"Herşey göründüğü gibi olsaydı, eline aldığın deniz suyu mavi olurdu."
Hocanın ağzından dökülen Mevlana'nın sözüyle, çizmemiz için masaya koyduğu kız objesine baktım dikkatle.Birebir aynısını çizen ve epey yetenekli olduğu belli olan kızı bu cümleyle geri çevirmişti.Bizden görünmeyeni görmemizi istiyor, ve çizdiğiniz resmin altına birkaç cümleyle bile olsa yorumlayın diyordu.
Görünmeyeni görmek..Bu cümleyi dikkatle düşündüğümde sadece sınıftakilerin safsatası olduğuna karar verdim.Kimse kimseden görünmeyeni görmesini istemezdi.Işine gelmediği için kör olduklarına, ve hayata sadece kendi pencerenden baktığında, ufkunu genişletmeni talep ederdi.Çünkü hayat yalnızca bizden ibaret değildi.Bazen bilerek görmediğimiz birşey yüzünden belki birinin hayatı kararıyordu.
Benim kararmıştı...Duyan sağır, gören körü en iyi oynayan varlık insandı sanırım.
Bir kez daha baktığımda objeye bu sefer aslında gözümüze batan ama herkesin ilk odaklandığı şey olmadığı için görmediği şeyi gördüm.Yanağına doğru süzülen göz yaşını..O kadar güzel gülmüştü ki eminim herkes gülüşüne kanıp ardındaki gerçeği görmemeyi tercih etmişti. Çünkü bizler hayatımıza yeni giren herşeyde sonsuz bir mutluluk arardık.
Bitirdiğim resme göz atıp derin bir nefes aldım.Elime kalemi aldığımda cümleler kendiliğinden döküldü.
"Yaşam ve aldığımız nefes kadar kesin olan birşey vardır ki insan çok şey anlatır aslında.Bir gülüşünde, ufak bir mimiğinde yada gözyaşında.Acılar her zaman mutluluğun ardına gizlenmiştir."
Sanki objeyi değilde kendi hayatımı anlatmıştım.Aslında hocanın amacını şimdi anlıyordum.Hayatta ne seviyeye gelirsek gelelim, hiç bir zaman mükemmeli yakalayamıyacaktık.Her kahkahamızın ardından bir gözyaşı gelicekti.Önemli olan her koşulda mutlu olabilmekti.
Ödevini teslim eden çıkabilir demişti hoca.Ama yarım saat olmasına rağmen kimseninkini kabul etmemişti.Kendimden emin adımlarla oturduğum yerden kalktıgımda benimle birlikte kalkan adamlara göz devirdim.Artık okuldakiler bile alışmıştı ama ben hâlâ alışamıyordum.
"Alin Hanım çıkmak istiyorsanız söylemeniz yeterli.Biz hocayla konuşuruz. "
Kimseyi çıkartmayınca beni de sınıfta tutucak zannediyor olmalılar ki kendilerinden emin bir ifadeyle yüzüme baktı korumalar.Öfke beynime hücum ettiğinde kendime hakim olmak için derin bir nefes alıp arkamdaki adama döndüm."Hiç birşey konuşmanıza gerek yok Selçuk."
Hızlı adımlarla hocanın masasına yürüyüp kağıdı bıraktım.Okuduğu kitaptan başını kaldırıp gözlüklerinin üstünden yüzüme baktı.Sert bir yapısı vardı her zaman.Ama ben seviyordum bu kadını.Işinin ehliydi çünkü.Hic birşey demeden önce çizdiğim resme baktı.İlk baş diğerlerine yaptığı gibi boş bakışlarla süzdü.Ama sonra dakikalardır aradığını bulmuş gibi çizdiğim detayı aydınlanan bakışlarıyla izledi.
Yorumuda okuduktan sonra bir süre durdu.Sonra başını kaldırıp garip bir ifadeyle yüzüme baktı.
"Çıkabilirsin.".
Söylediği kelimeyle sınıftan uğultular yükseldi.Hiç kimseyi umursamadan başını sallayıp sınıftan çıktım hızlı adımlarla.Bugün ki dersim bitmişti.Ama son zamanlarda o kadar içim daralıyordu ki hava almaya ihtiyacım vardı.Korumaların okulun önüne getirdiği lüks arabaya bindiğimde dudaklarımı araladım."Siz beni bugün sahilin oraya bırakın." Söylediğim cümleyle ikiside kararsız ifadeyle birbirlerine baktılar."Karan Beye haber verelim."
İtirazlarımı dinlemeden telefonu eline alıp kulağına götürdü.
"Karan Bey rahatsız ettim kusura bakmayın.Alin Hanım sahile gitmek istiyor." Telefondan gelen sert sesin etkisi sessiz arabayı sardığında kimseden çıt çıkmıyordu.
"Emredersiniz efendim. "
Telefonu kapattığında dikiz aynasından saniyelik bana bakıp tekrar yola döndü."Karan Bey bizim de gelmemiz şartıyla gidebileğinizi söyledi." Sıkıntıyla ofladım.Saçlarımı yolmak istiyordum artık bu kontrol manyağı herif yüzünden.Yine de başka çarem olmadığını anlayınca sessizce onayladım.
*******
Denizi seyretmek garip bir huzur verdi bana.Sadece bir kere görmüştüm denizi.Oda okul gezisinde müdür ailemi zar zor ikna etmişti.O zaman görmüştüm.
Hayatımın en güzel günüydü belki de.O kadar güzel sesi, hoş bir kokusu vardı ki alıp başka diyarlara götürmüştü sanki beni.Hava soğuk olmasına, öğretmenlerin itirazına rağmen ayaklarımı sokmuştum.Mutluydum..Kimisi acıyarak kimisi dalga geçerek bana bakmasına rağmen kimseyi umursamadan dakikalarca koşmuştum içinde.
Dünya ne kadar garip bir yerdi.Kimisi için sıradan olan şeyler, kimisi için oldukça lükstü.
Kiminin ayaklarının altında çiğnediği güzellikleri, kimisi parmaklarının ucunda dursa da ulaşamıyordu.Çünkü yüksekti.
Rüzgâr denizin kokusunu burnuma taşıdığın da, derin bir nefes çektim içime.Sanki yıllardır görmediğim sevdiğime kavuşmuştum.Içimde olan bu his özlemden sonra kavuşmaktı.
"Sen nerden bileceksin? Sanki hiç birini özledin mi?"
İç sesim herşeye rağmen her zaman dürüsttü.Doğru ben kimseyi özleyememiştim bile.Hayatında özleyebilecegin birisi olması çok büyük nimetti. Ben ise tatmadığım bu duyguya hasret kalmıştım.
En azından özlemeyi özlemiştim.
"Alin." Tanıdık sesle yanıma oturan bedene döndüm.Biraz ileride olan korumalar yanıma gelen adamla kulaklıklarına birşeyler söylediler.Aman Ne güzel! Kuşlar çoktan haberi uçurmuştu anlaşılan.
"Eymen? Senin ne işin var burda?"
Gülümsedi.Her zaman sıcacık gülümserdi.Güven verirdi insana."Arkadaşlarla cafeye gelmiştik.Seni görünce onlardan ayrıldım.Nasılsın?"
Nasıl olabilirim ki ? İçimden nasıl olduğuma dair hiçbirşey söylemek gelmiyordu. Kötüyüm desem şikayet etmiş iyiyim desem yalan söylemiş olurdum.O yüzden sessiz kaldım.Üzerimde hissettiğim gölgeyle başımı kaldırdım." Alin Hanım gitmemiz gerekiyor." Benden çok tehditvari bakışlarla Eymen'e bakıyorlardı.
"Biraz daha kalmak istiyorum."
Telaşlı bakışlarla birbirlerine baktılar.Onları zor duruma düşürmek istemiyordum ama burdan kalkıp o eve gitmek azap gibi geliyordu.Çok lüks bir evdi esasında. Ama insan mutlu olduğu yere aitti.Ben oraya ait değildim.
"Selçuk!"
Kükremesi etrafta yankılandığında dizlerimin titrediğini hissettim."Alin'i arabaya götür."hareleri öfkeden koyulaşmış, Eymen ve benim aramda gidip geliyordu."Hiç bir yere gelmiyorum Bolat! Beni rahat bırak." Kendimden emin tavrım an be an daha da koyulaşan harelereleriyle uçup gittiğinde, sakinliği gelicek fırtınanın habercisiydi.Yeri gümbürdeten adımlarla yanıma gelip kolumdan tuttu.Hiç birşey dememe fırsat vermeden bedenimi sürüklemeye başladı.Diğer kolumdan tutan elle durdum.Durdu.
Ölümü çağıran mavileri Eymen'in elinde ki koluma bakıyordu.
"Ona dokunacak cesareti nerden buluyorsun?"
Birazdan burda hiç iyi şeyler olmayacağını hissettiğim de Eymen'in elinden kolumu kurtardım."Ben şimdi gideyim.Seninle sonra konuşuruz olur mu?" Gözlerime baktı.Herşey yolunda sinyalini vermemi bekliyordu tıpkı eski günlerdeki gibi."Sonrasında konuşacaksınız demek!' Güldü. Bu öyle bir gülüştü ki keşke bağırsa dedi iç sesim. "Arabaya geç." Titrek bir nefes ciğerlerim de yerini bulamadığında hızla başımla onaylayıp arabanın kapısını açtım.Son kez Eymen'in gözlerine baktım.Aradığını bulmuş olmalı ki rahatladı.Birden birisi kafamı yukardan bastırıp beni arabanın içine adeta poşet gibi savurduğunda kim olduğunu bildiğim için bakma gereği bile duymadım.Kapı suratıma çarptıdığın da hızlı adımlarla Eymen'in yanına gitti ve birşey söylemesine fırsat vermeden yakasına yapıştı.
Gidip müdahale etmemek için kendimi zor tutuyordum.Ama ben gitsem herşey daha da kötü olurdu buna emindim.O yüzden sadece bekledim.
Aralarında oldukça hararetli bir konuşma geçiyordu.Eymen'in ne söylediğini duymadığım halde bana doğru dönen bakışlarından benimle ilgili birşey söylediğini anladım.Cümlesini bitirmesiyle suratına inen yumruk bir olduğunda arabada çığlığım yankılandı.Arabanın kapısını açmaya çalıştım.Ama kilitliydi.Sinirden kıpkırmızı olduğumu hissettiğim de cama vurdum hırsla."Dokunma ona"
Bu bir vefa borcuydu belki de. Geçmişte onun sayesinde bana dokunamamalarının teşekkürünü, gelecekte ediyordum.Üst üste cama vurduğum da Eymen'in üstünde ki bedeni duraksadı.Ve avını yeni gözüne kestirmiş aslan edasıyla yavaşça bana döndü.Gözümün içine baka baka altında yığılıp kalan adama birşeyler söyledi ve sakince ayaklandı.Yeri titreten adımlarla arabaya doğru yürümeye başladığında gözleri hâlâ gözlerimden ayrılmamıştı.Dik tuttuğum başıma tezat bedenim korkudan titrediğinde bile inatla baktım harelerine.Kapının açılma sesi tok bir etki bıraktı.Motorun güçlü sesi arabayı doldurduğunda gaza öyle bir bastı ki yan tarafa doğru savruldu bedenim.
"Senin o adamla aranda ne var?"
Öfkeden koyu laciverte çalan, direksiyonu sıkmaktan beyazlaşan parmak boğumlarına rağmen, oldukça sakindi ses tonu."Seni ilgilendirmez."
Birden fren yapan araçla hızla öne doğru savruldum.Arabadan inip benim olduğun tarafın kapısını açtı.Güçsüz kolumu eliyle kavrayıp narin bedenimi direnmeme rağmen kolaylıkla arabadan çıkarıp yola doğru savurdu.Son anda dengemi sağlayıp düşmekten kurtulduğumda yıllardır bu sahnelere alışmışlığın verdiği güçle karşısında durdum.
Çünkü benim gücüm güçsüzlüğümden geliyordu.
"Sen benim karımsın! "
Kendi unuttuğu gerçeği, benim hatırlamam için dillendirdiğinde, acı bir tebessüm sardı çehremi.
"Alev'le senin aranda ne var peki? Hâlâ seviyormusun onu?" Derin bir sessizlik.Ağzını açıp sevmiyorum bile demediği dakikalarda sessizlik acı bir çığlık etkisi bıraktı.Ne sanıyorsam? daha düne kadar evleneceği gerçek bir evlilik yapacağı kızı bugün unutmuş olması saçma olurdu. Gerçek dillendirilsede aynıydı, sussanda aynıydı.Değişmezdi.Sadece biz kendi istediğimiz gibi görmek isterdik bazen.
"Seni ilgilendirmez.O küçük aklınla birşeyler düşünüp, benim sinirimi bozucak davranışlar yapmaya kalkarsan-" aramızda ki az olan mesafeyi uzun koluyla kapatıp bedenimi kendi bedenine çekti.Soluk alsam, nefesime toprak dolacaktı sanki.Bir o kadar yakın, ama bir o kadar da uzaktık birbirimize.Bedenler yakın olsa ne olur? Ruhlar uzak olduktan sonra...
"Öyle şeyler yaparım ki geçmişine hasret kalırsın."
Kalbime saplanan tuhaf sızıyla yüzümü buruşturdum.Kırılma sesini duyduğumda kendimi sorguluyordum.Kırılacak yerin kaldı mı senin? Demekki kalmıştı...
Beni en derin yaramdan kanatıcak kadar vicdansız bir adamdı. Güçlüydü.Ama bu gücü güçsüzleri ezerek kazanmıştı.
Çaresizlik dedi kanayan yerlerimi silen iç sesim;
"Çaresizliğin yarası hiç bir zaman kapanmaz.Ta ki biri sana çare olana kadar.."
Derdime derman olucak zannettiğim adam, benim derdimi yüzüme çarpmış ve buz gibi bakışlarıyla öylece bırakmıştı bu karanlık kuyuda...Kuyuya belki o atmamıştı ama çıkaracakmış gibi yapıp tekrar geri bırakmıştı.
Ve bu sefer daha çok acımıştı.