Elimdeki iki kravatı da sinirle sıktım. Şu anda yapmak istediğim şey Şımarıkların taktığı kravatı boynuma geçirip grubumla takılmak. Ama yapamam çünkü Ayça babama beni şikayet edebilir.
Ayça , babamın arkadaşlarından birinin kızı ayrıca da ailesi bizim aile dostumuz olur. Türkiye de adı duyulmuş , soydan soya hekimlik unvanını taşıyan bie aile. Ailelerimiz çok yakın olmasına rağmen ben bu kızı sadece birkaç kez gördüm. Pek iletişim kurmadık çünkü ikimizde ÖzDemir Kolej'inin farklı takımlarındaydık. Şimdi babam onu bakıcım olarak tayin etmişti. Bundan daha can sıkıcı bir şey olabilir miydi ? Ne berbat başlayan bir gün !
Aklımda dolanan fikirden güç alarak elimdeki iki kravatı da çantamın içine atıp ceketimin fermuarını boğazıma kadar çektim. Arabanın anahtarını yuvasından sökercesine çıkartıp arabadan indim. Hızlı bir şekilde arabayı kilitleyip eteğimi düzelttim.
Eteğimiz düz siyahtı. İsteyen kalem etek veya şort etek giyebiliyordu , önemli olan renginin siyah olmasıydı. Sade siyah renk olmasının sebebi Zekilerin , Şımarıkların kravatındaki çizgilerin farklı renkte olması ve Yeteneklilerin (Buket'in deyimiyle Armalılar) armasının mor olmasıydı.
Kapüşonumu kafama geçirip anahtarları çantama attım. Koşar adım park alanından çıkarak okulun dış kapısından içeri girdim. Hızlı bir şekilde okula girip merdivenlere yöneldim. Okulumuz üç katlı kocaman bir yapıydı. En alt kat züppelere, ikinci kat armalılara ve en üst kat zekilere aitti. İdare bizim katımızdaydı , her an vukuat çıkar endişesiyle oraya yapılmıştı. Öğretmenler odası en üst kattaydı. Okulda iki asansör vardı ve sadece öğretmenler kullanabiliyordu. Biz zemin katta olduğumuz için kullanmıyorduk , diğerleri de kurallara uyduklarından kullanmıyorlardı. Birkaç defa konferans amaçlı armalıların katına çıkmıştık. Her sınıf farklı bir şekilde dizayn edilmişti.
Misal bir sınıfta beş tane piyano vardı. Diğer sınıfta yedi tane bateri . başka bir sınıfta on dört tane keman , bir iki sınıfta karışık enstrüman kullanılıyordu. İkinci katın iki büyük sınıfı vardı. Birini konferans amaçlı kullanıyorlardı ama orası konferans salonundan çok minik bir konser alanı gibiydi. Bir bateri , bir piyano , iki elektro gitar , bir klasik gitar ve iki tane keman vardı. Diğer büyük sınıfsa dans sınıfıydı. İkinci katta bu kadar sesli alet bir arada toplanmış olsa da koridorda hiç ses yoktu. Çünkü ikinci kata özel çok sistemli bir ses yalıtım yaptırılmıştı.
Üçüncü kata gelince durdum. Çünkü dört yıldır buraya ilk çıkışımdı. Nefes nefese kalmıştım , etrafı incelemeye başladım. Bizim kata benziyordu ama çok farklıydı. Öncelikle gürültü yoktu. Pencerelerden sarkan , koridorlara kağıt atan , müzik açıp dans eden , koridorda maç yapan öğrenciler yoktu. Birkaç kişinin bana baktığını fark edince sınıflara yöneldim. Kim olduğumun anlaşılmasını istemiyordum. Okulun mükemmel bir diğer tarafı da sınıflarda iki pencere olmasıydı. Biri gökyüzüne , biri koridora açılıyordu.
Gökyüzüne açılan pencereler ikinci ve en üst kattaydı , bizim katın pencereleri yeryüzüne açılıyordu. Ayça'nın hangi sınıfta olduğunu bilmiyordum. Hızlı bir şekilde 12/A sınıfının penceresinden baktım. İçerde sarışın bir kız ve üç erkek vardı. Kızın sırtı pencereye dönük olduğu için kim olduğunu anlayamadım. Pencereden ayrılıp kapıya yöneldim. Zilin çalmasına çok az kalmıştı , bir an önce Ayça'yla konuşmalıydım. Kapıyı açıp sınıfa girdiğimde dördü de bana dönmüştü. İçlerinden sadece ikisini tanıyordum. Biri aradığım kişi , Ayça'ydı , diğeri de okula yeni gelen Berkan'dı.
Okula gelen yeni kişiye her takımdan bir kişi verilip okul ve düzen tanıtılırdı. O kişi seçmek istediği takımı ona göre belirlerdi. Ama bunu Berkan'a yapmadılar. Çünkü onun bizim gruba geleceğinden emindiler. Berkan iki gün okulda kravat ve arma takmadan dolaştı. Tüm katları gezip derslere girdi. Üçüncü gün derli , toplu ve gözlüklerin kravatını takıp okula geldi. Çok şaşırmıştım doğrusu. Çünkü o hiç inek birine benzemiyordu , birçok faaliyette yer alıyordu. Kapıyı arkamdan kapayıp bana bakmakta olan dörtlüye ilerledim. Ayça'nın karşısında durup
-Biraz konuşabilir miyiz ?
Ayça kafasını aşağı yukarı sallayıp ayağa kalktı. Sınıftan çıkıp koridorda yürümeye başladı. Ben de onun adımlarını takip ederek arkasından çıktım. Koridorun sonundaki pencerede durup bana döndü. Bakışları umursamazdı , derin bir nefes alıp konuya hızlı bir giriş yaptım.
-Babam seni aradı mı ?
Kafasını aşağı yukarı salladı. Babama olan sinirimi bir yana bırakıp tatlı bir gülümsemeyle devam ettim.
-Peki sana ne söyledi ?
Ayça üstten topladığı sarı saçlarını omzunun arkasına itip gözlüğünü çıkardı. Onlara gözlük dememizin sebebi buydu aslında. Genelde bu takımda herkes gözlüklüydü. İstisnalar vardı tabi ki , mesela bizim takımda da gözlüklüler vardı. Gözlüklü olan kızlar lens takardı , erkeklerse gözlük kullanırdı. Onlarda gözlük takmayanlarda vardı ama çok azınlık da bir gruptu. Onlar gözlüğü bir gurur kaynağı olarak görüyorlardı. Saçmalık.
-Sana ne söylediyse onu söyledi.
Derin bir nefes daha aldım. Sözleri hoşuma gitmiyordu , bu kız kesinlikle başıma bela olacaktı.
-O zaman ona her gün rapor vereceksin benim hakkımda.
Yüzünde mimik oynamazken kafasını yine aşağı yukarı salladı. Ben de daha fazla uzatmadan asıl isteğimi dile getirdim.
-Diyorum ki sen yine raporunu ver ama ben sizi hiç rahatsız etmeyeyim.
Kaşlarını çatan Ayça ne dediğimi çok iyi anlamıştı. Zeki insanları bu yüzden seviyordum , kısa ve öz konuşunca her şeyi anlıyorlardı. Ayça ellerini göğsünün altında kavuşturup kaşlarını havalandırdı. Bakışlarındaki küçümseme sinirimi oynatmıştı.
-Diyorsun ki sen ailene ve aileme yalan söyle.
İşin o boyutunu pek önemsememiştim. Herkes yalan söylerdi sonuçta.
Ben de kollarımı kavuşturup üstten bir bakış attım. Ona işim düştüğü için kuyruğumu kıstırmak yerine diklenme yolunu seçmiştim.
-Hiç yalan söylemedin mi ?
Başını bir defa aşağı yukarı salladı.
-Söyledim. Ama önemli şeyler içindi , insanları üzmemek için , sevdiklerimin başı beladaysa onlar için. Seni tanımıyorum ve senin yüzünden ailemin gözünde yalancı durumuna düşemem.
Bana doğru yaklaşarak kısık bir sesle devam etti.
-Baban sana iki seçenek sunmuş Buket , karar senin. Ayrıca bu konuşulanları da akşam babana ileteceğim.
Ayça ellerini indirip gözlüğünü geri taktı. Sinirden elim ayağım titremeye başlamıştı. Son söylediği cümle ağzımın açık kalmasına neden olmuştu. Bunu hiç hesaba katmamıştım çünkü.
-Kızım sen lafçı mısın nesin ! İki dakika bir şey konuştuk , bunu neden babama söylüyorsun.
Ayça tam ağzını açmıştı ki zil çalmaya başlayınca geri kapattı. Bu kız kesinlikle beni şikayet edecekti. Ne yapacağım şimdi ben ! Zil susunca Ayça tekrar konuştu.
-O senin problemin , ben bana söyleneni yapıyorum sadece. Akşam baban aradığında ona her şeyi anlatacağım. Seçim senin ya benimle sınıfa gelirsin ya da git babanla konuş. Ben de meraklı değilim sana. Senden daha önemli sorunlarım var.
Diyip yanımdan ayrıldı. Ayağımı sinirle duvara vurdum.
-Ayh !
Ayağım çok acımıştı , kendimi tutamayıp sesli bir şekilde inledim. Kendi kendime zarar vermekten başka bir şey yapmamıştım. Acıyla küçük bir çığlık atıp vurduğum ayağımı iki elimle kendime doğru çektim. Tek ayak üstünde zıplarken kapının orada bana garip garip bakan Berkan'ı gördüm. Ayağımın biri havada kalmış halde birbirimize bakıyorduk.
Onu görmemle ayağımı yere indirmem bir olmuştu. Yine bir rezillik. Berkan ifadesiz suratını bozmadan sınıfa girince koridorda ikimizden başkasının olmadığını fark ettim. Dalga geçmemişti ya da gülmemişti , sessizce geri içeri dönmüştü. Neyse ki o halimi Berkan'dan başkası görmedi diye düşünürken gözüm kameralara takıldı. Bir de müdür yardımcısı görmüştü o da gördüyse tabi.
Rezilliğimi bir kenara bırakıp artık karar vermeliydim. Ayça'dan beklediğim desteği görememiştim. Oysa teklifimin gayet cazip olduğunu düşünüyordum. Okuldan gitmek istemiyordum , bir takımın beni ezmesini istemiyordum. Hoşlandığım çocuk da beni dışlayacaktı , benle konuşmazdı da artık. Ama devlet okuluna da gitmek istemiyordum. Kim bilir babam beni nereye gönderirdi ? Devlet okuluna gittikten sonra Demir'i bir daha nasıl görebilirdim ?
Pencereden ayrılıp merdivene doğru ilerledim. Hocaların kafalarını görünce geriye doğru iki adım attım , gülüşerek merdivenden çıkıyorlardı. Kendimi gizlemek amaçlı duvara yaslanıp gözlerimi kapadım. Bu ruh halinin tıp camiasında bir adı vardı , deve kuşu psikolojisi, sen onları görmezsen onlarda seni göremez.
Yaptığım şeyin saçmalığını idrak edip gözümü açtım. Etrafıma baktığımda hocaların koridorda ilerlediklerini gördüm , beni pek önemsememişlerdi. Herkes kendi sınıfına girdi. Bu koridorda üç tane sınıf vardı. Karşı koridorda ve ortada kaç sınıf olduğunu bilmiyordum. Derin bir nefes alıp hızlı bir şekilde kararımı verdim.
Gitmeyecektim. Sadece bir ay bu grupla vakit geçirip geri eski takımıma dönecektim. Bu okul on sekiz yıllık okuldu ve daha önce takım değiştiren duymamıştım. Takımından veya sınıfından rahatsız olan , sınıfa ayak uyduramayan okuldan giderdi. Bu koleji bırakmak istemiyordum çünkü bu koleje girmek için puan gerekiyordu. Yani seçilmiş insanlar kabul ediliyordu. Okulun on kişilik burs kontenjanı vardı ve bu kontenjanı zekiler takımı dolduruyordu. Paraları olduğu halde bu bursu alan öğrencileri anlamıyordum. Belki zor günler geçireceğim ama bu okulda bir ilki gerçekleştireceğim. Gitmiyorum okuldan , ezseler bile aldırmayacağım. Yapacağım şey çok riskliydi ama bunu göze almıştım.
Kararımı değiştirmeden önce hızlı adımlarla A sınıfının kapısına ilerledim. Kapıda durunca derin bir nefes alıp kapıyı çaldım. İçerden gel sesini duyunca kafamdaki kapüşonu indirdim. Kapıyı açıp içeri girdim. İçeride kimyacı Mahmut Hoca vardı. Bu adam beni hiç sevmezdi , hep dalga geçerdi. Neyse ki hisleri karşılıksız değildi , ben de ondan nefret ederdim. Keşke bir başkası olsaydı diye hayıflansam da artık çok geçti. Kapıyı arkamdan kapayınca Mahmut Hoca konuştu.
-Bir sorun mu var Buket ?
Hafifçe gülümsedim , hepimiz için büyük bir sorun var, evet.
-Artık bu sınıfta ders göreceğim.
Lafı dolandırmayı sevmezdim. Üslubum gereği hızlı bir giriş yapmıştım. Tahtaya bir şeyler yazan Mahmut Hoca'nın eli öylece havada durmuştu. Şaşkın bakışlarla konuştu.
-Sen bu okulun en iyi sınıflardan birinde mi ders göreceksin ?
Hoca pek yakıştıramasa da olan şey tam olarak buydu. Mahmut Hoca biraz daha zorlarsa ağlayarak sınıftan kaçabilirdim. Zaten zor bir karardı benim için sen niye sorguluyorsun be adam ! Bu hocaya yine sinir olmuştum. Sakin kalmaya özen gösterip kendimi gülümsemeye zorladım.
-Hocam izninizle bir yere geçebilir miyim ?
Eli mahkum , kafasını aşağı yukarı sallayıp onaylamıştı. Sınıfa döndüğümde boş üç sıra olduğunu fark ettim. Her sıra tek kişilikti ve sınıf üç bölüme ayrılmıştı. Her bölümde beş sıra vardı. En önler doluydu. Ben de arkalara ilerledim. Koridor tarafında dördüncü sırada Ayça oturuyordu. Onun yanındaki sıraya oturdum. Cam kenarındaki dördüncü sırada boştu ama oraya oturmak istemedim. Çünkü o sıranın en sonunda Berkan oturuyordu. Rezil olmuştum yeterince.
Çantamı kucağıma koyup açtım. İçinden okul başlarken aldığım tertemiz defteri çıkarıp masaya koydum. Birkaç renkli kalemle , uçlu kalemimi çıkarıp boşalan çantamı sıranın altına koydum. Üzerimdeki ceketi çıkarıp oturduğum sandalyeye astım. İşim bittiğinde geriye yaslanıp hocayı dinlemeye başladım. Mahmut Hoca'yla on birde tanıştık. Ve ben adamı ilk kez dinleyecektim. Genelde dersinde uyur , resim çizer, film izler veya kaçardım. Adam Keton diyip duruyordu. Sanırım konunun adı buydu. Tahtaya şekiller çizmeye başladığında sınıfı incelemeye başladım.
Alışık olmadığım kadar sessiz bir ortamdı. Herkes Mahmut Hoca'ya ve tahtasına odaklanmıştı. Sınıf benle birlikte on üç kişi olmuştu. En öndeki iki sıra Mahmut Hoca'nın yazdıklarını defterlerine geçiriyordu. Üçüncü sıra onu dinliyordu. Ayça'ya döndüğümde onunda deftere yazdığını fark ettim. Ayça'nın arkasındaki çocukta dinleyicilerdendi. Pencereye dönüp arkaya baktığımda Berkan'la göz göze geldim. Gözlerimiz anlık kesiştiğinde beni izliyor hissine kapıldım. Ona bakmayı sürdürdüğümde mavi gözleri mavilerimi bırakmadı. Yeni bir tür keşfetmiş belgeselciler gibi hareketlerimi izliyordu.
Önüme dönüp kollarımı göğsümde kavuşturdum. Bakalım Mahmut Hoca ne anlatıyor ? Tahtaya yarım saattir çubuklarla birlikte C,H,O'yu kullanarak şekiller çizmişti. Mahmut Hoca tahtada en üstte çizdiği şeyi gösterdi.
-Bu dimetil keton arkadaşlar , yaygın ismini de aramızda en iyi bilecek kişiye soralım. Buket ?
Bana baktığını bilsem de ses etmedim. Belki de başkasına demiştir. Sınıftaki tek Buket ben miydim sanki ? Bakışlarımı Mahmut Hoca'dan çekip tahtaya diktim. Arkamdaki çocuk sırtımı kalemle dürttü.
-Buket ben olmadığıma göre sen olmalısın , üstüne alın diye söylüyorum.
Hem Mahmut Hoca'ya hem de arkamdaki çocuğa sinir olmuştum. Ayağa kalkıp önce çocuğa ters ters baktım sonra Mahmut Hoca'ya döndüm.
-Efendim Hocam ?
Hoca elindeki kalemi tahtada daha demin gösterdiği şekle vurdu.
-Bu ketonun yaygın adı nedir ?
Keton ne onu bilmiyorum ki yaygın adını bileyim ! Kafamı sağa sola salladım.
-Bilmiyorum.
Diyip yerime geri çöktüm. Mahmut Hoca sırıtıp Ayça'ya döndü.
-Ayça'cım sen söyler misin ne olduğunu.
Ayça bekletmeden cevap verdi.
-Aseton
Oje silmeye yarar deseydi ben de cevap verirdim.
Hababam sınıfının Mahmut Hoca'sı keldi meldi ama iyi adamdı. Bunun saçı var ama hiç adam değil. Ayrıca arkamdaki çocuğu da sevmemiştim. Uyuz ! Sana ne yani !
Yine de bu sınıfta bir ay geçirip eski takımıma dönme konusunda kararlıydım. Bu tür etkenler beni yıldıramayacaktı. Mahmut Hoca tahtadaki şeyleri anlatmaya devam etti. Arada bana ters ters bakıp geri derse dönüyordu. Onunda sinirleri bozulmuştu. Yine bana bakınca bu defa tahtadan ayrılıp yerine oturdu. Adamın canı sıkılmıştı beni burada görünce. Dirseklerini masaya koyup ellerini kenetledi. Birkaç dakika ses çıkarmadan sınıfı süzdü.
-Bu ders keton bitirecektim ama biraz da dinlenmeye ihtiyacınız olduğuna kanaat getirdim. Ketonu diğer gün bitiririz artık.
Vay canına ! Teneffüsten önce verilen teneffüs en sevdiğim şeylerden biridir ! Mahmut Hoca'nın sözleriyle yine çok erken sevindiğimi anlamıştım.
-Sizler çok çalışıyorsunuz. Bir de diğer rakiplerinizi görün isterim , amaçsız , idealleri olmayan insanlar.
Masanın üstündeki çantasını açıp içinden bir dosya çıkardı. Bana bakarak dosyayı açıp bir iki dakika aramdıktan sonra bir kağıt çıkardı.
-Bu kağıt yaptığınız ortak yazılının. Bir arkadaşınızın kağıdı.
Son cümleyi gözlerimin içine bakıp bastıra bastıra söyledi. Yani benim kağıdımdı , bunu hepimiz anladık.
Sinirle kollarımı göğsümün altında kavuşturup Mahmut Hoca'nın mini şovunu izlemeye başladım.
-Size birkaç şey okuyayım.
Kağıdı incelemeye başladıktan kısa bir süre sonra alayla güldü.
-Mesela denkleştirme sormuşum , adam bu denk zaten yazmış. Organik maddenin özellikleri nedir demişim , adam yenebilir, lezzetli olan yemekler topluluğudur yazmış. Anot nedir demişim otların anasıdır yazmış. Bir arkadaşımız.
Yine son cümlede bana bakmıştı. Tabi hoca cevapları okurken herkes gülüyordu. Önümde açık olan defteri kapattım. Bu adamın beni sevmediğini bilirdim de bu kadar nefret ettiğini bilmezdim. Beni rezil etmişti ve bu hiç hoşuma gitmemişti. Mahmut Hoca kağıdı dosyaya , dosyayı da çantasına geri koydu. Ayağa kalkıp çantasını aldı.
-Ama unutmayın ki tüm rakipleriniz böyle değil ; idealist , çalışkan öğrenciler çok fazla. İşiniz zor ama sizin güzel şeyler yapacağınıza güvenim tam. Bazı çürükler olsa da rakipleriniz çok güçlü bunu unutmayın çalışmaya devam edin , siz kazanacaksınız.
Diyerek beni biraz daha ezip sınıftan çıktı. Birkaç kişi de hocanın arkasından çıktı. Ön sıralarda dört kişi ve arkada oturanlar kalmıştı. Herkes bana tip tip bakıyordu ancak yüzüme karşı bir şey söylemediler. Öndeki dörtlü de sınıftan çıkınca arkamdaki uyuz konuştu.
-Bu hoca ilk kez dersi bırakıp bize böyle şeyler söylüyor. Acaba kimin yüzünden ?
Lafı bana söylüyordu. Üstüme alınmıştım ama cevap vermedim.
-Gitme kızın üstüne ,
Beni koruyan kişi Berkan'dı ama ona da bakmadım. Çünkü şu anda Mahmut Hoca'ya ve babama çok kızmıştım. Mahmut Hoca beni rezil etmiş babamsa bu duruma vesile olmuştu. Ayça'nın bana dönüp gülümsediğini fark ettiğimde ona soğuk soğuk baktım.
-Buket, büyük bir risk aldın ve bu sınıfa girdin. Ben senin yerinde olsaydım yapamazdım. Madem bir ayını bizimle geçireceksin seni bizim grupla tanıştırayım.
Sessizliğimi koruyarak Ayça'yı dinledim. Bir ayımı kimlerle geçireceğimi bilmeliydim. Arkasındaki sarışın gözlüklü çocuğu gösterdi.
-Bu Hakan , benim sevgilim.
Sevgilimi bastırarak söylemişti. Sesinin tınısından belliydi ne söylemek istediği , haddini bilmezsen aklını alırım , demeye getiriyordu. Arkamdaki çocuk elini bana doğru uzatarak gülümsedi ama gülüşü güven vermiyordu.
-Gereksiz özgüven , ben Batu ama sen bana Batuhan diyeceksin.
Eline ters ters bakıp sıkmadım. Yapmacık bir gülümsemeyle gözlerimi kıstım.
-Memnun oldum , uyuz Batuhan !
Berkan acaba onların grubunda mı diye düşünürken sınıfın kapısı açıldı. İçeri hışmıyla Seçil girdi. Bana ters ters bakarak bağırdı.
-Takım mı değiştirdin sen ? Bizden habersiz !
Bir şey söylemekle söylememek arasında gidip geliyordum ki Seçil bir ay boyunca duyacağım o muazzam kelimeyi söyleyen ilk kişi olmuştu.
-Ezik , seni gruba almakla hata etmişim.
Seçil aslında benim yakın arkadaşım değildi. O , Demir'in yardakçısı Atakan'ı seven , sümsük , bencilin tekiydi. Bunu bildiğim halde onunla konuşmamın tek sebebi sınıfta burnu havada olmayan tek kızdı. Ta ki Baş Tayfa'ya girene kadar. Seçil'i çok sevdiğim de yoktu zaten. Demir için onu kullanmıştım. Şu an ne düşündüğü de umurumda değildi. Demir ve koleji sevdiğim için buradaydım hepsi bu. Seçil sınıftan çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Bense bir film seyreder gibi olanları izliyordum. Arkamdaki uyuz konuştu.
-Her gün böyle sınıfa çığırtkan kızlar gelecekse ben de sınıf değiştiririm , moda oldu zaten.
Arkamı dönüp ters ters baktım. Ben çok memnunum bu durumdan çünkü.
-Ben çağırmadım.
Bana doğru biraz yaklaşıp başını yana doğru yatırdı.
-Ama senin yüzünden geliyorlar.
Hakan ayağa kalkıp gergin havayı dağıtmak amaçlı başka bir konu açtı.
-Ben açım , hadi kahvaltı edelim !
Ayça derin bir nefes alırken of çekerek ayağa kalktı.
-Senin doyduğun günleri görür müyüm acaba ?
Hakan elini Ayça'nın omzuna atarak onu göğsüne doğru çekti.
-Yalnız seninleyken hayat belirtisi gösteriyorum. Sen varsan nefes alıyorum , sen varsan soframda doyuyorum.
Batuhan eşkittiği suratıyla ayağa kalkıp yolcular kervanına katıldı.
-Lütfen iğrenç mıç mıç ilişkinizi benim olmadığım bir yerde yaşayın.
Hakan Batuhan'a gülerken Ayça beline sarıldığı sevgilisinin göğsüne başını yaslayarak Batuhan'a dil çıkardı. Üçü de sınıftan atışarak çıkıp kapıyı üzerimize kapattılar. Kafamı uzun süre sessiz duran Berkan'a çevirdim. Ceketini yastık yapıp uyumuş.
Çok tatlı görünüyordu. Ben ne düşünüyorum böyle ? Kafamı hızla sağa sola sallayıp ayağa kalktım. Gidip elimi yüzümü yıkasam iyi olacak , düşüncesiyle sınıftan çıkıp tuvaleti aramaya başladım. Koridorda ilerleyip merdiveni geçtim. Biraz ilerisinde bir kız bir erkek tuvaleti vardı. İçeri girdiğimde iki kız aynanın karşısında gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Boştaki musluğa ilerleyip suyu açtım. Soğuk suyla terleyen ellerimi biraz serinletip yüzümü yıkadım. Islak ellerimi boynuma değdirdim. Soğuk su iyi gelmişti. Kapının yanındaki peçetelikten peçete alıp elimi ve yüzümü sildim. Tuvaletten çıkıp hızlı adımlarla sınıfa doğru ilerlemeye başladım. Sınıfın penceresine gelmiştim ki içeride gördüğüm şeyle öylece duraksamıştım. Bu ne arıyordu burada ?