Ayaklarım gördüğüm manzarayla öylece duruyor , gözlerimse manzaradan bir türlü ayrılamıyordu. Sınıfta tek bıraktığım Berkan konumunu değiştirmeden uykusuna devam ediyordu. İdil , elindeki ceketi onun üstüne bir anne edasıyla örtmüştü. Bense onlardan gözlerimi çekmek yerine bir sapık gibi onları röntgenliyordum. Evet belki okulun en büyük dedikodusuyla karşı karşıyaydım ama yaptığım şey doğru değildi. Tam pencereden uzaklaşacakken İdil gözlerini hala uyumaya devam eden Berkan'dan çekip benim olduğum tarafa çevirmişti. Eğilip kaçmak geçse de içimden , bunun için artık çok geçti çünkü onun kahve gözleri benim maviliklerime değmişti.
Şaşkın bakışlarla bir süre bana bakıp sınıf kapısına doğru yürümeye başladı. Ben konumumu değiştirmeden onun sınıftan çıkışını izlemeye başladım. Uzun boyu ve güzel bir fiziği vardı. O okulun en yetenekli kızı ve armalıların göz bebeğiydi. Birkaç kere onu dans ederken görmüştüm. Ve üç yıldır kendi grubuyla dans yarışmalarına katılıyordu. Biz okul olarak her dalda yarışmalara katılırız ve bu sosyal etkinlik yarışmaları nisan ayını kapsar bazen mayıs ayına da aksasa da. Bu yüzden diğer bir ismi nisan yarışmalarıdır. Tüm okullar bu yarışmalara çok sıkı hazırlanır. Üç yıldır dans yarışmasında bize birinciliği İdil getirdi. Geçen yıl Street Jazz'la ödülü yine kapmıştı. Ayrıca sesi de çok güzeldi. Geçen yıl şarkı yarışmasına katılacak grup son anda vazgeçince İdil şarkıyı ben söylerim diyerek mikrofona sarıldı. Duru sesiyle şarkı yarışmasından da birincilikle döndü. İnsanları çok kıskanmasam da bu kızı kıskanıyor gibiydim. Belki de gibisi fazlaydı.
İdil kapıyı açıp sınıftan çıktı ve kapıyı sessizce kapattı. Aramızdaki mesafeyi iki adımda kapatıp tam karşımda durdu. Daha önce hiç konuşmamıştım bu kızla , nasıl biri olduğuna dair hiç fikrim yoktu. Bildiğim tek şey çok güzel ve çok yetenekli olduğuydu. Aramızda kurulacak ilk diyalogu o başlattı. Gülümsediğinde ortaya çıkan gamzeleri güzelliğine güzellik katmıştı.
-Merhaba , sen o kız olmalısın , ben İdil.
Dedi ve elini bana uzattı. Açıkçası beni eziklemesini bekliyordum. Bu hareketi beni şaşırtmıştı. Gülümseyen suratına gülümseyerek karşılık verip elini sıktım.
-Buket.
Elimi geri çektiğimde tekrar konuştu.
-Cesaret nadir insanlara bahşedilen bir özellik. Seni kıskandım doğrusu , aldığın karar büyük bir cesaret isterdi. İnsanların söylediklerini , söyleyeceklerini önemseme... Neyse sonra görüşürüz.
Konuşmasına kafamı aşağı yukarı sallayarak cevap vermiştim. İçten gülümsemesiyle yanımdan ayrılmıştı. Omzumun üstünden gidişini izledim. Beni kıskanmış mıydı ? Hafifçe gülümsedim. Kıskanılacak hiçbir tarafım yoktu aslında. O çok yetenekli ve güzeldi. Ayrıca kibirli gibi de durmuyordu. Allah tüm lütuflarını ona bahşetmişti sanki. Okulda herhangi bir dedikodusu da yoktu. Sadece başarıları , güzelliği ve mükemmel sesi konuşuluyordu.
Ben armalılarında beni ezeceğini ya da ezilmemi izleyeceklerini düşünürken o beni yüreklendirmişti. Koridorda boş boş durmak yerine sınıfa girdim. Kapıyı kapattığımda okul zili çaldı. Sırama geçerken hala Berkan'a bakıyordum. Çocuk zil sesine de tepki vermemişti. Sanırım kış uykusuna hazırlık yapıyor diye içimden geçirirken küçük bir kahkaha attım. Nasıl olsa duymayacaktı kahkahamı. Sırama oturduğumda kendi kendime durduk yere gülmekten vazgeçmeliyim diyerek kendimi uyardım. Sınıf kapısının açılmasıyla kantine giden üçlü geri gelmişti. Uyuz arkamdaki sırasına oturup
-Benim ceketim nerede ?
Bu soruyu kime sorduğunu bilmediğimden önemsemedim. Sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Ayça'nın sesiyle başımı ondan tarafa çevirdim. Uyuz'a sırıtarak Berkan'ı gösteriyordu.
-Bir iyilik perisi Berkan'ı soğuktan korumuş olmalı. Ne iyi insanlar var !
İyilik perisi kısmını bana bakarak söylemişti. Çatılan kaşlarımla gülüşen Ayça ve Hakan'a baktım. Arkamda hareketlenme hissedince hızlıca başımı Berkan'dan tarafa çevirdim. Batuhan Berkan'ın üzerindeki ceketi alıp yerde duran çantasının üstüne attı.
Berkan bu ani hıza mı yoksa kendi isteğiyle mi , bilmiyordum uyandı. Gözleri hafifi kızarıktı. Gözündeki gözlüğü çıkarıp masaya bıraktı. Bir insan nasıl gözlükle uyurdu ki ? Batuhan bana ters bir bakış atıp yerine oturdu. Matematikçi Sevim Hoca'nın sınıfa girmesiyle herkes ayağa kalkmıştı. Hocayla kısaca selamlaşıp yerimize oturmuştuk. Şımarıklar takımında hoca geldiği zaman ayağa kalkmıyorduk , yani bazı hocalarda. Yumuşak huylu ve yeni gelenlere öyle davranıyorduk. Onlarda bunu sorun edip bizimle uğraşmıyorlardı. Ama burası farklıydı , hoca geldiğinde ses kesiliyor , herkes derse odaklanıyordu.
Sevim hoca yumuşak huylu hocalardandı ve beni burada görünce pek şaşırmamıştı. Anlaşılan öğrencilere Seçil , öğretmenlere de Mahmut Hoca hiç vakit kaybetmeden duyurmuşlardı. Sevim Hoca beni es geçip derse başladı. Eline aldığı kalemle tahtaya bir şeyler yazarken tüm sınıf gibi hocaya odaklanmıştım.
Kafamın öne doğru sertçe ittirilmesiyle rahatça yayıldığım sıradan nerdeyse düşüyordum. Hışımla arkamı döndüm. Ayça ve Hakan'ın kıkırdaştığını gördüğümde biraz daha sinirlenmiştim. Komik miydi şimdi bu ? Çocuk musunuz siz ? Batuhan bana doğru yaklaşıp sadece arka sıranın duyabileceği sinirli bir sesle mırıldandı.
-Bir daha benim eşyalarımı kötü emellerine alet etme.
Ben bir şey yapmamıştım ki ! Tam kendimi savunacağım sırada Sevim Hoca'nın sesiyle açtığım ağzım geri kapanmıştı.
-Buket söyleyeceğin bir şey varsa gel tahtaya da sorunun cevabını alalım.
Önüme dönerken gözlerim Berkan'a çarptı. Gülümsemesi her ne kadar tatlı olsa da şuan ona da sinirlenmiştim. Bir de şu vardı ki çocuk ona yavşadığımı düşünüyordu. Yine bir rezillik. Aynı kişiye gün içinde iki kez rezil olmak. Sevim Hoca'nın sesiyle dağılan dikkatimi hocaya odaklamıştım.
-Buket , şu sorunun türevini al diyorum.
Türev mi ? Bildiğim tek şey on ikide görülmesi gereken saçma bir konuydu. Gereksiz bilgi yığını. Hanginiz alışverişteyken acaba bunun türevi kaç olur , diye düşünüyor.. Tahtada yazan x'lere ve üstündeki sayılara bakıp
-Türeve nasip olursa akşam başlamayı planlıyorum.
Gülümsemem , hocanın sözleriyle solmuştu. Tavrım onu pek memnun etmemişti anlaşılan.
-Şunu sakın unutma küçük hanım , burası geldiğin yere benzemez. O halinle burada barınamazsın.
Deyip dersine dönmüştü. Sinirli bir şekilde kollarımı göğsümde bağlayıp hocayı dinlemeye başladım. Bugün hiçbir hocayla konuşmayacaktım. Hepsi sanki çocuklarını baştan çıkarmışımda benden hamile kalmışlar gibi davranıyorlardı.
Okul zilinin çalmasıyla beş saatlik salı programını tamamlamış böylece bir günü bitirmiştim. Sevim Hoca'nın dersinden sonraki derslerin hiçbirinde konuşmayıp teneffüslerde de dışarı çıkmamıştım. Derin bir nefes aldım , tahmin ettiğimden kolay bir gün geçirmiştim. Ayrıca yeni grubuma ceketle ilgili bir açıklama da yapmamıştım. Sıramın altına koyduğum çantamı çıkarıp temiz defterimi aynı temizliğiyle çantama koyup kalemlerimi rastgele çantanın içine atmıştım. Sandalyeme astığım ceketimi çıkarıp üstüme geçirdim. Ayağa kalktığımda Ayça'nın sesiyle duraksadım.
-Biz şimdi ders çalışmaya bize ait olan bir eve gideceğiz. Bizimle mi gelirsin eve mi gidiyorsun ?
Omzuma attığım çantamla durdum. Acaba ne yapsam ? Eve gidersem annemde okuldan gelmiş olacak. Annem özel bir kolejde sınıf öğretmeniydi ve birinci sınıfları okutuyordu. Eve gidip boş boş oturursam annem sinirlenirdi. Sabahki soğuk tavırları da hemen geçeceğe benzemiyor. Sınıfa göz gezdirdiğimde bizden başka herkesin gittiğini gördüm. Ayça'ya dönüp kararımı söyleyecekken Batuhan benden önce davrandı
-Onu bizim grup evimize mi götüreceğiz ? Ciddi misin ?
-Senlik bir şey yok Batu. Gelmek isterse benim odamda kalır. Çalışmak isterse de çalışır. O pes edip okuldan ayrılana kadar bizim grupta olacak,
Bu sözlerin sahibi Ayça'ydı. İyi başlayan konuşması son cümlede tıkanmıştı. Kim dedi ki pes edeceğimi ? Ben kararımı verdim ÖzDemir Koleji'ni bırakmıyorum. Batuhan tek omzuna attığı çantasıyla yanımdan geçerken durdu.
-Umarım çabuk pes edersin , senden hiç hoşlanmadım.
Batuhan'ın bu duygulandırıcı sözleriyle arkasından dil çıkarma isteğim gelse de bastırdım. Yeterince rezil olmuştum bugün. Ayça'ya dönüp
-Sizinle geliyorum.
Ayça kafasını sallayıp çantasını iki omzuna taktı. Hep birlikte sınıftan çıktık. Merdivenlerden inerken Hakan Ayça'ya bir şeyler anlatıyordu. Berkansa benim gibi sessizliğini bozmamıştı. Okuldan çıkıp yan tarafındaki büyük park alanına girmiştik. Burası zengin okuluydu. Haliyle park alanı da geniş oluyordu. Sabah dolu olan park alanında şimdi tek tük arabalar kalmıştı. Gözlerimi arabamı park ettiğim yere çevirdiğimde öylece durmuştum. Zaman durmuş , park yeri yok olmuş , sadece ben ve savaştan çıkmış gibi görünen arabam kalmıştık.
Mavi Mini Cooper'ım !!!!!!
Dışımdan mı içimden mi kurduğumu bilmediğim cümleyle arabama koşmaya başladım. O benim doğum günü hediyemdi. Dedem onu Ağustos'ta bana hediye etmişti. Ehliyeti daha yeni almıştım ! Dedem bana araba sürmeyi öğretmişti. Yazında üniversite sınavı yerine ehliyet sınavına hazırlanmıştım. İki elimi ağzıma kapatıp arabamı incelemeye başladım. Lastikleri patlamış , camların hepsi kırılmış , üstüne siyah ve kırmızı sprey boyalar sıkılıp bir şeyler yazılmış. Kaput kısmında büyük harflerle EZİK yazıyordu. Evladım gibi benimsediğim arabama resmen tecavüz edilmişti. Elimdeki ceketle arabaya hızla vurmaya başladım. Sanki arabanın suçu varmış gibi. Kolumdan tutulup çekilmemle beni çeken kişiye baktım. Berkan bana bakmak yerine kaşlarını çatıp arabaya bakmıştı. Sonra mavi gözlerini benim etrafındaki beyazlar kızarmış maviliklerime dikti.
-Sakin ol ,
Kolumu hızla elinden kurtardım. Ben de düzgün bir şeyler söyler diye bekliyorum. Bu defa elimdeki ceketi arabanın kırık penceresine fırlatıp bağırdım.
-Ne sakinliği ya ! Arabam ne hale gelmiş görmüyor musun !
Çantamı önüme çekip içinden telefonumu çıkardım. Babamı aramalıyım diye içimden geçirirken onun aradığını görünce hızla telefon sembolüne basıp yeşile sürükledim.
-Baba ! Arabam !
Hafif inleyerek kurduğum cümlem gözyaşlarımın habercisiydi. Elimi alnıma bastırıp ağlamamak için kendimi tutuyordum.
-Arabanı ben aldıracağım şimdi , sen onu düşünme.
Babam telefonu suratıma kapatmıştı. Bana hala kırgın ve sinirliydi anlaşılan. Kulağımdan çektiğim telefonu elimde sıkmaya başladım. Kavga etmiş olmamız bana yapılan bu saygısızlığı kabullendirmez. Müdür denen o gereksizle gidip konuşma vaktiydi. Arkamı dönmemle müdürü görmem bir oldu. Yanında Mahmut Hoca vardı. Onlar gayet sakin ve rahat hareket ederken daha da sinirlenmiştim. Adımlarımı onlara doğru atıp durdum.
-Hocam arabam !
Aynı şeyi onlara söylediysem de beklediğim tepkiyi hiçbiri vermemişti. Müdür ,
-Baban birazdan arabayı çektirecekmiş. Kimin yaptığını bulacağım. Hiçbir suç cezasız değildir.
Bizim okulda kanıtlanmış suçların cezası ağırdı. Okula girdiğinizde karşınıza çıkan ilk tabelada okulun altın üç kuralı yazılıdır. Ve bu üç kural her katta asılıdır , çünkü herkes bu kurallara uymak zorundadır.
*ÇALMA
*YALAN SÖYLEME
*KAVGA ETME
Bu üç kural çok önemliydi. Çünkü müdür bu üç davranıştan nefret ederdi. Okulda sigara içilecek alanlar vardı ama o alanlar dışında bir yerde sigara içersen bu da suçtu. Kalan diğer vukuatlar diğer okullardaki disiplin kurallarınca ele alınıyordu.
Müdür suçluları bulursa işlem yapacakmış , asıl sorunda bu ya , suçluları bulması pek mümkün değil. Okulun her yeri kameralı , parkta dahil buna. Ama bunu yapanlar bunu zaten biliyordu. Maskeyle falan gelmiş olmalıydılar. Mahmut Hoca ise beni hiç rahatlatmayan cümlesini kurdu.
-Takım değiştirirken her şeyi göze almış olmalıydın zaten. Umalım ki daha kötü şeyler yaşanmasın.
Deyip müdürle beraber yanımızdan ayrıldılar. Ayça koluma dokunarak ondan tarafa bakmamı sağladı.
-Baban halledecekse üzülme bu kadar ,
Bana küçük bir tebessüm yollayıp Hakan'ın kullandığı arabaya oturdu. Yanımdan giden koyu mavi arabaya baktım. Berkan , ben ve arabalarımız dışında kimse yoktu parkta. Üzgün gözlerle arabama bakarken Berkan'ın sesiyle başımı ondan tarafa çevirdim.
-Geliyor musun ?
Bu halde mi ? Diye düşünürken kendimi onun arabasında koltukta otururken buldum. Fazla düşünmeye gerek yoktu , el mahkum bu arabaya binecektim. Bilmediğim bir yere başka nasıl varacaktım ki? Berkan arabayı çalıştırdığında gözlerimi kapatıp kafamı koltuğa yasladım. Benim canım arabam ! Evet çok sorunsuz bir gün geçirdim ! Kendi kendime söverken elimdeki telefonun çalmasıyla gözlerimi açtım. Telefonu kaldırıp göz hizama getirdim , kim arıyor diye baktım. İki dedemde hayattaydı. Eskişehirli dedemi Şehirli Dede , diğerini de İzmirli Dede olarak kaydetmiştim. Bana araba alan Eskişehirli dedemdi ve şimdi o arıyordu. Telefonu açıp kulağıma dayamamla gözlerimdeki yaşlar bunu beklermiş gibi akmaya başladı. Dedem sessizliğimden ağladığımı anlamış olacak ki o arabayı hangi deyyus dürtmüş bölümünden direk teselli bölümüne geçmişti. Bir müddet dedemi dinleyip. Gözyaşlarımı elimle sildim
-Ama dede arabam !
Dedemin canı çok sıkılmasın diye konuşmayı kısa kesmiştim. Telefonu kapatıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kendi kendime telkin veriyordum . 'Unutma , yanındaki bir yabancı.'
-Alt tarafı bir araba ,
Bu çocuğa da kıl olmaya başlamıştım. Arabaysa araba ! Benim değil mi ! İstersem helvasını da yapar yerim !
-Alt tarafı dediğin dedemin hediyesi !
Arabada geçen son konuşmaydı. Telefonu çantama geri atıp gözlerimi yola diktim. Arabanın asfalttan ayrılıp orman yoluna girmesiyle tedirgin olmuştum. Bu araba niye ormanlığa girdi ki ? oturduğum koltukta dikleştim. Ben okulun en cesur kızı olarak düşünülsem de aslında korkağın tekiyimdir. İnsanlara ne korkak olduğumu ne de cesaretli biri olduğumu göstermezdim. Sıradandan daha sıradan bir insan olarak hayatımı yaşardım. Yani takım değiştirmeden önce. Bir müddet daha orman yolda ilerleyince kocaman bordo renk dubleks ev görmüştüm. Evin önünde durmayı beklerken bir iki yüz metre daha gittik. Burada da lila renginde bir dubleks vardı. Bu evi de geçip yaklaşık bir kilometre ötede diğer dublekslere oranla daha büyük olan kırık beyaz tonlarındaki dubleksin önünde durmuştuk. Araba sönünce çantamın bir kulpundan tutup arabadan indim. Burası ağaçlarla kaplı çok güzel bir yerdi. 'Arabam !' aklıma gelen şeyle doğayı bırakıp matemime geri dönmüştüm. Berkan arabadan inip çantasını eline almıştı. Hızlı adımlarla eve doğru ilerleyip kapıyı çaldı. Açan kişi Uyuz Batuhan'dan başkası değildi. İkimize de kısık gözlerle bakıp içeri geri geçti. Berkan içeri geçince benden içeri girip kapıyı kapattım. Koridor ince uzundu. Berkan sola doğru yürüyüp kapalı duran üç kapıdan soldakini açıp içeri girdi. Ben de o gidince elimdeki çantayı kapının yanına koyup koridoru incelemeye başladım. Sağ tarafta kapalı , siyah , demir bir kapı vardı. Ayrıca yukarı çıkılan merdivende o taraftaydı. Kapının çalmasıyla yerimde sıçrayıp elimi damağıma götürdüm. İçerden gelen sesle Uyuz Batuhan'a ve arabamın tecavüzcülerine sövmeye başladım.
-Lüzumsuz insan , kapı .
Ben buraya uşak olmak için mi geldim ? Kapıcılar kralı mıyım ben ? Zil tekrar çalınca koridorda benden başkası olmadığından kapıyı açtım. Hakan'la Ayça gülümseyerek hızlı bir şekilde içeri girdiler. Kapıyı kapatıp arkalarından ilerledim. Berkan'ın girdiği kapıdan girince buranın büyük bir mutfak olduğunu gördüm. Yemek masası kuruluydu. Sabahtan beri hiçbir şey yemediğim aklıma geldi. Karnımda çok acıkmıştı. Masanın üzerinde tavuk , pilav , salata , sarma , domates çorbası vardı. En sevdiklerim ! Masanın etrafında altı sandalye vardı. Elimi mutfağın lavabosunda yıkayıp masaya geri döndüm. Baba sandalyesinde Berkan , anne sandalyesinde Batuhan oturuyordu , veya tam tersi. Hakan Batuhan'ın yanındaki sandalyeye Ayça da onun karşısındaki sandalyeye oturdu. Ben de Ayça'nın yanındaki sandalyeye oturdum. Herkes yemeğe başlayınca tabağıma azar azar her şeyden koymaya başladım. Az azda olsa tabağım dolmuştu. Kahvaltısız bu saate kadar nasıl dayandım ben ? Tabağımdaki sarmaları yerken Batuhan'ın cümlesiyle tüm iştahım kaçmıştı.
-Neden geciktiniz ?
Açlığımın önüne arabam gelmişti. Arabam ! Bir süre sessizlik , ardından Hakan konuştu.
-Ayça'nın kitapları gelmiş onları aldık. Ben de ses düzeneği için kablo aldım. Yenilersek çalışır bence.
Tüm iştahım kapanmıştı. Masadan kalkıp Ayça'ya baktım.
-Lavabo nerede var ?
-Üst katta ilk kapı benim odam , orada banyo ve tuvalet var.
Kafamı sallayıp mutfaktan çıktım. Merdivenleri yaralı ruhumla tırmanıp ilk kapıyı açtım. Odaya girip ardımdan kapıyı kapattım. Duvarların rengini bozmayan beyaz üzeri minik kırmızı çiçek desenli örtülerle örtülü iki tane tek kişilik yatak. Yatakların yanında komidin vardı. Pencere tarafındaki yatağın yanında duran komidinin üstü doluyken duvar tarafındaki komidinin boştu. Kapının yanında bir kapı daha vardı. Kapının yanında da kahverengi bir dolap vardı. Kapıyı açıp içeri girdiğimde minik bir banyoyla karşılaştım. Lavaboya yaklaşıp elimi yüzümü yıkadım. Soğuk su biraz olsun iyi gelmişti. Makyaj malzemelerim çok akmazdı. Bugünde çok ağlamamıştım zaten. Aynanın üzerindeki dolaba yetişmek için ayak ucumda yükselmiştim. Uzun boylu değilim ben. Kapağı açıp katlı duran havlulardan birini aldım ve yüzümü iyice kuruladım. Araba mevzusunu bir kenara bırakıp evde bir çözüm yolu bulmaya karar verdim. Yavaş adımlarla önce banyodan sonra da papatya kokan odadan çıkmıştım. Görünürde papatya olmamasına rağmen oda papatya kokuyordu. Ağır adımlarla merdiveni inip kapının yanında duran çantamı elime aldım. Mutfağın kapısında dikilen Ayça'yı görmemle hafifçe gülümsedim. Gülümsememe karşılık verdi. Aramızdaki mesafeyi birkaç adımda kapattım. Ayça mutfağın kapısından ayrılıp mutfağın yanındaki kapıyı açtı.
-Burası salon ,
Mutfağın karşısındaki kapıyı açıp
-Burası da bizim çalışma yerimiz. İstersen bizimle çalış , istersen salonda takıl.
Kafamı aşağı yukarı sallayıp salona girmiştim. Ayça ben salona girince arkamdan kapıyı kapattı. Burası oldukça geniş ve iç açıcıydı. Kapının sağ tarafında üç tane kocaman koltuk , LCD televizyon , bir pencere , televizyonun altında bir sürü film CD'si ve oyun setleri , playstation ve oyun setleri vardı. Koltukların ortasında kocaman siyah bir sehpa vardı. Üzeri bilim ve sanat dergileriyle doluydu. Kapının sol tarafında bir pencere ve iki tekli koltuk aralarındaysa siyah bir sehpa duruyordu. Duvara monteli kocaman ve içi dolu kitaplığa aşık olmuşçasına baktım. Romanlar en sevdiğim şeylerden biriydi. Elimdeki çantayı televizyonun karşısındaki koltuğa atıp kütüphaneye ilerledim. Elimi kitaplar üzerinde gezdirirken her kitabın ismini okumaya çalışıyordum. İşaret parmağım bir kitabın üzerinde durmuştu. Anna Carey'den Yeni Dünya adında bir kitap. İsmi beni çağrıştırıyordu aslında. Ben yeni bir dünyaya adım atmış , kabul bekliyordum. Kitabın arkasını çevirip okumaya başladığımda yüzümde oluşan minik tebessüm düşmüştü. Okusam seveceğimi biliyordum kitabı ama bu ruh haliyle değil. Kitaplardan ayrılıp çantamı attığım koltuğa oturdum. Bu koltuk çok rahattı ! Ve ben az yemiş , az uyumuş , çokça üzülmüş olarak bir hayli yorgundum. Çantamı yere atıp ayaklarımı koltukta uzatıp başımın altına koltuktaki yastığı koydum ve gözlerimi kapattım..........
Kulağıma dolan gülüşme sesleri ailemdeki hiç kimseye ait değildi. Göz kapaklarımı açıp koltukta oturur vaziyet aldım. Esnerken elimle ağzımı kapatıp ne kadar süre uyuduğumu düşündüm. Sahi saat kaçtı ? Salona dolan kahkaha sesleriyle üzerimdeki battaniyeyi ayağımla ittirdim. Ayaklarımı yere sarkıtıp yerdeki çantamı kucağıma koydum. Gözüm üzerinde ceylan olan battaniyeye takıldı. İyi de ben üstümü örtmemiştim ki ? Çantamı açıp içinden telefonumu çıkardım. Saat tam 18.00'dı. oha lan bu saate kadar uyudum mu ben ! Beni merak etmişlerdir hemen arayayım diyebileceğim bir ailem yoktu şu an. Çünkü ne cevapsız bir çağrı ne de 'Nerdesin ?' içerikli bir mesaj vardı. Bu ailem niye beni merak etmiyordu ? Kötü yola düşmüş olamaz mıyım ? Toparlanıp çantamı omzuma taktım ve ayağa kalktım. Salondan çıktığımda çalışma odasından çıkan Berkan'la karşılaştım. Batuhan'ın sesiyle bakışlarımı ondan çekip kapıya doğru ilerledim.
-Bakışmanıza salonda devam ederseniz , sevinirim.
Bu çocuk çok uyuzdu. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Ardımdan diğerleri çıkmıştı. Kafamı yavaş yavaş kararan gökyüzüne çevirdim. Hafif esen rüzgar tenimi okşarken ceketimi arabama fırlattığım aklıma geldi. Serin havada yapılacak iş miydi bu ? Gözlerimi gökyüzünden çekip yeni takımıma diktim. Batuhan deri ceket giyip motoruna binmiş ve gitmişti. Ayça Hakan'ın arabasına geçerken
-Buket yarın biraz daha dinlenmiş ol. Belki bizimle takılmak istersin , iyi geceler.
Diyip şoför koltuğunun yanındaki koltuğa oturdu. Hakan , Berkan'a
-Stada geç kalma. İyi akşamlar Buket
Diyip son cümlesinde bana bakmıştı. Ben de gülümseyerek cevap vermiştim. Berkan arabasına oturup arabasını çalıştırdı. Ben de bir an önce eve gidip araba kurtulur mu diye babamın başının etini yemek için Berkan'ın yanındaki koltuğa oturdum. Evimin adresini verip kulaklığımı taktım. Uzun yolculuklarda müzik dinlemek en büyük hobilerim arasındadır. Eve yaklaştığımızı anladığımda kulaklığımı çıkarıp çantaya attım. Araba evin önünde durunca Berkan'a döndüm.
-Teşekkür ederim , bugün yaptıkların için , iyi geceler.
Kafa sallamakla yetinmişti. Tam arabadan inecekken aklıma birden ceylanlı battaniye geldi. Büyük ihtimalle onu Ayça üstüme serdi ama nedense bunu Berkan'a sormak istiyordum. Arabanın kapısını açıp Berkan'a döndüm.
-Acaba ben uyurken üzerime battaniye örtmüş olabilir misin ?
Ensesini kaşıyıp hafifçe gülümsedi.
-Ceketin rövanşı diyelim.
Kaşlarımı çattım. İyi de onu ben yapmadım ! Çocuğun centilmenliğine mi hayran olayım , yaptığımı sandığı kura kurla karşılık vermesine mi yanayım ? Bilemedim.
-Sen ciddi misin ?
Berkan bu defa sırıtarak konuştu.
-Gerçeği mi istiyorsun ?
Kafamı aşağı yukarı salladım.
-Uyurken altındaki etek haddinden fazla açılmıştı. Ben de o şekilde erkeklerin içinde uyumayacağını düşündüğümden
Demişti ki daha fazla konuşmaması benim yararımaydı. Sözünü kesip
-Teşekkür ederim ve iyi geceler.
Diyip arabadan indim ve kapıyı hızlıca kapattım. Berkan'ın arabasının kaybolmasını izledim. Üçüncü rezilliğimde gidiyordu işte. Kapıdaki korumanın kapıyı açmasıyla koşarak içeri girdim. Beyaz tenim çok çabuk kızarıyordu ve utandığımda kendimi hep ele veriyordum. Şimdi de domatese dönmüş olmalıyım...................
Çözdüğüm dört matematik , üç biyoloji ve bir edebiyat testine gururla baktım. Bu yıl çözdüğüm ilk testler. Hepsi YGS testiydi. Çünkü ben dersleri on birde aksatmaya başladım. Bu yüzden dokuz ve onun temeli var bende. Yorulan gözlerimle pes edip yatağa gitmeye karar verdim. Tam kalkacakken masanın üzerinde duran koyu yeşil , içinde çizgisiz sarı kağıtlar olan günlüğü gördüm. Kuzenim Nisa hediye etmişti. Ağustos'tan beri boş olan defteri alıp açtım. İlk sayfanın en başına 'Gün 1'yazıp bugün yaşadıklarımı yazmaya başladım. Sayfanın en altına not düştüm. 'Bir gün içinde , aynı kişiye üç kez rezil olmayı başardım. Tebrikler' Bu deftere otuz gün boyunca yaşadığım her şeyi yazacağımı kendime söz verip defteri kapattım. Çalışma masamdan kalkıp ışığı söndürdüm ve yatağıma yattım. Gelir gelmez üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp pijamalarımı giydim ve yemeğe oturdum. Babam arabanın eskisi gibi olabileceğini söyleyip günün en mutlu insanı yapmıştı beni. Ben de onları daha fazla kırmamak , geleceğim için ve yeni takımıma bir müddet ayak uydurmak için yemekten sonra test çözdüm. İçim rahat bir şekilde gözlerimi kapattım.
Bakalım ikinci gün neler olacak ? :D :D :D