Sonbahardaki yaprakların çıtırtısı, zihne terapi gibi gelirdi bazen.Bir kaç hafta öncesine kadar yeşil olan yapraklar şimdilerde sanki hiç yeşil olmamış gibi sararmıştı.Ömür gibi belki de..Kaç yıl yaşarsan yaşa, sanki hiç yaşamamış gibi arzuyla yaşamak isterdin. Tekrar bir yaprağa basıp çıtırtısını dinledim.Ama bu hoş müzik sesini tiz bir ses bozdu."Buldum işte buldum mantar!".
Elindeki mantarı sanki aferin almak isteyen bir çocuk edasıyla Karan'a doğru sallayan Alev'e göz devirdim.
"Zehirli o!"
Hızla mantarı yere attı.Elini koparmak istercesine toprağa sürtmeye başladı."Merak etme yersen zehirlenirsin.Dokunursan değil." Giydiği kırmızı topuklu ayakkabıya bakarak dümdüz sesle söylediğim cümleyle Samet gür bir kahkaha attı.Öfkeli gözleri beni bulduğunda adının hakkını verircesine alevler çıktı gözünden.Yavaşça ona doğru eğilip, gözlerine baktım.Bana olan siniri çok daha derinden geliyordu.Hemen yanında ki mantarı çekip koparttım.Alaylı bir şekilde gülümseyip yavaşça doğruldum.Yanımızda getirdiğimiz sepete attım.
"Ya buda zehirliyse nerden biliyosun." Yüzünde tiksinir bir ifadeyle topuklularını silmeye çalışan kıza ukala bir bakış attım."Gelincik mantarı bu.Oldukça lezzetli olur."
Toprak kokusunun en yoğun olduğu yerde bile, kendi kokusunu farkettiren adamı yakınımda hissettiğim de dün gece ki konuşmanın verdiği hisle uzaklaştım yanından."Peki bu?"
Gösterdiği beyaz mantara baktım.Nedense onunda bildiğine emindim.
"Ölüm meleği."
Mantarı tutup koparttı."Böylesine beyaz bir mantarın, öldürecek kadar zehirli olması ne kadar ilginç değil mi?"
Zıtlar birbirinde harmanlanır Bolat.Herşey ne göründüğü kadar siyah, ne de göründüğü kadar beyazdır.
"Tıpkı senin gibi Eftalya.Bu masum görünüşünün arkasında ki zehirli geçmişin gibi.."
Geçmişim ömrüm boyunca ayaklarıma dolanacak kadar karanlıktı.
*******
Acılarını kimseye gösterme, ya sana acır yada gün gelir canını acıtır.Hayat felsefem bu olmuştu her zaman.Dışardan bakınca bir kaya gibi sert iradem olmasının tek sebebi buydu.Acılarımı kimseye anlatmıyordum.Çünkü eğer anlatırsam, ben unuttuğum zaman başkası hatırlatırdı.Geldiğimiz cafede sessizligimiz sesimiz olmuştu.Düşüncelerimiz o kadar yoğundu ki kimse ağzını açıp bir yerden başlayamıyordu.Bilerek seçtiğimiz tenha cafeye göz gezdirip Cihat'a eğildim.
"Bana doğruyu söyle.Aymira kullanıcı yada satıcı değildi öyle değil mi?"
Kendinden emin başını olumsuz anlamda salladı."Değildi.".Karan'ın odasında bulduğum otopsi raporları tam tersini sòylüyordu.
Aymira Bolat yüksek doz uyuşturucudan hayatını kaybetmiştir..Bu gizemi biraz olsun aydınlatıp kardeşimin katillerini bulabilmemiz için, o belleğin şifresine ihtiyacımız vardı.Ama her yolu denememize rağmen bulamamıştık."Senin yanında nasıl kullanmadı onu anlamadım?"
Aslı'nın suçlarcasına sorduğu soruyla elinde oynadığı bardağı sertce masaya koydu."Doğru konuş.Sabrımın sınırlarında geziyorsun Aslı!".Bu ikisinin kedi köpek gibi tartışmalarından sıkıldığım için onları kendi halinde bırakıp ayaklandım."Benim gitmem lazım.Birşey bulursanız haber verirsiniz."
Kafeden çıktığımda içerideki boğucu havaya tezat dışarıda yağmur yağmak üzereydi.Yağmurdan önce ki karanlık çok şeyleri anımsatırdı esasında.Her karanlığın sonu aydınlık, her sıkıntının sonu ferahlıktı.
Yeter ki sabret Alin! O gün gelicek ve sen kardeşinin katilleriyle gözlerinin içine bakarak hesaplaşıcaksın.Taksiye bindiğim de Şu anda olmak istediğim tek yerin adresini verdim..
*******
Hangi mezar bu kadar taze kokardı peki? Diktiğim limon ağacının köklerini suladım.Okşadım toprağını, sanki onun saçlarını okşar gibi.Öyle dargın öyle küskündüm ki herşeye, çocukluğum ağlıyordu hergün içimde.Onun gözyaşlarını silen Aymira'sı yoktu çünkü.Ağlamak serbestti küçük Alin'e. Kimse gözyaşının hesabını sormuyordu zaten.Ondan başka kimse neden ağladın demiyordu.
Artık o da gittiğine göre ağlayabilirdi..
Ama ben ağlayamazdım.Ağlarsam güç kaybederdim.Benim ufak bir zayıflığım onların amacına biraz daha yaklaşması demekti. Yanıma çöken bedenle kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdım."Cihat?" Gözünü kırpmadan toprağa bakıyordu.Sanki ben burda yokmuşum gibi..Sanki heryerde sadece o varmış gibi..
"Alin zamanımız kalmadı biliyorsun. "
Sevdiğinin toprağına bakarak, karanlık geleceğini dillendiriyordu.Bir gün burası onun son durağı olucakmış gibi netti bakışları.."Bugün yarın beni almaya gelirler." Acı gerçekle gözlerimi sımsıkı kapattım.Hayatını verecek kadar sevdiğin kişinin hayatını sonlandırmakla suçlanmak..Ne acı bir tecrübe!
"Senden tek istediğim anneme sahip çık olur mu? "
Dolan gözlerime tezat gülümsedim.O hiç böyle konuşmalar yapmamıştı.Şimdi benim gibi oda yaklaştığını hissediyordu."Ölecekmiş gibi konuşma Cihat!"
Gülümsedi.Ama gülüşünde ağladı..
"Ben zaten yaşamıyorum ki."
Adı konmamış bir cenazeydi o haftalardır..
"İçimde bir şey kanıyor
Keskin bir vedanın yarası sızlıyor
Yüzümde bir şey soluyor
Aynı değil, umudun rengi kayboluyor" .
Ve bir şarkı çaldı zihnim de.Sessiz bir şarkı.Çok acıttı ama kanatmadı. Kanayacak yerimiz kalmadı çünkü.Şansınıza küsün yeni acılar..Kanayacak yerimiz kalmadı.
********
Önümdeki bezelyeyi bir ileri bir geri itiyordum.Karşımdaki adam iştahla yemeklerini yerken acaba midesi tam olarak ne kadar büyüklükte diye düşünmeden edemedim.Nefes bile almadan yiyordu çünkü."Kızım beğenmediysen söyle sevdiğin birşeyler yapayım sana." Hatice teyzenin üzgün bir şekilde söylediği cümleyle mahcupça gülümsedim.
"Estağfurullah Hatice teyze olur mu öyle şey! Çok beğendim sadece fazla iştahım yok."
Mavi harelerinin yoğunluğunu üzerimde daha fazla hissetmek istemedigim için ayaklandım."Ben müsaadenizi istiyorum.Biraz işim var da." Cevap vermelerini beklemeden arkamı dönüp gidiyorum ki sert sesiyle duraksadım.
"Otur yerine.!"
Öfkenin an be an bedenime yayıldığını hissederken yavaşça arkamı döndüm.Elindeki bıçakla dolu tabağımı gösterdi."Yemeğini bitir.Hasta bir kızla uğraşmak istemiyorum." Zaten onun tek korkusu hep kendi egosunun üzerinden geçiyordu."İstemiyorum.Merak etme hasta olursam kendime bakabilirim." Mutfaktan çıkarken dudaklarımdan süzülen fısıltıyı duyup duymadığından emin değildim.
"Alışkınım."
Merdivenleri çıkarken bile yorulduğumu hissettiğim de yarısında bekledim.Son zamanlarda doğru düzgün birşey yememenin etkisini halsiz kalan bedenim de hissediyordum.Soluklanıp kalan merdivenleri çıkıp odama girdim.Üzerimi bile değiştirmeye halim olmadığını hissettiğim de direk yatağa attım kendimi.Sanki biri fişimi çekmişti.Öyle bitkin ve yorgundum ki başımı yastığa koyar koymaz göz kapaklarım kapandı ve zihnim karanlığa çekildi.
"Bir kere söz dinle!"
Karan'ın telaşlı sesini sanki duvarın arkasından duyuyordum.Ama elini alnıma koyduğunda ne kadar yakın olduğunu anladım.Gözlerimi açmaya çalıştım fakat nafile.Kolumu bile kıpırdatmaya mecalim yoktu."Harun eve gelmen lazım.Alin rahatsız acele et." Karşıda ki ne söyledi duyamadım ama onun sert sesi tekrar yankılandı odada.
"Iyi değil diyorum zevzeklik yapma.Çabuk gel."
Üzerimde ki kalın yorganı çektiğin de vücudum soğuktan titredi.Mızmızlanıp tekrar geri çekmek istediğim de engel oldu.Yatakta kedi gibi büzüşüp beni çeken karanlığa tekrar hapsoluyordum ki bedenimin havalandığını hissettim.Toprak kokusunu en güzel duyduğum yere burnumu yaklaştırdığımda sert göğsüyle karşılaştım."Yapma şunu!" Boğuk sesi biraz olsun beni kendime getirdiğin de kucağında olduğum gerçeğini yeni farkettim.İnmek için hamle yaptığımda ise izin vermeden ayağıyla banyonun kapısını itti.Zayıf bedenimi küvete bıraktığında nerde olduğumu sorgulamadan tekrar başımı dizlerime koydum.
Sonsuz bir uyku için ne de güzel bir gece.. Uyuyup uyanmamak için..
Karanlık düşlerimden üzerime gelen soğuk suyla şok etkisiyle çıktığımda beynime yavaş yavaş hücum eden gerçeklerle irkildim.Karan Bolat'la banyoda ne halt ediyorduk biz? Zihnime çalınan arsız sözlere kulak tıkayıp kalmak için kenarlara tutundum.Omuzumdan bastırıp buna engel oldu.
"Ateşin var.Soğuk su Harun gelene kadar biraz olsun düşürür."Vücudum soğuktan titrediğinde zayıf bacaklarıma sarılıp mavi harelerine baktım.
"Ama üşüyorum çok." Gözlerini kaçırıp tekrar suyla uğraşmaya devam etti."Hiç boşuna yavru kedi gibi bakma.Onu kendine dikkat etmeden önce düşünücektin."Kendine dikkat etmek mi?Ama hiç kimse bana kendime dikkat etmem gerektiğini söylememişti ki..birileri için önemli değildim ki ben.Bir o söylerdi.Her telefonla aradığında sıkı sıkı tembihlerdi.Canımın birşeyler ifade ettiği bir tek o vardı hayatımda..
Oda benim yüzümden ölmüştü..
Birden hıçkırarak ağlamaya başladığımda suyu kapattı hızla."Alin ne oldu? Çok mu kötüsün?" Zayıf bedenimi kolaylıkla kucağına aldığında ıslanan kıyafetleri umrunda değildi."Bu böyle olmayacak hastaneye gidiyoruz." Beni yatağın üstüne bırakıp dolapta kıyafet aramaya başladığında "Iyiyim Karan!" dedim hıçkırıklarımın arasından."Hastaneye gitmek istemiyorum lütfen."
Bir süre sonra yatağın yanında ağırlık olunca oturduğunu anladım."O zaman niye ağlıyorsun güzelim?"
Güzelim? Kelimenin sıcak etkisiyle hıçkırıklarım iç çekişlere döndü.Aslında bu kadar kolay değil miydi herşey..bir kelime neleri değiştirirdi.Ama biz insanlar güzel olan herşeyin cimrisiydik.
"Sadece hayatımda beni gerçekten seven tek insanın artık bu dünyada olmayışını hatırladım." Benim yüzümden diyemedim.
"Seni seven tek insan olduğunu nerden biliyorsun?" Öyle bir baktı ki gözlerime, bir kitapta okuduğum cümleyi hatırlattı bana;
"Aşk gökyüzündeki yıldızların sayısı." Zamanında var mı böylesi dediğim herşeyi, şuan hissetmekle meşguldum.
Birden ayağa kalktığında kuru kıyafetleri kucağıma koydu."Giyin biran önce.Daha fazla hasta olma." Biranda öyle bir öfke yayıldı ki bedenime çıkmasını beklemeden ıslak kazağı ve eşofmanı çıkardım üzerimden.Şaşkın ve koyulaşmış harelerini üzerimde hissediyordum ama umursamadan devam ettim.
"Tabi hemen değiştireyim üzerimi.Yoksa daha çok hasta olur başına bela falan olurum değil mi?"
Hırsla kazağı üzerime geçirdim.Bıkmıştım artık her seferinde beni gökyüzüne çıkarıp acımadan aşağı bırakmasından."N-ne yapıyorsun?" İlk defa onu bu kadar afallamış görüyordum.
"Ne yapıyorum öyle mi?" Yerdeki ıslak kıyafetleri alıp suratına fırlattım.Şaşkın ifadesi yavaş yavaş yerini öfkeye bıraktığında kolumdan tutup bedenimi bedenine yapıştırdı."Ne halt ettiğini sanıyosun sen?" Birde benden hesap sorması yok mu? Bu adam harbiden artık benim sınırlarımı zorluyordu.
"Asıl sen ne halt ettiğini sanıyosun? Bir öylesin bir böyle! Dengesiz herifin tekisin. " öfkeden gözleri çakmak çakmak oldu. "Doğru konuş Alin!"
Zaten her zaman doğru konuşanlar, yanlış konuşmuş olurdu.Çünkü hiçkimsenin doğruları duymaya tahammülü yoktu.Gözlerine baktım harelerimde ki bütün çıplaklıkla.Artık görsün istiyordum acıyacak yerimin kalmadığını.
"Karan bu yolun sonu ne?
Gülümsedi.
"Mutsuz bir sonsuzluk Eftalya.."