7. BÖLÜM

2733 Words
6 ay bitmeden 1 hafta önce... "Yapmak zorunda değiliz Neslihan. Böyle bir otel odasında... İçime hiç sinmiyor." "Bana gidemeyiz. Sana gidemeyiz. Sokakta da ben yapmam. Bu oda harika bence. Sıcacık renkleri var." "Erken olduğunu düşünmüyor musun?" "Korktun mu yoksa?" "Senin gibi tıfıldan mı? Yanlış adama sordun bu soruyu. Sen hiç korkmuyor musun?" "Senin gibi heykelden mi? Sen bana ne yapabilirsin ki korkmam gereken?" Ne yapmazdı ki? Ne yapmayacaktı ki? Geçen aylar boyunca hayatında iyice yer edinen Neslihan, az sonra kendi isteğiyle onunla birlikte olacaktı. Kız mı erkek mi daha heyecanlıydı diye sorsalar birincilik Okan'a giderdi. Yavaş bir adım attı ona doğru. Eli kızın ince beline gittiğinde, elinin altında toplanan bol kumaştan hiç belli olmadığını biliyordu zaten bu ince belin. Yine de dokunduğunda garip hissettirdi. Kot pantolondan başka bacaklarını saran olmamıştır büyük ihtimalle diye düşündü. Hiçbir kumaş bu kot kadar şanslı olamazdı. Az sonra kendi bacakları içine hapsedecekti onun ince, uzun bacaklarını. Göğüsleri hakkında yorum yapamaz, ne derse yalan olurdu. Çok da önemli değildi. Neslihan'ın her şeyini, olduğu gibi kabul günüydü bugün. Neslihan başını eğdi utanarak. Sadece erkeğin elinin ince kumaş üzerinden ısısı bile onu kızartmaya yetmişti. Ilık Nisan ayının bir akşamında, havadan bağımsız olarak ateş basmıştı tenini. Karşısındaki adama sırılsıklam aşık olmamak elinde olsa hiç aşık olur muydu? O kimdi, Okan kimdi? Az sonra tek beden olacaklardı. Kimin kim olduğunun bir öneminin olmadığı anlardan biri az sonra bu odada yaşanacaktı. Neslihan Okan'a kadın, Okan Neslihan'a adam olmak için gelmişti o odaya. Elini çenesine koyan adama karşı koymadı. Yüzünü kaldırıp gözlerinin içine baktı. Okan da, nasıl daha güzel olarak bakıyordu bilmiyordu; ama bu akşam fazladan yakışıklılık sıkmıştı üstüne. "Çok güzelsin Neslihan." "Yalancı." Kıkırdayan kıza başını hafif sağa eğerek bir daha baktı. O gülmedi. Nasıl bir güzellikte olduğunu altı aydır kalp gözüyle net şekilde görüp kalbiyle de yaşamıştı. Sadece ne yaşadığından emin değildi. İsimlendir, sınıflandır, konumlandır deseler eli ayağına karışır, yapamazdı. Etrafındaki hiçbir kadın böyle değildi. İyi ki, değildi. Neslihan içlerinde parlamazdı o zaman. Şimdi gözünü alıyordu bu kadın. Az sonra kendisini ona teslim edecekti. Emin olduğu tek şey; diğer kadınlar gibi onu üzmeyeceğiydi. Saf aşkı görüyordu onun gözlerinde. Aşık olmuştu ona, tam da Okan'ın beklediği gibi. Yakışıklı bir erkeğe duyulan beğeni değildi. Neslihan o kadar sığ değildi ki. Sığ olmasını umut ederek çıktığı bu yolculukta dizlerine kadar değil, boy veremediği dubalara dek ilerlemişti. İyi yüzerdi aslında, Neslihan'la akıntı çıkmıştı karşısına, karşı koymazsa boğulabilirdi. Bakışlarında anlam yakalamaktan yorulan kız için ayakta durmak bile zor hale gelmişken, kalemle hatları belirlenmiş bu güzel adama bakarken ayakta durmak imkansızdı. Battal boy otel yatağının önündeki pufa bıraktı tüm ağırlığını. Dizleri titremeye başlamış, vücudunu taşımaz olmuştu. Eli kızın belinde olan adam da onun dizlerinin dibine çöktü. Gözlerini ondan bir an bile çekmedi. Çekerse, o kahverengi gözlere odaklanmazsa akıbeti ondan habersiz belirlenebilirdi. Aklındaki senaryolar kötü bitiyordu gözünü ondan her çekmeye çalıştığında. Onun çekmemesi zorluyordu sadece. Çok yoğundu son birkaç aydır yaşadığı duygular. Bu duygu yoğunluğunun ne anlama geldiğini çözse her şey daha kolay olurdu, emindi. Çözemiyordu. Daha önce karşılaşmadığı türden kadınla, daha önce yaşamadığı türden duyguları tatması saçmaydı zaten en başta. Nereden bakarsan bak, anlamlandıramadığı yoğunluk gelip çöreklenmişti içine. Onaylamıyordu Neslihan'ın tersine. O ise çoktan kabullenmişti. Ne gelirse gelsin, Okan'dan gelsin diye düşüneli çok olmuştu. Kaderini, yere çökmüş dibinde oturan ve ona bakan erkeğin ellerine teslim ettiğinden haberi var mıydı bilinmez, pişman olmayacağını biliyordu yalnızca. Bu kadar güzel bir adamla birlikte olduğu için pişman olamazdı, olmamalıydı. Ellerinin arasına aldığı güzel yüze eğildi. Dudaklarını birleştirdi onunla. Okan da onu, anında verdiği karşılıkla öperken Neslihan gülümsedi. "Hile yapma. Öperken sadece öp." "Hiç hayır demez misin?" "Konu sen olunca, hayır dersem taş olurum." "Bence çoktan olmuşsun sana haber vermemişler." "Bak sen. Şair mi olacaksın başıma? Devam et sen. Çok konuşmadan önce bir şey yapıyordun Neslihan." "Hmm, unuttum. Hatırlatsana." "Senin bu hafıza sorununa bir çözüm bulmak lazım. Son kez hatırlatıyorum ona göre." Uzandı ona. Az önce ayrılan dudaklar birbirinden daha fazla ayrı kalamadı. Okan öylesine açtı ki bu çıkarsız olan öpüşlere, iyice bastırdı açlığını. Bu şekilde tamamen doymayacağını biliyordu. Ana yemek gelene kadar oyalanıyordu. Hakkıydı bu onun. Yıllardır meğer onu, her yönden tam doyurduklarını zannetmiş; ama onu her yönden açlıkla terbiye ettiklerini anlamamıştı. Her şeyi olan birinin nasıl da hiçbir şeyi yokmuş Neslihan'dan öğrendi. Öğrendiklerinin yanında öğrenmedikleri korkutuyordu onu. Bilmediğinden korkmaz mıydı hep insan? Okan da bunun devamını göremediği için korkuyordu. Başlarken bunlar hesapta yoktu. Aşık olma diye dalga geçen arkadaşlarıyla o alay etmişti. Bunun adına aşk diyebilse korkmasına da gerek kalmazdı belki. Diyemiyordu. Adlandıramadığını yaşamak da Okan'a tersti. Körlemesine dalmak yerine görerek yüzüyordu. "Uyuyalım mı sabaha kadar? İlk kez birlikte kalacağız." "Tüm gece uyumak için izin almadım. Önce sevişelim, sonra sabaha kadar uyuruz. Nasıl fikir?" Neslihan Okan'ın ondan vazgeçmiş olabileceğinden endişenlendi. Belki de onunla birlikte olmak istemiyordu ve sürekli konuyu sündürüyordu. Altı ay bir erkekle birlikte olmak için oldukça kısa bir süreydi, Neslihan, değil altı ayda altı yılda bile bu aşamaya gelebileceğini sanmazdı. Erkeklerin onu tercih edebileceği bir anın geleceğini ummadığından belki de, bu erkek de Okan olunca ona erken gibi gelmiyordu. İki gün önceki konuşma geçti ikisinin de aklından birbirlerine bakarlarken. "Seni hissetmek nasıl olurdu acaba?" "Nasıl yani hissetmek?" "Seninle tamamlanmak... Sıcaklığında kaybolmak..." "Sevişmekten mi bahsediyorsun?" "Bütünleşmekten bahsediyorum." Bir kafede kahve içiyorlardı Cuma günü, Neslihan'ın dersi bittiğinde. Kütüphanede geçirdiği vakit kısmen azalmış, o saatleri de Okan'la görüşmediği zamanlara kaydırmıştı. Bahar mevsimi olduğu için bir saat kadar geç gidebiliyordu eve. Okan'la bütünleşmek... Nasıl olurdu? "Erken biliyorum. Unut gitsin." "Unutmak mı? Şaşırdım. En başından beri şaşırarak yaşıyorum bu ilişkiyi zaten. Bir parçası değilim de, sanki senaristmişim gibi. Bir aşk yaşamak istesem aynen böyle yaşamak isterdim; ama rüyadayım da sanki. Hala gerçek olduğundan şüphelerim var. Konu sen olunca saçmalıyorum." "Dokun bana." Neslihan'ın ellerini alıp yüzüne koydu. Kendi ellerini de onunkilerin üzerinde tuttu. Büyük ellerinin içindeki sıcacık elleri minicikti. "Ben gerçeğim. Buradayım Neslihan. Seni bırakacağımdan mı korkuyorsun?" "Beni bırakacağını biliyorum. Bildiklerimden korkmama gerek yok." Bu sözleri beklemiyordu Okan. Neyi biliyordu? Nasıl biliyordu? Yüzüne yerleşmiş olan ifadeyi göremiyordu; ama bir tahmini vardı. Dehşet kelimesi hafif kalırdı o anki ruh hali için. "Bunu niye söyledin? Gösteremiyor muyum sevgimi sana? Senden hiç utanmıyorum Neslihan. Demeye çalıştığın buysa eğer..." "Hayır, hayır. Ölüm ayıracak illa ki; değil mi?" "Kızım aklımı aldın ya? Daha ölmeyiz biz. Off! Kalp krizi geçirebilirdim gerçi. İlk yardım biliyor muydun sen?" "Biliyorum. Kabul ediyorum Okan." "Daha kriz geçirmedim. Canlıyken kalp masajı yapılmaz." "Bütünleşmeyi kabul ediyorum." Az önce yerleşen dehşetse şimdikine hiç isim bulamazdı. Kabul etmişti. Kendisinin bile beklemediği bir anda birliktelikten bahseden kelimeler dudaklarından dökülmüş ve Neslihan'dan kabul görmüştü. Sevinmeli mi, üzülmeli miydi? Kendi okuduğu bölümde pek çok mikroorganizma, bitki, eşey hücresi, kromozom çeşidi vb. dünyaları tanımlamıştı; ama sıra kendi his tanımına gelince tıkanıp kalmıştı. Bu kıza karşı hisleri vardı, vardı da tanımsızdı. Şimdi kalkmış teklifini kabul ediyordu. "Genç kızlar evlenmeden olmaz der genellikle. Azgın mısın sen?" "Ben daha birinci sınıftayım. Sen de öyle sayılırsın. Evlenince de yaparız." Evlenince dedi. Evlenme hayalleri kuruyordu. Ne kadar da uzaktı ona. Sandığı kadar uzak mıydı ya da? Kahretsin ki onu da bilmiyordu. Neslihan'la evlenmek nasıl olurdu ki? Neredeyse altı aydır onu sevmesi, en azından güvenmesi için denemediği yöntem kalmamıştı. İkisinden de bolca vardı kızda. "Çok çabuk evet demedin mi bana? Yani, ben biraz daha replik hazırlamıştım reddedilme ihtimalime karşı. Her zaman yaptığım gibi." "Çabuk oldu, evet. Yarınımızın garantisi yok ki. Sen beni isterken ben istemezsem, kendimi affetmem." "Sen beni kullanmayı falan mı düşünüyorsun? Hem belki, yatakta o kadar da iyi değilimdir." "Denemeden bilemem sanırım." "Bakiresin Neslihan. Olup olmadığını sormam bile sana hakaret olur." "Sorun olur mu?" Bu kızla ilgili her şey sorundu. Önceleri hayır demesi Okan'ı kıl ederken, şimdi evet demesi kanına dokunmuştu. Hayır dese her şey daha kolay olurdu. Seçmesi için fırsat vermişti. Yaptığı teklifin sonuçlarını böyle hayal etmemişti. Belki tokat atardı, belki trip atardı belki de taş. Atardı işte bir şeyler. Atmalıydı da. Ne demekti hemen öyle kabul etmek? Böyle hafif kadın değildi ki o. Gülcan'a gitse yatalım diye o an soyunmaya başlardı. Düşüncesi bile mide bulandırıcıydı. Neslihan ve o asla aynı kefede olmazdı; ama naz yapsaydı biraz. "Sen niye sorun etmiyorsun hiç bunu? Kendini kocana saklamak istemişsin işte. Kocan değilim ki ben senin." Kocası değildi tabii, olur muydu? Meçhuldü. Bu belirsizlik buhranında, içinde bulunduğu zamanın getirdiği şartlara uygun, en makul cevabı vermek istemişti. Dahası o da istiyordu Okan'ı. Onun içinde olduğunu hissettiği, hayal ettiği gecelerin artık ne anlama geldiğini, nasıl hissettirdiğini böylece daha bilinçli düşünebilirdi. Kuzenlerinin uyumalarını gözleyerek kendini tatmin etmenin bunaltıcılığı yerine, farkındalığı olurdu o andan sonra. "Biliyorum kocam olmadığını. Kabul etmem seni böyle hayal kırıklığına uğrattığı için özür dilerim." "Tam öyle değil. Ben pişman olmanı istemiyorum." "Bana zorla bir şey yaptırmıyorsun ya. Bir soru sordun, hür irademle cevap verdim sana. Teklifini geri aldıysan bana da bildirsen fena olmazdı." "Almadım. Pişman olmayacağına, emin misin?" "Şimdiye kadar olmadım. Canımı yakmadın henüz." Yakmayı düşünmüştü ama. Neslihan bilmiyordu. İki gün sonra bu pazar gecesi için onunla olacak şekilde ayarlama yapmasını istemişti ondan. Neslihan'ın evi olmazdı haliyle. Babasının da yurt dışı toplantısının olmayacağı tuttu. Gülcan'ı da onunla postalayabilir ve evde sahip olabilirdi ona. Erkan'ın domuz ahırına benzeyen evine de götürecek hali yoktu. Mecburen otel odası olacaktı. Okan ilk defa kararını o zaman sorguladı. Bakireydi. Neslihan'ın geleceğiyle oynuyor olabilir miydi? Öleceklerinin bilincinde olarak hiçbir şeyin sonsuza dek mutlu yaşadılar gibi masalsı olmayacağını kendisi de biliyordu; ama bunun hemen ertesi sabah terk edilmek demek olmadığını düşündüğüne emindi kızın. İnsanın bugüne kadar yapmadığı bir şey öyle eğreti geliyordu ki şimdi Okan'a. Onun yaptıklarını sorgulamayı bırak, kararlarının sorumluluğunu bile almasına gerek olmamıştı annesi yaşarken.  Onun yerine arkasını toplayan, her dediğini o an yapan bir annenin oğluydu o. Ağladığını hatırlamıyordu bir şey elde etmek için. Daha baş harfini söylemeden elinde olurdu çünkü. Ne iyi annesi vardı. Öyle düşünürdü en azından. Şimdi ise, ne yaptığını, kararının, bu iddianın ahlaki boyutunu tartışıyordu içinde. Bakışarak geçen iki dakikanın sonunda ana döndüler. "Sevişmek konusunda kararlısın yani?" "Öncesinde birkaç sorum var. Cevaplamak sorun olur mu?" "Olmaz tabii, sor ne istersen." "Yaklaşık altı aydır, benimle ilgileniyorsun ya, başkasıyla birlikte oldun mu?" "Olmadım. Sen nasıl emin olacaksın peki bundan?" İlk defa birinin ondan emin olmasını, ona inanmasını bu kadar çok istemişti. Adeta dua etti en kalpten hislerle. Bir ellerini semaya açmadığı kaldı. Yedi yıl öncesi gibi değildi hayatı. Hatta altı ay öncesi gibi bile değildi. Neslihan dokunmuştu artık o hayata. Annesine kendini ispatlamak zorunda kalmamıştı hiçbir zaman. Okuldan şikayet gelse Okan haklıydı, arkadaşlarıyla kavga etse Okan doğruydu, amaçsızca yaptığı tehlikeli hareketlerde Okan bilirdi. Okan, Okan, Okan'dı. Okan hata yapmazdı. Okan yalan söylemezdi. Okan bir kadının dünyaya getirebileceği en sıradışı, en mükemmel varlıktı ve bunun iliklerine kadar işleyen bilinciyle yetişmişti yirmi yıl boyunca. İlk defa düşmese de tökezliyordu. Neslihan onu, ayağına çelme takmadan düşürebilecek tek kadınmış gibi hissetmeye başlamıştı. Tehlikeliydi bilmediği hisler. Güvenli değildi. Bu güvensizlik ortamında bile Neslihan ona güvensin istedi işte. Şımarık bir çocuk gibiydi hala, talepleri bitmiyordu. Şimdikine her açıdan ihtiyacı vardı. Açlığı çok başka yerindeydi onun. Ruhu çıplaktı. Gözünü ondan çekmeden bakan bu korkusuz kadın giydirebilir miydi ruhunu? "Senin ağzından çıkıyor olması yeterli. Ben de olmadım kimseyle." "Hahah. Neslihan. Güzelliğin çok başka yerlerinde demiştim ya hani ikinci gün. Güzelliğin her yerinde senin. Bu kadar güzel, temiz kalmayı nasıl başardın?" Sözleriyle onu ondan alan adama inanmamak söz konusu olabilir miydi? Onu her türlü güzel bulduğunu söylerken nasıl yalancı derdi tekrar? Yalandı, biliyordu, emindi. Güzel olan oydu.  "Sevdim. Sevildim de galiba?" Neslihan kaybetmeden önce gerçek anlamda sevilmişti ailesi tarafından. Onun başarılarıyla gururlanan anne babası, onun okumasına karşı çıkan büyüklerine rağmen önünde durmak bir yana hep destek olmuşlardı ona. Şimdi bir erkeği seviyordu çaresizce. Tek seferlik bir şey bile olsa, yarını göremeyecek de olsa ilk kez bencildi bedeni. Ve bu bencil bedeni adamın insafına bırakmak istiyordu.  Okan da sevmişti annesini. Babasını da seviyordu hala. Zaman zaman ona ne kadar kızsa da, aptal olduğunu bilse de, herkes hata yapabilirdi. Ve bu kadın... Zorunlu aile sevgisinden farklıydı onun sevgisi. İnkar etmesi anlamsızlaştı bu kez. Onu sevdiğini söyleyebilir miydi? Cevap yoktu. "Şanslısın. Sevmek, sevilmek. Herkesin harcı değil. Sen bu eylemi layıkıyla gerçekleştiriyorsun ve hep böyle güzel kalıyorsun demek." "Sen de sevmeye başla hadi. Bana ne