2. BÖLÜM

2772 Words
"Efsun, Efsun kızım uyan!" diyen annemin sesiyle derin uykumdan hiç uyanmak istemesem de uyandım. Ama hala uykum vardı. Bu duruma gecenin bir yarısı sarhoş gelen abim ve aşık olduğum adamın kafamı karıştıran hareketleri neden olmuştu. Hala başımda bekleyen anneme gözlerimi açmadan karşılık verdim. Gözlerimi açmazsam uykum açılmaz diye düşünüyordum. "Anne biraz daha uyumama izin ver, lütfen." dedim ve başımı yastığa iyice bastırdım. Annem de erkenden kalkmamın hiçbir yararı olmadığını fark etmiş olacak ki beni onaylayarak odadan çıktı ama tam kapı kapanmadan aşağıdan yükselen abimin sesi bana ulaştı ve söyledikleri gözlerimi açmama neden oldu. "EFSUN! BİZ, SENİ Mİ BEKLEYECEĞİZ? BİZ SENİN GİBİ DEĞİLİZ, İŞİMİZ GÜCÜMÜZ VAR!" diye bağırarak beni kaldırmayı başardı. Yataktan üzerimdeki yorganı tekmeleyerek kalktım ve kapıyı çeken anneme engel olarak odadan çıktım. Seri adımlarımın istikameti mutfak olurken yol da babamla karşılaşınca hızımı düşürmek durumunda kaldım. Abime saldırmak bir şey değildi, biz küçüklüğümüzden beri birbirimize laf söyler en sonunda yine birbirimizi döverdik ya da abim bana onu dövdüğümü zannetmem için tolerans gösterirdi. Aramızda 6 yaş vardı ve aynı yaşta olsak dahi ondan dayak yeme olasılığım yüksekti. İnsan yaratılışı kadınların erkeklerden fiziksel olarak daha güçsüz olduğunu gösterirdi. O yüzden hiç benden 6 yaş büyük diyerek bu işin içinden sıyrılamazdım. Aynı şekilde benden de 6 yaş küçük olan Mert vardı. O da beni tek hamle de yere serebilirdi ama Mert, abim gibi anlaşılması zor birisi değildi. Zaten evde hiç kavga etmeden anlaşabildiğim tek kişi Mertti. Babamla mutfağa girmek aslında abime saldıramayacağımın başlıca nedeniydi. Babam olmasaydı o saçlarını tek tek yolardım da babama dua etsin. Masaya, herkes yerine yerleşince kahvaltımıza başladık. Kahvaltı bitimine doğru yani çoğu kişinin kahvaltısı bitince abim babama hitaben konuşmaya başladı. "Baba, bugün işten sonra Selinle dışarıda birkaç işimiz var. Ben biraz geç gelirim bu gece, haberin olsun." demesiyle babam başını usulca sallayarak onu onayladı ve işe gitmek için masadan kalktı ve annemin saçlarını öptü, benim de saçlarımı karıştırıp eline benim tarafımdan bir tane şaplak yiyerek mutfaktan çıktı ardından da dış kapının kapanma sesi duyuldu. Mert de yaz tatilinde olduğumuz için odasına çıkarak bilgisayarına gömülmeye gitti. Ben de bu sırada annem ve babamı mutfaktan göndererek kahvaltı masasını toplayıp bulaşıkları yıkadım ve bir bardak portakal suyu alıp balkona çıktım. Portakal suyumu içerken bir yandan da maillerime bakıyordum. Üniversitede hukuk okumayı çok istemiştim ama puanım psikolojiye yetmişti. İkinci senemde kazandığım için tekrar o zorluklarla uğraşmak istemediğimden dolayı istemeyerek de olsa okumuştum. Aslında okurken öyle çok da bana hitap etmeyen bir bölüm olmadığını fark ettim ve mezun olduktan beri neredeyse İstanbul da çalışabileceğim her işe başvuru yapmıştım ve ne yazık ki hiç birinden onay alamamıştım. Ve bu serüven kokoca 2 yıl sürmüştü. Şuan 24 yaşımda işsiz bir kadındım. Maillerim de sadece reklam mailleri vardı. Yine hiçbir iş yeri bana kabul maili göndermemişti. Sıkıntıyla geriye yaslanırken gözlerim mahallede gezindi. Boş boş mahalleye bakarken gözüme Arslanların evi takıldı. Daha sonra aklıma Beliz teyzenin ısrarla beni oturmaya davet ettiği geldi. Burada oturup yine işe alınamadım