Gün doğmak üzereydi. Karakolun misafir odasında, Derya pencerenin önünde durmuş dışarıya bakıyordu. Havanın puslu gri rengi, içindeki karmaşayı yansıtıyordu sanki. Bir gece boyunca Rauf’la aynı odada kalmıştı. Dokunmadan. Ama her bakışı bir ten gibi yakmıştı. Oysa Derya'nın geçmişi kolay değildi. Güven, onun için yıllardır bir savaş alanıydı. Ve Rauf’un bakışları... o savaşın tam kalbine işliyordu. Kapı bir kez daha çaldı. Ama bu kez Rauf beklemedi. Açtı ve içeri girdi. Gözleri sabah mahmurluğunun içindeydi, ama bakışı hâlâ netti. Onu gördü ve sustu. Birkaç saniye öylece izledi. “Uyumadın mı?” diye sordu. Derya başını iki yana salladı. “Uyumak kolay olmuyor. Hele… kalbinde bir şeyler kıpırdıyorsa.” Rauf yaklaştı. “Kalbinde ne kıpırdıyor?” Derya gözlerini kaçırdı. “Geçmişim.