yapabileceksin görelim." Ne yapmazdı ki? Ne yapmayacaktı ki? Neslihan kendi vazgeçmiyordu. Okan da amacından vazgeçmeyecekti. Onu almadan bir saat önce, bu odaya gelip yatağı net, tamamen görecek şekilde yerleştirdiği, odanın diğer ucundaki şifonyerin üzerine kamerayı, başlama saatini ayarlayarak koymuştu. Şimdilerde başlamış olmalıydı. Saat ona geliyordu. Önce akşam yemeği yemişler, sonra da odaya çıkıp son yarım saattir birlikte olup olmama meselesini konuşuyorlardı. Neslihan oturduğu puftan ayağa kalkınca, karşısına geçip yavaşça soyunmaya başladığında Okan onu durdurmamak için kendi hırsıyla savaşıyordu. Her şeyden habersiz güzel kadını, Neslihan'ı kaybetmeye hazır olup olmadığını sorgularken ince gömlek tek tek düğmelerinden kurtulup yerle buluştu. Kotunun düğmesine eli gittiğinde Okan bir an gözlerini kapattı. Kumaşın bacaklarında sürtündüğünü haber veren sesle yeniden açtığında o tek bacağını çıplak bırakmıştı bile. İç çamaşırlarına kadar soyunduğunda başını eğdi. Tanrım. Çok masumdu. "Bak bana." "Utanıyorum." "Vaz mı geçtin?" O an baktı hızla. Başını sağa sola salladı. Neden vazgeçmesini ister gibiydi? Görmüyor muydu, devam etmekten korkmadığı kadar Okan'ın vazgeçmesinden korkuyordu o. Kendi için, okumak dışında ilk kez bir şey istiyordu. Almadan gitmeye niyeti yoktu. Vereceklerinin ne kadar fazla olduğunu bilmeden birlikte olmak, adına her ne deniyorsa, sevişmek, sikişmek, bütünleşmek hepsine birden sahip olmayı arzuluyordu. Okan boynuna uzanıp öpmeye başladığında bu denli hızlı elektrik akımına, çarpılsa tutulamazdı. Çekeceği acının önlemini almadan giriştiği bu tutku, belki de onu ayakta tutacak tek şey olacaktı. Öpüşler, emmelere, emmeler ısırmalara dönünce Okan da vazgeçmek istemeyeceği derinliklere varmak üzereydi. "Dur de." "Ne? Hayır." "Ne zaman istersen dururum." "Asla." Neslihan uzandı, bu kez de onun düğmelerine. Açtıkça önüne gelen bedene dokunmamak için zor duruyordu. Pantolon kemerine uzandı. Okan tuttu elini. Neslihan bu kez kendi sütyen kopçasına uzandı. "Soyunma böyle ayakta. Yatağın içine gir Neslihan." "Neden ki?" der demez göğüslerini serbest bıraktı. Okan yana kaydı hemen. Amacı onu kem gözlerden korumaktı. Bu kadar görüntü verdiği yeterdi. Neslihan'ı kucakladığı gibi, koyduğu kamera onun sırtını çekerken yatağa taşıdı. Çarşafın içine bıraktı. Kendisi de pantolonunu çıkararak yine göz önünde kendisini bırakarak onun göğüslerine kapattı ellerini. Dudaklarından başladı sil baştan. Pürüzsüzdü teni. Buğday teni mis kokuyordu. Kokusuyla bile sevişilirdi. Önlemini almayan tek kişi Neslihan değildi o gece o odada. Okan bu kıza ölse bile, sınıflandırılmamış duygular besleyeceğini aklına getiremezdi. Ona göre değildi Neslihan. Alışkını olduğu hiçbir şeyi yoktu. Çok basitti. Basitliği bile sıradan basitlikteydi. Herkes gibiydi. Klasikti. Ne bir mavi göz, ne bir sarı saç, ne bir kimsede olmayan çarpıcılık vardı. Çarpıldı ama. Koyu kahverengi gözlerine, o tek gamzesine vuruldu. Gözüne uymayan gözlükler varken bile ona baktıkça içi umutla doluyordu. Bir şeylerin değişeceği umudu... Umudun adı da yoktu. Dudakları göbeğine indiğinde beyaz çarşafı kızın kafasının üstünde tuttu eliyle. Tek bir yerinin görünmesine tahammül edemezdi. "Sıcak oldu. Nefes alamıyorum Okan." "Nefes olurum ben sana. Gerçekten istiyor musun beni?" Göbeğinin üstünden kaldırdı başını. Onunla konuşmak için çenesini karnına koydu. Başını salladı. Yine.  "Sonum olacaksın." "Memnun olurum." Anlamadı. Ölmekten bahsettiğini nasıl anlamazdı. Hayatına alacağı sonuncu kişiden bahsetmemişti ki. Hayatına bile alamazdı. Biraz daha yavaş hareket ederse her şeyi elinin tersiyle itecekti. Sadece Neslihan kalacaktı yanında. Hırsla indirdi külotunu. Kendine kızgındı. Bir ailenin buldumcuk bebeği olmaktan ilk kez nefret etti. Bacaklarını kendi için aralarken yavaş olmaya gayret gösterdi. İki eliyle kızın yüzünü ellerinin arasına aldı yine. Bu kadar masum olmak zorunda mıydı? Kızın düşüncelerini bilse utanırdı kendinden. O aşık olduğu erkeğine rezil olmadan kendini ona verme çabasına girişmişti. Hata yapmaktan ölesiye korktuğu için, belki de çoktan öldüğü için kalbinin sesini duymaz olmuştu. Ona bakan adamın ne düşündüğünü bilebilse tekrar atmaya başlardı belki. İki bacağının arasına yerleşen adamın, onun hayallerinin ötesinde olduğunu biliyor, yine de kendini bu zevkten mahrum etmeye gönlü razı olmuyordu. Bu davulun dengi kendisi değildi. Nasıl olduysa denk gelmişlerdi sadece. "İçinden çıkmak istemiyorum girdiğimde." Neden çıkacaktı ki? O da içinden çıksın istemezdi. Hep içinde, ne kadar içi varsa hepsinde varlık göstersin istiyordu. Ha kalbinin içi, ha vajinasının içi hepsi Okan'la dolsun, sorun değildi. "Çıkma." "Hamile kalırsan okuyamazsın." "İlk seferde mi? Kalır mıyım?" "Kalabilirsin." "Yarın halletsem, böyle ilaçlar var." İttirdi kendini ona doğru. Keskin bir acı duydu. Gözlerini kapattı. Değişikti. Beklediği gibi, okuduğu gibi değildi. Yaşadığı gibiydi. "Ahh!" "Çok mu yaktım canını?" "Canımı yakmadın henüz. Devam et." Devam etti. Söz dinledi. Usluydu o andan sonrasında. Öpmek istedi altında yatan kadını. Öptü. Sevmek istedi, sevdi. Bitmek istedi içinde. Bitti. Kendi içinde bitmeyecek olan her şeyden habersiz dakikalarca kaldı sıcaklığında. Çıkarsa üşüyeceğini düşünemedi. Düşünemediği halde kaldı. Solukları tükenmişliğin ardından normale dönerken göğsüne yatan kızın saçlarıyla gıdıklandı. "Sabah kahvaltı eder miyiz?" "Ederiz. Önce babamı hava alanına götüreceğim. Altı buçukta kalkmam lazım. Sonra gelirim." "Tamam, ben uyurum o saate kadar." "Canını yaktım mı?" "Canımı yakmadın henüz." Yakıp yakmadığını sorması bu ana kadar olan geçmişle ilgiliydi. Canını yakacağını söyleyerek gelecekten bahsedemezdi. Her şey bitti diyemezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD