Yağmurun hoş şakırtısı camlara çarparken, sanki hüzünlü bir şarkı çalıyordu.Yetenekli bir kadın onun için dizayn edilen özel odada piyano çalıyordu.Bu öyle güzel bir parçaydı ki sanki parmaklarla değil, gönülle çalınıyordu.Ve kulaklara acılı bir hikayeyi anımsatıyordu..
"Karan sana anlatmadı mı? Merak dolu bakışlarla yüzümü süzdü.
"Öldürüldüklerini biliyorum ama Karan bu konu hakkında pek konuşmak istemiyor. " Karan benimle hiçbir konuyu konuşmak istemiyor demek istesemde sadece kendi zihnime dillendirdim bu cümleyi.
"Yavrum ne yapsın? Öyle ağır bir acı ki bu nasıl konuşsun?"
Dolan gözlerinden yanaklarına doğru yaşlar süzülmeye başladı.Derin bir nefes aldı.
"Daha çok küçüktü Karan annesi ve babasını kaybettiğinde.9 yaşındaydı.Gözlerinin önünde canice öldürdüler onları." Hıçkırığı cümlesine devam etmesine engel oldu.Yaşadığı acı gözlerimin önüne geldi biran.Korkudan gözleri çakmak çakmak olmuş 9 yaşındaki Karan geldi gözümün önüne ve yaşadıklarının ağırlığı yüreğime çöreklendi.
"Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler." Şeker portakalından bir söz aklıma geldiğinde, ne kadar da doğru dedi küçük Alin.Acılara tanıdık olmanın verdiği olgunlukla, 9 yaşında kim bilir kaç yaş büyüdüğünü anladı Karan'ın.Şimdi 28 yaşında ama ruhu belki 50..Bedeninden önce yaşlanmıştı.Kiminin yaşından küçük gibi şımardığı dünyada, kimisi çocukken yaşlanmak zorundaydı.Yaş almadan yaşlanan çocukların sesi aslında her yerde, ama tıkanan kulaklar duymamak üzere programlanmıştı.
"Peki sonra ne oldu?" Birşeyler vardı bu hikayede.Benim olmadığım ama en çok ta beni ilgilendiren."Ya-yani kim öldürmüş onları?"
"Bilmiyorum kızım.Sadece öldüren kişilerden çok ağır bir intikam almışlar.Harun'dan duyduğum kadarıyla bebeklerini öldürmüşler."
Masum insanların bedelini yine masum biri mi ödemişti? Hemde henüz bir bebek.Bu nasıl karanlık bir dünya dediğim de iç sesim şaşkınlığıma anlam veremedi.
Karanlık dünya değil, dünya zaten karanlık.
******
"Aslı birkaç günlüğüne kalacak yere ihtiyacım var." Elindeki kitaptan nihayet başını kaldırdı."Niye kızım? Sen Karan'la evli değil misin?" Evlilik? Paylaştığım tek ortak şey kimlikteki soyadımız olan adamla mı? Sanırım evliydim.
Ne kadar ilginç. Zaman değiştikçe insanların paylaştıkları şeylerde azalıyor.Gelişmekle, gerilemek arasında ki ince bir çizgideyiz aslında.Gelişerek değerlerimizi kaybettiğimiz bir devirde yaşıyoruz.
"Sorgulama işte! Evden ayrıldım." Şaşkın bakışları olaya anlam vermeye çalışıyordu."Öyle bir söylüyosun ki sanki ev arkadaşınla kaldığınız evden ayrılmışsın." Sinirli bakışlarımla karşılaştığında teslim oldum dercesine ellerini havaya kaldırdı.
"Peki her neyse.Gel işte kızım bize.Odam kocaman beraber yaşar gideriz." Samimi sözlerine karşılık hayır dercesine başımı salladım."Ev tutmam lazım Aslı.Birde part time iş bulmam lazım.Onda bunda kalarak olmaz."
Öfkeyle elinde ki kitabı kapattı.Şifreyi bulmak için hergün saatlerce kitap okuyor ve her absürt kelimeyi acaba şifre bumu diye denettiriyordu bize.Tabi bir gün Cihat'ın artık tepesi atmış, Aslıyla birbirlerinin saçını başını yolmak üzereyken zor ayırmıştım onları.Şimdiler de ise her buluştuğumuz da acaba şu kelime olabilir mi dediği an konuyu değiştiriyodum.
"Dostun olduğumu zannediyordum." Hem kızgın hemde kırgın çıkmıştı sesi.
"Dostumsun zaten Aslı.Sadece gerçekten böyle daha iyi hissedeceğim kendimi." Şüpheli bakışlarla taradı yüzümü.Kararlılığımı anlamış olmalı ki peki dercesine başını salladı.
"Bu işi halletse halletse Cihat halleder."
Her zaman geldiğimiz cafede en sevdiğimiz tavuklu dürümü yerken Cihat'ın başına taktığı siyah şapkaya anlam vermeye çalışıyordum."Karan'ın adamları sadece evin önünde bekliyor diye biliyordum." Aslı ağzı dolu dolu zihnim de ki cümleyi dillendirdiğinde "Zaten beni değil Alin'i takip ediyorlar. " dedi Cihat.
Şaşkınlıkla Aslıyla aynı anda etrafi taramaya başladık."Ne yapıyorsunuz salaklar! Deve kuşu gibi kaldırdınız başınızı.Daha çok dikkat çekiyorsunuz farkındamısınız?"
Cihat'ın öfkeli cümlesinde haklılık payı vardı tabi.Ama.yine de dayanamayıp etrafa bakmaya devam ettiğim de gördüğüm tanıdık yüzle birden başımı masaya yapıştırdım."Cenk burda!" Aslıda sandalyesini gözükmemek için duvara yapıştırmış ama bir yandan durmadan dürümünü yiyordu.Cihat hayatı sorgular gibi bir bana birde Aslı'ya baktı."Kimlerle katilleri arıyorum ben! Gerçekten bu kadar düşmüş olamam."
Aslı nihayet yemekten vazgeçmiş, kırgın bakışlarla Cihat'a baktı.
"Koca kafana şapka takmayı akıl edeceğine o zaman bize haber verseydin Alin'i takip ediyorlar diye."
Söyledikleriyle evet haklı dercesine Cihat'a baktım.
"Kızım şurdaki adamdan çaldım şapkayı.Cafeye gelirken gördüm adamları." Karşısındaki kıza aptal aşık gibi bakarken kafasındaki şapkanın olmadığından bir haber adama baktık ikimizde.Zavallı adam kızın esprilerine güldüğünü zannediyor olmalıydı.
"Ne yapıcaz peki şimdi Cenk kesin Karan'a haber vermiştir.Buraya gelmesi an meselesi!"
Bir yandan dudaklarımı kemirirken diğer yandan kulağında ki kulaklığa birşeyler söyleyen Bolat'ın adamına göz gezdirdim.Eğer Cihat'ı burda görürse biterdik.Görmezse de bir şekilde kim olduğunu öğrenirdi.Her türlü bitmiştik yani.
"Hemen telaşlanmayın.Birşeyler buldum galiba." Avcı edasıyla gözüne kestirdiği, çocuğa baktım bakışlarını takip edip.Ne gibi şeyler dönüyordu acaba şeytan aklında.?
*****
Aslı'nın gülmemek için dudaklarını kemirdiği dakikalarda uyarı dolu bakışlar attım ona. "Kızım gülmesene! Karan birazdan gelir." Yanında oturan çocuğa bakıp bana döndü." Ne yapayım gergin anlarda gülesim geliyo benim."
Cihat yine zehir gibi aklını çalıştırmış çapraz masadaki çocuğu lavaboya götürüp kıyafetlerini değiştirmişlerdi.Şimdi onun yırtık pantolonu desenli gömleğiyle lavaboda, çocuk ise bizim masadaydı.Bizim okulda okuduğu için hikaye daha inanılır bir hâle geliyordu.
"Alin!"
Dün geceden sonra ilk defa duyduğum sesi özlememe anlam veremedim biran.Oysaki en son hiçte iç acıcı şeyler duymamıştım.Herşeye rağmen dedi iç sesim.Herşeye rağmen..Ama gerisini dinlemedim.İnkar edeceğim şeyi en mantıklısı baştan dinlememeliydim.
"Efendim.?" Gözlerim saniyelik mavilerine değdiğinde ateşe değmiş gibi tekrar kitaba döndü.
"Sen kimsin lan?" Sesinden ne kadar öfkeli olduğunu hissettiğim de bu öfke değişik bir haz verdi bana."Akif! Alin'in okul arkadaşıyım." Çocuk tamda Cihat'ın öğrettiği gibi konuştuğunda acaba Cihat bu çocuğa tam olarak ne teklif etti.Yada ne ile tehdit etti diye düşünüyordum.
"Gidiyoruz." Çocuğa hiç cevap vermeden direk bana hitaben söylediğiyle soğukkanlı bir ifadeyle başımı kaldırdım kitaptan. "Gördüğün gibi ders çalışıyoruz." Tehditkâr bir ifadeyle gülümsedi.Biraz daha kalkmazsam hiçte iyi şeyler olmayacağını hissediyordum.Ama şansına küs Karan Bolat! Artık senden korkmuyorum..
Birden kolumda hissetiğim güçlü eliyle ne olduğunu anlamadan vücudum havalandı.Zayıf bedenimi kolaylıkla omzuna attığında çığlıklarım havada uçuştu."Bırak beni seni küstah adam! Ne yaptığını zannediyorsun.Rezil oldum herkese." Bana yardım etmek için ayaklanan Aslı'ya Cenk engel oldu.Onların kocaman bedenleri karşısında biz gerçekten çaresizdik.
Video fotoğraf çeken insanları umursamadan hızlı adımlarla cafeden çıktı.Bir yandan sırtına vuruyor bir yandan saçlarını çekiyordum."Rahat dur.!" Omzunda sanki insan değilde kuş taşıyormuş gibi rahattı.
Sokağın başındaki arabanın yanına geldiğimiz de dikkatle indirdi beni.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen! Yeter artık anladın mı bıktım senin dengesiz halinden ben.Şimdide hiçbirşey olmamış gibi eve mi gelicem seninle!"
Ifadesiz suratında bir milim oynamadığında artık sinirden saçını başını yolmak istiyordum.
"Evet!"
Dümdüz sesi beynimde çınladığında kahkaha attım.
"Ben ev tutucam kendime duydun mu beni! Anlaşma belli seninle evli kalmaya devam ederim ve işin bittiğinde de boşanırız.Beni kovduğun eve- " hararetli konuşmamı bölen güçlü kolların bedenimi sarması oldu.
Bana sarılıyordu.
Gözlerim şaşkınlıkla irileştiginde kollarım iki yanda öylece kaldım.Ne yapacağımı bilmiyordum ama parmak uçlarım sızladı.Hiç yabancılamadı bu durumu. Sanki yıllardır bu ânı bekliyor gibiydi.
"Sana ihtiyacım var Alin! Eve dön..Bana dön.."
Ben zaten sendeyim diyemedim..Ben zaten seninleyim..