Sanki atsam kendimi denize, yalandan çıkmaya çalışır gibi yapıp orda kalsam..herşey daha güzel olucaktı."Madem atıyorsun neden çıkmaya çalışıyorsun?" Diyen iç sesime kahkaha attım.Oysaki ben seni zeki zannederdim. Neden olucak? Çünkü biz insanlar yaptığımız her kötü davranışın suçunu başkasına attığımız da yapmamış sayarız kendimizi.Başkasının günahıyla kendi günahımızı hafifletiriz.
Günah denizin olurdu o zaman..Çünkü ben kendimi atsam bile oda beni boğmasaymış derdim..
"Merhaba!" Yumuşak ses tonuyla girdiğim melankolik havadan çıktığımda güneşimi gölgeleyen kıza baktım.Müsaade bile istemeden pat diye yanıma oturdu.Kestane kıvırcık saçlarına, anlayamadığım gereksiz mutlulukla bana bakan kahverengi gözlerine göz gezdirdim bir süre.Tanımadığıma emin olduğum da hiçbirşey demeden dümdüz suratına baktım.
Mahcup bir edayla elini uzattı yavaşça"Ben Aslı! Seninde ismin Alin.Uzun süredir seninle tanışmak için zaman kolluyorum.Ama bir türlü cesaretimi toplayıp yanına gelemedim." Bir süre kendi kendine konuştuğunda ne yaptığını sonradan farketmiş gibi elini ağzına götürdü." Yine çok boş konuştum öyle değil mi? Ben heyecanlanınca dilime vurar saçmalarım biraz özür dilerim."
"Anladım." Duygusuz sesimle şaşkınca iç geçirdi."Gerçekten ben anlamıyorum senin gibi başarılı bir kız-" ne diyeceğini merak edip yüzüne baktım. "Neden bu kadar mutsuz?"
Suratıma çarpan gerçekler, bana dünyada ki yerimi hatırlattığında, belki de şurdan geçen kaç kişi benim yerimde olmak istiyordur diye düşündümÇünkü bizler bayılırdık kendi hayatımızı en kötü zannedip başkalarına özenmeye.Halbuki dışardan saray gibi gözüken hayatların içinde ne acılar ne imtihanlar sakladığını bilmeden..
Bilseler isterlermiydi? Bir çoğu bir gününe bile dayanamazdı.
"Mutluluk en temelden başlar."
Eğer temelin yoksa direkleri sağlam değilse, üzerine ne yaparsan yap yıkılmaya mahkumdur.
"Ama insanın kendi elinde değil mi sence de bazı şeyler? Hayat duvarının boyaları işte senin eline verilmiş.Hangi renge boyarsan o renk olur."
Güldüm.
"Peki benim elimde sadece siyah boya varsa?"
O da güldü..
"O zaman elinde renkli boyası olan kişilerle arkadaş olursun.Onlar senin duvarını da boyarlar."
******
Derslerin vermiş olduğu yorgunlukla esnedim.Yakında vizeler başlıyacaktı.Bende kendime çok yükleniyordum.Eve gidince bile odadan çıkmıyordum.Yemek için de aşağı inmeyince Karan denen adam Ceylin'le haber yollamış, eğer aşağı inmezsem sürükleyerek indireceğini söylemişti.Evde kurallar vardı.Ve herkesin uyması gerekiyordu.Herkes derken kimi kastetmişti acaba? Beni ve evdeki eşyaları mı?
"Aliinnn!" Artık duymaya alışkın olduğum sesle bıkkınca nefesimi verdim.Bu kız tüm kayıtsız kalmalarıma rağmen kendi kendine benimle arkadaş olmuştu."Olayları duydun mu?" Gözleri kocaman açarak ilgimi çekmeye çalışmasına rağmen umursuzca omuz silktim. "Ne olayı?"
Eliyle beni durdurup biraz ilerdeki kalabalığı gösterdi."Şu adam var ya bakma öğrenci gibi göründüğüne okulun bir numaralı uyuşturucu satıcısıymış.Bugün okuldakilerden birinin kardeşi uyuşturucu krizi geçirip hayatını kaybetmiş.Zavallı kız 17 yaşındaymış daha.Bu adamın parmağı olduğunu söylüyorlar." Siren sesi okulun büyük bahçesinde acı bir çığlık gibi yankılandığında içim de yayılan derin hüzne engel olamadım.15 yaşında genç bir kız için ne hazin bir son..Ailesi içinde sonsuz bir acı..
"Peki kızın ismi neymiş?"
Dikkatini kalabalıktan çekmeyi başarıp bana döndü.
"Aymira Bolat."
Duyduğum isimle derin bir sızı kalbime yüklendiğinde hayır diye itiraz etti tüm zerrelerim.Sadece bir isim benzerliği.O olamaz..
Hâlâ daha birşeyler mırıldanan kızı artık duymuyordum.Gözümün önünde turuncuya çalan sarı kıvır kıvır saçlarıyla 7 yaşındaki küçük kız canlandı.Gülümsedi..Öyle güzel gülümsedi ki sanki bu dünyaya ait değildi.Sanki cenneti vaad ediyordu..titreyen ellerim zar zor telefonuma ulaştığında saniyeler dakika oldu sanki, dakikalar saat..Parmaklarımın Kendi kendine yönlendiği isme basıp kulağıma götürdüm.Bekledim..Hiç birşey yoktu sadece beynim kuruntu kuruyor olmalıydı.
Dakikalar sonra kapanmak üzereyken açıldı telefon.Ve onun sesini duydum..Ağlamaktan kısıldığı belli olan ses bana sadece bir cümle söyledi.Ve o cümlenin acısı ikimizin de yüreğine çöktü.
"Onu kaybettik."
*********
Kara toprakta gezindi ellerim.Ve bir damla süzüldü toprağa..Benim gözlerimden ama sanki gökyüzünden..Yıllardır kuruyan göz pınarlarım çatırdadı ve biriken yaşlar özgürlüğünü ilan etti.Mezarlığın yanına yığılıp kalan adama baktım.Kan kırmızısı gözleri sadece toprağa bakıyordu.Teselli etmek istedim ama bu acıyı hangi cümle teselli edebilirdi ki? Daha sonra kokusunu topraktan alan adam çöktü yanına.."İntikamımızı alıcaz.Sana söz veriyorum.Hepsini sana bulup getiricem Eymen."
Keskin sesi acısından güç alıyordu..
"Abi gitti." Titrek sesiyle gök gürüldedi ve bulutlar ağladı.Gözünü biran bile topraktan ayırmıyordu.Biraz daha bakarsa belki de kardeşi çıkıp gelir diye düşünüyordu.
"Abicim minik ellerim üşüdü.Bana sarılsana."
Eymen'in ağzından süzülen cümleyle yıllar öncesine gitti zihnim.Üşümediği halde sırf abisi onunla ilgilensin diye yavru kedi taklidi yapan Aymiraya gitti.
"Şimdi onu burda nasıl bırakıcam.Elleri üşür." bir hıçkırık firar etti boğazımdan.Bu dünyaya ait olmayacak kadar güzel küçük kız işte uçup gitmişti sanki bir melek gibi.
"Ona nasıl kıyarlar?" Çünkü en çok ta iyi bir insan olmak pahalıydı.
."Bu kızın burda ne işi var?"
Duyduğum öfke dolu sesle yavaşça başımı kaldırdım. Sonra o adam girdi görüş açıma.Öyle garip bakışları vardı ki cehennemi andırıyordu.. Simasına yerleşen karanlık, kötü zannedilen herkesi geride bırakıyordu.Hiç tanımadığım ama o sanki beni tanıyormuş gibi bana öfkeyle bakan adamdan gözlerimi kaçıramadım bir süre.Oysaki ben kimsenin gözüne bu kadar uzun bakamazdım. Onu ve beni sanki aynı yolda yürüten, kaderimizi bir yerde kesiştiren birşeyler vardı.
"Sırası değil Baba!". Eymen'in ses tonu bu zamana kadar hiç duymadığım kadar soğuktu.Öyle soğuktu ki kardeşinin katillerini zemherisinde yakmayı vaad ediyordu.
"Ne demek sırası değil.Zaten başımıza ne gelirse senin gereksiz merhametinden geliyor.".
Eymen'in gözlerinde şimşek çaktı adeta.Birden oturduğu yerden fırladığında Karan'da onunla beraber kalkıp kollarından tuttu.
"Sakın" diye kükredi."Sakın kendini son anda baba zannetmeye kalkma! Onun ailesi sadece bendim." Elini kırmak ister gibi kendi göğsüne vurdu."Ben!'
Yüzü buruşan adam yalandan doldurduğu gözleriyle Eymen'in sözlerini ispatlıyordu sanki."Sessiz ol! Saçma sapan konuşma.Insanlar duyucak."
"Defol!"
Bağırmadan söylediği cümlenin keskinliğini hissetmiş olmalı ki bir adım geriye gitti.
"Sana defol dedim." Kükreyişiyle mezarlıkta ki kuşlar bile korkudan uçtuğunda, Karan'ın işaretiyle Selçuk adamı alıp çıkardı mezarlıktan.
Giden adamın ardından Eymen'in nefes alışverişleri şiddetlendiğinde Karan sırtını sıvazlayıp kulağına birşeyler söylüyordu."Kızı ölmüş.Ama derdi hâlâ itibarı" cümlesine kendi bile inanmak istemiyordu."Kızı ölmüş kızı!" Bağırışı içindeki derin acının sadece bir damlası olmalıydı.
"Benim Aymiram öldü abi.Saçını taramaya kıyamadığım kardeşim öldü." Hıçkırarak mezarlığa çöktü.Sarıldı.O kadar çaresizdi ki, bir saç teline dünyayı yakıcak kadar çok sevdiği kardeşine hiç acımadan kıymışlardı.Daha küçücük çocuktu o!.
Karan elinin tersiyle yanağına süzülen yaşları sildi.Tekrardan yanına çöküp omzunu sıktı.
"Hadi koçum.Şimdi kendini toplucaksın.Acımızdan güç alıcaz ve kardeşimize bunu yapanları bulucaz.Onları öyle bir hale getiricez ki ölmek için bize yalvarıcaklar."
Öyle bir ifadeyle baktılar ki birbirlerine, bundan sonra yanacak olan yangın, canını alacakları adamların acı çığlıklarıyla doldu.
"Ölüm onlara bir nimet olucak."