Kenan Bey, oğlu ve gelini villanın kapısından girerken, mutlu ve gururlu bir şekilde izledi.
Gözlerinden sevinç gözyaşları aktı. Aklına bu iki ay içinde yaşadığı acılar ve mutluluklar gelmişti yaşlı adamın.
Melek, Taylan'ı asıl vuranın karısı Hale, olduğunu öğrendikten sonra Diyar'ın babası Derman’a bu işin peşini bırakmamasını söylemişti.
Cinayet aleti silahı bulmasını ve Ilgaz'ı temize çıkarmasını söylemişti.
Meleğin mahallesinde herkes şahitti aslında Ilgaz'ın Meleğin evine geldiğine. Onlardan mahkemede şahitlik yapmasını isteyebilirdi.
Ama işin o raddeye gelmesini istemiyordu. Mahkemeye çıkmadan kimsenin haberi olmadan Ilgaz'ı kurtarmak istiyordu.
Derman, karda yürüyüp izini belli etmeyen bir yeteneğe sahipti.
Yalnızca o halledebilirdi bu işi.
Gençlik yıllarında karanlık dünyanın aranan tetikçilerinden biriydi Derman. Çok canlar yakmış, çok kan dökmüştü. Diyar'ın annesiyle tanıştıktan sonra bırakmıştı karanlık dünyayı. Birçok da düşman kazanmıştı geçen yıllarda.
Bir türlü tamamen kurtulamamıştı o hayattan.
Derman, sevdiği kadın hamile kalınca yıldırım nikâhıyla evlenmiş ve sadece ailesi için yaşamaya karar vermişti.
Bu durum Derman ve karısı için hiç te kolay olmamıştı.
O yıllarda sürekli yer değiştirmek zorunda kalıyorlardı.
Çünkü nerede bir yurt edinmeye kalksa kısa sürede izlerini buluyorlardı. Kenan Bey, le bir arkadaşı vasıtasıyla tanışmıştı.
Kenan Bey, ona Adana'da yeni bir hayat vermişti. Kenan Bey'in çiftliğinde onun arazileriyle ilgilenmeye başlamıştı.
Karısıyla beraber güzel bir hayat kurmuşlardı çiftlikte. Oğlu Diyar, doğduktan sonra Derman daha da korkar olmuştu geçmişinden.
Geçmişteki düşmanlarından.
Kenan Bey, onu yıllarca korumuştu o insanlardan. Ama sonunda yine izlerini bulmuşlardı.
O günlerde Kenan Bey, bir ihale yüzünden tehdit alıyordu.
O kara günlerde yapılan saldırıda ölmüştü Diyarın annesi.
Ve bunu yapanını Kenan Bey'i tehdit eden adamlar olduğunu sanmıştı herkes. Gerçekler yıllar sonra çıkmıştı ortaya. Diyar, bu yüzden nefret ediyordu Kenan Bey'den.
Derman, hala çok zeki ve güçlü bir adamdı.
Kısa sürede içinde Taylan'ı vuran silahı ortaya çıkarmıştı.
Taylan, hastaneden çıkıp kayınpederimin villasında keyif çatarken villaya gelen ziyaretçiler Taylan'ın tüm huzurunu kaçırmıştı.
Villa da hiç kimse yokken gitmişti Derman ve Kenan Bey.
Taylan'ın karşısına geçerek gerçekleri bildiğini, hemen şikâyetini geri almasını söylemişti.
Taylan'ın inkâr etmesi, karşı koyması Kenan Bey'in sinirlenmesine neden olmuştu. Taylan'ı sözle ikna etmeyi
başaramayan Kenan Bey. Silahını çıkarıp Taylan'ın bacağına sıkmıştı kurşunu. Taylan'ın çığlıkları arasında yanına yaklaşarak.
"Önce hastaneye gidip tedavi olacaksın Taylan, efendi.
Sonra gidip şikâyetini geri alacaksın.
Ve iki üç hafta içinde İstanbul'u terk edeceksin. Bu sana bir uyarı değil Taylan. Direk tehdit. Ben senin oğlumu kaç defa rahatsız ettiğini biliyorum. Oğlum senin ağzını burnunu kırdığı için müdahale etmedim o zamanlarda.
Ama sen onursuzluk yaparak düğünde terk ettiğin kızın tekrar peşine düştün. Gelinime ve oğluma huzur vermedin. Benim gelinime, oğlumun namusuna göz diktin.
Bunu yanına bırakacağımı düşünmedin her halde.
Şimdi seni son kez uyarıyorum.
Şikâyetini geri alacak ve İstanbul'u terk edeceksin.
Yoksa seni öldürür bu eve gömerim.
Kimse cesedini bile bulamaz.
Sen Kenan Güçlüoğlu nu daha tanımıyorsun.
İnan bana tanımak bile istemezsin"
Kenan Bey ve Derman'ın o gece Taylan'ı son görüşleri olmuştu.
Taylan, bacağından yediği kurşunla hastanelik olmuştu.
İki hafta tedaviden sonra emniyete gidip şikâyetini geri aldı.
Bir kaç gün sonra da karısı Hale ve annesiyle beraber yurt dışına gittiler.
Kenan Bey, olayı sadece Taylan'la bırakmamıştı. Taylan'ın kayınpederini de katmıştı bu işe.
Kızının damadını vurduğunu öğrenen adam. Kızının hapse girmemesi için yurt dışına gitmelerine karar vermiş ve hemen onları göndermişti.
Böylece Taylan, defteri kapanmıştı.
Kenan Bey, oturduğu koltuktan kalkıp oğluna kollarını açtı.
Ilgaz da babasının sevgiyle gururla açtığı kollara gidip sarıldı.
Sonra da babasının elini öptü ve başına koydu.
"Babam. Aslan babam benim."
Sonra da annesi geldi yanına, o da sarıldı oğluna sıkıca.
"Bugünümüze çok şükürler olsun oğlum. Senin bu evin kapısından sağlığına kavuşmuş olarak girdiğini gördüm ya.
Başka ne isterim Rabbim den?"
"Sizin sayenizde annem.
Siz olmasaydınız ben çoktan vazgeçmiştim mücadeleden.
Yıllarca bana destek oldunuz yanımda oldunuz. Sonra da en umutsuz anımda Meleğimi buldunuz bana.
Onun la dünyam yeniden aydınlandı.
Yaşamak için bir sebep verdiniz bana.
Sizin hakkınızı asla ödeyemem.
Sizin gibi ailem olduğu için çok şanslıyım inanın"
Ilgaz ve Melek, bir süre geçmiş olsuna gelen akrabalarla ilgilendiler.
Melek, Ilgaz'ın kız kardeşleriyle zaman geçirdi. İki kızda çok sevmişti Meleği. Hem çok güzel, hem de çok iyi bir kızdı Melek.
Ilgaz, bir süre sonra odasına çıkmak için ayaklandı.
Teyze ve halalarına yorgun olduğunu ve biraz dinlenmek istediğini söyledi.
Sonra da karısının elinden tutarak kendi odalarına çıkan merdivenlere yöneldiler.
Tam merdivenin ilk ayağına adım atacaklardı ki amcaoğlu Kerem, girdi kapıdan. Ilgaz ve Meleğin merdivenlerden çıkmak üzere olduğunu görünce, sinsi bir o kadar da itici ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Kuzen, hemen mi uyuyacaksın?
Ben de sana geçmiş olsun diyecektim" dedi dişlerinin arasından.
Ilgaz, Kerem'i gördüğüne hiç mutlu olmamıştı tabi ki. Hastane de bir kez bile ziyaretine gelmeyen adam.
Bugün buraya neden gelmişti?
Neden özellikle bugünü seçmişti? Kesin planladığı bir şey vardı.
Bunu adı gibi biliyordu Ilgaz.
"Hoş geldin Kerem. Bu ziyaretini neye borçluyum acaba?"
"Kuzenimiz hastaneden çıkmış.
Ziyaret etmemek olmazdı" değil mi Ilgaz Ağa'm? "
"İki ay hastanede kalmıştım oysa.
Keşke orada ziyaret etseydin.
Eve kadar zahmet etmene gerek kalmazdı."
"Ne zahmeti kuzen. Her zaman yanındayım biliyorsun.
Senin kuzeninim ben yabancın değil"
"Bilmez miyim Kerem.
Her zaman yanımdasın. Bunu çok iyi biliyorum."
Kerem, Ilgaz'la konuşmayı bitirdikten sonra Meleğe çevirdi bakışlarını.
"Ha bu arada gelin hanım.
Eski nişanlın sözünü dinlemiş bakıyorum da. Şikâyetini hemen geri almış. Onu ziyarete gitmen işe yaramış galiba" dedi gülerek.
Taylan'ın söyledikleriyle Ilgaz, olduğu yerde donup kalmıştı.
Bütün vücudu kasılmıştı sinirden.
Sonra da öfkeyle elini yumruk yaptı.
Ne söylüyordu bu adi adam?
Ne demeye çalışıyordu öyle?
Bakışlarını Meleğe çevirdiğinde kızın renginin solduğunu gördü.
Elleri de titriyordu Meleğin nedense?
Gözlerine baktığında, Melek, hemen gözlerini kaçırdı.
Ilgaz, o zaman anlamıştı Meleğinin bir şey gizlediğini.
Melek, ise Kerem'in söyledikleri duyduğunda kalbinin üstüne yumruk yemiş gibi olmuştu.
Bu adam nerden biliyordu hastaneye gittiğini?
Ne yapmaya çalışıyordu bunu söyleyerek? Melek, korkudan titreyen ellerini nereye koyacağını şaşırdı.
Kenan Bey, Meleğin Ilgaz'a iyileşinceye kadar söylemesini istememiş ti oysaki.
Şimdi ne yapacaktı Melek?
Ilgaz, şimdi Meleğe kızarsa, bağırırsa ne yapardı kız? Ne cevap verirdi ona?
"Hayırdır kuzen. Sesin soluğun çıkmadı.
Gelin hanım sana bir şey söylememişti sanırım" dedi Meleğe sinsi bir bakış atıp.
"Benim karım benden bir şey gizlemez Kerem" diye bağırdı Ilgaz.
"Tabi ki biliyordum bunu.
Sen bunu söylemek için boşa zahmet etmişsin.
Şimdi izin verirsen biraz dinlenmem lazım" dedi ve Meleğin elinden tutup merdivenlerden yukarı yürümeye başladı.
Kerem, ise aldığı cevaptan sonra öfkeyle villadan çıkıp gitti.
Ilgaz, merdivenleri çıktıktan sonra
Meleğin elini bıraktı.
Sonra da bakışlarını ona çevirdi.
Yumruklarını daha da sıktı öfkeyle.
"Sana tek bir soru soracağım Melek.
Sende bana tek bir cevap vereceksin.
Sen o adamın yattığı hastaneye gittin mi?"
"Ilgaz, ben, şey"
"Evet ya da hayır Melek.
Evet ya da hayır de"
Melek, Ilgaz'ın buz gibi soğuk konuşmasından donmuştu sanki.
Yine de elini uzattı Ilgaz'a.
Elini tutmak istedi. Anlatacaklarını dinlemesini istedi.
Ilgaz, Meleğin elini havada bıraktı öylece Bir adım geri çekilerek Melek'ten uzaklaştı.
Melek, Ilgaz'ın bu hareketiyle kalbi parçalara ayrılmıştı.
Ilgaz'ı yargısız infaz yapmıştı Meleğine.
Üzgün bir şekilde ellerini geri çekti.
"Sana soruyorum Melek" dedi tekrar.
"Gerçekten o aşağılın kaldığı hastaneye gittin mi?"
"Ilgaz, lütfen dinle. Evet. Evet, gittim ama ona..."
Ilgaz, hemen elini kaldırdı ve Meleği susturdu.
"Başka bir şey duymak istemiyorum.
Bana hiç bir şey söyleme Melek.
O adamın yanına gitmek le beni yeterince öldürdün zaten.
Daha fazla konuşmamıza gerek yok"
"Ilgaz, Ilgaz, lütfen böyle söyleme.
Beni üzme Ilgaz ne olursun.
Ben. Ben sadece.."
"İyi geceler Melek" dedi Ilgaz sadece.
Sonra da başka bir şey söylemeden odaya girdi.
Kapıyı açık bırakmıştı ama gel dememişti karısına.
Melek, olduğu yerde kala kalmıştı öylece. Ilgaz, orada bırakıp gitmişti kızı. Elinden tutup odalarına bile götürmemişti.
Ilgaz, odaya girdiğinde büyük bir sessizlik karşılamıştı onu.
Büyük bir sessizlik ve yalnızlık.
Kalbi cız etmişti genç adamın.
Ne ummuştu bu geceden, ne bulmuştu?
Meleğiyle muhteşem bir gece hayal ederken. Şu an koskoca bir boşluk ve hüzün vardı odada.
Meleği nasıl böyle bir şey yapabilirdi?
Nasıl giderdi o aşağılık adama?
Neden Ilgaz'a bir şey söylememişti?
Kerem, denilen pislik doğrumu söylüyordu?
O adam, Melek, istediği için mi geri çekmişti şikayetini?
Kafasında deli sorular aklını bulandırıyordu.
Kafasının içi allak bullak olmuştu.
Meleği neden yapmıştı bunu? Neden, neden?
Ilgaz, daha fazla düşünmek istemiyordu artık.
Düşündükçe bu işin içinden çıkamıyordu.
Melek'le bugün rüya gibi bir gece geçirmeyi planlıyordu.
Gecesi kâbusa dönmüştü genç adamın. Kerem, denilen aşağılık gelip zehrini akıtıp gitmişti.
Bütün hayallerini yıkmıştı.
Odadaki koltuğun üzerine oturdu öylece.
Başını ellerinin arasına alarak gözlerini kapattı.
O sırada kapıdan Melek, girdi odaya.
Ilgaz'a hiçbir şey söylemeden hemen giyinme odasına gitti.
Üzerini değiştirip geceliğini giydi. Sonra da tekrar odaya geldi.
O da hemen diğer koltuğun üstüne gidip oturdu.
Ilgaz'a baktı üzgün ve yaşlı gözleriyle.
Ilgaz, çok soğuktu Meleğe karşı.
Yüzüne bile bakmıyordu artık.
Haklıydı adam. Sonuna kadar haklıydı. Gitmemeliydi oraya.
Gitmemeliydi. Hangi akla hizmet gitmişti o adamın kaldığı hastaneye.
Üstelik bir de Ilgaz’dan gizlemişti her şeyi. Ilgaz'a söz vermişti oysa.
Ondan hiçbir şey gizlemeyecekti.
Hayal kırıklığına uğratmıştı Ilgaz'ı.
Şimdi Ilgaz, Meleğe bakmıyordu bile.
Melek, kızamıyordu Ilgaz'a.
Yaptığı hatanın bedeliydi Ilgaz'ın bu davranışı. Yine de Meleğin çok zoruna gitmişti bu durum.
"Sana attığı iftiranın hesabını sormaya gittim Ilgaz" dese, ne kadar etkili olurdu? İnanır mıydı Ilgaz buna? Kim olsa inanmazdı tabi
Ne yapacaktı Melek? Ilgaz'ı nasıl ikna edecekti?
Kız dakikalarca oturduğu koltuğun üstünde düşündü.
Başı çatlayıncaya kadar ne yapacağını bilmeden bekledi öylece.
Ne kadar düşünse de, düşünmenin bir faydası yoktu artık.
Ilgaz'la yarın konuşmayı tekrar deneyecekti.
Melek, oturduğu koltuktan ayağa kalktı hemen. Dolaba gidip yastık ve üzerine bir örtü aldı.
Sonra da kalktığı koltuğa tekrar gidip uzandı. Aynı şekilde Ilgaz'da oturduğu koltuğa uzandı.
Kısa bir süre sonra da ikisi de uykuya daldı.
Ilgaz, sabah erkenden korkuyla uyandı.
Koltuğun üstünde yattığı için her yeri tutulmuştu genç adamın.
Yattığında üzerine bir şey de almamıştı. Kim örttüyse şuan bebek gibi yorgana sarılmıştı adam.
Önce yavaş bir şekilde doğruldu yattığı koltuktan.
Sonra da vücudunu esnetti.
Biraz kendine geldikten sonra etrafına baktı.
İlk gözüne takılan yer ise karşısında ki koltuk ve gece o koltuğun üzerinde uyuyan Melek’iydi.
Meleği demişken. Koltuğun üzerinde Meleği falan yoktu şimdi.
Bir anda kalbine bir acı saplandı Ilgaz'ın. Hızla koltuktan ayağa kalktı.
Meleği, Meleği neredeydi.
Gece odadaydı. Koltukta yatmıştı oysa.
Şimdi nereye gitmişti bu kız.
Hem de sabahın erken saatinde.
Ilgaz, hızlı bir şekilde banyoya ve giyinme odasına girip baktı.
Hiç bir yerde Meleğini bulamadı genç adam.
Yoktu işte. Neden yoktu Melek?
Nereye gitmişti acaba?
Hemen odadan çıkarak hızla merdivenlerden indi.
Salona geldiğinde annesi ve babasını kahvaltı masasında buldu.
Bir an için Meleği de vardır diye umutlanmıştı ama yoktu.
Meleği yoktu işte. Burada da yoktu.
Hızla anne ve babasının yanına geldi.
"Şey anne, Meleği gördünüz mü?" dedi kalbi titreyerek.
Çünkü alacağı cevap genç adamı çok korkutuyordu.
Annesi tam cevap verecekti ki.
Babası girdi söze, "Melek, ailesinin evine gitti" dedi, kızgın bir ses tonuyla.
"Şey baba. Neden bu kadar erken gitti ki. Ben götürürdüm onu.
Sabahın erken saatinde neden gitti?"
"Sabah gitmedi Ilgaz. Gece geç saatte bana geldi ve benden onu ailesinin evine götürmemi rica etti.
Bende Meleği götürüp bıraktım.
Sende rahat rahat uyumuşsundur umarım.
Nede olsa her lafa inanıp karının elini bırakabiliyorsun."
"Ne demek istiyorsun baba?
Melek, ne söyledi sana?
Melek, bana ne söyleyebilir Ilgaz?
Tabi ki bir şey söylemedi.
Dün gece Kerem'in sana söylediklerini kız kardeşin duymuş.
Ebru, söyledi bana olanları.
Meleği bu yüzden mi üzdün Ilgaz?
Bu yüzden mi gitmesine sebep oldun?
Keşke dinleseydin onu""Rahat rahat uyudun mu bari" demişti babası.
Nasıl rahat uyuyabilirdi?"
Kâbus dolu bir gece geçirmişti Ilgaz.
Sabaha kadar rüyasında defalarca kez kaybetmişti Meleğini.
Defalarca kez yanmıştı yüreği. Gördüğü rüyalar sabah olacakların habercisiymiş demek ki.
Babası Ilgaz'ı kahvaltı masasından çalışma odasında beklemesini söyleyerek göndermişti.
Ilgaz'da hemen çalışma odasına gelmiş, babasının koltuğuna oturmuş kara kara düşünüyordu.
Meleğin, o adamın yanına gitmesini hazmedemezken bir de Ilgaz'ı bırakıp gitmişti. Oysa Ilgaz, her şeyi anlatmasına izin verecekti.
O adamın kaldığı hastaneye neden gittiğini anlatmasına izin verecekti.
Dün gece dinleyemezdi Meleği.
O kadar sinirliydi ki kendini kaybedebilirdi. Meleği daha çok üzebilirdi. Onu daha çok yaralayabilirdi. Hep bundan korkmuştu Ilgaz.
Yine de çok üzmüştü işte.
Yine ağlamasına sebep olmuştu.
Hep üzmüyor muydu zaten Meleği?
Tanıştıklarından bu tarafa mutlu günleri sayılıydı.
Onu mutlu edeceğim dedikçe işler tam tersine dönmüştü hep.
Acaba kader mi istemiyordu bu iki gencin bir arada olmasını.
Bu yüzden mi mutlu olamıyorlardı?
Meleğinin ona yanlış yapmayacağını biliyordu aslında.
Neden bu kadar sorun yapmıştı bunu.
Meleğine mi güvenmiyordu yoksa?
Ya da Taylan, denilen zibidiye mi güvenmiyordu?
Tabi ki Taylan'a güvenmiyordu.
Ya Meleğe bir şey yapsaydı.
Ya sevdasına bir zarar gelseydi.
Ne yapardı Ilgaz? O zaman öldürürdü Taylan'ı. Gözünün yaşına bakmaz öldürürdü. Ilgaz, Meleğine kızmasının asıl sebebini daha yenice anlamıştı.
Ilgaz, Taylan'ın Meleğe zarar verebileceğinden korktuğu için bu kadar tepki vermişti. Bu yüzden delirmişti. Ilgaz, kendi kendisiyle iç hesaplaşması yaparken babası gelmişti çalışma odasına.
Odaya girdiğinde Ilgaz'ın çok dalgın olduğunu gören adam, sessizce yaklaştı oğluna. Elini Ilgaz'ın omzuna koyarak güç verir biçimde sıktı. Sonra da konuşmaya başladı.
"Melek, sen hastanede yoğun bakımdayken geç saatlerde yanıma geldi. Baba yapmamam gereken bir şey yaptım dedi.
Ilgaz'a attığı iftira yüzünden hesap sormak için Taylan, denilen adamın kaldığı hastaneye gittim dedi.
Tam odasına yaklaşmışken annesiyle konuşmalarını duydum.
Taylan'ı vuran aslında karısı Hale imiş dedi.
Meleğin bana anlattıkları bunlardı oğlum. Melek, o gün gittiğine çok pişman olmuştu zaten.
Ama duydukları, öğrendikleri sayesinde hastaneden çıkınca eve gelebildin. Meleğin sayesinde kısa zamanda atılan iftiradan kurtuldun.
Melek, zaten hatasını kabul etti.
Ama sen ona güvenmedin.
Evlilikte güven çok önemlidir oğlum.
Eğer karına güvenmiyorsan.
Ondan hemen ayrıl.
Ben Meleğin senin gelgitlerin yüzünden acı çekmesini istemiyorum. O kızı daha fazla üzmeni istemiyorum"
Ilgaz, başını yere eğmiş bir şekilde babasının söylediklerini dinledi uzun uzun. Sonra da başının kaldırıp babasına baktı.
"Baba yapma. Ben Meleğe kendimden çok güveniyorum.
Ondan asla vaz geçmem. Bunu düşünme bile. Ben o adamın olduğu, o adamın nefes aldığı yere gittiği için deliye döndüm. Ben başta anlamamıştım nedenini.
Kıskançlık mı, güvensizlik mi?
Bende bunu düşündüm hep.
Hiç biri değil baba. Evet, Meleğimi çok kıskanıyorum. Bunu inkâr etmiyorum. Ama bir o kadar da bana olan aşkına bağlılığına inanıyorum.
Benim asıl derdim kendini tehlikeye atması. Hiç düşünmeden kendini ateşe atması. Onun gibi bir adamdan her şey beklenir baba. Ya Meleğe bir şey yapsaydı? Ya ona bir zarar gelseydi? Ben aslında bunun için kızmışım Meleğe.
Dün çok öfkeli olduğum için konuşmasına izin vermedim.
Yapmamam gerekirdi biliyorum.
Onun anlattacaklarını dinlemem gerekirdi."
"Ilgaz, bak, ben seni anlıyorum oğlum.
Senin açından yaptığın doğru olabilir belki. Ama Meleğin açısından bak birde olaya. Sen Kerem iti yüzünden onun kalbini kırdın.
Ona konuşma fırsatı bile vermedin.
Meleğin ne kadar kırılacağını düşünmedin.
Sen haklı bile olsan. Onu dinlemeden yargılamayacaktın. Madem Meleğe sonuna kadar güveniyorsun.
Güvendiğini gösterecektin.
Ona gerekirse ne düşündüğünü söyleyecektin. Senin için korktum. Sana bir şey olmasını istemiyorum diyecektin.
Sen ve senin sevdan acemi Ilgaz.
Sevda ilk sorunda yıkılmak kaybetmek değildir.
İlk hatasında sevdiğinin elini bırakmak değildir.
Meleğin yaptığı hataydı. Bunu kabul ediyorum. O kız daha küçük, toy, kalbi de o kadar temiz.
Seni de çok seviyor. Meleğin seni ne kadar çok sevdiğini herkes gördü oğlum. O senin için bir şey yapmak istemiş.
Aklına gelen ilk şeyi yapmış işte.
Sana atılan iftiraya o kocaman kalbiyle karşı durmak istemiş.
Senin karının yaşı küçük olabilir Ilgaz. Ama kocaman ve sana sevdalı bir kalbi var. Hiç kimse için o kalbi ezip geçme oğlum.
Ben seni bunun için uyarıyorum.
Ben senin babanım ama Meleği üzmene asla izin vermem.
O kızı oradan oraya savurma Ilgaz.
İki aydır senin iyileşmen için ne kadar çaba gösterdi biliyorsun.
Senin için ne kadar gözyaşı döktü görmedin sen. Senin ağrı çektiğin zamanlarda sana belli etmeden gizli saklı köşelerde çok kahroldu kız"
"Baba ben dün geceki davranışlarımdan o kadar pişmanım ki. Melek'ten daha büyük olmama, daha çok yaşamama rağmen.
Onun bana sahip çıktığı gibi ben ona sahip çıkamadım.
Onun ellerini sıkıca tutamadım.
Her şeye rağmen ona sarılmalıydım.
Ona inanmalıydım baba.
Ne yapacağım şimdi ben?
Hangi yüzle gidip Meleğimi alacağım ailesinin evinden"
"Bunu baştan düşünecektin Ilgaz. O kızında bir gururu var.
Sen kendi duygularına nasıl önem veriyorsan, gelinimin duygularına da önem vereceksin.
Onun kalbini kırmayacaksın"
Ilgaz, babasıyla konuştuktan sonra tekrar odasına gitti.
Kapıyı açıp girdi yıllardır sessizliğine acılarına şahitlik eden odaya.
Meleğin bu odada kalmak istemesi üzerine Ilgaz'ın odası genişletilip mini bir daire haline getirilmişti
İçinde yatak odası, giyinme odası, banyo ve küçük bir salon şeklinde tasarlanmıştı.
Ilgaz, giyinme odasına gitti önce.
Meleğin aylar önce aceleyle çıkardığı gelinliği dolabın bir köşesinde korumaya alınmıştı.
Ve Meleğinin kıyafetleri.
En çok severek giydiği Ilgaz'ın hediyesi olan elbise.
Onu özellikle hastanede sıkça giymişti kız. Çünkü Ilgaz, almıştı o elbiseyi. Meleğine ilk hediyelerinden birisiydi genç adamın.
Elbiseyi asılı olduğu yerinden aldı.
Burnuna götürüp derin nefesler alarak kokladı.
Yıkanıp ütülenmesine rağmen Meleğinin güzel kokusunu hala alabiliyordu genç adam.
Şuan öyle bir boşluğa düşmüştü ki ne yapacağını bilemiyordu.
Öfkesi yüzünden şimdi hem meleğe hem kendine acı çektiriyordu.
Meleği almaya gitse gelir miydi?
Her şeye rağmen Ilgaz'ı affeder miydi? Gelmezdi elbet. Çünkü dün gece olanlar çok üzmüştü kızı.
Koltuğa sessizce kıvrılıp yatmıştı Melek. Hiç bir şey söylememişti Ilgaz'a. Çünkü Ilgaz izin vermemişti kızın konuşmasına.
Hele Meleğinin elini uzattığı an.
O anı düşünmek bile istemiyordu.
Meleğin elini havada bırakmıştı ya.
Kızın elini tutup yanında odaya götürmemişti ya.
Daha da önemlisi onu dinlememişti ya. Bunlar çok üzüyordu Ilgaz'ı.
Melek, dün gece Ilgaz, uyuduktan sonra uzandığı koltuktan kalktı.
Ilgaz'ın yaptıkları çok zoruna gitmişti kızın. Bu yüzden bir türlü gözüne uyku girmemişti.
Birden annesi geldi aklına. Annecinin sıcak kollarını özledi. Melek’i teselli etmesini. Sarılıp saçlarını okşamasını.
Saatlerce verdiği nasihatlarını.
Her anlarını özlemişti kız.
İki aydır gidemiyordu yanlarına.
Ailesi sık sık hastaneye gelmişlerdi ama erkek kardeşlerini sadece bir defa görebilmişti. Şimdi ailesinin evine gitse olur muydu acaba?
Ama herkes ne der diye düşündü kız.
Sessizce koltuktan kalktı.
Üzeri açık bir şekilde uyuyan Ilgaz'a baktı. Uzun uzun izledi yakışıklı adamını. Kızgın uyuduğu için hala kaşları çatıktı. Melek, Ilgaz'a hak veriyordu ama yine de kırılmıştı işte. Çok kırılmıştı. İnsan en çok sevdiğine kırılırmış derlerdi. Melek, şimdi hak vermişti söylenenlere.
Melek, çok kırılmıştı yüreği yaralı sevdasına. Yavaş bir şekilde ayağa kalktı.
Kendi üzerinde örtülü olan yorganı Ilgaz'a örttü güzelce.
Sonra da yine sessiz bir şekilde odadan çıktı.
Merdivenlerden aşağı indi yavaş yavaş. Önce mutfağa girip bir bardak su içti. Sonra da salona gelip koltuğa oturdu. Ortalık çok sessizdi bu gece. Herkes çok tan uyumuştu.
Melek, koltuğa başını yasladı ve gözlerini kapattı. O sırada duyduğu ayak sesleriyle yerinden fırladı.
"Korkma güzel gelinim benim" dedi Kenan Bey.
"Korkmadım baba. Sadece boş bulundum.
Siz uyumamış mıydınız?"
"Beni de uyku tutmadı kızım.
Hayırdır bir sorun mu var Melek.
Biraz durgun gibisin."
"Hayır baba. Ne sorun olabilir ki?
İki ay hastane odasında kaldıktan sonra biraz tuhaf hissettim.
Uyuyamadım işte"
"Melek, benden bir şey gizleme kızım.
Uyuyamamanın sebebi Ilgaz, değil mi? Ilgaz, Kerem'in söyledikleri yüzünden seni çok üzdü değil mi?"
"Yok baba, hayır. Ilgaz beni üzmedi.
Hem söylediklerinde haklıydı.
O adamın yanına gitmemem lazımdı.
Hatalı olan benim.
Lütfen Ilgaz a kızmayın."
"Evet, kızım gitmemen lazımdı ama sen pişman oldun. Hemen geri döndün hastaneye. Hem duydukların sayesinde Ilgaz'ı kurtardık.
En azından seni dinlemeliydi.
Onun için yaptığını anlamalıydı.
Neyse güzel gelinim.
Seni bu gece mutlu olabileceğin bir yere götürmemi ister misin?"
"Benim mutlu olabileceğim tek yer Ilgaz'ın yanı baba"
"Bunu biliyorum kızım. Ama Ilgaz Ağamız bugün biraz sinirli.
Hem bu sinirin geçmesi lazım.
Hem de burnunun sürtülmesi lazım.
Bu yüzden seni ailenin evine bırakayım. Biraz onlarla vakit geçir.
Hem annen seni çok özlemiş.
İster misin? Götüreyim mi seni?"
"Sizce de bir sakıncası yoksa gidelim baba. Ben de onları çok özledim.
Kardeşlerim gözümde tütüyor."
Kenan Bey, şoföre arabayı hazırlamasını söyledikten sonra karısına haber vermek için odasına gitti. Melek, ise hızla odaya çıkıp, üzerini değiştirdi.
Sonra da çantasını telefonunu alarak tekrar salona gitti.
Melek, geldiğinde Kenan Bey, salonda onu bekliyordu. Hemen dışarı çıkarak şoförün hazırladığı arabayla kısa sürede Meleğin evine geldiler.
Melek, geldiğinde kardeşleri çok tan uyumuşlardı ama annesi ve babası hala oturuyorlardı. Ünal Bey ve Zuhal Hanım, kızlarının geç saatte eve gelmesine çok şaşırmışlardı.
Kenan Bey, ise onlara gerekli açıklamaları yapmıştı.
Meleğin kardeşlerini çok özlediğini
gelmesi için kendisinin ısrar ettiğini söylemişti. Meleğin ailesi Kenan Bey'e teşekkür ettiler ve içeri davet ettiler.
Kenan Bey, geç olduğunu söyleyerek eve girmedi. Meleği orada bırakıp hemen villaya döndü.
Melek, bir süre anne ve babasıyla oturduktan sonra hemen Meyra yla beraber kaldıkları odaya gitti.
Meyra, yatakta mışıl mışıl uyuyordu.
Melek kardeşini uyandırmak istemedi.
Hemen Meyra'nın dolabından bir gecelik aldı. Üzerini değiştirip hemen yatağa girdi. Uykusu çok derin olan Meyra'nın haberi bile olmadan ona sarılıp uykuya daldı.
Sabah erkenden de kardeşlerinin ablam gelmiş çığlıklarıyla uyandı.
Hemen yatakta doğrulup kardeşlerine sarıldı. Onları öpücüklere boğdu.
Sonra da hala uyuyan Meyra'nın yanağına bir öpücük kondurdu.
Meyra, "Sizi veletler!" diyerek yataktan fırladı.
Yanında oturan Meleği görünce sevinçle kucağına attı kendini.
Meyra'nın bağırmasıyla oğlanlar hemen odadan kaçtı.
Meyra, "Ablam benim. Sen ne zaman geldin" dedi. Meleğe bakarak.
"Dün gece geldim Meyra,
Sizi çok özledim. Kenan babam da beni hemen buraya getirdi."
"Ya eniştem abla. O neden gelmedi?
Senden bir dakika bile ayrılmaya tahammülü yoktu oysa.
Seni nasıl bıraktı?"
"Enişten hastaneden daha dün çıktı Meyra. O da gelmek istedi ama yorgun olduğu için erkenden uyudu.
Bu yüzden yalnız ben geldim.
Bir daha ki sefere oda gelecek"
O sırada Meleğin erkek kardeşi koşarak geldi odaya.
"Eniştem geldi abla" dedi Meleğe.
Melek hızla ayağa kalktı.
"Ah benim âşık ablam.
Eniştemin adını duyunca sıçrıyorsun yerinden. Bu kadar aşk kalbe zarar kızım" dedi sonrada hemen odadan çıktı. Hızlı adımlarla Ilgaz'ın yanına gelerek,
"Hoş geldin enişte. Bakıyorum da ablamın hasretine bir gece bile dayanamadın" dedi.
"Sus kızım, ayıp ama" diyen annesinin sözlerine aldırmadan konuşmaya devam etti.
"Ne var anne yalan mı söylüyorum"
Sonra da Ilgaz'ın yanına iyice yaklaştı.
"Enişte. Eğer bir daha ablamı üzersen bu kapıdan bu kadar rahat giremezsin. Ve ablamı da göremezsin" dedi ve tekrar Meleğin yanına döndü.
Meyra'nın söylediklerini de yalnızca Ilgaz, duymuştu.
Melek, odadan çıkmadan önce üzerini değiştirip Meyra'nın elbiselerinden birini giydi.
Saçlarını da güzelce taradı ve şekil verdi. Sonra da yavaş adımlarla salona geldi.
Ilgaz'ın anne ve babasıyla oturduğu görüp yanlarına yaklaştı.
"Hoş geldin Ilgaz" dedi gülümsemeye çalışarak.
Ilgaz, Meleği görünce hemen ayağa kalkmıştı. Sonra da hemen gidip Meleğe sarıldı.
"Hoş buldum Meleğim" dedi.
Melek, ise hemen kendini geri çekip Ilgaz'dan uzaklaştı.
Zuhal Hanım, Meleğin soğuk davranışından aralarında bir sorun olduğunu anlamıştı.
Kadın kızı ve damadının sorunu ne bilmiyordu ama birbirlerini ne kadar sevdiklerini görebiliyordu.
Elbette ne olduğunu anlayacaktı.
Ilgaz, kızının kalbini kırmıştı.
Bu çok belli oluyordu. Çünkü Meleğin Ilgaz'a bakışları çok kırgındı.
Zuhal Hanım, daha fazla gerginlik olmasın diyerek hemen araya girdi.
"Haydin kızlar. Damadım gelmiş hemen kahvaltıyı hazırlayın" dedi Melek ve Meyra ya.
Melek, "Tamam anne" diyerek hemen mutfağa yollandı. Arkasından Meyra, yürüdü söyleyerek.
"Of anne ya, ne yapalım damadın geldiyse.
Görende savaştan geldi zannedecek.
O da evin bir üyesi. Kalksın bir zahmet oda yardım etsin bize"
Meyra'nın söylediklerine annesi kızsa da Ilgaz, hemen ayağa kalktı.
"Baldız haklı anne. Bende bu evin bir üyesiyim. Gidip onlara yardım edeyim" dedi. Ilgaz, hızlı adımlarla hemen mutfağa geldi.
Meyra, çayı koymuş. Melek ise kahvaltılıkları çıkarıyordu.
Meyra, Ilgaz'ın mutfağa geldiğini görünce hemen yanına gitti.
"Ne yap yap. Ablamın gönlünü al enişte" dedi ve mutfaktan çıktı.
Ilgaz, yavaş adımlarla Meleğin yanına geldi.
"Meleğim" dedi yumuşak bir ses tonuyla.
"Özür dilerim. Lütfen affet beni.
Bunu kaçıncı defadır söylüyorum sana bilmiyorum. Seni hiç üzmek istemediğim halde sürekli üzüyorum.
Senin kalbini çok kırıyorum.
Mutlu edemiyorum bir türlü.
Ama inan. Sadece o adamın sana zarar verebileceğinden korktuğum için tepki gösterdim"
Melek, dönüp Ilgaz'ın yüzüne bile bakmadı. Ama yine de Ilgaz'a cevap verdi.
"Ben o adamın sana iftira attığını duyunca dayanamadım.
Hata yaptım biliyorum.
Ben bunu zaten kabul ettim.
Bir öfkeyle gittim oraya. O adam elime düşseydi bir kaşık suda boğacaktım. Ben onun odasına bile girmedim.
Duyduklarımı Kenan babama söylemek için hemen geri geldim zaten.
Kenan babam. Sen iyileşinceye kadar sana söylememi istemedi
Bu yüzden söylemedim şimdiye kadar
Ben zaten sana her şeyi en kısa zaman da anlatacaktım.
Sen Kerem'in sözlerine kızdın beni dinlemedin bile.
Ben sana elimi uzattım. Sen kendini çektin benden.
Ben senden bunu asla beklemezdim.
Bana kızabilirdin. Senin için korktum diyebilirdin. Bir daha böyle şeyler yapma diyebilirdin.
Ama sen hemen infazını yaptın.
Bana sahip çıkmadın. Elimi tutmadın"
"Çok özür dilerim Meleğim. Lütfen affet. Evimize dönelim ne olur.
Ben. Ben çok pişmanım"
"Bir kaç gün ailemde kalmak istiyorum Ilgaz.
Biraz düşünmeye ihtiyacım var"
"Meleğim lütfen"
"Son sözüm bu Ilgaz"