DEVRİM
Dediklerimden sonra kurtulduğumu düşünmüş rahatlarken Nisa teyzenin telefonuna gelen mesajla asık suratla açtı. Ardından gülümsedi. "Sorun değil Devrimciğim zaten Ahmet seni beğenmemiş." "Beni beğenmemiş mi?" "Evet." telefonunun ekranını döndürdü. Yazılanları okudum. 'Anne bu kızı beğenmedim. Çok sıradan. Saç rengi falan da kötü zaten. O 1 kilo makyajın altında çil vardır. Zaten rahibe gibi giyiniyor. Akşam seni almaya ben gelirim.' gülümsemeye çalışarak Nisa teyzeyi salona aldım. Mercan elini omzuma koydu. "Ben göstereceğim ona rahibeyi." Mercan güldü. "Kendin ol." kafa salladım. Aslında hiç bu kadar makyaj yapmazdım. Yaptığım zamanlar tabiki oluyordu ama kendimi güzel hissetmek istediğim dönemlerdi onlar. Çillerim vardı. Evet. Onları önceden gerçekten çok seviyordum ama insanların çillerim hakkında söylediği şeyler çoğalmaya başladıkça benim de onlara olan sevgim bitmişti.
İnsanların diğer insanların yüzüne söylediği kötü şeyler gerçekten can yakabiliyordu. Saç rengimi seviyordum. İnsanlar onun hakkında da bir şeyler söylemeye başladığında onları da sevmekten vazgeçmiştim ama onlardan vazgeçip rengini değiştirememiştim ya da çil tedavisi görmek istememiştim. Bu bendim. Ben böyle iyi hissediyordum.
"Masaya geçelim isterseniz?" herkes ayaklandı. Masa düzenini incelediler. "Her şey çok güzel görünüyor kızım." "Teşekkürler. Hepsini sizler için yaptım. Umarım beğenirsiniz." herkes oturdu. Mercan'la yemekleri servis ettik. Yemekleri yedikten sonra yüzlerindeki ifadeye bakılırsa beğenmişlerdi.
"Devrim kısırını çok beğendim. Ellerine sağlık. İçinde ne var?" "Sıradan malzemeler. Ekstra olarak sadece içinde sevgim var." 'Ouu.' diye mırıltılar geldi. Gülümseyerek "Serpil teyze poğaçadan al. Tam ağzınıza layık." gülümseyerek bir ısırık aldı. "Gerçekten ellerine sağlık kızım." "Afiyet olsun."
Yemekten sonra kahveler içilmiş, dedikodular yapılmış, ne zaman kalkılacağını konuşuyorlardı. Sarı Ahmet birazdan gelirdi. Bir şekilde yukarı çıkıp üzerimi değiştirmem lazımdı. Yanımda limonata içen Mercan'ın koluna çarptım. Dengesi bozulup üzerime döktüğün gülümsedim. "Çok üzgünüm." Mercan peçete uzattı. "Önemli değil. Üzerimi değiştirip geliyorum hemen." gülümseyerek odama gidip üzerimi değiştirdim. Üzerime yeşil göğüs dekolteli dar bir elbise giyinmiştim. Eski elbiseyi kenara attıktan sonra kapının çalmasıyla aşağı indim. "Ben bakarım." kapıyı açtım. "Hoşgeldiniz." Beni baştan aşağı süzdü. "H-hoşbuldum. Anne, annem, annemi çağırır mısınız?" "Tabiki. Adı neydi?" "Tolga." güldüm. "Annenizin ismini sormuştum ama memnun oldum. Devrim ben." "M-me-emnun oldum Devrim. Serpil annemin adı." "Hemen çağırıyorum."
Serpil teyze soluklanması için oğlunu içeri aldığında servis açmıştım. Tolga'nın içeri girmesinden sonra annesini almaya gelen herkes içeri girmişti. Nisa teyze somurtarak bakıyordu. Oğlunu beğenmememi kaldıramamıştı. Neriman teyze "Aslan oğlum doydun mu? Devrim yapmış hepsini. Çok güzeller değil mi?" "Ellerine sağlık Devrim. Her şey çok güzel." gülümsedim. "Afiyet olsun Timur." kapı çaldığında "Ben açarım." diyerek kapıya yönelmiştim. Ahmet gelmişti. Beni süzdüğünde "Hoşgeldin. Anneni çağırıyorum." Sabah ki gibi dibine düşmeyecketim. "Nisa teyze oğlun geldi." "İçeri çağır." "Peki." Mercan gülerek bana bakıyordu. Göz kırptım. "Annen içeri çağırıyor." kapıyı geçmesi için araladım. Önden gidip yolu gösterdim. Masada yemek yiyen erkekleri gördüğünde şaşkınca baktı. "Timur? Tekin? Tolga? Oğuz?" demek tanıyorlardı birbirlerini.
Kalkıp selamlaştılar. "Siz neden buradasınız?" Tolga "Devrim'in güzel yemeklerini yemek için. Devrim eğer varsa biraz daha yaprak sarma alabilir miyim?" gülümsedim. "Tabiki. Hemen getiriyorum." mutfağa yöneldiğimde Mercan peşimden geldi. "Hepsi peşinden koşuyor. Şu hallerine bak. Birbirlerini yiyecekler neredeyse!" güldüm. "Birine evet desen diğerleri intihar edecek." kıkırdadım. "O Ahmet denen şerefsizi göt ettim. O kim beni beğenmiyor ya! Allah'ın çirkini." güldü. "Hangisinin gideri var?" tencerede kalan son sarmaları tabağa dizdim. "Sanırım Tolga. Gözleri çok güzel." kıkırdadı. "Bence Timur. Sana nasıl bakıyor görmüyor musun?" kıkırdadım. "Timur'u çocukluktan beri tanıyorum." güldük. "Güneş'e çok şey kaçırdığını söylemeliyiz." kafa salladı.
Sarmaları masaya koydum. "Tolga tabağını alayım mı?" kafa sallayarak uzattı. Birkaç tane koydum. "Ellerine sağlık." gülümsedim. "Afiyet olsun." hala ayakta dikilen Ahmet'e baktım. "Sana servis açmamı ister misin, pardon ismin neydi?" "Gerek yok. Anne hadi gidelim." Nisa teyze somurtarak kafa salladı. Herkesle vedalaştı. "Sizi geçireyim." Ahmet çıkmadan önce masadakilere döndü. "Afiyet olsun. Sizlerle sonra görüşeceğiz." kapıya kadar geçirdim. Nisa teyzeye sarıldım. "Her zaman gelin. Arayı açmayalım." kafa sallayıp evden çıktığında kapıyı kapatıp kısa bir sevinç dansı yaptım. Salona geri döndüğümde masayı silip süpürdüklerini görmüştüm. "Akşam yemeğine kalın derdim ama bir şey hazırlamak için vaktim olmadı." mahcupça baktım. "Olur mu hiç öyle şey? Yedik yiyeceğimizi zaten. Her şey çok güzeldi." Serpil teyzeye gülümsedim. "Afiyet olsun. Her zaman Serpil teyzeciğim." Tolga'nın annesine kaş göz yaptığını fark ettim. Serpil teyze de aynı şekilde ona kaş göz yapıyordu. Suratından anladığım kadarıyla ne dediğini anlamıyordu Tolga'nın.
"Çay içer misiniz? Çay demledim?" Mercan kulağıma yaklaşıp "Oha! Daha ne yiyecekler evi sömürdüler zaten." gülmemeye çalıştım. "Yok kızım biz kalkalım. Bütün gün bizimle uğraştın zaten." "Olur mu hiç öyle? Başımın üstünde yeriniz var." Tolga "Anne kız o kadar çay yapmış, boşa gitmesin. İçelim. Hatta ben yardımcı olabilirim." ayağa kalktığında diğerlerinin sinirli bakışlar attığını fark ettim. Serpil teyze "Benim Tolga'm evde de hep böyle. Yardımcı olur bana. Aferin aslanım. Devrim'e yardım et." ayağa kalktı. "Herkes içiyor çay değil mi?" "Evet." gülümseyerek mutfağa gittiğimizde Mercan göz kırpmıştı.
Tolga peşimde dolanırken, tepsiyi çıkarmış, bardak almak için dolaba uzanmıştım. Boyum yetmediğinde elimin üstüne uzanan elle gülümsememek için kendimi zor tuttum. "Kaç tane lazım?" "9. Ben içmiyorum." "Neden?" bardakları indirip tepsiye koydu. "Çay sevmem pek. Kahve insanıyım daha çok." "O zaman müsait olduğun bir gün seni kahve içmeye götürmek istesem?" "Bilmem olabilir." gülümsedi. "O zaman müsait olduğun bir zamanı bana ayırırsan belki kahveden önce bir yemekte yiyebiliriz?" gülümsedim. "Sevinirim." "O zaman, telefon numaranı istememde bir sakınca var mı?" "Hayır." telefonunu çıkardı. Numaramı yazdıktan uzattım. Çayları doldurduktan sonra çaydanlığı yerine koydum. "Şekeri alabilir miyim?" "Hı? Ne?" dalmış bir şekilde bana bakıyordu. Gülümsedim. "Şeker." şaşkınca etrafında tur attı. "Nerede demiştin?" gülümsedim. "Tezgahta, dolabın yanı." Oraya doğru gitti. Gülümseyerek tepsiyi alıp salona yöneldim. "Çaylar geldi." gülümseyerek herkese uzattım. Mercan'ın yanına oturduğumda dürterek kaş göz yaptı.
Çaylar içildikten sonra herkes artık kalkmaları gerektiğini anlamış ama ilk kimin kalkacağı hakkında uzun bekleyişler sonunda pes eden Timur olmuştu. Annesiyle birlikte gitmek için kalktıklarında onları geçirdim. "Devrim her şey için teşekkürler. Ellerine sağlık. Rahatsızlık verdik." "Afiyet olsun. Timur arkadaşım sayılır zaten benim. Çocukluktan beri tanırım onu. Her zaman beklerim. Rahatsızlık falan olmaz bizim aramızda." ikisinin de yüzü asıldı. "İyi akşamlar." gittiklerinde ikinci pes edecek kişiyi merak etmeye başlamıştım.
İkinci pes eden kişi Tekin, üçüncü pes eden kişi Oğuz olmuştu. Tolga sona kalmanın verdiği mutlulukla ayağa kalktı. "Daha fazla rahatsız etmeyelim seni. Bizimle uğraştın bütün gün." "Rica ederim. Biraz daha otursaydınız?" Serpil teyze de kalktı. "Tolga haklı. Bütün günü bize adadın. Biraz dinlen. Sonra yine geliriz inşallah." gülümsedim. "İnşallah Serpil teyze. O zaman ben sizi geçireyim?" gülümseyerek kapıya yöneldik. Serpil teyze "Bize de bekliyorum." gülümsedim. "Seve seve." sarıldığında gülümsedim. "Alparslan amcaya selamlarımı iletin." "İletirim yavrum." tekrar sarıldık. Tolga elini uzattığında gülümseyerek elini sıktım. "Aramamda bir sorun var mı? Ya da mesaj atmamda?" kafamı iki yana salladım. "Harika. Kendine iyi bak." "Sen de. Görüşürüz." gülümsedim. "Görüşürüz." kapıyı kapattığımda Mercan hemen arkamdan çıkmıştı. "Saat akşam 9!" kahkaha attım.
"O kadar olmuş mu?" "Neredeyse yatıya kalacaklardı!" kahkaha attım. "Tolga ararım falan dedi. Numaranı mı verdin?" kafa salladım. "Kahve içmek için sözleştik!" "Ne zaman?" "Bilmiyorum. Çay sevmiyorum dedim o da kahve ısmarlayabilir miyim dedi. Kabul ettim." "İşte benim kızım!" gülerek bana gaz vermesini dinledim.