Yolun sonunun karanlık olduğunu bildiğin halde, o yolda yürümek neydi sahi? Çaresizlik! Yada mecburiyet herneyse..Peki ya ben yolu sevmişsem..Bile bile zarara mı girmek oluyordu o zaman? Bazen insan kendisi seçer yaşayacaklarını.Sonra da niye yaşıyorum der.Yolun başında attığı adımı unutup, yolun sonunda şikayet etmeye başlar.
Benim bu yolda şikayet etmeye hakkım yoktu belki de.Ona güvenmemeyi seçebilirdim.Ama ben güvenmeyi tercih etmiştim.Ve tercihlerimin bedelini ödemek zorundaydım.
Aramızda ki tuhaf atmosferi gürültüyle açılan kapı böldü.
"Afedersiniz rahatsız ettim sanırım!" Duyduğum muzip sesle Karan'ın bakışları öfkeyle karardı."Lan niye kapıyı çalmadan ahıra dalar gibi dalıyorsun!?" Bakışları uzun kazaktan gözüken bacaklarımda öyle bir ifadeyle yoğunlaştı ki alevi odayı tutuşturacak gibiydi."Harun çık dışarı!" .Gür bir kahkaha odayı doldurduğunda hiçte Karandan korkmuşa benzemiyordu.
"Benim küçük Karan'ım büyümüşte karısını mı kıskanıyormuş?" Ağzından dökülen cümleyle kahkahama engel olamadığımda öfkeli hareleri beni buldu bu kez.Kúçük mü? Bu adam mı?
"Ulan!" Komodinin yanından aldığı vazoyu hızla fırlattığında Harun çoktan dışarı çıkmıştı bile.Dudağımın kenarının titrediğini hissettiğim de gülmemek için sıktım kendimi.Şuan öyle halsizdim ki öfkeli bir Karan'la mücadele edicek kafada değildim.Hiçbirşey demesine fırsat vermeden pantolonu bacaklarıma geçirdim.Zaten kazak o kadar bol ve uzundu ki elbise gibi olmuştu üzerime.
Kapı tekrar tıklatıldığında bu kez girmesi için seslendi.Sanki az önce Karan'ı sinir küpüne döndüren o değilmiş gibi sallana sallana girdi içeri.
"Merhaba yenge.Harun ben! Sana hoş bir giriş sahnesi sergileyemedik ama Karan'ın çocukluk arkadaşıyım. " şaşkınlıkla gözlerim açıldığında hâlâ daha öfkesini kaybetmemiş adamı buldu bakışlarım. Onu zihnimde çocuk hayal ettim.Kaşları burnunda gezen her oyunda kendi dediği olmasını isteyen bütün çocukların gıcık olduğu bir çocuktu kesin.Ama eminim çok tatlıydı.
Harun'un komodinin üstüne koyduğu çantayla hayal dünyamdan sıyrıldım."Hadi yenge kocanı izlemen bittiyse seni muayene edeyim.Zaten gecenin bu saatinde kış uykumdan uyandırıldım başka bir ayı tarafından." Yakalandığımı anladığımda utançla kızardı yanaklarım.Hayır yani boş bulduğum heran bu adamı izlemekte neyin nesiydi.Yeni yeni alışkanlıklar kazanıyordum.Alaylı bir gülümseme yayıldı yüzüne.Hızla gözlerimi kaçırıp yatağa oturdum.
Dakikalar sonra sanki Harun değilde Karan dokturmuş gibi müdahele etmeleriyle zorlu süreç bittiğinde tuttuğum nefesi bıraktım.
"Eee nasıl iyi mi?"
Harun'un tansiyon aletindeki bakışları Karan'ı buldu."Bilmem abi sen söyle! Benden daha çok muayene ettin çünkü." Dudaklarım gülmek için kasıldığında geldiği yere geri gönderdim kahkahayı.
"Zevzek zevzek konuşma da söyle!"
Bir süre şaşkınca anlam veremediğim bakışlarla Karan'a baktı ve dudaklarından tek bir kelime süzüldü.
"İlginç."
Başka birşey demeden çantasını toparladığında yüzü ciddi bir hâl aldı."Yenge sen nasıl bir çocukluk geçirdin?"
Soru odanın ortasında gökgürültüsü etkisi bıraktığında anlamsız bakışlarla yüzüne baktım.Bunun şuan halsiz hissetmemle ilgisini anlayasamda her zaman olduğu gibi geçmiş, hiç görevini aksatmadan ayaklarıma dolanmaya devam ediyordu.
"Yani çok vitaminsiz kalmış bedenin.Tabi bunu tam anlayabilmem için bazı tahliller yapmam gerekiyor ama, zamanında alman gereken besinleri almamış gibisin."
Ve yere düştü çocukluğum.Yaşamanın bile mucize olduğu bir evde kimse açmısın diye sormamıştı ki..Günlerce hiçbirşey yemediğim için bayıldığım o güne gitti zihnim.Evde hiç yemek yoktu ve koyunları otlatmaya gitmek zorundaydım.Onlar karnını köyün meydanında verilen ziyafette doyurmuş bana ise hayvanları bırakmışlardı.
Çok açtım..
Küçücük bir çocuktum baktığında.En fazla 8 yaşında falan olmalıydım.Ama omuzlarıma bırakılan yük, bir kadının bile kaldırayamayacağı cinstendi.Bende kaldıramamıştım zaten.Altında ezile ezile büyümüştüm..
"Ben üzgünüm.Söylememem gereken birşey söyledim sanırım." Dolan gözlerimi kaldırdığımda beni dikkatle izleyen mavi harelerine baktım.Kendisine para karşılığında satılmış kızın çocukluğunu az çok tahmin ediyor olmalıydı.Para karşılığında değer biçilen hangi hayat değerli olurdu ki zaten.? Değerimi rakamlar belirlemişti.
"Ha-hayır kusura bakmayın.Sadece aklıma kötü birşey geldi de ondan duygulandım biran." Aklıma bir çocuğun açlıktan bayılıp hastaneye düştüğü bir film sahnesi geldi.Camlar ardında izlediğinizde, gözyaşlarınızı tutamadığınız, ama gerçek hayatta görünce üç maymunu oynadığınız o çocuklardan biriydim ben.Sahte kalpler, gerçek olmayan sahnelere duyarlıydı her zaman.Çünkü gözyaşı bedava, ama ekmek paraylaydı.
"Anladım.Dediğim gibi Karan en kısa sürede hastaneye getirirsin bir kaç tahlil yaparız.O zamana kadar vitamin birde ateş düşürücü yazıcam düzenli kullanırsın." Hiç birşey demeden sadece başımla onayladım.
"Biraz konuşalım mı?" Az önce ki neşesinden eser kalmayan adamın Karan'a dönüp sorduğu soruyla ikiside dışarı çıktı.Kötü zamanlarımda neden yanımda değilsin diye kızabileceğim biri olmaması ne ilginçti.İnsanın kırılabileceği, yokluğunun birşeyler ifade ettiği, birinin yada birilerinin olması garip bir duydu olmalıydı.
Yaşamadığım şeylere garip derdim her zaman.Çünkü güzel yada çirkin olup olmadığını sadece yaşayarak anlayabilirdim.
Boğazımın kuruduğunu hissettiğim de komidinin üstünde ki sürahiye baktım.Boştu..Yataktan çıkmaya takatim olmamasına rağmen biraz olsun açılırım belki diye aşağı inmeye karar verdim.Yavaşça ayağa kalktığımda gözlerimin önü karardı.Duvardan destek alıp kapıya doğru yürüdüm.İnsanların uyuduğunu düşünüp sessizce indirdim kolu.Kimseyi rahatsız etmek istemiyordum.Merdivenlerden parmaklarımın ucunda indim.Tam mutfağa giriyordum ki ismimi duyduğum da duraksadım.
"Alin masum! Sende biliyorsun bunu."
Harun'un sert fısıltısı beynim de şimşek etkisi yaptı.Neyde masumdum ben?Karşı taraftan hiç ses gelmediğinde duyulmadığına emin olduğum adımlarla salon kapısının önüne yürüdüm.Aralık kapıdan sadece Karan'ın sırtı görünüyordu."Karan sen ne ara bu kadar acımasız bir adam oldun? "
Gergin sırtı birşeyleri hatırlamış veya zaten hiç unutmadığı birşeyin acısını yeniden yaşıyormuş gibi daha da gerildi.
."Ailemi benden aldıkları gece."
Duyduğum cümlenin ağır etkisiyle geriye doğru gittiğimde birşeylere çarptığımı hissettim.Yere düşüp kırılan objenin sesi evi doldurduğunda ben kaçamadan çoktan salondan çıkmışlardı bile.Mavi hareleri beni görünce öyle bir parladı ki bu farklı dedi titreyen iç sesim.Daha önce onu hiç böyle görmemiştin.
Birden kolumdan tuttuğunda acıyan kolumla derin bir iç çektim."Sen burda ne arıyosun lan!" Öyle bir bağırdı ki evin her odasına sesinin ulaştığına emindim.Harun araya girip kolumu elinden kurtarmaya çalışsa da nafileydi.Öfkeliydi bana.Sebebi ise sadece kapı dinlediğim için değil çok daha derinlerde bir yerdeydi.Öyle bir baktı ki gözlerime kendimi dünyanın en suçlu insanı hissettim.Birilerinin suç boşluğunu dolduruyordum anlaşılan zihninde.
"Niye her yerdesin? Neden sürekli seni görmek zorundayım ben! Tahammül edemiyorum anlamıyo musun? Senin şu suratını görmeye bir dakika bile tahammül edemiyorum.!"
Sözleri kalbime hançer gibi saplandığında ona teşekkür borçluydum aslında.Bana yerimi hatırlattığı için, dünyada bir oda kadar bile yerim olmadığını bana hatırlattığı için minnet duymalıydım.
Şuan sanki dünyada o ve ben vardık.Öyle silikleşmiti ki herşey biranda, az sonra söyleyeceği cümlelerin aramıza dünyalar kadar mesafe katacağından bir haber fısıldadı.Zehir içmişti sanki bu gece.Zehir kusuyordu çünkü.
"Defol git etrafımdan! Benim olduğum yerden soluduğum havadan sende o ailen-" dudaklarına gelen kelimeyi zar zor geri gönderdi.
"Sende onlarda defolun gidin!"
Oysaki insanın kovulduğu zaman gidecek bir yeri olmalıydı.Gözümün kenarına doğru süzülen bir damla yaşı takip etti hareleri.Sanki o zaman transtan çıkmış gibi dakikalar sonra moraracagına emin olduğum kolumu bıraktı birden.
Sendeledim ama düşmedim.
Bu sefer ben küçük Alin'e değil, o bana ağladı.Beni toparladığın yerden sen dağıldın dedi.Haklıydı ses çıkarmadım.Bana hüzünle bakan Harun'a gülümsedim.Kimseyi acımla mutsuz edecek kadar bencil biri değildim.Ona bakmadan, bakarsam eğer yığılıp kalacağım hissiyle arkamı dönüp hızlı adımlarla merdivenlerden çıktım.Dolabın üstünde ki telefonumu alıp geldiğim de üzerimde olan kapşonluyu giydim.Odadan çıkıp koşar adımlarla merdivenlerden indim.Hâlâ daha aynı pozisyonda duran adamlarınyüzüne bakmadan Hatice teyzeye gülümsedim sadece.Ağlıyordu.Birinin benim için ağlaması tuhaf hissettirdi.Ve aklıma gelen şeyi hiçdüşünmeden yaptım.Sarıldım ona.Teması sevmeyen Alin bunu çocukluğuna borçluydu.Çünkü küçük Alin'in parmakları sızlardı hep. Birine sarılabilmek için.
Ondan ayrılıp Ceylin'e baktım minnettar bir ifadeyle.Dudaklarından bir hıçkırık firar ettiğinde, "Yine olsa yine yapardım." dedi.Dolan gözlerimle sadece başımı sallayabildim.Beni koşulsuz seven bu iki insana her zaman borçlu olucaktım.Arkama hiç bakmadan kapıyı açtım.Soğuk havanın etkisiyle esen rüzgarla hafif bir titreme aldı bedenimi.
Ayakkabılarımı giydiğim de, yine yollar göründü bize dedim iç sesime.Belki de bu dünyayı göçebe gibi ordan oraya giderken tamamlıcaz.Göçmen kuşlar gibi..Kendimize konacak bir dal bile bulamadan..Öylece yaşayıp gidicez.
Gecenin bu saatinde nereye gideceğimi bilemeden korumaların keskin bakışları altında dış kapıya kadar yürüdüm.Kapıyı açıp çıkmak üzereydim ki önüme geçen adamlar engel oldu."Karan beyin talimatı var Alin Hanım.Burdan çıkamazsınız." Öfke bedenime uğursuz bir ağrı gibi yayıldığında sakinleşmek için gözlerimi kapattım.Derin derin aldığım nefesler temiz havanın etkisiyle ciğerlerimi rahatlattı.
"Çekil önümden Selçuk!" Öyle bir soğukkanlılıkla söylemiştim ki cümleyi tedirgin bir halde birbirlerine baktılar.
"Alin Hanım lütfen.Bizi zor kullanmak durumunda bırakmayın." Kahkaham bahçede sinir bozucu bir etki bıraktığında ikisini birden itledim."Sizin o Karan Beyiniz beni kendisi kovdu.O yüzden önümden çekilin." Hâlâ daha duvar gibi bedenleri bir milim kıpırdamadığında" Çekilin dedim"diye bağırdım.
Birinin kolumdan tuttuğunu hissetiğim de, açık havaya rağmen duyduğum toprak kokusuyla kırgın harelerim mavilerine tırmandı.Hızla kolumu elinden kurtardım.
"Bir daha bana sakın dokunma.!" Dudaklarımın arasından keskin bir sesle tısladığım da kendimden en çok kırgınlığımın öfkeye dönüştüğü zamanlar korkardım.Çünkü o zaman yapamıyacağım hiçbirşey yoktu.Kendi intikamımı kendim aldığım o gün ayaklarımın üzerinize durmayı öğrenmiştim.Sendelesem de düşmemeyi..
"Gece gece daha fazla olay çıkarma gir içeri." Kendi benliğinden başka birşey düşünmeyen, diğer insanları bir böcek gibi gören bu adamı daha fazla görmeye tahammülüm yoktu.
"Tamam sakin olun. Alin şimdilik bize gelsin.İkinizde normale dönünce konuşursunuz." İtiraz etmek için dudaklarımı aralamıştım ki Karan'ın yüzünde gördüğüm ifadeyle kabul etmek zorunda kaldım.Ordan buraya asla dönmeyecektim.
"Sadece bu gecelik! Sende diğer evine gidiceksin Harun." Harun başını sallayıp onu onaylandığında, yanıma geldi."Ben arabayı alıp geliyorum." Hiçbirşey dememi beklemeden bahçe kapısından çıkıyordu ki Karan'ın sert sesiyle duraksadı."Sen git.Alin'i Selçuk getirir." Sanki onun malıymışım gibi benim hakkımda kararlar vermesi artık sabrımı zorluyordu."Ben Harun'la gidiyorum." Mavileri sinirin verdiği yoğunlukla titredi.Onu hiç umursamadan hadi dercesine Harun'a baktım.Oda onaylayıp arabayı almak üzere çıktı bahçeden.
Çarpan kapının sesi buraya kadar geldiğinde eve girdiğini anladım.Zaten halsiz olan bedenim ayakta durmakta zorluk çekiyordu.Neyse ki çok geçmeden beyaz mercedesle Harun gelmişti.
*******
Bu sabah uyanırken, gece başka bir evde uyuyacağımı düşünmezdim.Öyle değil miydi zaten? Sabah uyandığında nasıl bir güne uyandığını bilemezdin.O gün neler yaşayacağını, seni nelerin ne gibi acıların yada güzelliklerin beklediğini bilemezdin.Her sabah farklı bir gizeme uyanırdın aslında.
Tıklanan kapıyla sanki yatağa oturarak suç işlemişim gibi hızla kalktım ayağa."Gir" komutumu duyduktan bir süre sonra yavaşça kapı açıldı.Elinde kıyafetlerle Harun girdi görüş alanıma."Temiz kıyafetler buraya bırakıyorum.Banyo müsait girebilirsin ben şimdi çıkıyorum zaten rahat ol o yüzden." Tam arkasını dönüp çıkıyordu ki atıldım hızla"Harun!" .
Durdu ve aynı eve ilk geldiği zamandaki gibi sıcak bakışlarla ne söyleyeceğimi bekledi."Teşekkür ederim herşey için.Sen gerçekten çok iyi bir adamsın." Yalandan küstah bir şekilde güldü."Ah biliyorum yengecim. Hergün kızlardan duyuyorum zaten bu cümleleri.Hem yakışıklıyım hem doktorum hemde iyi bir adamım.Daha ne olsun.?"
Dudaklarımdan ufak bir kıkırtı kaçtığında mutlu halimi görünce azda olsa rahatlamış gibiydi."Sen Karan'ın kusuruna bakma olur mu? Çocukken acı bir kayıp yaşadı.Sende tam olayın üstüne gelince sana patladı işte." Zehir saçan adamın suçlarından sen utanmamalısın dedim içimden.Onun kırıp döktüklerini başkası toplamak zorunda değildi ki.
"Beni suçluyor gibiydi.Ben alışkınım aslında hatam olmayan şeylerin bedelini ödemeye.Ama onun bakışları çok farklıydı Harun! Sanki yaşadığı acıda en çok katkısı olan benmişim gibiydi. ".
Ağzını açtı fakat birşeyler söylemeden tekrar kapattı.Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.Fakat o bile senin bir alakan yok diyemedi.
Nasıl bir gizemdi bu? Benden saklananlar, sanki sonumu hazırlıyordu.
Hiç birşey demeden kapıyı kapatıp çıktı odadan.Getirdigi kıyafetleri alıp bende arkasından çıktım.Apartman kapısının kapandığını duyduğum da gittiğini anladım.Annesinin mutfaktan tıkırtıları geliyordu.Eve girdiğimiz de o kadar sıcak karşılamıştı ki beni bir nebze olsun rahatlamıştım.
Duş aldıktan sonra üzeremi giyinip aynadan yansımama baktım.Çöken göz altlarıma, sararan benzime..Ve zihnimde o ses yankı yaptı."Her halinle ne güzelsin Alinkuşum." Sen şimdi gel beni gör diye seslendim geçmişteki turuncu saçlı kıza.Acaba hâlâ aynı şeyi düşünürmüydün?
O güzel olan herşeyi sende zannediyordu..İç sesimin tek sevdiği insana karşı ne çok şeyler borçluydum..düşüncelerimden sıyrılıp saçlarımı yukarda topuz yaptım.Onu düşünmek iyi geliyordu aslında ama geçmişi aydınlatmak benim elimde olduğu halde hiçbirşey yapamamak..işte en zoru oydu.
"Kızım işin bitince mutfağa gel tamam mı? Yemek hazır." Sanki hergün burdaymışım gibi durumu kabullenip varlığımı yadırgamayan teyzenin cümlesiyle sıcak bir tebessüm sardı çehremi.Yavaş adımlarla banyonun önünden uzaklaştı.Bekletmemek için son kez kendime bakıp çıktım banyodan.Çekingen bir şekilde mutfağın önünde durduğumda yaşlı haline rağmen, neşeli bir tavırla çorbayı karıştıran teyze aslında birçok konuda hayat dersi veriyordu insana.Huzur insanın kendi elindeydi aslında.Bir ocakta yemeğin pişmesi bile insanı mutlu edicek en büyük sebeplerdendi.Açlıktan ölen insanlarla aynı dünyada yaşadığımız halde, doyan karnımıza şükretmiyorduk hiçbir zaman.
Varlığına şikayet ettığimiz herşeyin yokluğunla imtihan olduğumuz da şükretmeyi öğrendik.
"Ah yavrum niye dikiliyorsun öyle hasta hasta.Gel otur hemen.Mercimek çorbası yaptım seversin değil mi?.
Herkes için basit gelen bu sorunun cevabını benim hafızamda bulmam epey zordu aslında.Severmiydim ki? "Se-severim tabi.Ne zahmet ettiniz" gülümsedi.Elinde ki çorba dolu tabağı masaya koydu."Hadi otur bakalım.Bu çorbanın hepsi bitecek."
Mahcup bir edayla masaya oturdum.Birinin yemeğimin bitmesi için ısrar etmemesi üzerinden sanırım 19 yıl geçmişti..Titreyen elimin sebebi galiba hâlâ daha kendine gelememişti vücudum.Kaşığı alıp doldurdum.Yavaşca ağzıma götürdüğümde şahane lezzetiyle"bu harika!" Sözü döküldü dudaklarımdan.Tadı gerçekten çok güzeldi.
Nefes almadan dakikalar içinde bir tabak çorbayı bitirdiğimde boş tabakla utançla teyzeye baktım."Karan'da çok sever benim yemeklerimi.Hele çocukken görmen lazımdı.Hiç nefes almadan tabak tabak yerdi." Duyduğum isimle iştahım kaçtığında o durumdan habersiz hüzünlü bakışlarla düşüncelere dalmış görünüyordu.
"Çok ağır şeyler yaşadı çocuk!" Dolan gözleri çok acı şeyleri hatırladığının habercisiydi.
"Hacer teyze?" Birden irkilip geçmişten sıyrıldığında tekrar eski sıcak haline döndü.
"Karan'ın ailesine ne oldu?"
Sorum sanki onun gibi pozitif bir kadının bile kaldıramayağı kadar derindi.Derin acılara gebeydi.Ve gün gelip doğduğunda bizden geriye hiçbirşey kalmayacaktı.