra tekrarını izlemem gerekecek. Tabi ki bu mümkün olursa.
******
GÜNÜMÜZ;
"EFSUN!"
İşte beni geçmişin tozlu raflarından ayıran nadide fısıltı demeyi çok isterdim ama buna abimin kalın ve yüksek çıkan sesi engel oluyordu.
Kahvaltıdan sonra gidecek bir işim olmadığı için odama çıkmıştım ve her zaman ki gibi geçmişe gitmiştim ama gel gör ki insana evinde, odasında bile rahat vermiyorlardı. Benim anında cevap vermemem nedeniyle tekrar seslenen abime kulak kabarttım.
"EFSUN! Gelsene buraya!" diyen biricik abimin sesiyle bir kez daha bağırmasını pardon, böğürmesini engellemek için odadan hızlı adımlarla çıktım ve merdivenlerde de bu şekilde ilerleyecektim ki geçmiş beni yine içine çekti.
Odamda oturup ders çalışırken odanın kapışı sertçe açıldı ve kapı duvara çarptı. Bu ani ve yüksek ses çıkaran olay karşısında benim odama bu şekide giren kişinin kim olduğunu merak ederek biraz da korkuyla gözlerim kapı pervazında yüzüme bakan kardeşim Mert'i buldu.
"Abla, ABLA!" diye gittikçe sesini yükselten kardeşime dikkat kesildim. Heyecan mı, korku mu anlamadığım bir ifadeyle yüzüme bakıyordu daha fazla merak etmeme engel olmak istermiş gibi söze girdi.
"Abla, abim senin günlüğünü bulmuş ve açabilmek için anahtarını arıyordu. Bence onun içinde abimin öğrenmesini istemediğin şeyler yazılı bu yüzden onun okumasını istemezsin. o yüzden acele etsen iyi olur." diyerek beni harekete geçirmeyi başardı. Günlüğümü bu kadar çabuk bulduysa anahtarı da ele geçirmesi fazla vaktini almayacaktı. Bu yüzden elimden geldiği kadar hızlı adımlarla Mert'i itekleyerek odadan çıktım ve biraz daha hızlanarak merdivenlerden aşağı inmeyi planlıyordum ta ki son basamaklarda ayağımın takılmasıyla bu planlarım yerle bir oldu. Ben korkuyla sertçe yere düşmeyi beklerken bedenim yapılı birinin kolları arasına hapsoldu. Kimin kolları arasında olduğumu aklım korkudan arınınca fark edebildim. Arslan'ın kollarındaydım. Artık yüzüne karşı olmasa da isminin yanına abi kelimesini eklemiyordum. Bu beni biraz olsun daha iyi hissettiriyordu.
Bedenlerimiz adeta birbirine yapışmış şekilde olduğu için kalbinin göğüs kafesini dövdüğünü hissedebiliyordum. Benim kalbimin hızlanması korkudandı, peki ya onun ki neden bu kadar hızlı atıyordu? Aklımı kurcalayan sorulardan abimin sesiyle sıyrıldım.
"Efsun, iyi misin abiciğim?" diye soran abimle kendimi hızla geri çektim. Çektim çekmesine de merdivenlerden düşmeme neden olan ayağımın takılmasıydı ve bunu hızla ayağımı yere basınca acı bir şekilde fark etmiş oldum. istemsiz dudaklarımın arasından çıkan acı dolu iniltiyle kendimi tekradan Arslan'ın kolları arasında buldum. Bu sefer beni kucağına almış salona götürüyordu. Bakışlarım her geçen gün daha da yakışıklı olan yüzüne odaklanırken konuşmaya başladım.
"Ne yapıyorsun, Arslan abi? Ben yürüyebilirim." dedim az önce ayağımın acıdığını belli etmemiş gibi. Gözleri gözlerime anında tutunurken birkaç saniye dikkatlice baktı ve ardından beni etkileyen ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Tabi ki yürüyebilirsin, Ufaklık. Ama bu seferlik seni benim taşımama izin vermelisin. Böylesi ayağın için daha doğru bir karar olacak." dedi ve beni koltuğa dikkatli bir şekide bıraktı. Karşı çıkabilirdim tabi ki ama hem ses tonu ağzını her açtığında beni büyülüyordu hem de artık beni bırakmıştı. Bu yüzden sadece sessizce teşekkür ettim ve gözlerim orta sehpanın üzerine oturan Arslandan koparak ayağımın hemen yanına oturarak avcunun içinde ayağımı tutan abime kaydı. Elleri ayağımın ağrıyan yerini bulmak için bakışları yüzümde, ayağımı inceliyordu. Eli acıyan yeri bulunca yüzüm buruştu ve bunu fark eden abim bakışlarını yüzümden çekerek ayağıma odaklandı. Gözlerim çaktırmadan neredeyse dibimdeymiş gibi hissettiğim Arslan'a kayacakken abimin bana yönelttiği soruyla ona dikkat kesildim.
"Niye hızlıca merdivenlerden iniyordun abiciğim?" diye sormasıyla ne için buraya geldiğim aklıma dank etti. Gözlerim odada günlüğümü ararken abime cevap veriyordum.
"Aşağıda çok ihtiyacım olan bir şeyi unutmuşum, bana da acilen lazım olduğu için dikkat edemedim." diye kısmen doğru söyledim. Yarın öbür gün eğer bir program teklifi gelirse, kesinlikle ismi yalanlardan seçmeler olurdu. Gözlerim sonunda o ihtiyacım olan şeyi bulunca bana olan uzaklığıyla şansıma sağlam bir küfür geçirdim. Sehpanın bir diğer ucundaydı ve ben buradan uzanmaya çalışsam direkt dikkat çekerdim. O yüzden abimin dikkatini çekmeden alabilmenin yollarını düşünürken gözlerim Arslan'a takıldı o sırada abimin sesiyle yerimde hafifçe irkidim. Bunu fark eden Arslan bana daha çok dikkat kesildi.
"MERT!" diye seslenmesinin ardından kapıda gözüken Mertle konuşmasına devam etti. "Buzdolabından buz getirir misin, abiciğim?" diye ricada bulunmasıyla Mert'in başını sallayarak uzaklaşması bir oldu. Ardından abimin yönü ban döndü ve konuştu.
"Ayağın burkulmuş sadece daha önemli bir şey var mı? Bilmiyorum. Daha kötü olursa hastaneye gideriz. Şimdilik biraz buz koyalım sonrasına bakarız." demişti. Abim diş hekimiydi. Çok fazla tıp bilgisi yoktu ama yine de bu tarz ufak şeylerde ne yapacağını az çok biliyordu. Başımı usulca sallayarak onu onayladım. Salon kapısında görünen Mertle ilgisi oraya kaydı ve ben de bana oldukça yakın olan Arslan'ın koluna hafifçe dokunarak zaten beni izleyen bakışlarını üzerime çekmesini sağladım. Bakışları birkaç saniyeliğine koluna dokunan parmaklarıma kaysada dikkatini bana vermeyi başardı. Elimle sehpanın diğer ucunda duran günlüğü işaret ederek ona biraz daha yaklaştım ve fısıltıyla konuşmaya başladım.
"Onu bana verir misin?" diye fısıldamamla bir süre hareket etmedi. Ne olduğunu çözebilmek için kendimi geri çekecekken saçlarımın arasında hissettiğim burnuyla derin nefes alışına şahit oldum. Şuan ne olduğunu anlamlandıramayan beynim bunun gerçek olmadığını, biliçaltımın oyunu olduğunu düşünmemi söylüyordu. Çok geçmeden kucağıma bırakılan günlüğümle hayal dünyamdan çıkabildim. Bakışlarım Arslan'a dönmek istiyordu ama buna abimin sesi engel olmuştu.
"Ayağına buzu koyacağım soğukluğundan irkilme, tamam mı?" demesiyle hafifçe başımı salladım. Buzun soğukluğunun tenime değmesinden daha çok bileğimin ağrıyan kısmına değmesi canımı acıtmıştı. Abim buzu da koyduktan sonra artık benimle işi kalmadığını fark edince koltuktan kalkarak gözlerini etrafta gezdirmeye başlayınca ufaktan yerimde kıpırdanmaya başladım. Bunu fark eden Arslan ise kolumu tutarak buna engel olmaya çalıştı ama ona bakarak sessizce konuştum.
"Lütfen!" dememle parmakları bollaştı ve bu da benim kolumu çekmem için yeterli bir gerekçeydi. Kolumu çekerek abim günlüğü aldığımı fark etmeden salondan çıkabilmek için ayağıma dahi aldırmadan gidebildiğim en hızlı şekilde koşar adım hareket ettim. Tam salonun kapısına yaklaşmışken abimin bakış açısına girdim ve arkamdan seslenmesiyle daha da hızlanmaya çalıştım.
"Efsun, burkulmuş ayağınla nereye koşuyorsun?" diye endişeyle söylenmesi beni durdurmak yerine daha da heyecanlandırdı. Her an gelip beni yakalayacakmış gibi korku ve heyecanla odama ulaştım ve kapıyı kiliitleyerek kendimi yatağa bıraktım. Neyse ki kalkmadan önce buzu almayı akıl edebilmiştim de az öncekine nazaran daha fazla acıyan bileğime buzu koydum ve günlüğümü göğsüme yaslayarak kendimi geriye bıraktım.
Merdivenlerden hızlı ama dikkatli adımlarla indim. Ayağımın acısı hala hatıramdaydı, bir kez daha aynı acıyı yaşamayı hiç istemezdim. Adımlarım salonun kapısını bulurken içeride koltukta uzanmış olmayı isteyen ama annemle aynı ortamda olduğundan bu isteğini gerçekleştirememiş bunu da çok net bir şekilde yüzüne yansıtmıştı. Peki bu durum annemin umrunda mıydı? Tabi ki umrunda değildi. Çünkü annemin dizileri başladığında yanında ne var ne yok umrunda olmazdı. Daha fazla boş boş ayakta dikilmemek için varlığımı belli ettim.
"Efendim abi." diye seslenmemle bakışları beni buldu ve söyleyecekleri aklına gelmiş gibi konuşmaya başladı.
"Efsun, canım sıkılıyor. İçecek bir şeyler getirsen de birlikte otursak nasıl olur?" diye soru yöneltmesiyle sadece başımı salladım. Yapacak daha iyi bir işim yoktu nasıl olsa. Gerisin geriye salondan çıkarak mutfağa yöneldim. Adımlarım buzdolabını bulurken, buzdolabından portakal suyunu çıkarıp üç bardağa bölüştürdüm ve salona geri döndüm. Annem ve abime verdikten sonra bende yanlarına oturarak televizyona odaklandım. Annemin meşhur dizilerinden birisi yayınlanıyordu ve ben bile kaç defa izlediğimi sayamamıştım ama annem yine de inatla bu dizileri seyrediyordu ve seyrettiriyordu.
Uzun bir süredir koltukta oturmuş aynı diziyi seyrediyorduk. Abim yaklaşık 1 saat önce bu muhteşem anımıza ayak uyduramayarak bizi annemle bir başımıza bırakıp dışarıya çıkmıştı. Ben de biraz daha bu duruma maruz kalırsam şu koltukta can vermem uzun sürmeyecekti. O yüzden anneme söylenmeye başladım.
"Anne, benim canım çok sıkıldı. Başka bir şey açabilir misin, lütfen!" diye tüm duygularımı dışarıya vurdum. Annem bir bana baktı bir de televizyon da oynayan diziye baktı ve bana yönelik konuşmaya başladı.
"Kızım zaten bitti, çok canın sıkıldıysa dışarı çık. Arkadaşlarınla buluş, hatta dur..." diyerek eliyle dur işareti yaparak oturduğu yerden aceleyle kalktı ve salondan çıktı. Bakışlarım arkasından boş boş bakındı, sanki toz olup yok olacaktım. Gereksiz bir şekilde bu kadar heyecan yapınca bana bir iş vereceği kesinleşmişti. Çok geçmeden elinde üzeri peçete ile örtülmüş bir tabağı koltukta sıvılaşmış gibi oturan bana uzattı. Sorgular bakışlarım yüzünü bulunca sanki elinde tonlarca ağırlık taşıyormuş gibi elime tutuşturdu ve diğer elimden tutarak kalkmama yardımcı oldu. Benim cevabımı almadan hareket etmeyecğimi anladığı sırada konuşmaya başladı.
"Canının sıkıldığından bahsetmedin mi, kızım?" dediğinde başımı salladım ve devam etmesini bekledim. "İyi ya işte hem bu tabağı Beliz teyzene verirsin hem de biraz hava alırsın." demesiyle daha fazla vakit kaybetmeden annemi onaylayarak dış kapıya doğru ilerledim. Yaz ayında olduğumuz için kapıda ki terliklerimden birini ayaklarıma geçirip annemin konuşması eşliğinde bahçe kapısına doğru yürüdüm.
"Birazdan baban gelir, fazla gecikme kızım." demesiyle bahçe kapısını kapatırken cevap verdim.
"Tamam, anne." dememle arkamı dönerek ilerlemem bir oldu. Gözlerim birkaç saniyeliğine üzerime düştü ve kıyafetlerime baktım. Mavi kısa kollu bol bir tişört, siyah kumaş bir şort vardı. Komşuya yiyecek götürmek için ideal bir kombindi. Tabi ki normal bir komşu olsaydı, öyleydi ama Beliz teyze Arslan'ın annesiydi. Tek temennim şuan için Arslan'ın evde olmamasıydı. Beliz teyzelerin evi uzakta sayılmazdı. Hatta çok yakın bile sayılabilirdi, çünkü bizim evin hemen çaprazındaydı. Ben de yavaş yavaş onların evine doğru ilerledim.
Bahçe kapısına geldiğimde buradan evinin her yerini tamamen görebildiğim için bakışlarım kısa bir süreliğine evi taradı. Arslan büyük ihtimalle evde değildi. Çünkü evde olsa arabası burada olurdu, ama yine de temkinli davranmakta fayda vardı. Birkaç kez de olsa arabası burada olmadığı halde evde olduğunu görmüştüm. O zamanlarda babası İhsan amca arabasını garajdan çıkarmak zor geldiği için gideceği yere Arslan'ın arabasıyla giderdi. İhsan amcanın bu huyu benim birkaç kez Arslan'ın karşısında kötü durumda kalmama neden olmuştu. Daha fazla bu şekilde eve bakarsam birisi deli olduğumu düşünebilirdi, bu yüzden bahçe kapısını açarak içeriye girdim ve birkaç adımla evin kapısına ulaştım. Bizim evin kapısı da salona uzak olduğu için kapıyı tıklatırsam duyulmayabilirdi o yüzden zile basıp beklemeye başladım. Kapı çok geçmeden açılınca bakışlarım kapıyı açan kişiye döndü. Yani Arslan'ın kız kardeşi Aslı'ya döndüm.
"Merhaba Aslı, nasılsın?" diye sordum gülümseyerek. O da her zamanki tepkisinden daha fazla göstererek cevap verdi.
"İyiyim Efsun abla, sen nasılsın?" dedi ve bana daha yakın hissettiren gülümsemesiyle cevabımı bekledi. Bu tepkisine kaşlarım çatılsa da nasıl tepki vereceğimi kestirememiştim. Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki Aslı'nın arkasında beliren Beliz teyzeyle durmak durumunda kaldım.
"Hoş geldin Efsuncuğum," duraksadı ve bakışları Aslı'yı bulunca devam etti. "Efsun ablanı içeri davet etsene kızım, kızı kapıda bekletiyorsun." diye söylemesiyle hemen araya girdim.
"İnan ki gelmeyi çok isterdim, Beliz teyze. Ama akşam yemeği vaktine az kaldı, babam da gelmiştir merak eder." duraksadım ve elimde buraya gelme nedenimi fark edince konuşmaya devam ettim. "Hem ben bunu getirmeye gelmiştim." diyerek elimdeki tabağı Aslı'ya uzattım. Aslı elimden tabağı alırken Beliz teyzenin konuşmasına odaklandım.
"Ne zahmet ettiniz kızım, ellerinize sağlık." demesiyle gülümsedim.
"Ne zahmeti Beliz teyze, afiyet olsun." dedim ve bakışlarım efrafta gezindikten sonra Beliz teyzeye tekrar dönerek ekledim. "Artık gitsem iyi olacak, Beliz teyze. İyi akşamlar."
"Annenlere selam söyle kızım, iyi akşamlar." demesiyle gülümseyerek başımı salladım ve geri dönmeden hemen önce karşılı verdim.
"Başüstüne, İhsan amcaya selamlar." diyerek bahçeden dışarıya çıktım ve eve ilerlemeye başladım. Fazla uzak olmamasının avantajı Arslan'a yakın hissetmemi sağlaması ve çoğu kez balkondan Arslan'ı gözetlememdi. Dezavantajı ise ona olan sevgimi daha kolay öğrenmesiydi, bu gerçek beni daha çok geriyordu. Gizli yaşamak hem kötü hem de iyidi. Öğrenirse ve duygularıma karşılık bulamazsam şuankinden daha çok üzülürdüm.
Düşüncelerimin arasında çoktan evin kapısına ulaşmış ve kapıyı tıklatıyordum. Yemeği mutfakta yediğimiz için kapının tıklatılmasını duyarlar diye zile basmıyordum. Ardarda sertçe kapıya vurmamla içeriden abimin sitem eden sesi duyuldu. Her zaman bu durum yaşandığı için artık dediklerini sallamıyordum. Kapıyı sertçe açınca kapıya yaslı olan kafam bir an boşluğuma gelip öne doğru düştü. Sinirli olan abim, bu halimi görünce sinirini unutmuş halime gülüyordu. Kendimi doğrultup yüzüne dik dik baktım ve sinirle onu itekleyerek içeriye girdim. Ben salona girerken peşimden gülerek geliyordu. Babam salonda her zamanki yerinde oturmuş televizyonda ki haberlerde göz gezdiriyordu. Hemen yanına oturarak ona sarıldım.
"Hoş geldin baba, günün nasıl geçti." dedim ve cevabını bekledim. Babam bana gülümseyerek bakıp karşılık verdi.
"Hoşbuldum kızım, her zaman ki gibiydi işte." demesiyle başımı sallayıp bende televizyona döndüm. Babam emekli avukattı, şuanda da çalışmıyordu. Sadece arada arkadaşlarıyla kahveye gidip akşama kadar sohbet ediyorlardı. Bugün de o günlerden biriydi. Biraz daha burada oturmak yerine anneme yardım etmek için mutfağa gittim. Anneme Mert çoktan yardım etmeye başlamıştı, ben de gidince daha hızlı bir şekilde masayı hazırlamıştık.
Yemekler yenmiş, masayı toplamıştık. Abim hariç tüm aile salon da otururken kapının çalan zili ortam da yayıldı. Kimsenin kalkmasına izin vermeden hızlı davranarak salondan çıktım ve dış kapıya ilerledim. Kimin geldiğine bakmadan açtığım kapıyla karşımda gördüğüm kişi keşke kimin geldiğine baksaydım dedirtti. Şuan ne haldeydim gerçekten merak ediyordum. Arslan benim nasıl bir halime denk gelmişti? Hiç bilmiyordum. Çaktırmadan saçlarımı düzeltmeye çalıştım ve konuştum.
"Hoş geldin Arslan abi, içeri gelsene." dedim ve kapıdan geçebilmesi için biraz yer açtım. Bakışları yüzümde dikkatli bir şekilde gezindikten sonra baştan aşağı tüm bedenimi incelemesiyle kaşları çatıldı. Tekrar yüzüme bakarak konuşmaya başladı.
"Girmeyeceğim, Metin evde mi?" diye garip bir ses tonuyla sormasıyla benim de moralimi bozması bir oldu. Kendimi beni soktuğu ruh halinden kurtararak ona cevap verdim.
"Evet evde, çağırıyorum." dememle konuşması kulaklarıma ulaştı.
"Çağır." diye sinirle söylenmesiyle kaşlarım çatıldı. Bunun derdi neydi, allah aşkına. Şimdi Arslan'a olan sinirimle abime saldıracaktım ki arkamda hissetiğim bedenle hem Arslan'ın gözleri arkama odaklandı hem de geriye dönmemle abimi gördüm. Onlar konuşsunlar diye aralarından çıkarak geriye dönecektim ki gözlerim Arslan'ın gözleriyle çakıştı. Bakışları çok derindi ama benim gözlerindeki duyguyu anlayabilmem için ona uzunca bir süre bakmam gerekirdi. Tabi ki bu durumun abimin yanında olması pek olası değildi. Onları orada bırakıp salona dödüm ve birkaç saat ailemle birlikte orada oturdum.
Herkes odasına çekilince ben de ortalığı toplayarak odama çıktım. Uykum yoktu bu yüzden kitap okumaya karar verdim. Kitabın en sürükleyici yerinde aşağıdan tıkırtılar gelmeye başladı. Bu saatte bizim evin kapısında ses yapabilecek tek kişi vardı o da abimdi. O yüzden üzerimde ki şortlu pijama takımına aldırmadan aşağıya indim. Her zaman kapı dürbününden bakmayan ben kimin geldiğini bildiğim halde bakmak istedim. Kapının önünde Arslan'ın omzuna tutunan abimi görünce kilidi çevirip kapıyı açtım. Arslan'ın elinde bizim evin olduğunu düşündüğüm anahtar vardı ve sızdı sızacak olan abimle karşımda duruyorlardı. Daha fazla bu durumda beklemenin faydası yoktu. O yüzden abimin diğer kolunun altına girerek içeriye girdik. Adımlarım merdivenlere yönelecekken Arslan'ın sesiyle duraksadım.
"Salona yatırsak daha iyi olur, abin zaten ağır senin yorulmanı istemem." demesiyle şaşkınlıkla yüzüm ona çevrildi ama abimin kafası yüzünden çok net göremiyordum. Beni düşündüğünü son zamanlarda daha çok dile getirmeye başlamıştı. Böyle olunca ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilmiyordum. Düşüncelerimin arasında çoktan salona gelmiş abimi koltuğa bırakıyorduk. Doğrulurken eğilmekten ve abimin ağırlığından dolayı belime giren ağrıyla geriye doğru esnedim. Bu halimi gören Arslan beni dikkatle inceleyerek konuşmaya başladı.
"İyi misin? Ben abini taşırdım, sen niye yardım edip kendini yordun ki." demesiyle bakışlarım yüzüne odaklandı. Endişeli gözlerle beni seyrederken konuştum.
"İyiyim," devam edecektim ki Arslan'ın kaşlarının çatılmasıyla ne olduğunu merak ederek ona odaklandım.
"Sen bu şekilde, gecenin bir vaktinde kapıyı neden açtın?" diye sinirle söylenmesiyle bakışlarım üzerime düştü. Üzerimdeki şortlu gecelik takımına bakarken benim de kaşlarım çatıldı. Bu kadar sinirlenecek ne vardı üzerimde gerçekten merak ediyordum.
"Ne varmış ki üzerimde, her zaman giyindiğim kıyafetlerin pijama hali işte. Bunda bu kadar sinirlenecek ne var, anlamadım!" dedim
"Sinirlenmedim! Geceleri hava serin oluyor, üşütmeni istemem." demesiyle kıyafetime karışan herkese bilendiğim gibi ona da aynı şekilde davranacaktım ki sakin bir şekilde bunu dile getirmesi bu isteğimi yok etmişti.
"Üşütmem, ama yine de teşekkür ederim." dememle elini ensesine atarak orayı kaşıdığını gördüm. Çok geçmeden bana bakarak konuştu.
"Saat geç oldu, ben gideyim de sen de uyu. İyi geceler." dedi ve salondan ardından da evden dışarı çıktı. Peşinden gidip evine ulaşmasını seyrettim. Eve girmeden hemen önce geri dönüp evin kapısına baktı ve o sırada cevap veremediğim için konuştum.
"İyi geceler!" dedim ve kapıyı kapatarak yukarıya odama çıktım. Vücudumun ağrısıyla daha fazla ayakta duramayarak kendimi yumuşak yatağıma bıraktım ve uykuya dalmam uzun sürmedi.