Karakolun en dip odası, penceresizdi. Duvarlarında kurumuş nem izleri, tavandan sarkan tek bir ampul. Ve metal bir masa. Rauf, sorgu odasına girdiğinde gözleri karşısındaki adamın üzerine kazındı. Kaçan, ama yakalanan. Konuşmayan, ama sustuğunda bile tehdit saçan adam. Sırtı dik, bakışı delici. “Kim gönderdi seni?” dedi Rauf, tok bir sesle. Adam sırıttı. “Senin gibi adamlar hep aynı soruyu sorar. Ama cevabı hiç duyamaz.” Rauf, önündeki sandalyeyi bir tekmeyle devirdi. Yana eğildi. “Ben soru sormam. Cevap alırım.” Adamın yüzü sertleşti. Ama gözleri… bir anlığına korkuyla kırpıştı. “Ben sadece mesajı getirdim. Asıl oyun yeni başlıyor. Kadın, onun için önemliydi… sen onu aldın.” Rauf’un bakışları buz kesti. “Onu kim izliyordu?” Adamın gülümsemesi sönmedi. “Kırık bir geçmişi

