Sabahın ilk ışıkları Simay’nın odasının perdelerinden sızıyordu. Alarm sesiyle birlikte Simay bir anlığına gözlerini açtı; kalbi hızlı hızlı atıyordu. Bugün, hayatında ilk defa yurt dışına bir iş seyahati için gidiyordu. Deran Sayar’ın yanında Londra’ya uçacak olması, heyecanını ve gerginliğini ikiye katlıyordu.
Hızla yataktan kalktı, pijamalarını üstünden çıkarıp dolabından özenle hazırladığı kıyafetleri seçti. İş için uygun ama şık bir takım elbise; ayakkabıları, çantası, her detayı kontrol etti. Saçlarını hızlı ama düzenli bir şekilde topladı; makyajını minimumda, sade ama profesyonel bir görünümle tamamladı.
Mutfaktan hızla kahvaltı yaptı; kahve fincanını eline alırken zihni sürekli check-listteydi: pasaport, belgeler, laptop, telefon şarjı… Hepsi hazır mıydı? Kalbi her kontrol sırasında bir kez daha hızlandı.
Saatin ilerlediğini fark edince aceleyle çantasını kapattı, evden çıkmadan son bir kez her şeyi gözden geçirdi. Deran’ın ofisinde onu bekleyen yoğun iş temposunu düşündü; sadece belgeleri hazırlamak değil, Londra’daki toplantıları da takip etmek zorundaydı.
Simay’nın aklında tek bir şey vardı: Deran Sayar… Onun yanında olmak, onun dünyasını görmek ve elbette kalbindeki o gizli çekimi bastırmak neredeyse imkânsızdı. Her adımında, Deran’ın sert ve disiplinli bakışları gözlerinin önüne geliyordu.
Saat tam vaktinde, Simay, taksiye atladı. Havalimanına giden yolda, pencereden şehri izledi; İstanbul’un sabah karmaşası, onun içindeki heyecan ve gerginliği daha da artırıyordu. Bu yolculuk, sadece iş için değil, aynı zamanda hayatının belki de en heyecanlı deneyimi olacaktı.
Ve o anda Simay fark etti: Kalbi, sadece yeni bir iş günü için değil; Deran Sayar’ın yanında atıyordu…
Simay, taksiden inerken bavulunu dikkatle eline aldı. Havalimanının sabah karmaşası, insan seli ve bagaj arabalarının gürültüsü arasında kendini bir an kaybolmuş hissetti.
İçinde hem heyecan hem de hafif bir tedirginlik vardı; ilk yurt dışı seyahati, hem iş hem de Deran Sayar ile yan yana olma gerilimi anlamına geliyordu.
Bavulunu çekip terminalin girişine doğru ilerlerken, biri yanına sessizce yaklaştı.
Siyah takım elbisesi ve güneş gözlükleriyle dikkat çekici bir duruş sergileyen adam, Deran’ın korumasıydı. Kollarındaki kaslı yapı ve dikkatli bakışları, Simay’ın kalbinde hem hayranlık hem de hafif bir ürperti yarattı.
“Simay Hanım, ben Barış. Deran Bey sizi bekliyor. Lütfen beni takip edin,” dedi adam, sesi sakin ama otoriterdi.
Simay hafifçe başını salladı. “Tamam, teşekkür ederim,” dedi, sesi heyecanlı ve hafif titrekti.
Barış, onu kalabalıktan zarif ama hızlı bir şekilde yönlendirerek, terminalin VIP alanına doğru yürümeye başladı. Simay etrafına bakıyor, gözleri terminalin modern detayları, parlak mermer zemin ve yüksek tavanlı yapısıyla dolup taşıyordu. Her şey, Deran’ın dünyasındaki ihtişamın küçük bir yansıması gibiydi.
“Orada bekleyeceksiniz,” dedi Barış , bir yandan Simay’ya eşlik ederken. “Deran Bey, güvenlik ve gizliliğe çok önem verir. VIP alanına girişiniz sırasında kimseyle ilgilenmeyecek, sadece talimatları izleyeceksiniz.”
Simay başını salladı. “Anladım. Merak etmeyin, dikkatli olacağım.”
Barış,hafifçe gülümsedi, ama gözlerindeki sertlik kaybolmamıştı. “İyi. O alana girince, her şeyi sessizce ve hızlı yapacaksınız. Deran Bey’in programı yoğun; zaman kaybına tahammül yok.”
VIP alanına girdiklerinde, geniş ve modern salon Simay’yı bir kez daha etkiledi. Büyük pencerelerden uçağın park ettiği pist gözüküyordu; rahat koltuklar, özel kafeterya ve sessiz çalışma alanları, Deran’ın her şeyi planlayan ve mükemmeliyetçi karakterinin yansıması gibiydi.
“Orada bekleyin,” dedi Barış, Simay’yı bir koltuğa yönlendirerek. “Deran Bey gelir gelmez sizi bilgilendirecek.”
Simay oturdu, elleri hâlâ hafif titriyordu. Bavulunu ve bilgisayar çantasını yanına yerleştirdi, derin bir nefes aldı ve gözlerini pencereden dışarı, park halindeki uçaklara çevirdi. İçinde hem heyecan hem de Deran’a karşı hissettiği tarifsiz bir çekim vardı.
O sırada Barış hafifçe yanına yaklaştı. “Deran Bey birazdan burada olacak. Son kontrollerinizi yapabilirisiniz. ”
Simay hafifçe gülümsedi. “Tamam… teşekkür ederim Barış Bey,” dedi, ama gözleri hâlâ uçakların ve Deran’ın gelişini beklemenin heyecanıyla parlıyordu.
Ve o an Simay fark etti: Bugün sadece bir iş seyahati değil, kalbinin bir kez daha Deran’a doğru hızlıca çarptığı bir gün olacaktı.
Simay, koltuğunda otururken elleri hâlâ hafif titriyordu. Gözlerini pencereden dışarı, park halindeki uçağa dikmişti; aklında sürekli Deran vardı. O anda VIP alanın kapısı sessizce açıldı ve Deran içeri girdi.
Siyah takım elbisesi kusursuz şekilde oturuyordu; geniş omuzları, uzun boyu ve kararlı duruşu, odada anında dikkatleri üzerine çekti. Saçları yine koyu kestane renginde, gözleri çelik mavisiyle odanın enerjisini değiştirecek kadar keskin ve etkileyiciydi. Her adımı, sessiz ama ağır bir otorite yayıyordu.
Simay, o an nefesini tutmuş, gözlerini kırpmadan ona bakıyordu. Kalbi öylesine hızlı çarpıyordu ki, her ritmi odadaki sessizliği daha da belirgin hale getiriyordu. Deran gözlerini kısaca taradı; Simay’yı gördüğünde herhangi bir gülümseme yoktu, sadece soğuk, disiplinli ve ölçülü bir bakış vardı. Ama Simay için bu bile büyüleyiciydi.
Deran’ın yanındaki korumalar sessizce hareket ediyor, odadaki düzeni sağlıyordu. Aralarından biri, Deran’a kısa bir rapor verdi.
“Efendim , özel uçak hazır ve tüm sistemler kontrol edildi,” dedi koruma, sesi ciddi ve profesyoneldi.
Deran başını hafifçe salladı, gözleri tekrar ekrana bakar gibi odanın her köşesini taradı. “İyi. Simay Hanım, her şey hazırsa uçağa geçebiliriz.”
Simay derin bir nefes aldı, dizlerinin hafifçe titrediğini hissetti. “Hazırım, Deran Bey,” dedi, sesi heyecan ve hafif korku karışımıyla titriyordu.
Deran, VIP alanından çıkarken adımlarını ölçülü ve kararlı attı. Korumalar ve Simay arkasından onu takip etti. Havalimanının sessiz ve özel koridorlarında ilerlerken, Simay her adımında Deran’ın duruşunu, kararlılığını ve gözlerindeki keskinliği gözlemliyordu. İçinde bir şey kıpırdı; hem hayranlık hem de kalbinin hızla çarpmasıyla birleşen bir çekim vardı.
VIP uçağın kapısına geldiklerinde, Deran adeta bir emir verir gibi başını hafifçe salladı. Korumalar kapıyı açtı, Simay ve Deran içeri girdi. Uçak, geniş ve lüks kabin tasarımıyla dikkat çekiyordu; koltuklar deri, her detay titizlikle yerleştirilmişti, sanki her yolculuk kusursuz olmalıydı.
Simay, yerine otururken kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu. Deran, pilot kabinine doğru yürüdü, ardından Simay’ya kısa bir bakış attı; bakışında hâlâ hiçbir duygu yoktu, sadece disiplin ve dikkat vardı.
Uçak sessizce hareket konutlarının aldı, pistten kalkış için hazırlandı. Simay pencereye bakarken, içindeki heyecan ve Deran’a karşı hissettiği etkilenme duygusu iyice güçlendi. Bu yolculuk, sadece iş için değil, kalbinin ilk kez kendiliğinden hızlı atmaya başladığı bir deneyim olacaktı.
Uçak sessizce pistten kalktı, motorların uğultusu Simay’nın kulaklıklarından hafifçe geçiyordu. Pencereden dışarı baktığında, İstanbul’un sabah ışıkları ufukta küçülüyor, şehir bir süreliğine gözden kayboluyordu. Kalbi hâlâ hızlı hızlı çarpıyor, heyecanını kontrol etmeye çalışıyordu.
Deran, pilot kabininden çıkıp kabin bölümüne geçti ve geniş, deri koltuğuna oturdu. Her hareketi ölçülü, kararlı ve dikkat çekiciydi. Simay hemen yanında diz çökmemiş ama dikkatle not alabileceği bir konumda durdu.
“Simay,” dedi Deran, sesi derin ve soğuk, ama içinde her zaman olduğu gibi iş dünyasının gerektirdiği kesinlik vardı.
“Bugünkü toplantı için tüm bilgiler elinde mi?”
Simay derin bir nefes aldı, defterini ve tabletini açtı.
“Evet, Deran Bey. Toplantı, Londra’daki yatırımcılarla yeni teknoloji girişimlerine yapılacak finansal destek ve ortaklık görüşmeleri üzerine. Sunumlar hazır, yatırımcı profilleri detaylı olarak listelendi. Her biri daha önce şirketimizin farklı alanlarında çalışmalar yapmış kişiler.”
Deran kısa bir baş salladı. “Detay ver.”
Simay not defterinden hızlıca okumaya başladı.
"Birinci yatırımcı: Global Tech Partners – teknoloji yatırımlarında güçlü, özellikle yapay zekâ ve veri analitiği projelerine odaklanıyor. Beklentileri: kısa sürede geri dönüş sağlayabilecek, ölçeklenebilir projeler."
"İkinci yatırımcı: Green Horizon Capital – çevre ve enerji teknolojileri alanında yatırımlar yapıyor, sürdürülebilirlik kriterleri çok önemli. Beklentileri: uzun vadeli, güvenilir projeler."
" Üçüncü yatırımcı: InnovateX – erken aşama girişimlerde risk almaya açık, yüksek büyüme potansiyeli arıyor. Beklentileri: yaratıcı çözümler ve hızlı büyüyebilecek startup projeleri."
Simay, her yatırımcının geçmiş projelerini, görüşmelerde dikkat edecekleri noktaları ve olası soruları kısa ve net bir şekilde Deran’a aktardı.
Deran, bir süre sessizce Simay’yı dinledi, gözlerini masadaki belgelerden ayırmadan ona kısa kısa sorular sordu.
“Global Tech Partners için hangi projeler en yüksek potansiyele sahip?”
“Green Horizon, sürdürülebilirlik raporlarını hangi detaylarda inceliyor?”
“InnovateX’in en çok ilgilendiği alanlarda risk faktörleri neler?”
Simay, her soruyu hızlı ve doğru şekilde yanıtladı. Deran göz ucuyla onu süzdü; hâlâ duygusuz, hâlâ mesafeli… ama Simay, her yanıtında içindeki hayranlığı ve kalbinin hızla çarpmasını daha da hissediyordu.
“İyi,” dedi Deran sonunda, kısa ve netti.
“Toplantı boyunca her detayı not alın. Benim için kritik olan rakamlar, yatırımcı soruları ve olası riskleri anında raporlayın.”
Simay başını hafifçe salladı. “Anladım, Deran Bey. Hazırım.”
Uçak, bulutların üstüne çıktığında Simay pencereye baktı; altında küçülen şehirler, yükselen bulutlar ve Deran’ın yanındaki disiplinli varlığı, onun içinde hem heyecan hem de tarifsiz bir çekim yaratıyordu. Bu Londra yolculuğu, sadece iş için değil, kalbinin ilk kez bir patrona karşı hızla çarptığı bir deneyim olacaktı.
Uçak, Londra Heathrow Havalimanı’na yaklaştığında Simay’nın kalbi hızla çarpıyordu. Bulutların arasından şehre bakarken, gözlerinin önünde tarihi binalar, Thames Nehri ve sabahın erken ışıkları vardı. İçinde hem heyecan hem de gerilim vardı; Deran’ın yanında olmak, iş dünyasının bu kadar farklı ve prestijli bir ortamına ilk adımı atmak demekti.
Uçak pisti indikten sonra, Deran hızlı ama kontrollü bir şekilde uçağın merdivenlerine yöneldi. Simay bavulları takip eden koruma eşliğinde topladı ve VIP servis aracına bindiler. Şehir trafiğinde sessiz ama hızlı bir şekilde ilerlerken Deran, Simay’ya kısa bir talimat verdi.
“Simay, toplantıdan önce yatırımcı profillerini tekrar gözden geçir. Her soruya hazır olmalısın.”
Simay başını salladı. “Tamam, Deran Bey.”
---
VIP araca indiklerinde toplantı binasına hızlı bir şekilde geçtiler. Deran’ın kararlı adımlarını Simay takip ediyordu; her hareketi hâlâ dikkat çekiciydi. Toplantı salonuna girdiklerinde, masanın etrafında birkaç yabancı yatırımcı zaten hazır bekliyordu.
Michael Thompson – Global Tech Partners’in CEO’su, teknoloji yatırımlarında deneyimli, yenilikçi çözümlere açık.
Sophie Reynolds – Green Horizon Capital’in yatırım direktörü, çevre ve enerji teknolojileri konusunda uzman.
David Clark – InnovateX’den finans analisti, erken aşama girişimler ve risk analizi konusunda yetkin.
Deran masanın başına geçti, Simay hemen yanında belgeler ve not defteriyle hazırlandı.
Michael Thompson ilk sözü aldı
“Good morning, Mr. Sayar. We’ve reviewed the preliminary reports and are interested in the AI project you mentioned. Can you elaborate on the expected ROI?”
(“Günaydın, bay Sayar . Ön raporları inceledik ve bahsettiğiniz yapay zeka projesiyle ilgileniyoruz. Beklenen yatırım getirisi hakkında detay verebilir misiniz?”)
Deran, sakin ve profesyonel bir tonla yanıtladı.
“Good morning, Michael. Yes, the AI project is projected to deliver a 20% ROI within 18 months, based on market analysis and pilot testing results.”
(“Günaydın, Michael. Evet, yapay zeka projesi, piyasa analizleri ve pilot test sonuçlarına dayanarak 18 ay içinde %20 yatırım getirisi sağlayacak şekilde planlanmıştır.”)
Simay, her kelimeyi hızlıca not aldı; hangi rakamların kritik olduğunu, hangi soruların yatırımcılar için önem taşıdığını izliyordu.
Sophie Reynolds söz aldı
“Sustainability is key for us. How do you ensure that the project aligns with environmental regulations and long-term sustainability goals?”
(“Bizim için sürdürülebilirlik çok önemli. Projenin çevre yönetmeliklerine ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerine nasıl uyum sağladığını açıklayabilir misiniz?”)
Deran, belgelerden kısa bir notu göstererek yanıtladı.
“All operations comply with EU environmental standards. We have a dedicated sustainability team monitoring all phases, ensuring minimal carbon footprint and adherence to all regulations.”
(“Tüm operasyonlar AB çevre standartlarına uygundur. Tüm aşamaları izleyen özel bir sürdürülebilirlik ekibimiz var; karbon ayak izini en aza indiriyor ve tüm yönetmeliklere uyum sağlıyoruz.”)
David Clark, daha teknik bir soruyla devam etti.
“Early-stage projects carry risk. What measures are in place to mitigate potential financial exposure?”
(“Erken aşama projeler risk taşır. Olası finansal riskleri azaltmak için hangi önlemler alındı?”)
Deran kısa bir bakışla Simay’ya yöneldi.
Simay hızlıca projeye ait risk analizi tablolarını açtı ve Deran’a verdi. Deran bilgileri kullanarak yanıtladı.
“We have structured phased investment with milestone-based payments. Risk exposure is continuously monitored and hedged through diversified portfolios.”
(“Yatırımı aşamalı ve kilometre taşı ödemeleriyle yapılandırdık. Risk sürekli izleniyor ve çeşitlendirilmiş portföyler aracılığıyla hedge ediliyor.”)
Simay her yanıt sırasında Deran’ın soğukkanlılığını, kontrolü ve detaylara hakimiyetini hayranlıkla izledi. Onun sessiz, disiplinli duruşu, Simay’nın kalbinde tarifsiz bir etki bırakıyordu.
Toplantı devam ederken, Simay fark etti ki, bu yolculuk sadece iş dünyasının karmaşık mekanizmalarını öğrenmekle kalmayacak; aynı zamanda kalbinin Deran’a karşı nasıl hızla çarptığını fark ettiği bir deneyime dönüşecekti.
Toplantının ortasında Michael Thompson kaşlarını hafifçe çattı, raporlara bakarak Deran’a yöneldi.
“Mr. Sayar, these ROI projections seem a bit optimistic. What makes you confident about a 20% return in just 18 months?”
(“Sayar Bey, bu yatırım getirisi tahminleri biraz iyimser görünüyor. 18 ay içinde %20 getiri konusunda neden bu kadar emin olabiliyorsunuz?”)
Deran gözlerini Michael’dan ayırmadan, sakin ve kontrollü bir sesle yanıtladı
“Michael, our projections are based on pilot tests and current market analysis. The AI system has already shown a 15% increase in efficiency during trials, and we expect further optimization with full deployment.”
(“Michael, tahminlerimiz pilot testler ve mevcut piyasa analizine dayanıyor. Yapay zeka sistemi, denemeler sırasında şimdiden %15 verim artışı sağladı ve tam uygulama ile daha fazla optimizasyon bekliyoruz.”)
Michael başını hafifçe salladı ama hâlâ tatmin olmamıştı.
“I see… but what about scalability? How do you plan to handle a sudden surge in demand?”
(“Anlıyorum… ama ölçeklenebilirlik? Ani bir talep artışını nasıl karşılamayı planlıyorsunuz?”)
Deran kısa bir bakışla Simay’ya yöneldi; Simay hızlıca hazırladığı tabloları açtı ve Deran’a uzattı. Deran belgeleri gözden geçirip yanıtladı.
“We have a phased rollout strategy with infrastructure expansion in parallel. This ensures that demand spikes are managed without affecting performance.”
(“Altyapı genişletmesini paralel yürüttüğümüz aşamalı bir uygulama stratejimiz var. Bu, talep artışlarının performansı etkilemeden yönetilmesini sağlar.”)
Sophie Reynolds araya girdi.
“I’m concerned about sustainability compliance. Some of these AI data centers can consume a lot of energy. How do you ensure minimal environmental impact?”
(“Sürdürülebilirlik uyumu konusunda endişeliyim. Bu yapay zeka veri merkezlerinden bazıları çok enerji tüketebilir. Çevresel etkiyi nasıl en aza indiriyorsunuz?”)
Deran belgeleri dikkatle inceledi, sonra Simay’ya kısa bir bakış attı. Simay hemen enerji tüketim ve çevre raporlarını açtı.
Ve Deran Sayar yanıtladı.
“All our data centers use renewable energy sources and are equipped with energy-efficient cooling systems. We continuously monitor energy usage to minimize environmental impact.”
(“Tüm veri merkezlerimiz yenilenebilir enerji kaynakları kullanıyor ve enerji tasarruflu soğutma sistemleriyle donatıldı. Enerji kullanımını sürekli izleyerek çevresel etkiyi en aza indiriyoruz.”)
David Clark, daha teknik bir nokta üzerine çıktı.
“Early-stage projects carry risk. If a major client delays adoption, your projected revenue could drop. What’s your contingency plan?”
(“Erken aşama projeler risk taşır. Büyük bir müşteri uygulamayı geciktirirse, öngörülen geliriniz düşebilir. Acil durum planınız nedir?”)
Deran, soğukkanlılığını koruyarak Simay’dan risk analiz tablolarını aldı ve yanıtladı.
“We’ve structured diversified contracts and milestone-based payments. If a client delays, other contracts and phased payments mitigate financial exposure.”
(“Çeşitlendirilmiş sözleşmeler ve kilometre taşı ödemeleri ile yapılandırdık. Bir müşteri gecikirse, diğer sözleşmeler ve aşamalı ödemeler finansal riski azaltır.”)
Simay her yanıtı not alıyor, Deran’ın profesyonelliğini hayranlıkla izliyordu.
Deran hâlâ soğuk, mesafeli ve disiplinliydi; ama Simay için her cevap, kalbinin daha hızlı çarpmasına neden oluyordu. Onun bu odadaki hakimiyeti, sessiz karizması ve çözüm odaklı yaklaşımı, Simay’ya tarifsiz bir etki bırakmıştı.
Toplantı boyunca küçük bir sessizlik anında Simay, Deran’ın yanındaki duruşunu izledi: elleri masada, dik ve dikkatli; gözleri yatırımcıların tepkilerini takip ediyor. İçindeki hayranlık ve çekim duygusu, artık dayanılmaz bir hâle gelmişti.
Toplantı saatlerdir devam etmiş, her detay tartışılmıştı. Yatırımcılar Deran’ın profesyonelliği, detaylara hâkimiyeti ve hızlı çözüm odaklı yaklaşımı karşısında etkilenmişti.
Michael Thompson, Deran’ın sunumunu ve Simay’nın hazırladığı destek belgelerini dikkatle inceledikten sonra başını kaldırdı
“Mr. Sayar, your projections and risk mitigation plan are convincing. We’re ready to proceed with the first phase investment.”
(“Sayar Bey, projeksiyonlarınız ve risk azaltma planınız ikna edici. İlk aşama yatırımına devam etmeye hazırız.”)
Sophie Reynolds kısa bir gülümsemeyle ekledi.
“We also appreciate the sustainability measures you have in place. Green Horizon is on board.”
(“Ayrıca uyguladığınız sürdürülebilirlik önlemlerini de takdir ediyoruz. Green Horizon olarak biz de projeye destek veriyoruz.”)
David Clark son olarak söz aldı.
“All terms are acceptable. InnovateX will join the consortium. We look forward to monitoring milestone achievements closely.”
(“Tüm şartlar kabul edilebilir. InnovateX de konsorsiyuma katılacak. Kilometre taşlarını yakından izlemeyi dört gözle bekliyoruz.”)
Deran, kısa ve soğukkanlı bir baş sallayarak teşekkür etti. “Excellent. Let’s proceed with the contracts immediately. Simay, prepare the signed copies and deliver them to their teams.”
(“Mükemmel. Hemen sözleşmeleri ilerletelim. Simay, imzalı kopyaları hazırlayıp ekiplerine teslim et.”)
Simay, belgeleri düzenleyip hızlıca masaya koydu. İçinde hem gurur hem de tarifsiz bir heyecan vardı. Deran hâlâ soğuk ve mesafeli duruyordu; ama Simay, onun etkileyici disiplinini ve profesyonelliğini çok yakından gözlemlemişti. Kalbi hâlâ hızlı çarpıyor, her hareketini fark ediyordu.
Simay, git gide Deran Sayar'a kapılıyordu.
Toplantının sonunda yatırımcılar ve Deran kısa bir el sıkışma ile anlaşmayı resmileştirdi. Michael Thompson, Deran’a bakarak İngilizce söyledi.
“We’re looking forward to a successful partnership, Mr. Sayar.”
(“Başarılı bir ortaklık için sabırsızlanıyoruz, Sayar Bey.”)
Deran, kısa bir baş sallayarak yanıtladı.
“Likewise. Let’s make it happen.”
(“Aynı şekilde. Hadi bunu hayata geçirelim.”)
Simay, gözlerini Deran’dan ayırmadan belgeleri toparladı ve aklında tek bir düşünce vardı: Bugün sadece iş dünyasında büyük bir başarı kazanmadı; Simay'a iş dünyasıyla ilgili en önemli noktaları da kazandırdı.
Toplantı salonundan çıkarken Simay, hafifçe derin bir nefes aldı. Londra’da geçirdiği bu ilk iş günü, onun için unutulmaz bir deneyim olmuştu; hem kariyerinde önemli bir adım atmış, hem de kalbinin Deran’a karşı attığını fark etmişti.
Toplantı resmî olarak sona ermiş, yatırımcılarla el sıkışmalar tamamlanmıştı. Deran, yanındaki korumalardan birini çağırdı.
“Barış,” dedi Deran, sesi her zamanki gibi kararlı ve mesafeli. “Uçağı hazırlayın. İstanbul’a dönüşümüzü başlatıyoruz. Simay Hanım sizde hazır olun.”
Barış kısa bir baş salladı. “Anlaşıldı, Beyefendi. Uçak hazır, güvenlik prosedürleri tamam.”
Simay, Deran’ın bu sözlerini duyunca içten içe karmaşık bir hisle doldu. Londra’ya kadar gelmişti; Thames Nehri’nin ışıkları, tarihi binalar, prestijli toplantı salonu…
Hepsini hayal etmişti, ama gerçek hayatta görmeye fırsatı olmamıştı. Şehrin güzellikleri gözleri önünde kaybolmadan, bir iş temposu içinde İstanbul’a geri dönüyorlardı.
“Koca Londra… ve ben, tek bir tur bile göremedim,” diye fısıldadı kendi kendine, gözleri hafifçe doldu. İçinde buruk bir his vardı; hem işin yoğunluğu hem de Deran’ın yanında olmanın baskısı, şehirdeki güzellikleri deneyimlemesini engellemişti.
Deran kısa bir bakış attı, ama Simay’nın içindeki hayal kırıklığını fark etmedi. Simay, bavulları toparlarken, bir yandan da aklında Londra’nın ufuk çizgisini ve tarihi siluetini hayal ediyordu.
“Bir gün… daha sakin bir zamanda, belki her şeyi görebileceğim,” dedi sessizce.
Barış belgeleri ve eşyaları kontrol ettikten sonra, Simay ve Deran’ı uçağa yönlendirdi. Simay yavaşça adımlarını attı, içinde hem gurur hem de hafif bir hüzün vardı.
Londra’ya kadar gelmişti, büyük bir iş başarısı kazanmıştı, ama şehri görememiş olmanın burukluğu yüreğine yerleşmişti.
Uçağın motorları çalışırken, Simay pencereye baktı; bulutların üstünde şehrin sadece siluetini görebildi ve gözlerini hafifçe kapattı. İçten içe Londra’yı görmeden dönmenin üzüntüsüyle kalbi biraz sıkışmıştı, ama Deran’ın yanında olmanın verdiği heyecanla da kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.