diye üzülmek yerine en azından orada vakit geçirebilirdim. Bu isteğimi yerine getirebilmek için önümdeki eşyaları toplayarak balkondan geri içeriye girdim. Adımlarımın istikameti önce merdivenler sonra da mutfak olmuştu. Elimdeki bardağı temizleyip yerine bırakmamla salona gitmem bir oldu. Annemin her zaman oturduğu koltuğu boş görmemle kaşlarım çatıldı. Nerede olabileceğini tahmin edebiliyordum ama annemi evin içinde aramak bana zulüm gibi geliyordu. O yüzden merdivenlerin başına geçerek yukarıya doğru seslendim. "ANNE!" duraksadım ve sessizliği dinledim. "ANNE!" diye tekrar seslenince merdivenlerin başında elinde havluyla göründü. Bu da tuvallette olduğunu gösteriyordu. "Tuvaletteydim Efsun ne oldu, niye bağırıyorsun!" demesiyle söyleyeceklerimi dile getirdim. "Anne canım çok sıkıldı, Beliz teyzelere gitsek nasıl olur?" diye sorumu yönelttim. Önce beni baştan aşağı dikkatlice süzdü daha sonra da konuşmak için dudaklarını araladı. "Kızım sen komşuya gitmeyi sevmezsin ki, nereden çıktı bu istek?" diye sorguladı. Doğru ben komşu gezmesini hiç sevmezdim ama Beliz teyzeyi çok seviyorum. Tabi ki bunda Arslan'ın annesi olması önemli bir etken değildi. Gözlerim gözlerinden koparak etrafta gezindi ve anneme bakmadan cevap verdim. Çünkü farklı ufacık bir hareketimde beni daha dikkatli incelerdi ve bu da ondan sakladığım her şeyi ortaya çıkarırdı. "Anne, ayıp ediyorsun ama Beliz teyze duysa kadın çok üzülür. Sana hiç yakıştıramadım, doğrusu. Hem Beliz teyze öyle alalade bir komşu mu? Biz onlarla akrabalarımızdan daha yakınız." dedim. İçime derin bir nefes çekmemle rahatladım. Aman Allah'ım annemi ikna edeceğim diye nefessizlikten ölecektim. Annem bana cevap vermeden arkasını döndü ve odasına gittiğini düşündüğüm yere doğru ilerledi. Ama sonradan aklına bir şey gelmiş gibi geri dönerek bana hitaben konuştu. "Daha ne bekliyorsun, kızım. Üzerini değiştir de gidelim." demesiyle başımı sallayarak hızlı adımlarla peşinden yukarı çıktım. Annem çoktan odasına girmişken ben de vakit kaybetmeden odama girerek üzerimdeki pijamalardan kurtuldum. Dolabımın karşısına geçerek ne giysem diye kıyafetlerim de göz gezdirdim. Midi boy küçük beyaz çiçekli siyah elbisemde karar kılarak üzerime geçirdim ve makyaj aynamın karşısına geçerek çok abartı olmayacak şekilde makyaj yaptım. Saçlarımı da düzene sokarak odadan dışarı çıktığım anda aşağıdan annemin sesini işittim. "Hadi kızım, biraz acele et!" diye seslenmesiyle hızlı adımlarla aşağı inerken cevap veriyordum. "Geldim, anne!" dedim ve kapının yanında beni bekleyen annem yine beni süzerken ben de annemin yanına ilerleyerek spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Aslında yakın mesafeydi, orada da ayakkabıyı çıkaracaktım ama kombinime bu ayakkabı daha çok yakışıyordu. Annemin peşinden evden çıkarken Mert'e mesaj yazıyordum. Beliz teyzelere gittiğimizi haber vererek merak etmemesini söyledim. Şuan evdeydi ama hiç yukarı tekrardan çıkıp haber verecek gücü kendimde bulamıyordum. Zaten son zamanlarda telefonuna yapışık şekilde dolaşıyordu o yüzden mesajımı görmeme olasılığı yoktu. Bu düşüncenin verdiği rahtlıkla yanıma gelen annemin koluna girerek bahçeden çıktım. İstikametimiz hemen çaprazımızda olan Beliz teyzelerin eviydi. Uzak olmamızın verdiği rahatlıkla evi en ince detayına kadar inceledim. Hayat çok garipti, daha 7 yıl önce buraya daha rahat gelir giderdim. Ama şimdi Arslan'ın gözü hep üzerimdeymiş gibi hissetiğimden ondan uzak durmam gerekiyormuş gibi düşünüyordum. Belki de her şeyi oluruna bırakmak gerekiyordu, kendimi her an duygularım ortaya çıkacakmış gibi sıkmasam hayat belki de bana istediğimi verecekti. Bahçe kapısından geçtikten sonra annem dış kapıya doğru ilerlerken ben de kapıyı arkamızdan kapatıyordum. Dış kapıya gidene kadar Aslı tarafından açılan kapıdan ilk önce annem peşinden de ben geçtim. Gelmeden önce annem tarafından elime tutuşturulan tabağı kapıyı kapatıp bize dönen Aslı'ya uzattım. Elimden tabağı alırken konuştu. "Hoş geldiniz!" diye sevecen bir şekilde bizi karşılarken ben de gülümsedim ve karşılık verdim. "Hoş buldum Aslıcığım, nasılsın?" dedim ve o sırada mutfaktan çıkan Beliz teyze ile göz göze geldik. Bizi görünce şaşırmak yerine gülümsedi ve bize doğru ilerledi. Büyük ihtimalle annem ben üzerimi değiştirirken Beliz teyzeye geleceğimizi haber vermişti. O yüzden ilk önce annemle selamlaştıktan sonra beni kollarının arasına alması bir oldu. Kollarım sırdtında birleşti ve şefkatli sarılışına karşılık verdim. Beliz teyze beni farklı seviyordu. Yani aynı mahalle de yaşadığımız, benim de arkadaşım olan kişilere bu kadar yakın ve samimi davrandığını görmemiştim. Biz abimle Arslan'ın yakın arkadaş olmalarından dolayı daha sıkı fıkıydık tabi ama yine de insan bir garipsemiyor değildi. Geriye çekilirken eliyle saçımı okşadı ve konuştu. "Hoşgeldin kızım." dedi Beliz teyze. Ona gülümseyerek baktım. İster istemez Beliz teyzeyle konuşurken gülümsüyordum, çok sevecen bir kadındı. "Hoş buldum Beliz teyze, nasılsın?" diye sordum. Umarım bu sefer cevap alabilirdim. Cevap alamadığım Aslı elindeki tabağı mutfağa bırakmaya giderken biz de Beliz teyzenin yönlendirmesiyle salona ilerlerken Beliz teyzenin konuşmasıyla ona dikkat kesildim. "İyiyim kızım, sen nasılsın?" diye sormasıyla çoktan koltuklara yerleşmiştik. Etrafta gözümü gezdirirken cevap verdim. "İyiyim Beliz teyze," duraksadım ve farklı olan şeyi anlamaya çalışırken devam ettim. "Salon da bir şeyi değiştirmişsiniz ama tam olarak ne olduğunu anlayamadım." dememle Beliz teyzenin gözleri de salonda gezindi. "Duvar rengini bir renk açığıyla değiştirdik," duraksadı ve bana bakarak ekledi. "Uzun zamandır gelmediğin için farklı gelmiş olabilir." dedi sitemli ses tonuyla. Son zamanlarda Arslan'ı gördüğüm zaman tüm duygularımı itiraf edecekmiş gibi hissettiğimden aynı ortamda olmamak için gelmemiştim. O bize geldiğinde ise odamdan çok sık çıkmazdım. Başımı sallayarak Beliz teyzeyi onayladım. "Doğru söylüyorsun Beliz teyze ama bundan sonra daha sık geleceğime emin olabilirsin." diye güven vere bir tonlamayla döyledim. Söylediklerime inanmış olacak ki gülümseyerek karşılık verdi. "Bekleriz kızım, burası senin de evin." dedi ve anneme dönerek konuşmaya başladılar o sırada telefonuna gömülmüş bir şekilde içeriye Aslı girdi. Bakışlarım annesine en uzak olan koltuğa oturana kadar onu takip etti. Aslı'yı tanıdığım kadarıyla telefonuyla bu kadar haşır neşir olan birisi değildi. Son zamanlarda Mert de telefonla geçirdiği vakti arttırmıştı. Bu ikisinde bir şeyler vardı ama yakında çıkardı kokusu. Dikkatli bir şekilde Aslı'yı seyrederken kulağımda annemleri dinliyordu. Günlük problemlerden konu dönüp dolaşıp evliliğe gelmişti. "Ee Belizciğim, Arslan'ı ne zaman evlendiriyoruz." dedi gülümseyerek. Sanki kendisi oğlunu evlendirebilmişti de sıra Arslan'a gelmişti. Abim, Selinle neredeyse bir buçuk yıldır nişanlıydı ama hala evlilik için bir harekette bulunmuyorlardı. Arslan da bu yaşına kadar evlenmemişti, iyiki de evlenmemişti. Bu sırada Beliz teyze yüzü asılmış bir şekilde konuşmaya başladı. Tüm dikkatim onda, merakla ağzından çıkacak kelimeleri bekledim. " Ah sorma Denizciğim! Kaç yaşına geldi hala tık yok, ben sana birini bulayım diyorum. Bir sürü kız var, hepsi güzel kızlar Arslanı da beğeniyorlar. Ama yok! Nuh diyor peygamber demiyor. Anlayacağın bizim oğlan evde kaldı." dedi yakınırcasına. Aferin Arslanıma! Öyle elalemin kızlarına bakmasın. Sonra Beliz teyzenin söyledikleri beynimde yankılandı. O, Arslanı da beğeniyorlar mı dedi? Kendimi tutamayıp ortaya atıldım. "Beliz teyze, kim o kızlar?" dedim sinirimin sesime yansımasına engel olamayarak. Salon da bulunan herkesin şaşkın bakışları beni buldu, buna telefonundan başını kaldırmayan Aslı da dahil. Onlar böyle tepki verince ben de yanlış bir şey söylediğimi düşünerek düzeltmek için konuşmaya başladım. "Yani Arslan abinin evlilik potansiyeli olan kızları merak ettim. Eğer evlenirlerse sık sık görüşeceğiz nasıl olsa , o yüzden tanımak istedim." dedim sonlara doğru sesim kısılarak. Benim için şu cümleyi kurmak o kadar zordu ki. Beliz teyzeye baktığımda bana gülümseyerek bakıyordu. Ben de kendimi tebessüm etmeye zorladım ama ne kadar olmuştu? Bilmiyordum. "Arslan abin bir kabul etsin de tanışırsın Efsuncuğum. Hem Arslan'ın kız kardeşi sayılırsın, anlaşmanız önemli." dedi gülümsemesi genişleyerek. Ama benim yüzüm Beliz teyze konuştukça asıldı. Başımı aşağı eğerek ellerime baktım. Doğru söylüyordu, Arslan beni kız kardeşi gibi görüyordu. Bizim birlikte olmamız imkansız gibi bir şeydi. Aklımda dolaşan düşüncelerin altında kalbim eziliyormuş gibi hissettiğimden bu ortamda yalnızca bunu gözlerimin buğulanmasıyla dışarı vurabilmiştim. Yaşlar akmak için fırsat kollarken çaktırmadan silmeye çalıştım ama pek başaramadım. Aslı bana dikkatli bir şekilde bakıyordu. Ona gülümsemeye çalışarak anneme döndüm. Beliz teyze ile koyu bir sohbete girmişlerdi. "Anne artık kalksak, nasıl olur? Hem saatte epey geç oldu, hem de babamın gelmesine az kaldı." diye bahanelerin arkasına sığındım. O da beni onaylayıp kalkacaktı ki, Beliz teyzenin konuşmasıyla bu isteğini erteledi. "Denizciğim, akşam bizim bahçe de mangal yapalım. Siz de bize katılsanız çok mutlu olurum." dedi tatlı bir şekilde. Annem de bu teklifi bekliyormuş gibi telefonunu eline alarak babama haber verdi. Babamdan bir karşılık alınca Beliz teyzeye dönerek cevap verdi. "Murat'a sordum, onun için uygunmuş. Uzun zamandır bir araya gelemiyorduk zaten iyi oldu." demesiyle Beliz teyze de başını sallayarak mutlulukla tepki verdi. Onlar mutlu mutlu sohbete geçme planı yaparken kendimde araya girme gücü buldum. Ama benim Arslan'ı görmeyi yüreğim kaldırmaz. O yüzden hemen itiraz ettim. "Beliz teyze ben yemeğe kalmasam sana ayıp olmaz değil mi? Doğrusu kendimi pek iyi hissetmiyorum." dedim. O da ilk önce beni bir süzdü daha sonra söyleyecklerini dile getirdi. "Neyin var Efsuncuğum, birdenbire bir yerine ağrı falan mı girdi?" duraksadı ve görünüşümde pek sıkıntı olmadığına kanaat getirerek devam etti. "Ama olmaz evde tek başına ne yapacaksın? Burada ben sana bakarım." dedi içtenlikle. Tam ağzımı açmıştım ki beni susturdu. "İtiraz kabul etmiyorum." dedi ve cevap vermemi beklemeden annemle birlikte mutfağa giderek hazırlık yapmaya başladılar. Ben de sıkıntıyla nefes verip gözümü etrafta gezdirirken gözlerim Aslı'nın gözleriyle çakıştı. Aslı bana bakıyordu ve bir şey söylemek için tam ağzını açmıştı ki, hızla yerimden kalkarak mutfağa gittim. Annemler bu kadar hızlı gelmeme şaşırsalar da beni umursamayarak işlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Ben de bir işin ucundan tutup yardım etmeye karar verdim. "Anne ben mangalı yakmaya gidiyorum, babamlar da zaten şimdi gelirler." dedim bir an önce bu yorucu ortamdan kurtulmak için. Tam mutfaktan çıkıyordum ki, Beliz teyzenin sesiyle ona dönmek durumunda kaldım. "Kızım sen hiç zahmet etme, Arslan gelince yapar." dedi samimi bir şekilde. Gülümseyerek ona baktımve karşılık verdim. "Aman Beliz teyze, adam zaten yorgun geliyor bir de onunla mı uğraşsın. Hem elime mi yapışacak?" dedim ve mutfaktan arka bahçeye açılan kapıdan dışarı çıkarak kurulu olan barbekünün yanına ilerledim. Bahçedeki masaya yiyeceklerin bir kısmını yerleştirmiştik. Ben de barbekünün ısınması için gereken yerlerini ayarlayarak başında bekledim. Mutfağa geri giderek o yorucu işlerle uğraşmak hiç içimden gelmiyordu. Ben dalıp gitmişken elime bir şey dokundu. Bir anda değince ne olduğunu anlayamadığım için korkuyla elimi savuşturdum. Kafamı kaldırıp kim olduğuna bakmayı akıl edince Arslan olduğunu gördüm. Verdiğim tepkiden çekinmiş olacak ki konuşmasına bir adım gerileyerek başladı. "Sana seslendim ama beni duymadığın için dokundum. Korkuttuysam, özür dilerim!" demesiyle başımı iki yana sallayarak cevap verdim. "Senin elin olduğunu fark etseydim korkmazdım ama elime büyük bir böcek geldi zannettim. O yüzden elini ittim." diye kendimi açıklamaya çalıştım. Başını onaylar şekilde sallayarak bakışları önünde durduğumuz barbekü makinesine düştü ve peşinden de sesini işittim. "Efsun, gerisini ben hallederim. Sen geç otur istersen." dedi beni düşündüğünü hissettirir şekilde. Sonuçta git, annemlere yardım et de diyebilirdi. Resmen tozdan nem kapıyordum. Bu söz bu durumlar için söylenmiyor olabilirdi ama deyimler ve atasözleri konusunda pek de iyi değildim zaten. Başımı onaylar biçimde sallarken bahçeye giren Merle bakışlarım Arslandan koparak onu buldu. "Kraliçem yine Arslan abinin yapacağı işleri sen yapmışsın. Biz işçilere hiç iş bırakmıyorsun. Senin kadar güzel ve her işe hakim bir kraliçe görmedim." diyerek benden uzun olduğu için başımın tepesine bir öpücük kondurdu. Mert'i işte bu yüzden abimden daha çok seviyordum. Kadınları nasıl etkileyevceğini iyi bilen bir çocuktu. Ama Arslandan da pek haz etmezdi. O yüzden sürekli laf atıyordu. Bakışlarım yüzündeyken karşıya bakarak göz kırptı. Baktığı yere baktığımda Aslı'yı gördüm. Elindeki tabağı bırakırken Mert'e gülümseyerek bakıyordu. Bunların arasında benim bilmediğim bir şey vardı ve akşam eve gidince bu konuyu Mertle konuşmam gerekiyordu. "Hadi oradan zevzek." diyerek omzuna yavaşça vurdum, abim olsaydı daha sert vurabilirdim. Suratı vurmamdan daha çok söylediğime alınmış gibi bir şekil aldı. "Kalbimi kırıyorsun kraliçem." dedi alınmış bir şekilde. Ben de gülümseyerek kollarımı boynuna sardım ve yanağını öptüm. O sırada gözüm Mert'in omzunun arkasındaki Arslan'a takıldı. Elinde maşayla durgunlaşmış bir şekide bize doğru bakıyordu. Gözlerinde tarif edemediğim duygunun kırıntılarıyla gözleri gözlerime tutundu. Babamlar gelince masaya oturarak sohbetler eşliğinde yemeğimizi yedik. Tatlılarımızı yedikten sonra bana canım babam sayesinde kahveler kitlendi. Sağolsun türk kahvesini çok güzel yaptığımdan bahsetmişti, bunu duyan İhsan amca ise kahveyi benim yapıp yapamayacağımı sordu ve bende mecburen yapmak durumunda kaldım. Büyük bir tepsiye fincanları dizdim ve kahveleri fincanlara bölüştürdüm. Tepsiyi alarak bahçeye çıktım. Kahveleri dağıtınca yerime oturdum ve kahvemi yudumlamaya başladım. Düşüncelerimi bir ses böldü, başımı kaldırıp sesin sahibine baktım. "Kahve çok güzel olmuş kızım, ellerine sağlık. Allah, isteme kahvelerini de içmeyi nasip eder inşallah." dedi İhsan amca yani kayınpederim. Siz isteme kahvemi beni istemeye gelirseniz, içebilirsiniz diyemeyeceğim için onun yerine dediklerine gülümseyerek konuştum. "Afiyet olsun İhsan amca." dedim utanarak. Sonra gözüm karşımda oturan Arslan'a takıldı. Dudaklarında gülümseme demeye bin şahit ama baktığın zaman da sadece ona benzeyen surat ifadesiyle bana bakıyordu. Benim ona baktığımı fark edince kendini toparlayıp babamlar ile konuşmaya başladı. Ben de daha fazla bakarak dikkatini üstüme çekmek istemedim o yüzden önüme döndüm. Birkaç dakika sonra yanımdaki Mert'in kıpırdanmaları artık canıma tak etti. Sinirle elimi koluna koyarak bana dönmesine neden oldum. Bakışları beni bulunca söyleyeceklerimi dile getirdim. "Rahat durur musun, Mert! Tuvaletin geldiyse Aslı sana yerini göstersin." dedim sanki yerini bilmiyormuş gibi. Belli ki Aslıyla konuşmak istiyordu ama ortam gereği bu isteğini yerine getiremiyordu. Ben bunu söyledikten sonra ikiside ayaklanınca Arslan'ın konuşmasıyla ayakta kalakaldılar. "Mert, tuvaletin yerini bilmiyor mu ki Aslı'nın göstermesine ihtiyaç duyuyor?" diye sordu gözlerini gözlerime dikerek. "Tuvaletin yerini bilmiyor ki gitmek yerine bekliyor. Aslı gösterse ne olur?" dedim merakla. Şuan bu çıkışının nedenini merak ediyordum. Son birkaç yıl da benimle hiçbir konuda tartışmaya girmekten kaçınan adam şuan tartışmak için uğraşıyor gibiydi. "Olmaz, ben gösteririm!" diyerek ellerini sandalyenin kenarlarına koyarak ayaklanma girişiminde bulununca elimi uzatarak durmasına neden oldum. Tabiki aramızda masa varken eline dokunamazdım sadece bu girişimimle şaşırmıştı. "Arslan abi!" bakışları elimden yüzüme çıkınca elimi geri çekerek devam ettim. "Bırak lütfen, altı üstü tuvaleti gösterecek abarttın iyice." Mert ve Aslı'ya dönerek devam ettim. "Ablacığım, siz kalkın yoksa idrar torban patlayacak." dedim hareket etmeleri için. Onlar bahçe kapısından içeri girince Arslan da sertçe yerine oturdu. Onu takmayarak önüme döndüm. Onun hiç bu yönünü görmemiştim. Abarttıkça abarttı. Belli bir süre sonra ilk önce Aslı geldi abisinin 'neden bu kadar geciktin?' sorusuna 'gelirken mutfağa uğradım orada oyalandım biraz' yalanıyla abisini kandırdı ama beni asla kandıramazdı. Arkasından da Mert geldi ikisinin yüzünde de kulaklarına varan sırıtmalar vardı. Belli ki bir şey olmuştu. Arslan işkillenmesin diye sol dirseğimi Mert'e ayağımla da Aslı'ya vurdum. İkisi de bana 'ne var' dercesine bakarken gözlerimle Arslan'ı işaret ettim. Onlar da anlayıp sırıtmayı kestiler. Biraz daha oturup kalkmaya karar verdik. Herkesle vedalaşıp bahçeden dolanarak çıktık. Eve girip direkt üzerimi değiştirerek kedimi yatağa attım. Ve uykunun beni kısa süre de sarmalamasına izin verdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD