1. Bölüm: İki Duvar Arasındaki Akıl Odası
Sabah ezanının Yalova merkezdeki sessiz sokaklara yayılan pes sesi, fırıncıların çoktan yarılanmış mesaisine karışırken, sokak lambalarının soluk sarı ışığı altında bir gölge yürüdü. kırk iki yaşındaki Murat, otuz iki dişli fırın çarkının içinde yoğrulmuş, hamur kokusunu üzerine bir ten gibi geçirmiş kıdemli bir simit ustasıydı. Parmaklarındaki nasırlar, unun kuruttuğu cildi ve her sabah ezanından önce uyanmanın getirdiği o ağır, sakin vakur tavır onun karakteriydi.
Yatakta arkasını dönen otuz yedi yaşındaki Dilek, eşinin komodinin üzerindeki anahtarları alırken çıkardığı o bildik metal sesini duydu. Gözlerini açmadı ama zihni bir anda uyandı. Dilek, bu ailedeki herkesten biraz daha farklı bir kumaştan dokunmuştu; üniversite mezunuydu, okuyan, araştıran, insan davranışlarını süzgeçten geçirmeyi seven sorgulayıcı bir yapısı vardı. Saf ya da çocuksu bir kadın kesinlikle değildi. Murat ile altı yedi yıllık köklü bir evlilikleri vardı. Bu yedi yıl boyunca ne büyük bir kavga etmişler ne de birbirlerinin kalbini kırmışlardı. Evliliklerindeki tek eksik ya da dışarıdan bakıldığında öyle görünen şey, bir çocuklarının olmayışıydı. Murat onun bu sakin, yapıcı ve entelektüel derinliğini dünyalara değişmezdi. Dilek, buraların o içine kapalı, geleneksel aile yapısına biraz yabancı olsa da, eşinin annesi Neriman Hanım’ın o her şeyi inceleyen, kültür farkından doğan endişeli imalarını bile her seferinde mantık süzgecinden geçirip, saygısını bozmadan göğüslemeyi başarmıştı. Murat, kapıyı arkasından yavaşça çekerken karısına ve yuvasına güveni tamdı.
Ancak o kapı kapandıktan birkaç saat sonra, Yalova merkezdeki dairenin sessizliği, zekice kurgulanmış bir tiyatronun perdesiyle bölünecekti.
Saat sabahın dokuzuna gelirken kapının zili iki kez, sakin ama kararlı bir tempoyla çalındı. Dilek kapıyı açtığında karşısında otuz altı yaşındaki görümcesi Selin’i buldu. Selin’in elinde, abisinin fırınından çıktığı buram buram kokan susamlarından belli olan taze simitler vardı. Yüzünde ise bir dostun, bir sırdaşın takınabileceği en içten, en sevecen gülümseme yerleşmişti.
"Yengeciğim, günaydın!" diyerek içeri adımladı Selin, Dilek’in yanağına sıcak bir öpücük kondururken. "Sabah sabah kapına dayandım ama abimin fırından taze simit aldım. Dedim ki benim güzel yengem şimdi evde tek başınadır, abim sabahın köründe gitti, canı sıkılır. Hadi çayı koy da şahane bir kahvaltı edelim."
Dilek, Selin’in bu enerjik ve düşünceli haline tebessüm etti ama içindeki o eğitimli, sorgulayıcı mekanizma anında devreye girdi. Unutmamıştı. Evlenmeden önce ve evliliklerinin ilk yıllarında Murat, Dilek’i defalarca ve açıkça uyarmıştı: "Dilek, Selin benim kız kardeşim, canımdır ama yalan huyu çok fazladır. Olayları kendi kafasında çarpıtır, insanları manipüle etmeyi sever. Ona karşı her zaman mesafeli ol, her söylediğine sakın güvenme." Kocası dürüst bir adamdı ve kardeşini çok iyi tanıyordu. Selin, altı yedi yıl önce kendi evliliğini büyük kavgalarla, eşini dolduruşlara getirip adamın üstüne salarak, gürültü patırtıyla batırmış bir kadındı. Dilek bu geçmişi ve kocasının uyarılarını aklının bir köşesinde hep saklı tutuyordu. Saf değildi.
Mutfakta çay demlenirken, Selin masanın kenarına oturmuş, elindeki simit paketini açıyordu. Bakışları, mutfaktaki kitapları, tezgahın üzerindeki fincanları inceliyor, zihninde her zaman yaptığı o tehlikeli hesapları döndürüyordu. Selin, Dilek’e doğrudan saldırırsa abisini karşısına alacağını, annesinin gözünde suçlu duruma düşeceğini biliyordu. Dilek o kadar uyumlu ve zekiydi ki, ona cepheden düşmanlık etmek intihar olurdu. O yüzden Selin stratejisini değiştirmişti: "Ben senin bu ailedeki tek gerçek arkadaşınım, senin iyiliğini düşünüyorum" maskesini takarak, yengesinin o analitik zihnine kuşkular üflemek.
Çaylar bardaklara doldurulduğunda, mutfak masasında sakin bir kahvaltı başladı. Dilek, Selin’in tabağına zeytin uzatırken, "Murat da sabah çok sessiz çıktı, kıyamıyorum ona, fırın işi kırkından sonra daha da ağır gelmeye başladı," dedi sakin bir sesle.
Selin, çayından bir yudum aldı, yüzüne derin bir acı ve şefkat maskesi yerleştirerek içini çekti. "Ah yengeciğim ah... Sen çok temiz kalplisin. Çok iyisin, çok uyumlusun. Bazen senin bu haline bakıp içim parçalanıyor," dedi, sesini hafifçe kısarak.
Dilek çay kaşığını bardağın kenarına koydu, gözlerini Selin’e dikti. Sorgulayıcı bakışları netti. "Neden içın parçalansın Selin? Bir sorun mu var evliliğimizde?"
Selin, masanın üzerinden uzanıp Dilek’in elini tuttu. Parmaklarını hafifçe sıktı, gözlerinin içine bir dert ortağının merhametiyle baktı. "Yenge, abimi ben bilirim. Otuz altı yıldır aynı evde büyüdük. Şimdi böyle sakin, böyle arabulucu durduğuna, seninle yedi yıldır kavga etmediğine bakma sen onun. Bizim ailede erkekler böyledir; her şeyi içlerine atarlar, biriktirirler. Benim eski kocam da aynen böyleydi hatırlarsan. Eve yorgun gelir, ağzını açmaz, çok sakin görünürdü. Meğer arkamdan neler biriktirmiş... Abim de senin bu her şeye 'tamam' diyen, uyumlu yapını aslında kendi konforu için sömürüyor. Annem Neriman Hanım’ı biliyorsun işte; kötü niyetli değildir ama kültür farkından dolayı senin hakkında ölesiye endişeli. Yedi yıldır çocuk da olmayınca kadının aklı hep binbir tilkide. Abim ne yapıyor? Güya arabuluculuk yapıyor değil mi? İki tarafı da ezdirmiyor gibi görünüyor. Ama aslında ne yapıyor biliyor musun? Seni susturuyor. Annemin endişelerini sana yansıtmıyor gibi davranarak aslında seni bir kalıba sokmaya çalışıyor. Kendi konforu bozulmasın, evde gürültü çıkmasın diye senin o uyumlu yapını sonuna kadar sömürüyor. Yarın bir gün annemin bir lafına abimin nasıl değişeceğini hayal bile edemezsin. Ben senin buradaki tek gerçek dostunum yenge. Ben yandım, sen yanma istiyorum. Kendini çok kaptırma, tetikte ol. Bu kadar sakinlik normal değil."
Dilek elini Selin’in avcunun içinden yavaşça çekti. Sırtını arkaya yasladı. Zihni adeta bir satranç tahtası gibi çalışıyordu. Kocasının geçmişteki "Ona güvenme, yalan söyler" uyarısı kulaklarındaydı. Selin’in kendi evliliğindeki travmayı buraya yansıtmaya çalıştığının, içten içe abisinin mutlu yuvasını kıskandığının farkındaydı. Ama Selin’in manipülasyonu o kadar dâhiceydi ki, doğrudan Murat’a iftira atmıyor, adamın en belirgin özelliğini —yani o aşırı sakin ve arabulucu yapısını— bir silah olarak geline geri çeviriyordu. Dilek, her ne kadar eğitimli ve sorgulayıcı olsa da, şu soru zihnine bir kez sızmıştı: Acaba Murat gerçekten sadece evde huzur olsun diye mi bu kadar alttan alıyor? Gerçekten annesinin endişelerini benden gizleyerek beni manipüle mi ediyor?
"Murat bana karşı her zaman dürüsttür Selin," dedi Dilek, sesindeki şüphe kırıntısını gizlemeye çalışarak. "Biz yedi yıldır birbirimizi tanıyoruz."
Selin yavaşça gülümsedi, simidinden bir parça kopardı. "İnsan eşini en çok en sakin olduğu anlarda kaybedermiş yenge. Dikkat et derim sadece. Ben senin iyiliğini istiyorum."
Hafta sonu geldiğinde, Murat fırındaki ağır mesaisini bitirmiş, yorgun gözlerle arabayı Çınarcık’a doğru sürüyordu. Yan koltukta oturan Dilek, yol boyunca her zamankinden daha sessiz, daha dalgındı. Normalde Murat’ın yorgunluğunu almak için okuduğu kitaplardan bahseder, entelektüel sohbetler açar, adamın elini tutardı. Ama o sabahtan beri Selin’in fısıldadığı o sinsi mantık silsilesi kafasının içinde dönüp duruyordu. Murat’ın her esnemesinde, her sessiz kalışında Selin’in "İçine atıyor, biriktiriyor, kendi konforu için seni susturuyor" sözleri mantıklı birer ihtimale dönüşüyordu.
Çınarcık’taki müstakil evin bahçesine geldiklerinde, denizden esen serin rüzgar mandalina ağaçlarının yapraklarını sallıyordu. Neriman Hanım, bahçedeki taş fırının yanında tülbentiyle oturmuş, onları bekliyordu. Selin ise çoktan oraya varmış, annesinin dizinin dibine çökmüştü bile.
"Hoş geldiniz evlatlarım," dedi Neriman Hanım, elini öptürürken. Bakışları hemen Dilek’in üzerindeki elbiseye kaydı. Yüzünde büyük bir düşmanlık yoktu ama o hep var olan endişeli, süzücü bakış oradaydı. "Dilek kızım, buralar serin olur Yalova merkeze benzemez, ince giyinmişsin yine. Bizim buraların kadını sırtını sıcak tutar, üşütürsün mazallah. Zaten yedi yıldır bir torun da veremediniz, sağlığına dikkat etmen lazım."
Dilek, "torun" lafıyla birlikte içindeki sorgulayıcı öfkenin kabardığını hissetti. Tam annesinin bu kültürel baskısına mantıklı ve kesin bir cevap verecekti ki, Selin hemen araya girdi, yengesine şefkatli bir bakış atarak: "Aman anne, yengem okumuş kadın, bilmez öyle kalın giyinmeleri, geldikleri yerde havalar hep sıcaktı herhalde. Hem çocuk işi nasip, üstüne gitme yengemin, o bizim başımızın tacı."
Murat, ortamın gerildiğini hissederek her zamanki gibi arabulucu rolüne soyundu. Karısının omzuna elini attı, sakin ve sevecen bir sesle, "Yok anne, Dilek’in sağlığı yerinde, hem arabayla geldik üşümez. Çocuk da hayırlı zamanda olur elbet. Hadi bakalım, acıktık biz, ne yiyoruz bugün?" dedi.
Murat bunu ortamı yumuşatmak, annesiyle karısı arasında bir köprü olmak için yapmıştı. Her zamanki iyi niyetli Murat’tı işte. Ancak Dilek, kocasının omzundaki eline baktığında, o eğitimli ve analitik zihni bu hareketi tamamen farklı yorumladı. Selin’in zehirli sözleri kulaklarında çınladı: "Bak, aralarını buluyor gibi yapıyor ama aslında seni susturuyor. Konu kapansın, kendi konforu bozulmasın diye senin hakkını aramıyor."
Dilek, kocasının uyarısını biliyordu, Selin’in yalancı olduğunu biliyordu ama şu an canlı gözlerle gördüğü sahne, Selin’in kurguladığı o sinsi yalana o kadar çok uyuyordu ki... Zeki kadınlar bile bazen kendi zekalarının yarattığı şüphe kuyularında boğulurdu.
Dilek, Murat’ın elini omzundan yavaşça indirdi. Gözlerini Selin’in üzerinden ayırmadan, buz gibi bir sesle, "Ben bir ellerimi yıkayayım içeride," diyerek müstakil evin kapısına doğru yürüdü.
Bahçede kalan kırk iki yaşındaki Murat, karısının bu yedi yıllık evliliklerinde ilk kez sergilediği mesafeli ve soğuk hareketine hiçbir anlam veremeyerek arkasından bakakaldı. Selin ise köşedeki sandalyede oturmuş, çay bardağını dudaklarına götürürken, Dilek’in arkasından sinsi, muzaffer ve adeta bir satranç ustasının edasıyla bakıyordu. Dilek zekiydi, sorgulayıcıydı; ama Selin, onun o zeki zihnini tam da kendi kocasına karşı silah olarak kullanmayı başarmıştı. Oyun yeni başlıyordu.