8. BÖLÜM

3090 Words
"Sabah olup da ayrılana kadar sıcaklığında yatabilir miyim?" Okan'ın çıplak göğsüne yanağını çoktan koymuş olan Neslihan, Okan izin vermese bile o koordinattan yüzünü çekmeyi düşünmüyordu. Göz yaşları onun göğsünde son bulurken mutluluktan ağladığı düşünülürdü. Neticede ona ilgi duyan, kollarıyla sararak gözlerini gözlerinden ayırmadan onunla sevişen ilk erkeğiyle birlikteydi. "Tabii ki. Sokul bana iyice. Neden ağlıyorsun? Canın yandı işte." Okan tarifsiz zevkin zirvesinden inmeyi kendine yediremiyordu henüz. Seks sonrası yorgun gözleri kapanmakta direniyor olmasaydı, Neslihan'ın izin isterken kurduğu cümlenin anlamı rahatsız edebilirdi onu. Etmedi. "Yanmadı, çok teşekkür ederim. İlk seferimde bana nazik davrandığın için." Bu sözlerle gözleri, daha üç saniye önce bizi kapa artık diye yalvaran onlar değilmiş gibi açıldı. İlk seferi. İlk seferini almıştı ondan. Erkenden uyanıp gidecek olması birkaç atım sektirdi kalbini. "Uyu Neslihan, uyu sevgilim."    "İyi geceler." Göğsüne usul usul göz yaşlarını bırakan kadın çok aşıktı ona. Bir kadın bir erkeği bu kadar yüksek dozlarda sevmemeliydi belki de. Başının altında kalan sağ kolunu hafifçe oynatıp eliyle saçlarını okşamaya başladı bilinçsizce. Eli kimseden, özellikle ondan komut almadan gerçekleştiriyordu bu eylemi.   Farkına vardığı anda havada asılı kaldı eli. Koynunda yatan, çarşafı göğsünün yukarısına kadar çekmiş kadına baktı. Uyumuştu çoktan. Bir süre yüzünde gezdirdi gözlerini. O gece alıcı değil satıcıydı aksine Okan; ama gören gözleriyle Neslihan'ın neden kendini bu kadar çirkin bulduğunu anlayamadı.   Çok sevimli bir yüzü vardı. Nadir gülüşlerinin olduğu zamanlarda sağ yanağında beliren gamzesini, bir şeye kafayı taktığında takındığı çatık kaşlı ifadesini, iki elinin baş ve işaret parmağının arasına alarak kendi yanaklarını aşağı yukarı çekip ona dokunmasını özleyebilirdi Okan. Onunla geçirdiği aylarda diş telleri tedavisi bitmiş, kendinden bile daha düzgün, inci gibi dişleri olmuştu. Gözlerini ısrar etmesine rağmen çizdirmemiş; ama her gördüğünde dedesininkini takmış izlenimi veren gözlüklerden kurtulup numaralı lens kullanmaya başlamıştı. Saçları, gece örülse bile sabah açtığında dalga dalga oluyordu. Bu kadın güzeldi. Göğsü, yanında uykunun yol açtığı sakinlikle hafif kalkıp inerken onunla daha yarım saat önce nasıl cesurca seviştiği geldi gözünün önüne. Canı yanmıştı tabii. Çarşaftaki kan ispatıydı, o her ne kadar aksini söylese de. "Canımı yakmadın henüz." Defalarca sormuştu devam etmek isteyip istemediğini. Kendisi yarım bıraksa, şimdi ben vazgeçtim dese açıklama yapmak zorunda kalırdı. Sıralayacak sebepleri yoktu. İstedi ki, o vazgeçsin, o zaman devam etmezdi. Bu yüzden devam etti o da. Yapacağı hiçbir açıklama onun gitmesini engellemezdi çünkü. Tek şansı, onun iddianın devam ettiğinden bihaber olmasıydı. Sola çevirdi başını. Çiçeklerin arasına koyduğu kamerayı ancak sabah, o uyurken alabilirdi. Şimdi koyacak bir şeyi yoktu yanında. Sabah giderken alır, gerçekten babasını hava alanına götürüp birkaç saat sonra geri gelirdi. Bu kayıt bu odada daha fazla durmamalıydı. Yine döndürdü yüzünü ona. Bağlılık ona göre değildi normal şartlarda. Ne değişmişti peki? Hiçbir şeye yeterince uzun süre bağlı kalmamıştı. Onun işi heves etmek, annesi heves ettiğini alınca da anında ondan vazgeçmek döngüsündeydi. On sekiz yaşına kadar tüm odası, hiç oynamadığı oyuncaklar, hiç mi hiç giyinmediği kıyafetler, pahalı olan her şeylerle doluydu. Hediye paketi yırtılmamış pek çok kutudan, istemiş olduğu hangi neyin çıkacağını bile bilmediği zamanlar olmuştu. Annesi ölmeden geçen son iki yıl ise, uzun tedavi sürecinde bu döngü biraz aksamış, yine de annesi ondan maddi hiçbir şeyi esirgememişti. Sadece o, artık heves etmeyi annesi iyileşene kadar ertelemişti. Annesi iyileşmedi. Hastalığını öğrendiklerinde girdiği sınavda 'tıp' fakültesini yazmaktan yine bu kanser teşhisinden sonra vazgeçip 'moleküler biyoloji ve genetik' yazmıştı. Direk hastalığın kökenine inmeyi tercih etmişti. Lisans, yüksek lisans, doktora derken hayattan zevk aldığı anlar, Erkanlarla girdiği iddialarla sınırlı kalmıştı. Ona heyecanlı gelen, yaşadığını hissettiren tek şey girdikleri iddiayı zamanında gerçekleştirip kazanmak olmuştu. Şimdikine kadar iyi idare etmişti. Neslihan duvara toslamasına neden olacak gibi görünüyordu. Bunları düşünürken sabah gidecek olmasını hazmetmeye çalıştı. Belki de gitmemeliydi. Onu da irdeledi kaçıp giden ve geri gelmeyen uykunun ara yerlerinde. Olmazdı. Neslihan, Okan gibi değildi. Ona katlanamaz, onunla sosyal çevresine ayak uyduramazdı. Arkadaşları onun için yeterince rol yapmışlardı. Neslihan'ı iddia için aralarına kabul ederek boylarından büyük oyunculuk sergilemişlerdi. Nilay özellikle keşke onun gibi olsam diyerek çıtayı arşa taşımıştı. İçi neden rahat değildi peki? Onca varlığın arasında bir şeyin hep eksik olduğunu bilmiş, bu eksikliği daha fazla materyalle doldurmuştu. Yine doymamıştı. Eksik olan parçası derin nefeslerle kokusu burnuna dolan bu kadın olabilir miydi? Sahip olmaya bu iddialar dışında ara vermişti. Ödüle sahip olmanın dışında talep ettiği pek bir şey kalmamıştı. Koynundaki kadın ise, asla sahip olmak için talep ettiği biri değildi. Arkadaşları seçmişti onun için. Bir iddianın ana malzemesi, olmazsa olmazıydı sadece. İçine girdiği oyun sürecince üstlendiği rolün farkında bile değildi. Kendisi iddianın sözünü edince, devam ettiğini anlamayacak kadar saftı, temizdi, masumdu. Bu masumiyet onu girdap gibi içine çekerken bunu isteyip istemediğini işte bu yüzden soruyordu kendine. Geçirdikleri altı ay boyunca zorunda olmanın yanında iyi vakit geçirmişti onunla. Arkadaşlarıyla, kendisiyle, zaman zaman Neslihan'ın arkadaşı Pelin'le buluştukları anlarda normal çift görünümünde, olması gerektiği gibiydi her şey. Neslihan, ona insan olduğunu, kaybedecek çok şeyinin bulunduğunu hatırlatan tek kişiydi. Kararını verdi. Bu video gösterime girmeyecekti. O yüzden kameranın neyi hangi açıdan çektiği önemsizdi artık. Verdiği kararın huzuruyla gözlerini sabaha karşı üçte kapatabildi. Kolunu daha sıkı sardığı kadını kendine biraz daha çekmeyi ihmal etmedi. Alarmı çaldığında anında açtı gözlerini. Saat ne çabuk altı buçuk olmuştu. Aynı saatlerde Neslihan otelden çıkış yapmış, anne ve babasının mezarına doğru yola koyulmuştu. İçindeki bir his, babasının hava alanında Okan'ın onu transfer etmesini gerektiren bir işi olmadığını söylüyordu. Kulağına küpe ettiği sözler arasına, içindeki hisler de dahildi. Kendini huzurlu hissettiği yerlerden birine gitmeyi tercih etti o da. Kütüphane açılmış olamazdı, daha çok erkendi. Çok sessizdi burası, çok ıssızdı. Okan ona annesinin kanserden öldüğünü söylediğinde gözlerinden geçen çok farklı duyguları yakalamaya çalışmış; ama Okan tarafından anında geriye püskürtülmüştü. Annesi çocuğuna verebildiği tüm maddi sevgisini sarf etmiş; ama asıl vermesi gerekenle birlikte toprak olmuştu demek ki. O kadar belliydi ki bu. Daha ikinci gün ona bahsettiği iddia bile, Okan'ın aylar geçtikçe açığa çıkardığı, sevgi görmemiş yalnız bir çocuğun, bazı şeyleri kendi başına başarma çabalarını gösteriyordu. Sinema sonrası kahve içtiklerinden sadece beş saat sonra mesaj atmıştı ona. Mesajlar... *Yok ben yapamayacağım. Beklemek çok sıkıcı kızım ya. Neslihan sen şu ünlü sabır taşı olabilir misin?* *Numaran telefonumda kayıtlıyken ne diye sana ulaşmaktan kendimi men edecekmişim ki? Saçmalık resmen.*  *Telefonunun her zaman elinde olmayacağını tahmin etmeliydim zaten. Tam on yedi dakika oldu, gönderdiğim mesajı görmedin.* *Çakaaaaal.* *Okuyorsun ve mavi tiki bile bana çok görüyorsun. Ben pes etmeyeceğim. Pes eden sen olacaksın. Var mısın iddiasına?* İşte buna sesli gülmüştü. Yengesi merak edip odaya girmişti, o kadar yani. Elindeki minimalizm kitabının gülünecek bir yanı olmadığını az çok tahmin edebiliyordu. Sınavları iyi geçtiği için güldüğüne zar zor ikna etmişti kadını. Sabaha kadar mesaj okudu. *Pişt, uyudun mu arkadaşım? Bir konuda acayip yardımına ihtiyacım var. Kadın gözüyle bir bak bakalım?* *Sence bu mu?* *Yoksa bu mu?* *Hafta sonu bir akrabanın düğünü varmış. Mecburen ben de gideceğim. Hangisini giyeyim sence?* Gecenin birinde gelmişti görüntüleri. İnadına yapıyordu sanki. Bana sahip olmayı aklından bile geçirme diyordu adeta. Sürekli bahsettiği gıcık genler bile bilimsel açıklama olamazdı bu haline. Kot ve kazakla ayrı, takımla ayrı bir heykeldi. Cevap vermedi. Gözünü kapatıp bir an önce uyumayı denedi. Yatakta bir sağa bir sola dönerken ardı arkası kesilmeyen biplemelerle telefonu eline aldı yine. *Sayende böyle gideceğim düğüne. Karar veremedim bir türlü.* *Yok ama, bu daha iyi bak.* *Gözlükler yakışmış mı? Beğendiysen sana vereyim. Ben seninkine bayılıyorum. Sen de bana verirsin.* İticiyken bile sevimli olmayı da tipine mi borçluydu? Gözlüklerini kimsenin sevmesi gerekmezdi. Annesinin tığ işi yaparken kullandığı gözlüktü ve o da sadece camını ihtiyacına göre numara ile değiştirmiş kullanıyordu. İşte o gece şirinlik abidesi mesajlarla ilk cevabı yazdırmıştı Neslihan'a iki gün sonra. Mesajların ardı arkası bir türlü kesilmemişti. En sonunda sesi kapatmış, o zaman da eli telefona gitmişti mesaj var mı diye. *Doktora gittim.* *Telefon detoksu önerdi fizik tedavi doktoru. Senin yüzünden. ?* *Bir cevap yazsaydın bu kadar fazla mesaj atmak zorunda kalıp şimdi de mahrum kalmayacaktım senden. ?* *Umarım mutlusundur. Saçma sapan yazmak zorunda bıraktın beni. Şimdi hiç yazamayacağım.* *Sakın üzülme, ama. 1 hafta sonra kaldığım yerden devam ederim. ??* *Bu emojiler beni yansıtıyormuş, bayıldım Neslihan. Hepsini sırayla gönderesim var, inanır mısın???*  *Sen detoksu çok yanlış anlamış olabilir misin?* *Gerçekten yazan sen misin? Bu uygulamayı kullandığını bilip bilmediğini soracaktım ileriki aşamada. Neyse ki, yazdın. ??* *Bilmem. Yanlış mı anlamışım? Sen söylesene.* *Bak ya dokuz dakika olmuş. Yine sustun. Parlaklarıma bayağı iyi geldi bu dokuz dakika. Harikasın.?* Mezarlıkta sabahın yedisinde aklına gelen bu anılarla suladı toprağı. Ne zamandır yağmur yağmamıştı. Anne babasıyla biraz dertleşip okula gitti. Önünde koca bir haftası vardı, dün gece iki dakika içinde karar verdiği şeyi uygulamak için. Derin nefes alarak sınıfa girdiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Otelde yanında Neslihan olmadan uyanan Okan, hemen kamerayı kontrol etti. Oh! Yerli yerindeydi. Banyoya baktı. Neslihan orada da yoktu. Sabahın köründe nereye gidebilirdi ki? Kahvaltı edecekler sonra da okula bırakacaktı onu. Telefonuna gelen mesajla rahatladı. *Acil Tokat'a gitmemiz gerekti. Bir hafta yokum. Orada telefon çekmez. Merak etme.❤* O yüzden uyandırmadığını düşündü. Erkenden haber gelmiş olmalıydı. Yengesi Tokatlı'ydı. Aradı hemen. Telefonu kapalıydı. Duş alıp otelden çıkış yaptığında elindeki kamerayı arabasının torpidosuna attı. Silmek için bile izlemeyi düşünmüyordu. Bitmişti her şey. Tüm arkadaşlarına telefon alacaktı. Fazladan iki üç tane daha alacak önüne gelene dağıtacaktı. Öyle mutlu uyandı bu sabah. Babasını ve onun karısını seyehat için hava alanına bırakıp kendini avm'ye attı. Telefonları hallettikten sonra, gözü sürekli kadın tekstil ürünleri mağazalarına takılıyordu. Neslihan geçen zamanda hiçbir hediye kabul etmemişti. Ufak bir toka aldırmamış, sadece birkaç yemeği ödemesine zor bela izin vermişti. Onunla hiçbir şey maddi değildi. Ona hissettiklerine bir isim vermesi anlamsız olurdu. Yeryüzüne gelmiş kaç kadın tarifi olmayan duygular uyandırabilirdi ki onda? Annesinin ona gösterdiğini sevgi sanmış, reva gördüğüyle kendini değerli hissetmiş, şimdi ise sevgi ve değer kavramlarını sorgulamasına neden olan Neslihan'la bunların hepsinin ondan gelenlerle aynı olduğuna ikna olmuştu. Neslihan seviyordu onu. Kendini para pul için vermemişti ona. Talep etmeyi bırak kendisi onu donatmak istediği halde sert şekilde reddetmişti onu. Güzelliğini pahalı kremlere, estetik cerrahlara değil; sevmeye, sevilmeye borçlu olan bir kadın daha giremezdi hayatına. Hayatının şansıydı Neslihan. Hayatının aşkıydı Neslihan. Bu yüzden bir hafta çok renksiz geçti. Ne zaman arasa telefonu kapalıydı. Arkadaşlarıyla onsuz görüşmek de istememişti. Tokat'a gitmeyi bile düşündü yerini yurdunu bilse. Keşke baştan konum atsaydı. Geceden belli olsaydı bu yolculuk. Bağlı değilim mi demişti? Bağımlı olmuştu ona. Altı ayın dolduğu gün hediyeleri şaka yaparak vermeye karar verdi. Hepsini kendi evine çağırdı. Babaları yokken iddia, hediye meselesini kapatabilirdi. Tüm arkadaşları geldiğinde salona dizdi hepsini. Kamerayı da ortadaki sehpaya koydu usulca, nisanın son pazar günü.    "Hazır mısınız film izlemeye?" "Ne filmi Okan? Ne işler peşindesin yine? Tabu oynayacaktık hani? Hem Neslihan nerede?" Erkan'ın sorduğu soruyla aklı karıştı. Kafadar tayfası gerçek manada bir filmden bahsettiğini mi sanmışlardı acaba? Gerçi geçen hafta hepsinden gidişat hakkında ayrıntılı soruların yer aldığı anket çalışması beklemişti; beklediğini kimse gerçekleştirmedi. "Geçen hafta başrolde olduğum bir film. Ertesi gün sormanızı bekledim; ama arayan soran olmadı." "Ne saçmalıyorsun sen?" Erkan ve Nilay'ın nadir bile denmez, ilk kez aynı cümleyi aynı anda kullandığına şahit olmuştu. "Oğlum ne saçmalayacağım? Geçen hafta diyorum, Neslihan'la birlikte olduğumuz gece işte. Altı ay bugün dolduğu için kapanış videoyla olsun dedim." "Neslihan seninle yattı mı?" Nilay ayağa kalkmış karşısına dikilmiş sanki hesap soruyordu. Sebebini anlamasa da mucizenin gerçekleşmiş olmasına yordu. "Hiç ihtimal vermemiştiniz değil mi? Okan Sırakaya var karşınızda kızım sizin. Kan kardeşim ve onun güzel sevgilisi benimle iddiaya girerken bundan kelli iki kere düşünürsünüz. Telefon için acele etmeyin. Beklerim." Biraz daha devam ederse topu birden evinin içinde ruhunu teslim edecekti. Kahkaha atmadan önce bu şakaya son vermeliydi. "Nasıl olur ya? Nasıl yatar seninle? Manyak mı bu kız?" "Manyak gibi aşık oldu diyelim. Az bir inanç da mi yoktu hiçbirinizde." Osman ve Sezgin'den en azından tezahürat beklemişti. Parmak bile kımıldatamamışlardı şaşkınlıktan. Demek ki, Neslihan'ı onlar da çok sevmişti ve iddianın devam etmesi çok üzmüştü hepsini. Zaten mutlu geçmişti son bir haftası, musmutlu oldu hepten. Hediyeleri vermeden son kozunu oynadı. Son gıcıklığını yaptı. "Yalnız, yetişkin, artı on sekiz içerik olduğu için izlemek istemeyen olursa anlayışla karşılarım. Şunu da bilin, izleyenlerin gözleri kanıtıma şahitlik ettiği için sözleri de geçerli olur, itiraz istemem." "Oğlum sen man kafa mısın? Dikkat et, odaklan biraz. Senin o iğrenç pislikte videonu izlemek isteyen hiç kimse yok bu odada." "Tamam lan tamam. İddia middia yok. Bir şey izletmeyeceğim. Anladığım şu. Bu odada hiç kimsenin Neslihan'a bir garezi, alayı yok. Zaten olsa da fark etmez artık. Ben aşık oldum ona. Çok seviyorum. Sanırım." "Siktir git, hayvan herif. Ödüm bokuma karıştı. Oh! Rahatladım. Ben tekrar iddia falan istemiyorum. Kapattım dükkanı." "Hediyelerinizi aldım yine de merak etmeyin. Hem itiraf ediyorum, daha ikinci gün bahsettim ben ona iddia olayından. Yani kısmen anlattım. Kazansam da hileli olacaktı. Aşık olmam isabet olmuş desenize." "Duydun mu Erkan? İçim rahatladı. Bana kızarsın diye çok korkmuştum." "Neden kızayım ki sana? Neslihan'ı sevdin diye mi? Aksi mümkün değil." "Yok bee. Yani sevdim tabii. Ben onun sana nasıl aşık baktığını gördüm. Sen de aynı bakarsın diye çok bekledim. Beklediğimi tam alamayınca, on gün önce sizin Erkan'la olan konuşmanızı duydum yanlışlıkla. Erkan sana emin misin diye soruyordu. Vazgeçmediğini zannedip kızdım sana. Kendimi onun yerine koydum, kıyamadım ona ve on gün kadar önce gidip otel, seks, iddia hepsini anlattım. Demek affetti seni. Sen de anlatmışsın." Okan bir kaç kalp atımını kaçırdı. Bu odada ilk yardım bilen kimse yoktu, emindi bundan. Bilen tek kişi, ondan en az iki kalp mesafesi kadar uzaktı. Burnu sızladı. Tekrar nefes aldığında konuşabildi. "Ben iddiadan bahsederken otel ve seks kısımlarını es geçmiştim. Sen şimdi ne saçmalıyorsun? Ne diye yaptın böyle bir şeyi?" "Ne? O zaman... Aklım almıyor Erkan. Neslihan'ın beyin yapısını çözemedim ben." "Okan'la tüm bildiklerine rağmen birlikte olmak istemiş işte sevgilim. Neresini aklın almadı ki?" "Allah kahretsin. Salak, ne diye iddiayı bitirdiğini söylemedin bize?" "Neslihan bunları bile bile mi yattı benimle? Tokat'a hiç gitmedi mi? Benden önce o yüzden kalkıp yanımda uyanmadı, öyle mi? O yüzden mi bir haftadır beni hiçbir şekilde aramadı?" Okan utandığı, belki de onun önce aramasını bekleyerek naz yaptığını düşünmüştü götten bacaklı eklem bacaklılar gibi. Neslihan ona oyun oynamıştı hiç beklemediği bir yolla. Tokat'ta da olsa telefon çeken baz istasyonu olmalıydı. "Senin ona asla aşık olmadığını ve olmayacağını anladığı için aramadı gerizekalı." "Bunu bana nasıl haber vermezsiniz?" "Oğlum. Zekanı kullanamıyorsun bugün. Seni vazgeçirmeye çalıştım. İddiadan vazgeç dedim. Ne zaman anladın aşık olduğunu biz nereden bilelim? Nilay kızı yakma istedi. Destekledim ben de." "Gidin. Hepiniz gidin." Herkes gidince, bir başına kalınca, vicdanı da kımıl kımıl bir hallerde yüreğinin tam ortasına oturunca Okan aslında bu dünyada ne kadar yalnız olduğunu hissetti. Bu yalnız kalmışlık ona daha önce hiç fark etmediği, fark etmek zorunda bile kalmadığı bir şeyi de çaktı zihnine. Okan çirkindi de. Çok çirkindi, öyle böyle değildi. Kalbinin güzelliği yüzüne yansıyanlardan değilmiş, bunu da anlamış oldu. O öylesine bilimsel yollarla birleşmiş yirmi iki çift ve xy eşey kromozomlarının oluşturduğu bir canlıydı sadece. Annesi gençti ona hamile kaldığında. Beş yıl türlü tedavilerden sonra olsa bile yirmi beş yaşında doğurmuştu. Eve getirdiği, artık oynayabileceği bir bebeği olduğu için mutluluktan deli olmuştu sanki. Okan hatırlayabildiği en küçük halinden bu yana oynamıştı annesi onunla. Bahanesi bu muydu, onu gerçekten seven kadın sessizce hayatından kanatlanıp uçarken? "Sabah olup da ayrılana kadar sıcaklığında yatabilir miyim?" Bunu demişti değil mi? Ayrı yollara, kendi evlerine gidecekleri bir ayrılık olmamıştı bahsini ettiği. Okan'ın onu bırakacağını, her şeyin en başından beri dürüstlük adı altında oynanan oyunun parçası olacağını öğrenmiş, yine de ona iddiayı kazandıracak tek sevişmeyi vermeyi seçmişti. Seçimini aşktan yana kullanmıştı. Okan bunu bile becerememişti. Ne yapıyordu şimdi Neslihan? Üzgün müydü? Pişman mıydı? Değildi. Pişman olmayacağını söylemişti. Lanet, tek pişmanlık Okan'a ait olmalıydı. Yeryüzünde yaşanmış ve yaşanacak tüm pişmalıklar üst üste dizilse onunkine erişemezdi. Hemen telefon etti kadınına. 'Aradığınız numara servis dışıdır.' Tanımadığı kadın sesi, artık ona ulşamadığını değil, bundan sonra kendini de kesse ulaşamayacağını haykırıyordu sanki. Fırlattı elinden telefonu. Ağladığını çok sonradan anladı. Çok yabancıydı yanaklarını ıslatıp çenesinden sessizce dökülen göz yaşları. O hiçbir zaman ağlamadı ki. Ağlatmadı annesi onu. Ağlamadan sahip olmuştu her şeye. Şimdi hiç dökmeden sahip olduğu her şeye inat gibi, ağlayarak kaybediyordu onun için en kıymetli insanı. Böyle olmazdı. Böyle olmamalıydı. Sehpadaki kamerasını aldı eline. Onun masum yüzünü salak bir sevişmeyle de olsa görmezse delirebilirdi. Tek boş bir kaset koymuştu o gece için. Oynat tuşuna basınca, Neslihan'ın güzel yüzünü saklayacağından emin olduğu, araya giren beyaz çarşafları beklerken onun güzel yüzü ayan beyan tam karşısındaydı. Gözlerini kısmış, bir noktaya odaklı, kamerayı çözmeye ve başlatmaya çalıştığı belliydi. Çalıştığını anladığı zaman sesini duymaya başladı. "Merhaba Okan. Banyodayım şu anda. Arka fon için kusura bakma. Sen odada uyuyorsun, uyandırmamak için buraya geçtim. Sabahın altısı şimdi sen uyanmadan önce, bunu çekmek zorundayım. Senin alarmın yarım saat sonra çalacak, o yüzden kısıtlı sürede söylemek istediklerim var. Nereden başlasam, kameraya konuşmak çok tuhaf. Hmm, mükemmel bir sevişme sonrası, uykulu gözlerle sana zaten teşekkür etmiştim dün gece. Daha güzel, daha özel olabilir miydi ilk birlikteliğim, başkalarıyla seni kıyaslayacak tecrübeye sahip olmadığım için bilemiyorum; ama asla mümkün olamayacağını da çok iyi biliyorum. Bu yüzden tekrar sonsuz teşekkürler. Ne var biliyor musun? Aslında ben her zaman içten içe bizim 'ikimiz' olamayacağımızı da çok iyi biliyordum. Erteledim sürekli. Sabah alarmını bile beş saniye ertelemeyen Neslihan Yılmaz gör bak neler neler yaptı seni fazladan beş saat, belki de beş dakika daha görebilmek için. Seninle vakit geçirmenin müptelası oldum. Ders aldım mı, bir fikrim yok. Yine olsa yine yapardım galiba. Tek tesellim bir daha olmayacak olması. Oyunculuğun öyle profesyoneldi ki, Nilay gelip gerçeği söylemese asla anlamazdım iddiayı devam ettirdiğini. Kızma ona. Kadınız işte. Ben sana kızgın olduğumu söyleyemeyem. Kendime kızıyorum sadece. Sen en başından beri farkında olarak devam ettirdin bu oyunu. Sen benim için hep fazla, bu dünyadan olamayacak kadar sıradışıydın. Ben ise, farkında olmaya cesaret edemedim. İstedim ki, içimi gördüğüne inandığım seninle biraz daha vakit geçirebileyim. Affet beni. Bu kadar şuursuzca davranan birine, seni altı ay boyunca mahkum ettiğim için özür dilerim. Ben şimdi sana dün geceki seks için bol keseden teşekkür ediyorum ya, eminim senin için zor olmuştur hah. İnsan sevmediği birine mecbur bırakılmamalı. Söz konusu bir iddia olsa bile. Bambaşka iddialarda yolumuzun kesişmeyeceğini üzülerek söylemek zorundayım. Ben üzerime düşeni yaptım. Seni sevmeye teşebbüs etmemin bir ödülü olarak kabul ediyorum dün geceyi. Yatakta sen uyurken sana bakmak, kedinin ciğeri misali asla sahip olamadığım asla da olamayacağım bir şeye bakmak gibi. Pişman değilim. İyi ki tanıdım seni. Ve artık öğrendim ki, senin gibi yakışıklı adamların benim gibi kadınlara bir iddia dışında yanaşması paralel evrende bile imkansız. Hem zaten verecek bir ilk seferim de yok. En iyisine gitti. Hoşçakal Okan. Allah gönlüne göre versin. Hoşçakal." Tüm video boyunca eli durdurma tuşununun hemen üstündeydi. Çok hafif bir baskıyla kapanması işten bile değildi. Basamadı tuşa. Neslihan onu kendi silahıyla bile vurmamıştı. Çok doğru yönelttiği silah kendi yüzüne patlamıştı. Çenesinden buharlaşan göz yaşları teninin ısısını kullanırken içi titredi. Dün gece hiç üşümemişti halbuki. Neslihan vardı kollarının arasında. Nazik davrandığı için ona teşekkür eden Neslihan. Nazik miydi? Canını acıtmadan içine girmesi, kalbine art arda soktuğu kılıçların yaralarını kapatacak yumuşaklıkta mıydı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD