13.

1674 Words
SAVAŞ "Burası kampın sınırı arkadaşlar. Bu göle girebilirsiniz ama dikkatli olun. Can kurtaranımız yok." gülerek başka bir yere götürdü. "Yabani hayvan kamp sınırları içinde yok ama kamp dışına çok fazla çıkarsanız yabani hayvan görme ihtimaliniz çok yüksek." Başka bir yere gittik. Büyük bir odaydı. "Burası banyolar ve giyinme odaları." "Karışık mı?" "Karışık değil. Sadece girişleri tek kapıdan. Kapıda kadın erkek olmak üzere bilgilendirici yazılar var. Oradan görebilirsiniz." etrafa bakındık. "Gezimiz bu kadar. Sormak istediğiniz bir şey var mı?" kimse bir şey demedi. "Yemekler gördüğünüz o büyük salonda yenilecek. Yemekler için bir catering şirketiyle anlaştık. Haftalık olarak yemekleri getirecekler. Buraya birkaç saatlik mesafede olan bir köyden yemek saatlerinde hazırlamak için gelecekler. Sabah kahvaltısı 9'da başlayacak. Akşam yemeği de hazırlanma zamanına göre 7-8 gibi yenmiş olur yüksek ihtimalle. Sorunuz yoksa şimdi yemek yemeye gidelim ve açılışı yapalım." herkes alkışladı. Yemekleri yedikten sonra dinlenmek için odaya dönmüştüm. Bal hala yatıyordu. "Aşkım hadi bakalım. Yemeğini ye." kalkıp koyduğum mamasını yedi. O sırada ben de yatağa yatıp biraz dinlendim. Yorucu bir gün olmuştu. Mete içeri girdiğinde kafamı kaldırdım. "Ben de seni arıyordum." "Kankalarınla sohbet ediyordun. Rahatsız etmek istemedim." "Kalbini kıracağım ama sen benim en sevdiğim kankamsın. Senin yerini kimse dolduramaz." "Ben de yedim." güldüm. "Gece göle gidecekmişiz yüzmeye. Güneşler de gelecek. Sen de gel." "Yok ben biraz uyuyacağım. Çok yorgunum." "İyi. Bak zorlamıyorum, görüyorsun. Eğer uyuyamazsan gel. Biz orada olacağız." kafa salladım. "Çıkarken kapıyı kapat. Bal çıkmasın. Kaybolur falan." kafa salladı. "İyi uykular. Gölde olacağız." kafa salladım. Bal yatağa atlayıp yanıma kıvrıldı. Sarılıp gözlerimi kapattım. Gözlerimi sıcaklıkla araladığımda karanlıkta bir şey göremiyordum ama hissettiğim kadarıyla Bal'ın nefesi boynuma geliyordu. Kafasını ittirip yatakta döndüm. Patisini belime koydu. Oflayarak gözlerimi aralayıp doğruldum. Mete'nin yatağına baktım. Hala gelmemişti. Kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra terden ıslanan tişörtümü değiştirip yerine kazak giydim. Gerindim. Telefonumu çıkarıp saate baktım. Saat 02.20'ydi. Mete hala gelmediğine göre göldelerdi hala. Yanlarına gitmek için yanıma fazladan 2 hırka almıştım. Mete ıslak ıslak oturursa hasta olurdu. Hasta bir Mete görmek istemeyeceğiniz sayılı şeyden biriydi. Sırt çantamı dolaba boşalttıktan sonra içine Bal'ın mamasını, mama tasını ve kaka poşetini koymuştum. Aldığım hırkalardan birini üzerime giymiş, diğerini çantama koymuştum. İçine bir de havlu koymuştum. Mete kesin hasta olacaktı. Bal neredeyse bütün gün uyuduğu için çok enerjikti. O yüzden topu atıyor onun koşarak getirmesini bekliyordum. Bir yandan da ok işaretlerini takip ederek göle ilerliyorduk. Kahkaha seslerini duyduğumda ilerlemeye devam ettim. Gölün içinde birbirlerine su atarak eğleniyorlardı. Islak şakalardan her zaman nefret etmişimdir. Ateş de yakmışlardı. Mete beni gördüğünde el sallayarak kıyıya çıktı. "Gelme ıslaksın." güldü. "Sen de gel." "Yok. Islanmayı sevmiyorum." güldü. "Ne olacak ya. Eğleniyoruz işte." "Bal'ı gezdirmeye çıkmıştım. Çıkmışken sizin yanınıza geldim. Pişman etme." "İyi peki tamam. Ben giriyorum." sırt çantamı çıkardıktan sonra yere oturup onları izlemeye başladım. Bal da suya girmişti. Gülerek onları izlemeye devam ettim. Yarım saat sonra hepsi birlikte çıktı. "Savaş gelmeliydin. Çok eğlenceliydi." Bal silkelenip yanıma geldiğinde çantamdan havlu çıkarıp kuruladım. Mete "Bana getirdiğin havluyu Bal'a mı verdin?" "Hasta mı olsun benim kızım?" kafasını öptüm. Kızgın gözlerle bana bakan Mete'ye baktım. Çantamdan ona getirdiğim havluyu kafasına attım. "Tamam al." gülerek kurulandı. Bal'ı güzelce kuruladım. Kucağıma oturdu. "Ne zaman dönüyorsunuz? Biraz daha kalırsanız sıtma olacaksınız." güldüm. Mercan "Bence ateşi büyütüp biraz daha oturalım." dediğinde herkes onayladı. Çantamdan Mete için getirdiğim hırkayı çıkardım. "Mete giy bunu hasta olacaksın." güldü. "Kardeşini nasıl da düşünürmüş." gülerek hırkayı üzerine geçirdi. Onat "Herkese Savaş lazım. Oralarda bize göre bir şey var mı?" çantamı açtım. İçinde bir hırka daha vardı. "Evet." onu da çıkardım. "Ama onları kızlara versem daha iyi olacak sanırım?" Gökhan ve Onat onayladı. Diğer hırkayı da kızlara verdim. Mete kalkıp çalı toplamak için gittiğinde ateşe biraz yaklaştım. Ellerimi uzattım. Soğuktu. Onat ve Gökhan kesin hasta olacaklardı. Üzerimdeki hırka aklıma geldiğinde hiç düşünmeden çıkarıp onlara uzattım. "Biraz yakınlaşmanız gerek." Ateşi iyice büyüttüklerinde herkes ısınmış, kıyafetleri kurumuştu. Ben gelmeseydim yüksek ihtimalle burada donarak can verirlerdi. Bal kucağımda otururken acıkmış olabileceğini düşünerek çantamdan mamasını ve tasını çıkardım. Herkes şaşkınca bakıyordu. "Savaş anne gibisin. O çantada neler var daha?" güldüm. "Anne değilim ama babayım ben değil mi kızım?" Bal havlayarak yüzümü yaladı. Güldüm. "Aferin kızıma. Akıllı kızım." başını okşadım. Şımararak kalkıp havlamaya başladı. "Şımarık kız. Hadi mamanı ye." koyduğum mamasını iştahla yemeye başladı. Gökhan "Kaç yaşında?" "Birkaç ay sonra 3.yıla gireceğiz." gülerek sırtını okşadım. Köpek takvimine göre benimle yaşıttı. "Siz hangi bölüm? Sizi daha önce görmedim okulda?" Mete "Ben bu sene geçiş yaptım Savaş'ta öğre-" lafını kestim. Aptal. Öğretmen olduğumu söyleyecekti neredeyse. "Mezun olunca başka bölüm okumak istedim. Elektrik mühendisliği okuyorum ben. 1.sınıf." "Kaç yaşındasın sen?" "27." "Bizden 2-3 yaş büyüksün." Bunu biliyordum. "Sen Mete?" "Ben de 25 yaşındayım. Mezun olmaya çalışıyorum." güldü. "Hepimizin derdi o." Konuyu değiştirmek istedim. "Siz hepiniz aynı sınıf mı?" "Evet. Geçen sene kaldık hepimiz. Hangi dersti?" birbirlerine baktılar. "Robotik sistemlere giriş ve sayısal entegre bilmem şeysi." "Tasarım dili." "Aynen. Nereden biliyorsun?" "Ben de sizinle aynı bölümü okudum." Mete "Yüksek Lisans'ını bile yaptı." "Hiç kalmadın mı derslerden?" kafamı iki yana salladım. "Okul ikincisiydim." "Şaka yapıyorsun?" kafamı iki yana salladım. "Bir dahi arkadaşımız oldu. Peşinden düşmeyiz. Haberin olsun." güldüm. Öğretmenleri olduğumu öğrendiklerinde ne tepki vereceklerdi? Gökhan getirdiği suyla ateşi söndürdüğünde etrafı kontrol ederek unuttuğumuz bir şey olmadığından emin olduk. Kamp alanlarına doğru ilerlemeye başladığımızda gülmekten çenem ağrımıştı. Mete haklıydı. Gökhan ve Onat çok kafa çocuklardı. Ben olsam ben de benim yerime onları seçerdim. Gülmekten ve temiz havadan sarhoş gibiydik. Hiç sarhoş olmadığım göz önünde bulundurulursa yanlış anlamış olabilirdim. Ne dediğim hakkında şu an hiçbir fikrim yoktu. Temiz hava çarpmıştı. Bundan emindim. Odalara ayrıldık. Güzel bir uyku olacaktı. Yatağa yattığımda Bal ayak dibimdeki yerini almıştı. Öğlene doğru gözlerimi Bal'ın havlamasıyla açtığımda ona baktım. Kapının önünde oturmuş uyanmamı bekliyordu. "Bal. Tuvaletin mi geldi?" havladığında kalkıp kapıyı açtım. "Ben birazdan gelirim uzaklaşma tamam mı?" havlayarak odadan fırladı. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdikten sonra Mete'yi dürttüm. "Mete hadi kalk. Kahvaltıya gidelim. Geç kaldık zaten. Ben Bal'ı tuvalete götürüyorum. Sen de kalk. Büyük salonda görüşürüz." "Tamam." mırıldandığında kalmayacağını tahmin ederek ayak bileğinden çekerek yere bıraktım. Homurdanıp doğruldu. "10 dakika sonra oradayım." ofladığında odadan çıktım. Bal'la sabah koşumuzu yaptıktan sonra yaptığı kakasını toplamıştım. Ormanda olsa temiz tutmak gerekiyordu. Kakayı çöp konteynerına atıp büyük salona girdim kenardaki lavaboda ellerimi yıkayıp tepsi alıp yemeklere yaklaştım. Paketlenmiş kahvaltılıklardan tepsime doldurduktan sonra simit ve açma aldım. Biraz domates ve salatalık aldıktan sonra meyve suyu kutusuna uzandım. Hala tek tük insan vardı. Kapıya en yakın masaya oturup yemeye başladım. Bal yerde oturmuş beni izliyordu. "Aşkım acıktın mı?" Havladı. Domates uzattım. Homurdanarak yedi. Gülerek başını okşayıp yemeye başladım. Mete uykulu gözlerle içeri girdiğinde güldüm. Masaya oturacakken "Önce tepsisini hazırla." oturmaktan vazgeçip kalktı. Mete'nin annesi olabilirdim. Tepsisini alıp karşıma oturdu. "İyi uyudun mu?" kafasını iki yana salladı. "Amına koyduğumun sivrisinekleri. Rahat bırakmadılar." güldüm. "Sivrisinek ilacı sürseydin böyle olmazdı." ofladı. "Haklı çıkıyorsun ya sana gıcık oluyorum." güldüm. "Kahvaltını yapta ayıl. Biz sabah koşumuzu bile yaptık Bal'la." "Bu ne enerji?" güldüm. "Biraz koşup açıl. Hava çok güzel. Geç yatmasaydık sabah kalkıp koşuya çıkardım." "Enerjine hayranım ama uykum var." gözleri kapanıyordu. Bal'a domates verdim. Biz yemeğimizi bitirirken içeri Onat ve Gökhan girmişti. "Günaydın." diyerek yanımıza oturmuşlardı. "Günaydın." "Erkencisiniz?" güldük. "Öğleni geçiyor." "Erken yine. Hava çok güzel. Herkes gölde. Kahvaltıdan sonra gidelim." Mete bana baktı. "Ben belki yine sonradan katılırım size." "Savaş hep böyle mızıkçı mı?" Mete kafasını olumlu anlamda salladı. "Genelde evet." "İtiraz kabul etmiyoruz." "Oyun oynamam lazım. Sonradan katılacağım size. Söz." "Ne oynayacaksın?" "Bilgisayar oyunu." "İnternetin çekeceğini zannetmiyorum. Kasar sürekli." "Kendi taşınabilir modemimi getirdim." Mete'ye döndüler. "Bağımlı falan mı?" olumlu anlamda kafasını salladı. "Oyun oynarken gözü hiçbir şey görmez. Oyun oynarken ölüyorum de, dur şu el bitsin öyle yardım ederim, der." güldüm. "Abartma. AFK yazar ambulans arar geri girerim oyuna." gülerek omzuma vurdu. "Siz gidin. Ama bu sefer havlunuzu falan alın beni uğraştırmayın." "Ağzına sıçtığımın noob*u! Şerefsiz! Senin amına koyayım! Al sana ban! Şerefsiz!" kenarda pusup gelenlere head shot* atmak için dikkatle izledim. 2 kişiye head shot attıktan sonra farenin takılmasıyla aynı şekilde vurularak öldüğümde sinirle fareyi duvara fırlattım. Fare tuzla buz olmuştu. Ofladım. Sinirle kalkıp kırılan farenin üzerinde zıpladım. "Senin gibi farenin amına koyayım!" sinirle bilgisayarın ekranını kapatıp arkamı döndüğümde beni şaşkınca izleyen Mete, Onat ve Gökhan'ı gördüm. Mete normal bakıyordu ama diğerleri korkuyla bakıyordu. "Savaş? İyi misin?" "İyiyim." yatağa oturup onlara baktım. "Akşam yemeğine çağırmak için gelmiştik. Geliyor musun?" "Saat kaç ki?" "8'i çeyrek geçiyor. 8 saattir oyun mu oynuyorsun, yoksa arada mola verdin mi?" gözlerimi ovuşturdum. Mete "Mola vermek ve Savaş? Bu imkansız. Savaş oraya oturur. Oyunu oynar. Yoruldukça sinirlenir en sonunda patlar ve gördüğünüz gibi fareyi kırar ve oyun biter." Mete beni iyi tanıyordu. "Geliyor musun?" kafa sallayıp ayağa kalktım. "Buralarda fare bulacağım bir yer var mı?" "He ilerde teknoloji market var. Oğlum manyak mısın? Buraya en yakın yerleşim yeri 2 saat. Ne faresinden bahsediyorsun?" ofladım. "Ben nasıl oyun oynayacağım?" "Oynamayacaksın. Hem yarından itibaren kamp yarışları başlıyor. Grup ve bireysel yarışmalar. Bayrak yarışı falan. Hiç duymadın mı?" kafamı iki yana salladım. "Hadi gel. Yemekte anlatırım." kalkıp Bal'a mama koyduktan sonra büyük salona doğru ilerledik. Yemek tepsimi tıka basa doldurduktan sonra önden giden Gökhan'ı takip ettik. Kızların masasına oturduğunda ofladım. Neden kurtulamıyordum o kızlardan? Özellikle Mercan'dan. "Afiyet olsun kızlar." sessizce oturdum. Karnım zil çalıyordu. Kimseyi bekleyemezdim. Hızla yemeklerimi yerken daha önce bu kadar güzel içli köfte yediğimi hatırlamıyordum. Tavuk butlarını ve pilavı da birlikte yediğimde geriye kalan çacığı ne zaman yiyeceğimi düşünüyordum. Biraz su içtim. Mete beni dürttü. "Hayvan gibi yemesene." gözlerimi devirdim. "Neden?" "Hayvan gibi yiyorsun çünkü. Biraz yavaş ye. Mide spazmı geçireceksin." ofladım. Biraz hazmetmek için durdum. Cacığı içtikten sonra biraz gerindim. "Mete içli köfteni yiyor musun?" "Yiyorum!" "Ne bağırıyorsun?" "Oğlum biraz az ye. Yavaş ye. Yerken öleceksin." "Bir daha mı geleceğiz dünyaya be! Atın ölümü arpadan olsun." gülerek tabağındaki köfteye uzandım. Elime vurdu. "İyi tamam be. Ne cimrisin ya!" diğerleri bu halimize gülüyordu. Onat içli köftesini uzattı. "Ben sevmem. Al ye." "Ya verme. Hayvan gibi oldu zaten. Yemesin daha." Mete Onat'ın uzattığı köfteye uzanıp almaya çalıştı. Onat gülerek ağzıma uzattı. "Sana ne oğlum? Allah allah. Açlıktan öleyim onu mu istiyorsun?" "Ya sen açlıktan ölür müsün hiç? Sen deve gibi depoluyorsundur yemekleri." güldüm. Onat'ın uzattığı köfteyi alıp ısırdıktan sonra bana gülerek bakan kızlara baktım. Bana bakmalarından rahatsız olarak kafamı eğdim. Alışık değildim böyle şeylere.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD