EKSİLEN SES

1240 Words
Yelkovan Mahallesi’nde sonbahar, yazdan koparak gelmezdi. Yavaşça sızardı. Deniz hâlâ maviydi ama kıyıya vuran dalgalar daha ağırdı. Akşamları sandalyeler eskisi kadar geç saate kalmaz, balkonlardaki çiçekler biraz daha solgun görünürdü. Sokak lambalarının sarı ışığı artık daha erken yanıyordu. Ve bazı eksiklikler, insanın içine de böyle sessizce yerleşirdi. Ekin iki hafta önce üniversite için şehir dışına gitmişti. Valizini taşırken herkes gülümsemişti ama gözlerde o ince sızı kalmıştı. İkizlerin kapısı artık daha az açılıyor, Neriman teyzenin sesi eskisi kadar neşeli çıkmıyordu. O öğlen hava açık ama serindi. Lâl’in odasının penceresi aralıktı. Denizden gelen iyot kokusu, duvardaki ince tülleri hafifçe dalgalandırıyordu. Lâl masasına eğilmişti. Önünde büyük bir resim defteri vardı. Beyaz sayfanın ortasında yarım kalmış bir sahil çizimi… Ufuk çizgisi belirgin, ama gökyüzü henüz tamamlanmamış. İnce kurşun kalem parmaklarının arasında ustaca hareket ediyordu. Son aylarda sınav sonucunu kabullenmişti. İlk günkü o yanma hissi yoktu artık. Ama arada, özellikle akşamları, bir “ya olsaydı?” düşüncesi içini yokluyordu. Yine de kendine yeni bir düzen kurmuştu. Sabahları erken kalkıyor, biraz ders tekrar ediyordu. Öğleden sonraları resim yapıyor. Bazen sahile iniyor. Bazen hiçbir şey yapmadan sadece düşünüyordu. Esin yatağın üzerinde yüzüstü uzanmış, telefonu kurcalıyordu. Ekin’in yokluğu ona ağır gelmişti ama belli etmemeye çalışıyordu. Normalden daha fazla konuşuyor, daha çok gülüyor, daha çok şaka yapıyordu. “Biliyor musun,” dedi bir anda, başını yastıktan kaldırmadan, “Ekin dün yurttaki oda arkadaşına beni anlatmış.” Lâl gözünü kaldırmadan gülümsedi. “Nasıl anlatmış acaba? ‘Benim bir ikizim var, ama sorumluluk almıyor’ diye mi?” Esin hafifçe yastık fırlattı. “Çok komiksin gerçekten.” Lâl kalemiyle ufuk çizgisini biraz daha koyulaştırdı. “Özlüyor musun?” Esin’in sesi bir an duruldu. “Çok,” dedi kısaca. Sonra hemen toparlandı. “Ama gittiği yer iki saat. dünyanın öbür ucu değil.” Lâl başını kaldırdı. “Bazen iki saat bile uzak geliyor.” O cümle odada asılı kaldı. Duvardaki saat tik tak yapıyordu. Tül perde hafifçe dalgalanıyordu. Denizden bir martı sesi duyuldu. Lâl kalemiyle gökyüzüne ince bulutlar çizmeye başladı. Tam o sırada Esin’in telefonu çaldı. Ekrana baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti. Kaşları hafif çatıldı. Gözleri büyüdü. “Abim…” dedi, sesi beklenmedik şekilde tedirgindi. O kelime odanın içinde sertçe yankılandı. Ve o an… Lâl’in kalemi kağıdın üzerinde dönüp kaldı. Kurşun kalem, çizdiği bulutun kenarında küçük bir daire yapıp durdu. Elindeki hareket kesildi. Sanki kalem de o anı dinliyordu. Lâl başını yavaşça kaldırdı. “Ne oldu?” diye sordu, sesi sakin ama dikkatliydi. Esin telefonu açmadan önce bir saniye durdu. Derin bir nefes aldı. “Abi?” dedi, sesi bu kez daha temkinliydi. Odada sadece Esin’in sesi vardı artık. “Evet… Evdeyim. Lâl’lerdeyim.” Kısa bir sessizlik. Esin’in yüzü iyice ciddileşti. “Nasıl yani? … Ne zaman?” Lâl’in kalbi hafifçe hızlandı ama sebebini tam anlayamadı. Esin’in abisi genelde aramazdı. Sessiz, fazla ortalıkta görünmeyen biriydi. Mahallede herkes tanırdı ama çok konuşmazdı. Esin ayağa kalktı. Pencereye doğru yürüdü. “Tamam… Tamam, geliyorum,” dedi. Sesinde hem şaşkınlık hem telaş vardı. Telefon kapandı. Oda bir an fazla sessiz kaldı. Lâl kalemi masaya bıraktı. “Ne olmuş?” Esin dudaklarını ısırdı. “Abim gelmiş.” “Şehir dışındaydı hani?” “Evet. Ama birden gelmiş. Annemle babam evde değildi. Beni çağırıyor.” Lâl’in içinde tarif edemediği küçük bir kıpırtı oldu. “Bir şey mi olmuş?” Esin başını iki yana salladı. “Bilmiyorum. Sesi… biraz tuhaftı.” Lâl ayağa kalktı. “İstersen beraber gidelim.” Esin bir an durdu. Sonra hafifçe gülümsedi. “Gel.” Lâl masadaki yarım kalan resme baktı. Ufuk çizgisi tamamlanmıştı ama gökyüzü eksikti. Kalem hâlâ kâğıdın kenarında, bıraktığı küçük dairenin üzerinde duruyordu. Sanki bir şey yarım kalmıştı. Sadece resim değildi. Yelkovan Mahallesi o öğlen sakin görünüyordu. Ama bazı gelişler, gidişlerden daha fazla şey değiştirirdi. Ve Lâl, kapıdan çıkarken, içindeki o hafif kıpırtının nedenini henüz bilmiyordu. Yelkovan Mahallesi öğlen güneşini taşların üzerine serip sessizce uzanmıştı. Sokak neredeyse boştu. Uzakta bir köpek havladı, bir kapı gıcırdadı, sonra yine sakinlik vardı. Lâl ve Esin yan yana yürüyordu. Esin’in adımları hızlıydı, heyecanlıydı. Lâl’inki biraz daha ölçülü. İçindeki o tuhaf his adımlarını ağırlaştırıyordu. “Garip değil mi?” dedi Esin, yürürken. “Hiç haber vermeden gelmiş.” Lâl bir şey demedi. Sadece başını salladı. Kapıya yaklaştıklarında önce valizi gördüler. Koyu renk, sert kabuklu bir valiz. Kapının hemen yanında duruyordu. Sonra o. Uzun boylu. Omuzları geniş. Üzerinde sade, koyu renk bir gömlek vardı; kolları dirseklerine kadar sıvanmıştı. Güneşte hafif bronzlaşmış teni, çenesindeki birkaç günlük sakalla daha sert görünüyordu. Yüzü asıktı ama o asıklık öfke değil, yorgunluk taşıyordu. Bir süre kapının önünde durmuş, sokağı hatırlamak ister gibi inceliyordu. Lâl’in adımı o an yavaşladı. Nefesi göğsünde yarım kaldı. Unuttum dediği… Ama asla unutmadığı yüz. Zaman bir an geri sarılmış gibi oldu. Çocukluk yazları. Mahalle maçları. Birinin arkasından bakarken kalbinin ilk defa garip atışı. Sonra bir gidiş. Bir susuş. Bir daha hiç konuşmamak. Lâl’in parmak uçları soğudu. Esin bir çığlık gibi sevinçle seslendi. “Abi!” Adam başını kaldırdı. Gözleri önce Esin’i gördü. O an yüzündeki sert ifade yumuşadı. Valizi bıraktı. Esin koştu. Gerçekten koştu. İki adımda aralarındaki mesafeyi kapattı ve boynuna sarıldı. “Ne zaman geldin? Niye haber vermedin?” dedi hızlı hızlı. Adam kollarını kardeşine doladı. Güçlü, koruyucu bir sarılıştı. “Yeni geldim,” dedi sesi tok, derin. “Sabah yola çıktım.” Lâl birkaç adım geride durmuştu. Kalbi artık hızlı atmıyordu. Daha çok ağır atıyordu. Bir şeyi sindirmeye çalışır gibi. Esin geri çekildi. “Niye suratın asık? Bir şey mi oldu?” Adam kısa bir nefes verdi. “Yoruldum sadece.” Ve o an… gözleri Lâl’i buldu. İkisi de konuşmadı. Saniyelik bir bakış. Ama o bakışta yıllar vardı. Lâl’in zihni, çocuklukta deniz kenarında oturdukları bir akşama gitti. Onun ona “Korkma, düşmezsin,” dediği ana. Sonra bir sabah ansızın şehir dışına gidişine. Hiç vedalaşmadan. “Unuttum,” demişti Lâl kendine aylarca. “Çocukluk işte,” demişti. Ama insan bazı yüzleri unutmazdı. Esin hâlâ konuşuyordu. “Bak Lâl de burada!” Adamın bakışı netleşti. Lâl kendini toparladı. Bir adım attı. Sonra bir adım daha. Boğazını hafifçe temizledi. “Hoş geldin,” dedi. Sesi sakindi. Ama o sakinliğin altında yılların ince titreşimi vardı. Adam birkaç saniye ona baktı. Yüzündeki ifade çözülecek gibi oldu, sonra yine toparlandı. “Hoş bulduk,” dedi. Sesi aynıydı. Yıllar geçse de değişmeyen bir ses tonu vardı bazı insanlarda. Esin heyecanla araya girdi. “Lâl, abim seni en son ne zaman görmüştü ya? On dört müydük?” Lâl hafifçe gülümsedi. “On üç,” dedi. Adamın kaşı çok hafif kalktı. Hatırlamasına şaşırmış gibiydi. “Demek hatırlıyorsun,” dedi. Bu bir soru değildi. Daha çok bir yoklamaydı. Lâl omuz silkti. “Mahalle küçük. İnsan bazı şeyleri unutmuyor.” Adam başını hafifçe eğdi. “Ben de unutmadım.” Esin ikisine bakıp kaşlarını çattı. “Ne unutmadınız? Ben niye hiçbir şey bilmiyorum?” Adam hafifçe gülümsedi bu kez. İlk defa gerçekten. “Çocukluk meseleleri,” dedi. Esin dramatik bir şekilde iç çekti. “Ben yine dışlanıyorum.” Lâl gözlerini bir an yere indirdi. Kalbi şimdi daha düzenli atıyordu ama içindeki o eski, bastırılmış duygu uyanmıştı. Adam valizini eline aldı. “İçeri geçelim,” dedi. Esin kapıyı açarken Lâl bir an daha orada kaldı. Güneş, adamın omuzlarına vuruyor, gölgesi taşların üzerine uzun düşüyordu. Onun adı Yaman’dı. Çok bilinen bir isimdi. Ama Lâl için hep tek bir anlam taşımıştı. Yaman. Çocukluğunun en yüksek sesi. En sessiz vedası. Ve şimdi… elinde valizle geri dönmüştü. Yelkovan Mahallesi yine sakin görünüyordu. Ama bazı gelişler gerçekten bir hikâyeyi başlatırdı. Ve Lâl, kalbinin içinden geçen o cümleyi ilk kez net duydu. “Demek bitmemiş…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD