bc

İntikamın Bedeli; Esir Kız

book_age18+
535
FOLLOW
3.7K
READ
family
heir/heiress
drama
bxg
campus
mythology
civilian
like
intro-logo
Blurb

Nefret dolu iki insanın hikayesi. Kalplerindeki nefreti susturabilecekler mi ?

chap-preview
Free preview
Dökülen Kanın Bedeli
Konağın avlusuna düşen yağmur, asırlık taşları ıslatırken içerideki sessizlik her geçen saniye daha da ağırlaşıyordu. Yüksek tavanlı, ağır ahşap kokan oda; nesillerdir bu topraklarda hüküm süren kanunların, yıkılan hayatların ve suskunlukların ağırlığıyla doluydu. Odanın ortasında duran Alya, parmağındaki taze takılmış ağır altın yüzüğe bakarken öfkesinden titriyordu. Duvardaki aynada kendi yansımasını gördü: Ağır kumaştan gelinliği, dökülen gözyaşları ve henüz on sekizinde çalınmış gençliği... "Beni bu odada tutabilirsin ama bu nikâhı asla kabul etmeyeceğim! Duyuyor musun beni?! Senden de, beni sana kurban eden babamdan da nefret ediyorum!" Alya’nın çığlığı konağın taş duvarlarında yankılandı. Elleri yanındaki ahşap konsolun kenarını öyle sıkı kavramıştı ki eklem yerleri bembeyaz kalmıştı. Öfkesi çaresizliğinden, çaresizliği ise hiç ait olmadığı bir kan davasının bedeli olarak bu konağa gelin gelmek zorunda kalışındandı. Odanın diğer ucundaki Demir Ağa yavaşça ona döndü. Otuz yaşındaki genç ağanın yüzü, taştan kesilmiş bir heykel kadar ifadesizdi. Gözlerinde ne nefretin sıcaklığı vardı ne de merhametin kırıntısı; sadece derin, karanlık bir soğukluk... İçinden sadece tek bir cümle geçiyordu Demir’in: 'Benim hayatımı, neşemi, geleceğimi elinden alan o adamın kızı...' Karısını o meşum kazada toprağa verdiği günden beri kalbi buz tutmuştu. Aşiret toplanmış, töre konuşmuş, dökülen kanın ve yıkılan hayatın karşılığında bu nikâh kıyılmıştı. Demir de bu evliliğe mecburdu; hem törenin baskısı hem de katilden her gün hesabını sormak için... "Sesini kes, Alya," dedi Demir. Sesi bağırmıyordu ama odadaki ahşap kapıların gıcırtısını bile susturacak bir nüfuz taşıyordu. "Kesmiyorum! Ne yapacaksın, vuracak mısın beni?! Babam senin karını o arabayla katletti diye, aşiretiniz bedel olarak beni sana verdi diye gerçek bir karın mı olacağım sanıyorsun?!" Alya ayağa fırladı, üzerindeki ağır duvak ve gelinliğin etekleri savruldu. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarında iz bırakıyordu ama bakışlarındaki başkaldırı sönmemişti. Demir yerinden bile kıpıldamadı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Alya’nın çenesini kaçamayacağı bir sertlikle tuttu. Göz göze geldiklerinde Demir, o gözlerde nefret ettiği adamın izlerini aradı. "Zannetme ki ben bu nikâha can atıyordum," dedi Demir, sesi gecenin fırtınasından daha karanlıktı. "Sen benim gözümde sadece hayatımı mahveden bir adamın kızı, dökülen kanın zorunlu bedelisin. Baban kendi canını ve itibarını kurtarmak için seni bu nikâha mahkûm etti. Sen de mecburursun, ben de. Ama bana bağırıp çağırmanın bir hükmü yok." Alya başını geriye çekip elinden kurtulmaya çalıştı, gözlerinin içine dik dik baktı. "Senden nefret ediyorum Demir Ağa! Bu evliliği bana zindan etsen de ben senin karşında asla eğilmeyeceğim!" Demir, kızın gözlerindeki ateşi gördü ama tek bir mimiği bile değişmedi. Elini yavaşça çekti, arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü. Eşikte durup omzunun üzerinden son bir kez baktı. "Bu konakta bağırışlar çabuk unutulur, Alya. Artık bu soyadı taşıyorsun ve bu mecburi evliliğin kurallarına uymak zorundasın. Ağlamayı kes, çünkü bu avluda kimse senin gözyaşına acımaz." Kapı gürültüyle kapandı, kilit sesi koridorda iki nefret dolu kalbin üzerine çekilen bir sürgü gibi yankılandı. Gece, konağın taş duvarlarına kabus gibi çökmüştü. Alya, odaya kapandığı andan itibaren üzerindeki ağır gelinlikten nefretle kurtulmuş, köşedeki tahta sedire büzülmüştü. Sabaha kadar gözüne tek damla uyku girmedi. Her tıkırtıda kapının açılacağını, Demir’in o buz gibi yüzüyle içeri gireceğini sanıyordu. Hava henüz ağarırken, kapı aniden vurulmadan açıldı. İçeriye ellili yaşlarında, çatık kaşlı, gümüş işlemeli fistanıyla heybetli duran bir kadın girdi. Demir’in annesi, konağın hanım ağası Zühre Hanım’dı bu. Behind’ında iki hizmetli kadınla odaya adım attı. "Kalk bakalım," dedi Zühre Hanım, sesi emredici ve duygusuzdu. "Burası baba evin değil, öyle öğlene kadar yatamazsın. Aşiretin gelini oldun, kuralları öğreneceksin." Alya başını dikleştirdi, gözlerindeki kızarıklığa rağmen geri adım atmadı. "Ben bu evin gelini değilim," dedi sesi titrese de kararlı bir tonla. "Beni buraya bir esir gibi getirdiniz. Benden kimse bir şey beklemesin." Zühre Hanım adımlarını Alya’ya doğru attı. Yüzündeki ifade, Demir’inkine ürkütücü derecede benziyordu. "Seni buraya düğün dernekle getirmedik kızım," dedi Zühre Hanım, üzerindeki kumaşı süzer gibi. "Babanın akıttığı kanın, mahvettiği bir hayatın diyeti olarak buradasın. Oğlumun ölen karısının ahı bu duvarlarda saklı. Senin tek görevin, o adamın kızı olduğunu unutmadan başını öne eğmektir." "Babamın suçunu ben ödemeyeceğim!" diye bağırdı Alya, ayağa fırlayarak. "O kazayı ben yapmadım! Beni onun günahlarıyla yargılayamazsınız!" Tam o sırada kapının eşiğinde bir gölge belirdi. Demir Ağa, koyu renk takım elbisesi ve sert adımlarıyla odaya girdi. Bakışları doğrudan Alya’nın üzerindeydi. Zühre Hanım oğluna kısa bir bakış atıp hizmetlilerle birlikte odadan çıktı, kapıyı arkalarından kapattı. Odalarda yine sadece ikisi kalmıştı. Demir, Alya’ya doğru yavaşça ilerledi. Alya geri adım atmadı ama kalbinin güm güm çarptığını gizleyemiyordu. "Sesini konağın diğer ucundan duyuyorum," dedi Demir, çelik gibi soğuk bir sesle. "Annemle nasıl konuşacağını öğrensen iyi edersin." "Öğrenmeyeceğim!" dedi Alya, gözlerinin içine baka baka. "Beni buraya hapsettiniz diye size hizmetçi mi olacağım? Senden de, ailenden de nefret ediyorum Demir Ağa!" Demir, Alya’nın tam karşısında durdu. Aralarında birkaç santim kaldığında Alya’nın gözlerindeki o katı öfkeyi gördü. İçindeki yara yeniden kanadı; bu kızın babası, hayatının en güzel günlerini elinden almıştı. Şimdi karşısında, aynı kanı taşıyan bu kız ona meydan okuyordu. "Nefret et," dedi Demir, sesi fısıltı kadar kısıktı ama her kelimesi bir bıçak kadar keskindi. "Çünkü benim sana duyduğum nefretin yanında seninki hiçbir şey kalır. Her sabah uyandığında bu konakta olduğunu, hayatını mahveden adamın kızı olarak burada durduğunu hatırlayacaksın. Ve unutma... Ben izin vermediğim sürece bu konaktan tek bir adım bile dışarı atamazsın." "Beni öldürsen de sana boyun eğmeyeceğim!" diye haykırdı Alya. Demir hafifçe gülümsedi. Bu, içinde hiç neşe barındırmayan, karanlık bir tebessümdü. "Seni öldürmeyeceğim Alya. Yaşayacaksın... Ama her gün bu vicdan azabıyla ve benim nefretimle yaşayacaksın." Demir arkasını dönüp odadan çıkarken Alya arkasından masadaki porselen sürahiyi alıp duvara fırlattı. Sürahi büyük bir gürültüyle parçalandı, seramik kırıntıları yerlere saçıldı. Demir duraksadı, kapının kolunu tutarken başını bile çevirmedi. "Halıları temizle," dedi soğukça. "Avluya inme vaktin geldi." Demir, odadan çıkan sert adımlarla konağın ahşap merdivenlerini indi. Göğsündeki darlık, Alya’nın attığı sürahinin kırılma sesinden değil; o kızın gözlerinde gördüğü o dik başlık ve katilin izlerinden kaynaklanıyordu. Merdivenlerin sonunda onu bekleyen Zühre Hanım, oğlunun yüzündeki karanlığı görünce kolunu tuttu. "Demir..." dedi Zühre Hanım, sesi endişeli ama bir o kadar da katıydı. "O kızı odaya kapamakla bu iş bitmez. Töre ne derse o oldu, nikâh kıyıldı. Artık aynı yastığa baş koyacaksınız, aşiret soyun devamını bekler. O kız senin karındır artık." Demir, annesinin elini kolundan yavaşça ama kesin bir tavırla çekti. Gözleri çakmak çakmaktı. "Karım değil!" dedi Demir, sesi konağın geniş avlusunda yankılandı. "O kız benim karım değil, asla da olmayacak! Anlamıyor musun ana? O adam benim hayatımı, neşemi, Selma’mı toprağa soktu! Ben o katilin kızına asla yaklaşmayacağım!" Zühre Hanım derin bir iç çekti. "Oğlum, dökülen kan dursun diye..." "Dursun diye aldım o kızı bu konağa, doğru!" diye kesti annesinin sözünü Demir. Yüzündeki kaslar öfkeyle gerilmişti. "Gözümün önünde olsun, babasının işlediği günahın bedelini her gün bu duvarlar arasında yaşayarak ödesin diye kabul ettim! ama bana sakın o kızı karın bil deme. Benim tek bir karım vardı, onu da o şerefsiz elimden aldı." Demir, avlunun ortasındaki büyük taş sütuna doğru bir adım attı, gözlerini annesine dikti: "Ben ölene kadar sadece Selma’mı seveceğim. Kalbim de, aklım da onunla gitti o mezara. Katilin kızına aşık olmam, ona 'karım' demem, dokunmam bile! Bu konakta sadece bir gölge gibi yaşayacak. Babanın günahı kızının boynundadır, benim yeminim de benim boynumda!" Yukarıdaki balkonda, ahşap parmaklıkların arkasında duran Alya, rüzgarın taşıdığı her bir kelimeyi duymuştu. Demir’in "Katilin kızına aşık olmam" derkenki o tiksinti dolu sesi, kulaklarında çınladı. Alya gözyaşlarını sildi, tırnaklarını ahşap korkuluklara geçirdi. "Ben de sana koca demeyeceğim Demir Ağa," diye fısıldadı kendi kendine, sesi nefretle titriyordu. "Ben de seni ölene kadar affetmeyeceğim." Demir, annesinin cevap vermesini beklemeden konağın devasa ahşap kapısını iterek dışarı çıktı. Avludaki sessizlik, iki nefret dolu yüreğin arasına çekilen aşılmaz bir duvar gibi yeniden koyulaştı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ACIMASIZ SEVDALI 🔥

read
34.9K
bc

LUCIFER

read
6.1K
bc

ZEMHERİ Midyat'ın Çirkin Gelini +18

read
288.3K
bc

İstanbul’lu gelin

read
18.1K
bc

Derinden gelen şehvet

read
31.6K
bc

MELEZLER

read
1.6K
bc

YÜZBAŞI'NIN SUMRU'SU (+18)

read
235.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook